Rengim Gökmen'den orkestralara eleştiriye cevap

"Yapıcı olmayan, konuyu bilmeden, ülkemizin şartlarına hakim olmadan yapılan eleştirileri üzüntü ile karşıladığımın bilinmesini isterim."


Rengim Gökmen'den orkestralara eleştiriye cevap

İstanbul’da yaz aylarında yapılmakta olan müzik festivallerinin başlangıcı 1961 yılına dayanır. Aydın Gün ve arkadaşlarınca kurulan İstanbul Şehir Operası’nın ardından Aydın Gün, İstanbul Sanat Festivali adlı bir etkinlik düzenledi. Bu etkinlik sadece 2 yıl sürdü. Bu arada Aydın Gün Ankara Operası’nda göreve başlamıştı. Aydın Gün’ün tekrar İstanbul’a gelmesinden sonra, bu düşüncesini yaşama geçirmek için oldukça çaba sarf eti, sonunda Nejat Eczacıbaşı'nın büyük desteğiyle 1973 yılında, İstanbul Festivali adıyla bu etkinlikler başladı ve her yıl artarak gelişti.

Aradan tam 47 yıl geçti. İKSV tarafından her yıl farklı bir tema ile yapılan festival, bu yıl "Var Olmanın Karanlığı, Var Olmanın Aydınlığı" temasıyla düzenlendi. "47. İstanbul Müzik Festivali", 11 Haziran 2019 akşamı, şef Aziz Shokhakimov yönetimindeki Tekfen Filarmoni Orkestrası ile piyanist Seong-Jin Cho sahneye çıktığı açılış konseri ile başladı.

ECZACIBAŞI NE DEDİ?

Lütfi Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı'ndaki açılış konseri öncesinde düzenlenen ödül töreninde İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı şunları söyledi:

‘’Hayatı, müziği, kültürü ve sanatı tüm ayrıntı ve renkleriyle, ruhumuzu zenginleştirecek bir festival sizleri bekliyor. Yıldız solistler, genç yetenekler ve büyük orkestralar festivalde İstanbul izleyicisiyle buluşacak. Şehrin tarihi mekanlarında düzenlenen konserlerin İstanbul'un kültürel zenginliğini göz önüne serecek ve her yaştan müziksevere hitap eden ücretsiz hafta sonu etkinlikleriyle festivalin geniş kitlelere ulaşacak. Kentimizin en köklü klasik müzik etkinliği olan bu festivali, İstanbul Kültür Sanat Vakfı olarak, 1973 yılından bu yana, kesintisiz olarak sürdürüyoruz. İstanbul'un sanat yaşamını zenginleştirmek, dünya kültür birikimine katkıda bulunmak ve gençlere destek olabilmek, her zaman en önemli hedeflerimiz arasında yer alıyor. Verdiğimiz eser siparişleriyle dünya kültür birikimine katkıda bulunmaya devam ediyoruz. Bu yıl da festivalde Zeynep Gedizlioğlu'nun ve Alexander Tchaikovsky'nin yeni eserlerini dinlemek için sabırsızlanıyoruz. Gençlerimizin kültür yaşamına katılımlarını arttırmak için tüm konservatuvar öğrencilerimizi etkinliklerimize ücretsiz olarak izleme olanağı veriyoruz. Aydın Gün Teşvik Ödülü ile genç sanatçılarımızı destekliyoruz.
Vakfımızın ve festivalimizin ellinci yılına yaklaşırken, geçmiş başarılarımız bize gurur, geleceğe dair hedef ve hayallerimizse bize umut ve heyecan veriyor. Tüm bunları mümkün kılan siz izleyicilerimize, sanatçılarımıza ve destekçilerimize gönülden teşekkür ediyorum. 47. İstanbul Müzik Festivali'nin gerçekleştirilmesine katkıda bulunan tüm kurum ve kuruluşlara, katkıları için Türkiye Cumhuriyeti Kültür ve Turizm Bakanlığına ve festivale verdiği değer ve destek için festival sponsorumuz ECA Presdöküm Sanayi AŞ'ye de içten teşekkürlerimizi sunuyorum."

GAYE AKÇEN'İN KONUŞMASI

Festival sponsoru E.C.A Presdöküm Sanayii A.Ş. adına teşekkür plaketini alan Elginkan Topluluğu İcra Meclisi Başkanı ve E.C.A. Presdöküm Sanayii A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Gaye Akçen konuşmasında şunları söyledi:

"Elginkan Topluluğu olarak, kültürel faaliyetlere ve eğitime verdiğimiz güçlü destekle, tam 68 yıldır var olmayı sürdürüyoruz. Ulu Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk'ün 14 Ekim 1925 tarihinde İzmir Kız Öğretmen Okulu'nda söylediği gibi, "Müzik, yaşamın bir parçası değil kendisidir. Çünkü ‘Hayat Müziktir.' Müzik ile alakası olan tek varlık, insandır. Müziksiz bir hayat da zaten mevcut değildir. Müzik hayatın neşesi, ruhu, sevinci ve her şeyidir. Sanatla, sanatçıyla ve sanatseverlerle bir arada olmak, güzelliklere yer açmak, sanatın gelişimini desteklemek temel ilkelerimiz arasında… Bu ilkelerimiz doğrultusunda, İstanbul Müzik Festivali'nin sponsorluğunu 4. kez üstleniyor olmaktan büyük mutluluk duyuyoruz."

Aydın Gün Teşvik Ödülü 10. Uluslararası Hamamatsu Yarışması birincisi, genç piyanist ve Andante yazarı Can Çakmur'a verildi. İKSV'nin kültür ve sanat üretimini desteklemek ve geleceğin sanatçılarının yetişmesine katkıda bulunmak amacıyla 2012 yılından itibaren, klasik müzik alanında gelecek vadeden genç müzisyenlere verdiği 15 bin TL değerindeki Aydın Gün Teşvik Ödülü'nün 2018 yılının sahibi 22 yaşındaki piyanist Can Çakmur oldu. Can Çakmur'a ödülü 47. İstanbul Müzik Festivali açılış töreninde İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı tarafından verildi.

RENGİM GÖKMEN'İN ÖNEMLİ KONUŞMASI

Daha sonra sponsor firmalar ile destek veren kurumların yöneticilerine teşekkür plaketleri verildi. Sıra bu yılın Onur Ödülü sahibini açıklaya gelmişti. Açıklamaya, biyografisinin okunmasıyla başlandı ve sahneye ödülünü almak üzere eski DOBGM’lerinden, CSO şef ve Sanat Yönetmeni, öğretim üyesi, Devlet Sanatçısı, Prof. Rengim Gökmen davet edildi. Gökmen’e ödülü Bülent Eczacıbaşı tarafından verildi. Söz alan Gökmen konuşmasında şu görüşlere yer verdi:

‘’ Bu ödülün benim için çok farklı bir değeri var. Özellikle ülkemizin en önde gelen sanat oluşumlarından olan İKSV’den bu ödülü almaktan çok büyük onur ve mutluluk duydum. Ayrıca bu ödülün takdirini şahsıma yapan kurulun sanatçılardan oluşması benim için ayrı bir gurur kaynağı. Ülkemizde sanatın pek takdir edilmediği yapılan çalışmaların çabuk unutulduğu bir gerçektir.

Sanıyorum, sanatçıların çok gelişmiş egolarının altında, her şeyi en iyi kendilerinin bildiğini, kendilerinin yaptığını sanmalarında, bu yeterince takdir edilmeyecekleri, unutulacakları korkusu var herhalde.

Kendini hiç hatırlatma çabasına girmeden bu hatırlanış, bu takdir, mutluluğumu bir kat daha arttırdı. Bu ödülde hem sanatçı kişiliğimin hem de yönetici olarak yapmış olduğum, çalışmalarımın rolü olduğunu düşünüyorum. Bu her iki alanda tek başına yapılabilecek çalışmalar değil, bir ekip ve kadro çalışması. Bu bağlamda, yöneticilik dönemimde, çok donanımlı, birikimli ve özverili çalışkan birlikte çalıştığımız arkadaşlarım oldu. Onlara çok şey borçluyum. Öte yandan orkestra şefiliği de yalnız başına hiçbir şey ifade etmeyen bir meslek dalıdır. Şanslıydım, başarılı müzisyenlerle çalıştım. Özellikle CSO çocukluk yıllarımdan beri benim için bir okul oldu. Bunun değeri benim için paha biçilmezdir. Başarımda tüm orkestralardaki arkadaşlarımın da payı olduğunu düşünüyor, onlara da teşekkür ediyorum.

Ülkemizde bugün varlıklarından gurur duyduğumuz müzik ve sahne sanatları adına ne varsa tüm özel orkestralar ne tür yapılanmalar içinde olurlarsa olsunlar, ister özel ister yerel bu orkestraların temelleri Devlet senfoni orkestralarına bağlıdır. Devlet senfoni orkestralarını Devletin sanat kurumlarını eleştirmek, bu kurumlar ile ilgili derinlemesine bilgi sahibi olmadan fikir beyan etmek biraz moda oldu. Ancak bu eleştirilerin olumlu ve yapıcı olması gerekir. Yapıcı olmayan, konuyu bilmeden, ülkemizin şartlarına hakim olmadan yapılan eleştirileri üzüntü ile karşıladığımın bilinmesini isterim. “Memur sanatçı” ifadesi son derece haksız bir algılamaya yol açmaktadır. Sanatçının, sanatını korkmadan, güvence altında, çekincesiz icra edebilmesinin ön koşulu, devletin bu sanat dallarına sahip çıkması kol kanat germesidir. Devletin sanat kurumlarına olan desteğinin önemini burada bir kez daha vurgulamak istiyorum.

Sanat yaşamımı şekillendiren ona hayat veren üç önemli insandan söz etmeden geçemeyeceğim. Bunlardan birincisi, ülkemizin çok sesli müzik yaşamının belki de en önemli siması büyük insan Ahmet Adnan Saygun’dur. İkinci kişi, önceki yıl burada kendisine sunulan onur ödülünü emaneten aldığım besteciliğin efsane hocalarından İlhan Baran. Üçüncü kişi de annemin kaybından sonra da bana ikinci bir anne gibi yaklaşan ünlü piyano pedagogu hocam Nimet Karatekin’dir.

Son olarak çok önemli iki simadan bahsetmek istiyorum. Bunlardan birincisini bu salonda bulunan herkesin tanıdığı, herkesi etkilemiş, benim de yaşamının son dört yılında kendisini çok yakından tanımış olduğum, İstanbul’un çok daha farklı bir kent olmasını sağlayan, İstanbul’un gerçek anlamda bir kültür kenti olmasında büyük emeği geçen bu konuda belki de birçok belediye başkanından daha önemli işler yapmış olan Nejat Eczacıbaşı. Kendisiyle birlikte çalıştığım dönem, neredeyse kendisinin yanında bir üniversite daha okumuştum. Diğeri de, ben henüz çok genç kendisini kanıtlamamış bir orkestra şefi iken, İstanbul Festivali’nde, Topkapı Sarayı’nda, o yıllarda efsane olan Mozart’ın Saraydan Kız Kaçırma operası orkestra şefliğini bana layık gören, Türk operasının unutulmaz siması Ankara ve İstanbul Operalarının kurucusu çok değerli sanatçı Aydın Gün’dür. Onlar eğitim sistemimizde gitgide önemini yitiren müzik sanatını toplumsal yaşantımızın bir parçası haline dönüştürmek yolunda büyük mücadele vermiş insanlardı. Anıları önünde saygı ile eğiliyorum.

Son olarak da şunu söylemek istiyorum: Eğer bu ödüle aday olduğumu önceden bilseydim veya kendi inisiyatifim ile aday olmam söz konusu olsaydı çekinirdim, aday olmazdım diye düşünüyorum. Asla layık olmadığımı düşündüğümden değil, bu ödülün omuzlarıma yüklediği yükten çekinirdim sanıyorum.

Ama şimdi bana, bu ödüle layık olmak ve onu onurla taşıyabilmek kalıyor. Beni bu ödüle Layık görenlere bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum.’’

Ödül töreninden sonra konsere geçildi. Konserin ilk eseri için orkestra şefi Aziz Shokhakimov yönetimindeki Tekfen Filarmoni Orkestrası ile piyanist Seong-Jin Cho sahnedeki yerlerini aldı ve Beethoven’in gençlik dönemi eseri, sonat formunun egemen olduğu, piyanolu senfoni diye de nitelendirilen, Op.15 1 numaralı Do Majör Piyano konçertosu idi. Aslında bestecinin ikinci olmasına karşın, sıralamada birinci sırada olan bu konçerto ilk kez 1800’de seslendirilmiş bir Viyana klasiği olarak Haydn etkisindedir. Üç bölümlü konçertoyu piyanist Seong-Jin Cho solist olarak, olağanüstü yetenek ve doğal müzikalitesi ile bu yorumuyla büyük başarılar kazandı. Piyanonun tuşlarına dokunuşları ile tam bir virtüoz tınılarını kulaklarımıza ulaştırdı.

17. Frederyk Chopin Piyano Yarışması’nda birincilik almış olan 1994 doğumlu piyanist, gerçekten de kendisine yakıştırılmış olan dâhi tanımına uygun bir yorumla, başarılı bir şekilde konserini tamamladı. Alkışlar kesilmeyince, yine bir Beethoven ile alkışlara karşılık verdi.

Aradan sonra bu kez Macar besteci Franz Liszt’in S. 97 3 numaralı ‘’Prelüdler’’ başlıklı senfonik şiiri vardı.

Liszt, bu dönemde Almanya Weimar’da sarayda kappelmeister (müzik, orkestra şefliği) yapmakta, eşinden ayrılmış, Kiev’de tanışmış olduğu; ruh, duygu ve akıl simgesi olarak kabul ettiği Prenses Carolyn Sayn-Wittgenstein ile yaşamakta iken yazmış olduğu 13 senfonik şiirlin hepsini ona adamış olup, bunlardan biridir. Bu senfonik şiir, Fransız şair Alphonse de Lamartine’nin ‘’Les Préludes’’ adlı şiiri üzerine esinli olduğu için aynı adı almıştır. Buradaki temada ‘’Hayatımız, ilk ve önemli notası ölüm olan, bilinmez bir şarkının prelüdler dizisi değil mi?’’ temalarının yer aldığı, leitmotive esasına dayalı bir müzik parçasıdır. Tüm Dünya konser salonlarının vaz geçilmez eserlerinden olan bu prelüdü, şef Aziz Shokhakimov yönetimindeki Tekfen Filarmoni Orkestrası’nda güzel bir yorumla dinledik. Salonu dolduran tüm seyirciler uzun süren alkışlarla şef ve orkestranın yorumundan memnuniyetlerini belirtmiş oldular.

1973 yılından beri sanat çalışmalarını kesintisiz sürdüren İKSV, İstanbul’un ve ülkemizin en köklü klasik müzik etkinliklerinden biri. Festival, üstlenmiş olduğu İstanbul’un sanat yaşamını zenginleştirmek, Dünya kültür birikimine katkıda bulunmak ve gençlere destek olmak gibi önemli görevleri başarı ile gerçekleştirmektedir. Bununla birlikte vermiş olduğu onur ödülleri de çok önemlidir. Bu yılkı Onur Ödülü’nü gecikmiş bir ödül olarak almış olan Devlet Sanatçısı Prof. Rengim Gökmen, bu ödülü fazlasıyla hak etmiş, kendi ifadesiyle, ödül kendisine bazı sorumluluklar da getirmiştir. Sayın Gökmen’i ve ona bu ödülü layık gören jüri ile İKSV yönetimini yürekten kutluyorum. Tebrikler sayın Gökmen, jüri ve İKSV.

İKSV Müzik etkinlikleri 30 Haziran’a kadar devam edecek. İstanbulluları festivallerine sahip çıkmaya davet ediyorum.

İSMAİL HAKKI AKSU

14 Haziran 2019, İstanbul