Kadınlar Günü'nde iki başarılı kadın müzisyen


Bazı eleştirilerin geç de olsa dikkate alınması, insanın gururunu okşuyor. Geçmişte “Belirli günlere özgü konserlerde öz-biçim ilişkisi dikkate alınmalı, üzerine Kadınlar Günü Konseri yazıp, erkek solist ve şefle sahneye çıkılmamalı” diye birkaç kez yazdık. Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası son yıllarda bu öz-biçim ilişkisini dikkate almaya başladı. 7 Mart 2019 akşamı CSO'nun konserinde bu yönden bir uyum vardı. Şef Ukraynalı Natalia Ponomarchuk, solist ise hep birlikte iftihar etmemiz gereken yeteneklerimizden Elif Ece Cansever'di.

Elif'i ilk kez sahnede gördüğümde herhalde 10 yaş civarındaydı, bir 23 Nisan konserinde Bilkent Senfoni Orkestrası ile çalmaya hak kazanan çocuklar arasındaydı. Annesinin 5 yaşında kemana başlattığı Elif'i 6 yaşından itibaren Bilkent'te hocası Rasim Bağırov özenle yetiştirmeye çalıştı ve Elif kısa sürede kendini göstermeye başladı. Bilkent Müzik Lisesi'ni bitirdi ve şimdi Londra Kraliyet Koleji'nde iyi pedagog Lutsiga İbragimova'nın lisans öğrencisi. 2000 doğumlu, daha rüştünü yeni ispat etti. Ama bu süre içinde pek çok orkestrayla solist olarak sahneye çıktı, AGSO'nun başkemancılığını yaptı. Şimdi Londra'da da okul orkestrasının başkemancılığına seçildi.

En son, iki yıl kadar önce Elif'i Rengim Gökmen yönetimindeki BSO eşliğinde Sibelius Konçerto seslendirirken dinlemiş ve kendi kendime “Bu kız hep yaşının önünde mi gidecek?” diye sormuştum. Ertesi yıl Orkestra Akademik Başkent'le Beethoven'in Keman Konçertosu'nu seslendirdi. Bu kez, CSO için Edouard Lalo'nun (1823-1892), virtüoz kemancıların gözdelerinden İspanyol Senfoni'sini hazırlamıştı.

İspanyol asıllı besteci ve kemancı Lalo, 19. yüzyıl Fransız müziğinin tanınmış, sevilen temsilcilerinden biridir. Kökeninin geleneksel müziğinden aldığı etkileri, döneminin Avrupa tarzlarıyla birleştirerek kendine özgü bir müzik dili yaratmıştır. Baleler, şarkılar, piyano ve orkestra eserleri bestelemiştir. Lalo’nun eserleri zengin, zarif ezgileri ve halk müziğine yakınlığıyla seçkinleşir. İspanyol Senfonisi, bestecinin Re minör tonalitede, ünlü İspanyol kemancı Pablo de Sarasate’ye ithaf ettiği, beş bölümden oluşan bir eserdir, ancak üçüncü bölüm “İntermezzo” genellikle çalınmaz. Ama Elif eseri tüm bölümleriyle seslendirdi, işin kolayına kaçmadı.

Adından da anlaşılacağı üzere, zengin orkestrasyonu ve senfonik özelliğinin solo keman kadar güçlü olması nedeniyle bestecinin konçerto yerine senfoni adını verdiği eseri, şef Natalia Ponomarchuk (d. 1969) iyi özümsemiş, orkestrayı eşliğe iyi hazırlamıştı. Elif, okulunun verdiği İngiliz luthiye Benjamin Banks'ın (1727–1795)  elinden çıkma eski kemanın Londra'dan Ankara'ya gelince çıkardığı sorun nedeniyle sanki biraz huzursuzdu. Ama açılışta ana temayı çalmaya başlamasıyla birlikte yoğunlaşarak eser boyunca iyi bir seslendirme çıkardı. Dinleyicinin her bölüm arasında alkışlamasından etkilendi mi, bilemem. Yoğun alkışlar karşısında Elif, Bach keman sonatlarından bir bölüm çalarak, duyarlı icrasını bir kez daha gösterdi.

Elif Ece Cansever'in yolu açık. Çocukluğundan beri hep ağırbaşlı, sâkin, şımarmayan bir görüntü veren genç yetenek, inanıyorum ki, lisans eğitimi boyunca hızla ilerleyerek çok daha üst bir düzeye ulaşacak. Hele, daha iyi ve kaliteli bir kemana sahip olursa, çok daha iyi sonuçlar alacak.

Konserin ikinci yarısında bu kez Macar besteci Bela Bartok'un(1881-1945) Rus kontrabascı ve besteci Sergei Kussevitzki'nin isteği üzerine 1943'de yazdığı Orkestra İçin Konçerto vardı. Bestecinin 55 günde yazdığı ve 1944'de Boston'da ilk kez seslendirilen bu eserde, orkestranın tüm üflemeli ve vurmalı grupları solist özelliği taşıyordu. Bartok'un bizim müzik tarihimizde özel bir yeri vardır. 1936’da ülkemize davet edilerek Ahmed Adnan Saygun, Necil Kazım Akses ve Ulvi Cemal Erkin ile birlikte Adana bölgesinde Toros köylerinde 90 türküyü derlemiş, özgün sesleri kayda almıştı. Türkiye'de kalmayı da istemişti ama bunun olamayacağını anlayınca Amerika'ya göçmüş, bu eseri de orada yazmıştı. Nitekim, özellikle eserin ikinci bölümünde trompetlerin serimlediği ezgilerde bir Anadolu havası sezinlenir.

Ponomarchuk, baged kullanmayan, iki eli ve parmaklarının yanı sıra, bazı atakları da başı ve mimikleriyle, hâtta gövdesiyle veren bir şef. Giyimi ve saçıyla biraz erkeksi görünümlü ve hayli zayıf olmasına rağmen büyük enerjisi var. Belli ki, yöneteceği eseri çok iyi analiz ediyor, iyi öğreniyor ve donanımlı biçimde şef kürsüsüne çıkıyor. Yâni olması gerekeni yapıyor.

Bartok'un zor ve büyük dikkat isteyen eserinde, orkestrayı avucunun içinde sağlamca tuttu ve ortaya içtenlikle alkışlanacak bir sonuç çıktı. Sonuçtan kendisinin de memnun olduğunu, defalarca konzertmeister Jülide Yalçın ile ön rahlelerdeki müzisyenlere “Bravo” demesinden anladık. Önce tahta üflemeli grupları, ardından bakır üflemeli grupları kaldırarak dinleyiciye alkışlattı. Ponomarchuk'u, 17 Nisan'da 36. Uluslararası Ankara Müzik Festivali'nde kendi kurduğu Kiev Oda Orkestrası'nı yönetirken izleme şansına sahip olacağız.

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

8 Mart 2019, Ankara