BSO'da bu sezon İdil Biret ve Gürer Aykal niye yok?


Bilkent Senfoni Orkestrası'nı Gazi Konser Salonu'nda Azerbaycanlı şef Rauf Abdullayev yönetiminde verdikleri ilk konserden bu yana, 21 yıldır izliyorum. Kurulduğu dönemde adında “akademik” sözcüğü de yer alıyordu, çünkü orkestra üyelerinin tamamına yakını aynı zamanda Bilkent MSSF'nde ders veriyorlardı. İlk 20 yıl, orkestra MSSF'ne bağlı bir birimdi. Son söz sahibi mütevelli heyet başkanı rahmetli Hocabey olmakla birlikte, tek yönetici dekan Ersin Onay'dı. Sovyetler yeni dağılmıştı ve rahmetli başkemancı Server Ganiyev'in büyük gayretleri ve kılavuzluğunda, Onay tarafından Türkî cumhuriyetler ve Rusya'dan derlenen müzisyenler, orkestra ve eğitimin itici gücüydü.

MSSF'nde yaklaşık 8 yıl süren Onay döneminden sonra, hayli kısa Erol Erdinç dönemi, sonrasında da 10 yıllık Işın Metin dönemi yaşandı. Bu arada orkestranın adındaki “akademik” nitelendirmesi de kaldırıldı çünkü artık kadronun tamamı öğreticilik yapmıyordu. Kuruluşdaki çekirdek kadro devam etmekle birlikte, Türk sanatçılar, Bilkent'ten yetişenler de orkestrada görev alıyorlardı. Zaten Işın Metin de, Bilkent MSSF'nin kompozisyon bölümü mezunuydu.

Kuruluştan itibaren Jean Fournet (1913-2008), Carl Anton Rickenbacher (1940-2014), Emil Tabakov (d.1947), Klauss Weise (d.1942) gibi önemli bagetler, genel müzik yönetmenliği ve daimi şeflik yaptı. Tabakov ve Weise'nin genel müzik yönetmenliği dönemlerinde, dekan vekili Işın Metin sanat yönetmenliğini üstlendi. Weise'nin beyin kanaması geçirip çalışamaz duruma gelmesinden sonra da, sanat yönetmenliğinin yanı sıra orkestranın daimi şefliğini yaptı.

Geçtiğimiz ilkbaharda Işın Metin'in dekan vekilliği, sanat yönetmenliği, daimi şeflik ve tüm öteki yönetsel görevlerinden ayrılmasıyla, sistemde de bir değişikliği gidildi. MSSF yönetimi ile orkestranın yönetimi ayrıldı. Rektörlüğe bağlanan Orkestranın bu sezon daimi bir şefi ve sanat-müzik yönetmeni yok. Önce 5 kişilik bir komite oluşturuldu ama öteki üyeler neredeyse daha çalışmalar başlamadan vazgeçince tek başına kalan BSO'nun 1. klarnetçisi Nusret İspir “Program Sorumlusu” olarak görevlendirildi. İspir, sezon içinde Işın Metin tarafından kesinleştirilmiş bazı solist-şef anlaşmalarını da kullanarak 2014-15 sezonunun programını hazırlayıp, Rektör Prof. Dr. Abdullah Atalar'ın onayını aldı. Orkestra Müdürü olarak görev yapan kontrabas sanatçısı Burak Noyan da görevden alınarak yerine eski müdür Aydın Mecid getirildi.

Tüm bu anımsatmaları, yeni sezon programının hangi birikim üzerine inşa edilmiş bulunulduğu anlaşılsın diye yazdım. Şimdi gelelim yeni sezonla ilgili saptamalara...

Sadece yıllık programın değil, oda müziği-resital programlarıyla, düzenlenecek ustalık sınıflarının da önceden belirlenip, anlaşmalarının yapılıp tarihlerinin açıklanması olumlu... Böylece dinleyici, takvimini önüne açıp kendi yıllık planlamasını yapabilir. Öğrenciler de katılmak istedikleri ustalık sınıfları açısından planlamalarını rahatlıkla yapabilirler.

BSO'nun web sitesi de yenilendi. Bilgi içeriği bakımından orkestrayla ve sorumlularla ilgili açık ve ayrıntılı bilgi bulmak mümkün. Grafik anlayış ve arayüzler bakımından ünlü ve büyük orkestraların web siteleriyle boy ölçüşebilir bir yapılanması var. Ama içerikte bazı eksikler göze çarpıyor. Örneğin Orkestra tarihçesi verilirken, 21 yılda kimlerin genel müzik yönetmenliği-daimi şeflik görevlerinde bulunduğuna hiç değinilmemiş, sadece genel olarak gelip geçen şef ve solistlerden bir seçme sunulmasıyla yetinilmiş. Acaba işin içine duygular mı karıştı? Örneğin iki dönem genel müzik yönetmenliği yapan Rickenbacher, “çok disiplin meraklısı” olduğu ve Alman karakteri fazlaca öne çıktığı için pek sevilmemiş, hatta “Dikenbaher” gibi bir isim de takılmıştı!

Orkestraları birbirinden farklı kılan, tarihçelerine olumlu katkı getiren etkinlikler, kısaca “prömiyer” dediğimiz ilkseslendirmelerdir. Bilkent'in bu sezonki programına baktığımızda, herhangi bir dünya ilkseslendirmesi bulunmadığını görüyoruz. Bu biraz da, Türk bestecilerinin ihmal edilmiş olmasından kaynaklanıyor. Ama bir Türkiye prömiyeri var. Bilkent'ten yetişme besteci Füsun Köksal'ın oda orkestrası için 2007'de yazdığı ve dünya prömiyeri 2008'de Fransa'da yapılmış, aynı yıl bir kez de ABD'de çalınmış olan “ Imaginary Spaces for chamber orchestra” başlıklı yapıtı ülkemizde ilk kez seslendirilecek.

Programda iki tane “Ankara prömiyeri” bulunuyor. Fazıl Say'ın, dünya prömiyeri Almanya'da Işın Metin yönetiminde BSO eşliğinde Schweslig-Hollstein Festivali'nde Sabine Meyer tarafından 2011'de yapılan, daha sonra İstanbul'da Ecesu Sertesen tarafından çalınan Klarnet Konçertosu, Ankara'da ilk kez Nusret İspir tarafından seslendirilecek. Diğeri Zeynep Gedizlioğlu'nun “Kayıp Sessizliğin Anısına Rağmen” başlıklı, Borusan'ın dünya prömiyerini 2013'te yaptığı orkestra eseri.

BSO programında, Türkiye ve Ankara “ilkseslendirme” notları düşülmemiş. Eğer yanılmıyorsam, 21 yıllık repertuara eklenen iki eser Füsun Köksal ile Zeynep Gedizlioğlu'nunkiler... Diğerleri değişik yıllarda, değişik solistlerle, şeflerle yapılmış, çalınmış eserler. Ama aralarında yapılmayalı hayli zaman geçmiş, büyük orkestra eserleri var ki, bunların belli aralıklarla seslendirilmesi uluslararası orkestra ritüelinin gereği...

Repertuar geliştirme anlamında, Türk bestecilere daha fazla yer vermek, onların çalınmamış eserlerini araştırmak ve üzerlerine eğilmekte yarar var. Bu sezon, iki genç kadın bestecimizin yanısıra, sadece Erkin 1. Senfoni var Türk eseri olarak...

Programda anıtsal piyanist İdil Biret ve şef Gürer Aykal'ın adları görünmüyor. Oysa bu iki isim Bilkent'in “mütemmim cüz”ü, yâni ayrılmaz parçası gibiydi. Programda olmayışlarını “tarihler uyuşmadı” gibi yüzeysel bir açıklamayla geçiştirmek mümkündür. Ancak, Orkestranın yönetim sistemindeki değişimin geçiş sürecinde, ilişki kurulması, söylem ve ritüel değişiminin getirdiği, sonraki sezona aşılması mümkün küçük bazı sorunlar doğduğu anlaşılıyor.

Program hazırlanırken belirli günler bağlamında “öz-biçim ilişkisi”nin yeterince gözetilmediği görülüyor. Bu saptamayı Cumhuriyet ve Atatürk'ü anma konserleri için yapıyoruz. Dünya Kadınlar Günü, Çocuk ve Gençlik konserlerinde ise öz – biçim endişesinin kısmen duyulduğunu ve buna göre sanatçı ve eser seçildiğini görüyoruz. Özellikle Kadınlar Günü konseri tam isabet, şef ve solist kadın, programda da Türk kadın bestecinin eseri yer alıyor.

BSO'da Ankara'daki öteki müzik kurumlarına yönelik bir “açılım” da gözleniyor. Devlet Çoksesli Korosu dışındaki korolarla işbirliğinin gelişeceğinin izleri programa yansıyor. Hacettepe'nin koro hoca ve şefleri Çiğdem Aytepe ile Atilla Çağdaş Değer'in oluşturduğu değişik koroların bu yıl BSO seslendirmelerinde görev alacağını görüyoruz. Aynı şekilde MSSF içindeki tiyatro bölümüyle de yeni işbirliklerinin geliştirileceğinin işaretleri bulunuyor. Bu açılıma Bilkent ilköğretimdeki çocuklardan oluşacak koro da dahil.

Peki, CSO'nun yıllarca pek sevdiği “şefsiz yönetim” anlayışı mı BSO'da devam edecek, yoksa sonraki sezon için bir şefle anlaşılacak mı? Program Sorumlusu Nusret İspir'den aldığım bilgi, sezon sonunda gelen yabancı şefleri değerlendirmelerinin orkestradan isteneceği ve ortaya çıkacak tercihlere göre müzik yönetmenliği için teklif götürüleceği yönünde.

Sonsöz: BSO üzerine titrenilmesi gereken, Türkiye'nin yüzünü ağartan sanat kurumlarımızdan biri. Bu yazı da ne bir “yergi”, ne de bir “övgü”dür. Sadece bazı anımsatmaları ve yapıcı olduğunu düşündüğüm saptamaları içermektedir. Kimse yanlış anlamasın, kimse üzerine alınmasın!