Deszö Ranki’den Atatürk’e iki Mozart konçerto...


Atatürk’ü anma haftasına denk geldiği için başlığı “Ranki Atatürk için çalıyor” konulan, Bilkent Senfoni Orkestrası’nın 7 Kasım konserinde Macaristan’dan yetişen iyi piyanistler arasında seçkin bir yere sahip Deszö Ranki’yi (d.1951) dinledik.

Ranki’nin programı, dinleyici açısından öğretici özellikler taşıyordu. Mozart’ın 14 ve 23 No’lu piyano konçertolarını peşpeşe çaldı. Böylece dinleyiciye bestecinin kendi içindeki gelişimini, iki yıl arayla tamamlamış olduğu konçertolar arasındaki farkı sergilemiş oldu. Mi bemol Majör 14 No’lu konçerto daha çok Haydn çizgisinin zenginleştirilmişidir. La majör 23 No’lu konçerto Mozart’ın kendi müzikal üslubunu oturttuğu, orkestral eşliğin daha geniş olduğu bir yapıdadır. Buradaki orkestral yapı, sanki Beethoven’in habercisi gibidir. Nitekim 14’de iki kornonun yanında iki obua varken, 23’de iki kornonun yanına iki klarnet, iki fagot, iki trompet ve flüt eklenmiş, Mozart burada obua kullanmamıştır.

Deszö Ranki’yi Ankara’da dinlemek önemli bir fırsattı. Olgunluk çağını yaşayan, uluslararası alanda fazla reklamı bulunmamakla birlikte iyi orkestra ve şeflerle çalışmış, ülkesinde sayısız ödül verilmiş bu önemli piyanist , özellikle 23. Konçertoda, Mozart tınısını modern piyanonun olanaklarını iyi kullanarak kulaklarımıza ulaştırdı. Çok alkışlandı, iki konçertonun üstüne kısa bir Mozart parçasıyla dinleyiciyi ödüllendirdi.

Müzik yaşamının büyük bölümünü İngiltere’de geçiren Avustralyalı şef Matthew Coorey (d.1973) iki konçertoda da deneyimli BSO kadrosuyla iyi bir eşlik çıkardı. Coorey, müziğe korno öğrenip çalarak başlamış, daha sonra İngilizlerin destekledikleri yarışmalarda yabancı gençlere ödül olarak belirli dönemlerde öğrenim hakkı sunduğu  Royal Northern College of Music'te şeflik öğrenmeye başlamış, kısa sürede kendini bu alanda geliştirmiş bir müzik insanı. Bence, özgeçmişindeki en önemli ögelerden biri, efsanevi Fin şef ve pedagog Jorma Panula'yla çalışmış olması.

Geçtiğimiz hafta bizim bestecilerimizin çağdaş yazı tarzıyla ortaya koydukları Çanakkale konserinde tam bir fikir edinememiştim. Ama bu hafta Mozart ve Brahms yorumlarında, Panula öğrencisi olmanın hakkını verdiğini gördük.

14. Konçertoda kornoculuktan gelme dürtüyle, çok temiz üfleyen Laszlo Gyarmati’yle Güloya Altay’ı kaldırarak ödüllendirdi. 23. Konçertoda ise gene bu iki isimle birlikte, obua solisti Selçuk Akyol ve klarnet solisti Nusret İspir’i selama kaldırdı. Doğrusu flüt solisti Albena Sezer’i niye aynı kategoriye sokmadı anlamadım, çünkü çok başarılıydı.

BSO’nun başkemancı sandalyesinde bu hafta,kaliteli bir kemancı olan, İstanbul’da yerleşik Amerikalı Ellen Jewett oturuyordu. Aslında patlama nedeniyle iptal edilen açılış konseriyle başlayacaktı. Jewett’in başkemancılığı devamlılık arzetmeyecek ama sanırım kendisini sezon sonuna kadar bazı konserlerde bu pozisyonda göreceğiz. Jewett, konserin ikinci yarısında Brahms 1. Senfoni’deki keman sololarında kalitesini gösterdi.

Brahms’ın uzun süre mayalayıp büyük özenle yazdığı bu yoğun dokulu senfoninin seslendirilmesi, özellikle bakır ve tahta üflemeli grupların gerek sololarda,gerek unison çaldıkları bölümlerdeki olumlu katkılarıyla başarılı oldu. Şef Coorey, üflemeli grupları ayrı ayrı selama kaldırarak teşekkür etti, bu arada timpanist Aydın Mecid’i de ihmal etmedi. Keman sololardaki kalitesinden ötürü Ellen Jewett’i de özenle selamladı.

BSO, bu konserle salonu dolduran devamlı dinleyicisine de yeniden kavuştu. Patlama, seçim geride kalınca, dinleyici de alışkanlıklarına geri dönmeye başladı.

Fotoğraflar: Şefik Kahramankaptan