Emirhan Tuğa ve virtüoz klarnet icrası


 

Çalışkanlığı, yıllardır Hollanda'da yaşamasına karşın memleketine bağlılığı ve enstrümanındaki virtüoz icracılığı ile takdir ettiğim bir klarnet solisti olan Emirhan Tuğa (d.1970) birkaç gündür Ankara'daydı. 29 Şubat gecesi Türkiye Filarmoni Derneği konserli çerçevesinde CSO sahnesine, genç piyanist Edzo Bos'la birlikte çıktı.

Tuğa uzun süredir hazırlamak için emek verdiği, araştırma yaparak oluşturduğu, siparişle eser de yazdırdığı Türk bestecilerinin özgün klarnet yapıtlarından oluşan projeyi, Amsterdam'da iki kez seslendirip beğeni almıştı.

Tuğa'nın bence önemli özelliklerinden biri, çok yönlü oluşudur. Folkrolik, makamsal işlere de sıcak bakar, yeni müziğe ve avangard işlere de. Türk bestecilerinin klarnet-piyano ikilisi için yazılmış eseri fazla değildir. Bunlar arasından seçimi de gene çok yönlülüğü doğrultusunda yapmıştı.

İlk eser Almanya'da yaşayan tromboncu, piyanist ve şef bestecimiz Betin Güneş'in (d.1957) adından da anlaşılacağı üzere, halk müziği ögelerini yoğurduğu “Türkische Fantasie”ydi. Ardından Adnan Saygun'un ( (1907-1991) “Horon'u geldi. Evrim Demirel'in (d.1977) yeni müzik örneği “Molto Reflexivo”sunu Necil Kâzım Akses'in (1908-1999) “Allegro Feroce'si izledi. Sırada “Türkiye prömiyeri” olarak, Hollanda'da yaşayan bestecimiz Meliha Doğuduyal'ın (d.1959) “Longing-Hasret” başlığını verdiği bestesi vardı. İlk yarı İlhan Usmanbaş'ın (d.1921) “Üç Sonatine” başlıklı eseriyle sona erdi.

DOĞUDUYAL'DAN ESKİ KAVRAMA ÇAĞDAŞ YORUM

İlk yarıda merakla beklediğim Meliha Doğuduyal'ın eseriydi. “Hasret” gibi hâyli alaturka sayılacak bir kavramı bakalım bu önemli kadın bestecimiz nasıl işlemişti?

Yeni müzik adına yazılan pek çok deneysel, tek seslendirmeyle kalmış iş vardır. Bunlar genellikle dinleyiciyi dışında tutan türdendir. Doğuduyal ise çağdaş bir müziğin dinleyiciyi nasıl içine de çekebileceğini gösteren bir örnek yaratmıştı. Bestecinin “somut” bir programı yoktu ama müziğinin giriş ve bitişinden ben bir program çıkardım. “Hasret” kavramını insanların birbirine duyduğu özlem bağlamında ele aldığımızda, işin içine “yolculuk” da karışır. klarnetin giriş ve bitiş ezgisi, eskiden trenlerin istasyondan hareket etmek üzere çaldıkları iki düdüğü anımsatıyordu. Giriş ve bitiş arasında ise, âdeta bu tren tünellerden geçiyor, ovaları aşıp dağlara tırmanıyordu. Derinlikli, sürprizlerin de yaşandığı bir müzik yazan Doğuduyal ayrıca solistin çalgısının değişik olanaklarını göstermesini sağlayacak bir yazı geliştirmiş, karşıtlıkları da parçasının içine ustalıkla yerleştirmişti.

Acaba kendisi nasıl tanımlıyordu eserini ve yeni yansıtmak istemişti? Yazıp sordum kendisine. Aldığım iki cümlelik yanıt aynen şöyle:

Bu; herhangi bir yerde ve zamanda ‘has’ ve ‘öz’ olanı bulmaya, hasreti çekilen özlemeye değer şeyleri – ne varsa ve kaldıysa-, o hissi yaşamaya duyulan bir hasret. Bu hasretin zamanı ve mekânı yok."

USMANBAŞ'IN ESKİMEYEN YENİLİĞİ

İkinci kuşak bestecilerimizden İlhan Usmanbaş, 20. yüzyıl yeni müzik akımlarını derinlemesine incelemiş ve ve çok sayıda örnek vermiş, bu “öncü” tutumuyla uluslararası alanda da tanınmış, önemli bir usta... Sayısı yüzü aşan yapıtları her türlü çalgı müziğini kapsar. Bunların bir bölümünü CD olarak Türk müzik arşivine kazandırmaktan onur duyduğum, değerli bestecimizdir.

Emirhan Tuğa'nın uzun süredir repertuarında bulunan Üç Sonatin'i, Usmanbaş bundan tam 60 yıl önce bazı Hindemith temaları üzerine dizisel yöntemle geliştirmiştir. Bu eser, Japon piyanist Yuko Tada ile birlikte yaptığı seslendirmeyle, hazırladığım ve A.K. Müzik'ten yayımlanmış olan “Ayışığı” başlıklı albümde de yer alır.

İlk iki bölümünde klarnetin ön planda duyulduğu, son bölümde ise iki enstrümanın eşit biçimde rol aldığı bu örnek eseri, yeniden canlı olarak dinlemekten keyif aldım. Emirhan, bu eseri hazırlarken, bundan 7 sene önce Usmanbaş'ı ziyaret ederek görüş ve önerilerini almayı da ihmal etmemişti.

FAZIL SAY'IN SONATI

Konserin ikinci yarısında ilk eser Fazıl Say'ın (d.1970), uluslar rası alanda tanınmış klarnetçi Sabine Meyer'in seslendirmesi için yazdığı iki yapıttan biri olduğunu biliyorum. Biri klarnet konçertosuydu, diğeri de 2014'te yazdığı bu sonat. Almanya'nın Bad Kissingen kentinde düzenlenen Kissinger Sommer Uluslararası Müzik Festivali'nin siparişiydi.

Fazıl, eserin üç bölümünü iki bölge ve bir kentimizden esinli hazırlamıştı. İlk bölüm “Pamukkale”, ikinci bölüm “İstanbul Nocturne” ve son bölüm “Cappadocia” başlığını taşıyordu. Fazıl'ın kendine özgü anlatımcı ve anlaşılır tarzını yansıtan eserin ikinci bölümünde kullandığı İstanbul türküsü “Kâtibim” temasında piyanoda Edso Boz, Fazıl'ın pek sevdiği lirik trilleri başarıyla yaptı. Bu sonat girdiği her resital programına ayrı bir renk katacak nitelikte.

ERYILMAZ, AŞUROĞLU VE ÖZKOÇ

Çalışmalarını Amerika'da sürdüren verimli ve genç besteci Erberk Eryılmaz (d.1989), Anadolu tema ve türkülerinden hiç vazgeçmez. “Miniatüres Set” başlıklı dizisinde yazdığı kısa müziklerde, bu türkülere ana ezgisini bozmadan değişik yorum getirmiştir. 3 Numaralı sette “Bülbülüm altın kafeste-Kundurama kum doldu-Merzifon karşılaması” yer alır. Eryılmaz eseri, piyano eşliğinde viyola ya da klarnet solo için yazmıştır.

İkinci yarıya çıkarken Edso Boz'un elinde bir de siyah darbuka vardı. Çünkü bunu bacaklarının arasına sıkıştırıp vaktiyle Nuri Sesigüzel'in meşhur ettiği Kundura türküsünde çalacaktı!

Sırada öğreniminin yüksek lisans bölümünü Hollanda'da yapan, halen Almanya'da doktorası üzerinde çalışan besteci-şef Utku Aşuroğlu'nun (d.1986) özgünü keman-piyano için olan bir parçası vardı. Zülfü Livaneli'nin sözlerini yazıp ünlü ettiği “Karlı Kayın Ormanı”nda ezgisi klarnete de yakışmıştı.

Konser, Önder Özkoç'un (1978) Anadolu esintilerini belli belirsiz içine yedirdiği “Rondo”yla tamamlandı. HÜ ADK'nda öğretim görevlisi olan Özkoç, kendi tarzını, bu oda müziği eserine de yansıtıp “derinlere” birşeyler gizlemişti. Özkoç, konseri dinlemeye gelmişti, Emirhan'ın davetiyle sahneye gelip sanatçıları kutladı ve dinleyiciyi selamladı.

Yoğun alkış üzerine bis olarak ikili, Tuğa'nın Karadeniz havaları kullanarak yazdığı “Hi-Caz Mandra”yı seslendirdi. Mandra nedir diye merak edenler için kısa bilgi vereyim. Anonim bir Balkan ezgisinin adı, bir tür oyun havası. Karadeniz ülkeleri ve Balkanlarda görülen mandra aksak ritmik yapıdadır. Tuğa bu müziğin karakteristik ton ve süslemelerini kullanarak ateşli bir dans parçası yazmış, ana programa koymak yerine bis parçası olarak kullanmayı tercih etmişti.

Emirhan Tuğa'yı araştırmacılığı ve virtüoz icracılığı için kutluyorum. Bu arada dinleyici ve kutlayıcılar arasında Emirhan'ın ADK'daki hocası Ekrem Öztan'ın da, büyük bir kıvançla bulunduğunu kaydetmeden geçmeyeyim.