Muzaffer İlhan Erdost'un Ardından
Reklam
  • Reklam
GÜNAY GÜNER

GÜNAY GÜNER

İnceyazın

Muzaffer İlhan Erdost'un Ardından

09 Mart 2020 - 13:15 - Güncelleme: 09 Mart 2020 - 13:31

İnsanlık tarihi her şeye karşın “ilerleme” tarihidir. Ve ilerleme hiç de kolay olmamıştır. Eşitlik, özgürlük, barış, kardeşlik, sömürüye karşı direniş insanın insan olmasını sağladı. Bugün biraz olsun soluk alabiliyorsak, bu büyük savaşımın sonucudur. Ta Troyalı Spartaküs’ten bu yana böyledir.

Çekilen acılar Türkiye gibi, batı uygarlığından üç yüz yıl gerideki toplumlarda çok daha ağırdır. Şeyh Bedrettin, Pir Sultan Abdal, Dadaloğlu, Mustafa Kemal Atatürk, Nâzım Hikmet gibi savaşım önderleri düşünüldüğünde, sözkonusu olan başkaldırı tarihidir.

Bağımsızlık Savaşının ve temelde aydınlanma-kültür devrimi olan Türk Devriminin başarılmasıyla yaşanan ilk on altı yıllık tansıksı gelişmenin ardından, devrimden çıkarları sarsılan, büyük zarara uğrayan sınıflar ve kesimler, yayılmacı (emperyalist) devletler, devrime karşı güçbirliği kurdular. 1950-1960 dönemi sözkonusu karşı atağın simge dönemidir. 1960 Müdahalesi getirdiği Anayasayla çok değerli bir soluklanma dönemeciyse de uzun süremedi. 1970’li yıllar 1960 Anayasasının kazanımlarının olumlu etkilerinin, bilinçlenmenin yaşandığı dönem olmasının yanı sıra 1960 Devrimiyle, yine Türk Devrimiyle hesaplaşma, yayılmacılık özeğinde ise misilleme, iç savaş yıllarıdır.

Türkiye’nin aydınlanma, sosyalizm savaşımında iki kardeş vardır ki Marksçı klasiklerin Türkçeye çevrilerek, kültürümüzün varsıllaştırılmasına; Türk yazınının, şiirinin yepyeni boyutlar edinmesine kendilerini adamışlardır: Muzaffer Erdost ile İlhan Erdost.

İki kardeş, Erdostlar, bilim demek olan Marksçı Leninci klasikleri özenle, binbir araştırma çabasıyla yayımlarlarken yılları davalarla, duruşmalarla, hapisliklerle geçer. (Kapak düzenlerinden bile hemen tanınan Sol Yayınları ve Onur Yayınları’nın yayımladığı yapıtlar Türkiye’nin dört yanına ışık saçar, saçıyor.)

Yalnızca kendileri değil, doğallıkla aile de adanmış, çileli bir yaşam sürer.

En kötüsü ise 12 Eylül 1980 faşist darbesiyle gelir; Türk solunun acı sayfalarından birini oluşturur. Tarih 7 Kasım 1980’dir. Muzaffer Erdost ile İlhan Erdost Mamak Askeri Cezaevine götürülür. İşkence edilir. Bindirildikleri aracın içinde öldürmek amacıyla dövülürler. İlhan Erdost, ağabeyinin gözleri önünde öldürülür.

Muzaffer Erdost’un, adına İlhan’ı ekleyeceği ömrünün bundan sonraki yılları yalnızca acı değildir; özünü Türkiye gerçeklerinin bilimine adayıştır. Her anı İlhanının acısıyla geçerken, onlarca kitap yazar. Tümü belgeli, kanıtlı, yayılmacılık karşıtı çözümlemelerle doludur bu kitaplar. Nesnel gerçeklikten hiçbir zaman ayrılmaz. Yayılmacılığın Türkiye’ye, Cumhuriyete kurduğu tuzakları, planlarını, projeleri bir bir açıklar.

İkinci Yeni Şiir Akımının Adını Koyan Ozandır

Muzaffer Erdost gücünü günümüzde de sürdüren İkinci Yeni şiir akımının adını koyan ozan olduğu gibi ömrünce sözcüsü de olmuştur.

Yıl 1956. “Akis”in edebiyat sayfalarında bir imzasız bölüm yayımlanır. Bu sayfaların “Şiirimizin Kaderi” başlıklı bölümünde, şiirimizin, insanı ümitsizliğe düşürecek kadar geriye gidiş içinde olduğu, geçmişi gıpta ile arattıracak bir boşluk bulunduğu, tartışmalara karşın şöyle dört başı mamur bir şiir görülmediği, Orhan Veli, Cahit Külebi, Oktay Rifat, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Bedri Rahmi Eyuboğlu, Cahit Sıtkı Tarancı, Attilâ İlhan, Yahya Kemal Beyatlı gibi şairlerin şiirleri gibi bellekte kalan, yinelenen, bellekten okunan şiirlerin yazılmadığı yargılarına yer verilir.

Bu yazı üzerine Muzaffer Erdost bir yazı yazar. Yayın, “Son Havadis”tir. Tarih 19 Ağustos 1956. Son Havadis’in Yönetmeni İlhami Soysal yazıyı ivedi istemektedir; zaman dardır. Erdost, Akis’teki imzasız yazıdaki anlayışı eleştirdiği yazısına son anda “İkinci Yeni” başlığını atar. Yazıda “İkinci Yeni”nin geçmediği hemen görülür.

Ne ki Muzaffer Erdost, çok değil birkaç ay sonra, “Pazar Postası”nda, 23 Aralık 1956’da yayımladığı “Bir Şey Söylemeyen Şiir” başlıklı yazısında artık bir kavram, akım adı boyutunda “İkinci Yeni”yi kullanır.

Ayrıca vurgulamalı ki arı, öz Türkçeye, Dil Devrimine gönülden bağlıydı Erdost. Bu gerçeği hemen her satırında görmek olanaklıdır.

Muzaffer İlhan Erdost usta bir ressamdır aynı zamanda. Renkleriyle yarattığı bileşim insanı sarsar, Şiiri gibi resmi de ağıttır, çığlıktır.

Muzaffer İlhan Erdost 25 Şubat 2020 günü yaşamını yitirdi. Can pahasına bilime, düşünbilime adanan bir yaşam noktalandı; Türk ve dünya yazını, ekini bir büyük kişiliği yitirdi… Işıklarda uyusun.

İki kardeşin savaşımı öylesine değerli, öylesine zor, öylesine derin. Tarihe, insanlığın emek, erdem, onur, bağımsızlık tarihine kazındılar.

Muzaffer İlhan Erdost’un “Biz İkimiz İki Kardeş” başlıklı şiiri nasıl da etkileyicidir:

BİZ İKİMİZ İKİ KARDEŞ

                 (Bir Fotoğraf Altı İçin)

 

Ve biz geleceğiz bir gün, biz ikimiz

İki kardeş

Duracağız

Fotoğrafımızda durduğumuz gibi

Benim ellerimde kelepçe

Yüzümde yapay bir gülüş

(Kelepçeyi yadırgamanın gülüşü belki

İlk kez olduğu için

Sonra alıştım

Ve unuttum sonra kelepçeyi bileklerimde)

 

Senin yüzün

İçerde olmanın ve umudun arasında

Ve ilk yıllarında delikanlılığın

Gülüşü

Senin elinde sigara

O hiç sönmemiş gibi duran/

hemen her fotoğrafında

Ankara Adliyesinde/İkinci Ağır Ceza Mahkemesinin kapısında

 

Ve biz

Gene duracağız bir gün

(Böyle istiyorum öldüğüm zaman

Eğer bir cesedim olursa taşınacak)

Tabutumun önünde

Biz ikimiz

İki kardeş

Yanyana ve omuzomuza

Fotoğraflarımızın ardında ben

Sen önde

Yüzümüzden eksilmemiş olan gülüşümüzle

 

Ve bir gün geleceğiz biz, biz ikimiz

Kuytularında yurdumuzun

Gecelerinde

Yeni düşmüş yıldızlar gibi

Kentin kucağına ya da kıyılarına

Emeğin faizden ucuz olduğu canpazarına

Ya da vardiyasından dönen işçinin

Kuytu sokağına

Geleceğiz bir gün biz ikimiz

 

Ve biz geleceğiz bir gün, biz ikimiz

İki kardeş

Yanyana ve omuzomuza

Bileklerimizde

Kitaba ve düşünceye vurulu zincir

-le

Taşıdığımız

Kitabı, özgürlüğü ve umudu

Göklerinde

Alanlarında gibi yurdumuzun

Ilık nisan güneşini

İçerken yapraklar

Eriyen karın altından topraktan

İnce dal uçlarından ağaçların

Yürüyen kalabalığın içinden

GÜNAY GÜNER

Bu yazı 1191 defa okunmuştur .

Son Yazılar