Biraz tatsız bir İDSO
Reklam
  • Reklam
MEHMET SUNGUR

MEHMET SUNGUR

Kayıt Masasından Notlar

Biraz tatsız bir İDSO

18 Mart 2017 - 11:19 - Güncelleme: 20 Mart 2017 - 17:52

İDSO'nun 17 Mart Cuma akşamı Fulya Sanat Merkezi'nde verdiği konserini şef Ender Sakpınar yönetti. Flütçü Ebru Ertek, klarnetçi Mertol Mutlu, obuacı Mustafa Serkan Altınok , fegotçu Muhammed Orçun Ensoy ve kornocu Hamdi Orçun Armutlu konsere solist olarak katıldılar. Programda Edward Grieg'in Op.46, 1 numaralı Peter Gynt Süiti, Peter Joseph von  Lindpaintner'in Op.36, Si bemollere Majör Beşlisi ve Dmitri Shostakovich'in Op.47, 5 numaralı Re minör Senfonisi yer alıyordu. Başkemancı koltuğunda bu hafta Ayşe Özbekligil vardı.

ÇANAKKALE ŞEHİTLERİNİ ANMA.

Bu haftaki konserin başlığı Çanakkale Şehitlerini anma konseriydi. Ancak ne programın içinde ne de konserin genelinde Çanakkale Şehitleri üzerine bir şeye rastlamamış olmamız biraz garip geldi bana. En azından konserin başında şef Ender Sakpınar'dan bunun için konsere gelen dinleyiciye iki kelime bile olsa birşeyler söylemesini beklerdim. Keşke Haliç Kongre Merkezi'nde verilen ve Türk bestecilere ayrılan konser bu hafta verilmiş olsaydı.

GRIEG VE PEER GYNT.

Norveçli besteci ve piyanist Edward Grieg'in belki de en çok seslendirilen eserleri arasında yer alan Peer Gynt Süiti yine Norveç'in en ünlü yazarı Henrik Ibsen'in aynı adlı tiyatro oyunundan esinlenerek bestelenmiştir. 18 ayda tamamlanan eser bittikten sonra bile Grieg tarafından yeterli görülmemiş ve çeşitli revizyondan sonra 1888 yılında dört bölümlü bir süit olarak ayrıca bir esere dönüşmüş ve günümüzde orkestra repertuarlarında sıkça yer bulmuştur.

İDSO'nun da konser programlarında sıkça yer alan süitin seslendirmesinde bir sorun beklemiyordum. Neticede sıcak bir yorumla eser tamamlandı. Bu seslendirmede bu sıcaklığa katkısı dolayısı ile flüt sololarında Recep Fıçıyapan'ı tebrik etmek gerek. Konumumdan dolayı obua solo Damla Hanımda mıydı bilmiyorum, bu nedenle obua sololara da tebrikler.

LINDPAINTNER VE BEŞLİSİ.

Alman besteci, şef ve flütçü  Lindpaintner'in 1821 yılında tamamladığı beşli kimi müzik tarihçisine göre bir beşli yerine Konçertant Senfoni olarak nitelenmiştir. Çoğunlukla opera bestecisi olarak tanınan Lindpaintner'in bu eseri nefesli çalgılar literatürdeki önemli eserlerden biridir.

Bu hafta sahnedeki beş sanatçı da müzik yaşamlarını Eskişehir'de sürdürmekte ve kendi kurdukları Yunus Emre Beşlisi olarak konser vermekteler. Beşliyi ilk defa bu konserde dinledim; Lindpainter'in başı ile bislerin sonu arasında geçen düşüncelerim oldukça farklı oldu diyebilirim.

Her şeyden önce  Lindpaintner'in beşlisi temelinde gamlar olduğu için, hele ki nefesli çalgılar söz konusu olduğunda daha tehlikeli bir hal alıyor. Daha önceki yazılarımı okuyanlar bilir, nefesli çalgıların orkestralarda ne kadar göz önünde olduğu ve hata kabul etmeyecek yalnızlıkta çalgılar olduğundan bahsederim. İlginç bir tesadüfle son iki haftanın solistleri nefesli çalgılar grubundan oluşuyordu. Maalesef bu hafta geçen hafta aldığım keyfi aldığımı söyleyemeyeceğim. Solistlerin yoruma odaklanmak yerine bir parça eser ile mücadelesi söz konusuydu. Bir beşli grubunu tek tek ele almak bana göre yanlış olur, bu nedenle grubun temel sorunu kendi aralarındaki duyumun çok iyi olmamasından dolayısıyla bu da sahnenin akustiğinin istedikleri gibi olmamasından kaynaklanıyor da olabilir. Ancak kendi aralarındaki entonasyon farkı ve zaman zaman çok bariz tınlayan hatalar nedeniyle Lindpainter'in bu beşlisini yeterince prova edemediklerini düşündüm.

Gelelim alt başlıkta  Lindpaintner ile bisler arasında değişen düşüncelerime...

 Lindpaintner ne kadar sıkıntılı geçtiyse, bis parçaları olarak seslendirdikleri Serkan Akbıyık'ın Çanakkale Türküsü ve Kaos isimli bestesi, bu beşlinin tınısını bambaşka bir yere taşıdı. Başta Çanakkale Şehitlerine değinilmemiş bir konser olmasını eleştirirken bisler sırasında solistlerin hem böyle bir başlık taşıyan konserde yer almaktan mutlu olduklarını ifade etmesi hem de Çanakkale Türküsünü seslendirmeleri en azından bu konserin Çanakkale başlığını boşa almamış olmasını sağladı.

Gerek Çanakkale Türküsünde gerek Kaos isimli parçada genç bestecilerimizin eserlerine daha fazla yer verilmesi düşüncemde bir kez daha haklı olduğumu kanıtladı. Düzenlemenin ve bestenin nasıl olup olmadığını eleştirmek yerine bu örneklerin çoğalmasını sağlamak bana göre daha önemli. Kaldı ki bu parçalarla solistlerin gerçek tını ve performanslarını duymuş olduk.

STALIN İÇİN SANAT.

1936 yılında sahnelenen Mtsenskli Leydi Macbeth Operası'ndan sonra Stalin yönetimi tarafından neredeyse afaroz edilen ve hem kariyeri hem de yaşamı tehlikeye giren Shostakovich, 1937 yılında Yevgeni Mravinski yönetimindeki Leningrad Filarmoni Orkestrası'nın seslendirdiği 5. Senfoni ile kelimenin tam anlamıyla yeniden hayata dönmüştür.

İlk seslendirmenin ardından hem dinleyici hem de Sovyet yönetimi tarafından bağırlara basılan Shostakovich bir anlamda Sovyet yönetiminin poster çocuğu konumuna gelmiştir. Resmî eleştirilerde, Sovyet rejimine yakışır bir senfoni, halkın duygularına tercüman... gibi yazılar çıksa da gayrı resmi eleştirilerin birinde Heinrich Neuhaus senfoniyi her şeyi yerli yerinde olmasına rağmen çok tanıdık ve insani hislere sahip olmayan bir eser diye nitelemiştir.

Sonuç olarak öyle ya da böyle Shostakovich'in dönüm noktası olan bu senfoni bu hafta İDSO tarafından makul düzeyde yorumlandı. Özellikle son bölümde çok iş düşen nefesli grubu üzerine düşeni yaptı. Yaylı gruplarında biraz senkron sorunu vardı ve sanırım en önemli sorun, bu hafta biraz renksiz kalmaları oldu. Dinleyici için güzel ancak benim kaydım için çok parlak değildi yani...

İLGİNİN DÜŞÜK OLMASI.

Bu hafta ne yazık ki dinleyici sayısı konser Fulya Sanat Merkezi'nde olmasına rağmen düşüktü. Bunda belki de iki hafta üst üste nefesli çalgıların olması da etken olmuş olabilir bilemiyorum. Gelen dinleyicinin de büyük kısmı son zamanlarda ofsayt alkışlara düşmeyen dinleyicinin tersine her bölüm arasına alkışı sıkıştırma niyetlisiydi olan yine benim kayıtlara oldu.

Orkestranın bu hafta enerjisi nedense geçen haftalara göre düşüktü, neyse ki Shostakovich'te inisiyatif bir parça ele alındı. Açık konuşmak gerekirse bu hafta İDSO kaydımdan çok mutlu olduğumu söyleyemeyeceğim. Ancak bir konu var ki en azından bu haftanın orkestra açısından iyi haberi diyebiliriz: İDSO Cumartesi günü Sefaköy Kültür Merkezi'nde piyanist Gülnare Shekinskaya solistliğinde bir eğitim konseri verecek. Ender Sakpınar'ın bu tip eğitim konserlerine verdiği önemi bildiğim için Cumartesi günü verilecek bu konserin anlamı çok. Umuyorum bu eğitim konserleri artarak devam eder.

Gelecek haftaya kadar herkese sanat dolu günler diliyorum.

 

Reklam
Bu yazı 1829 defa okunmuştur .

Son Yazılar