Ankara’ya Yeni bir Güzelleme: BOZKIR GEMİSİ
Reklam
  • Reklam
MİNA TANSEL

MİNA TANSEL

Köşe Kapmaca

Ankara’ya Yeni bir Güzelleme: BOZKIR GEMİSİ

24 Mayıs 2016 - 12:09

 

Bugün köşenin sahibi,

Ankara’nın ozanlarından A.Kadir Paksoy’un son kitabı.

Ankara’dan uzakta geçirdiğim şu uzun dönemde, doğup büyüdüğüm şehirden söz etmem gerektiğinde şöyle bir şeyler çıktı ağzımdan: “Benim için Ankara, ODTÜ demektir, ODTÜ ruhu demektir. ODTÜ ruhu ise yeşilin yerine yapılar kondurmak değil; tersine, bozkırı yeşillendirmektir...” Bizler Ankara’da yarışmayı değil, dayanışmayı öğrenerek yetiştik.

Ötelerde

Omuz omuza

Altındağ tepeleri

Ne kadar da benziyorlar

Bu kentin şairlerine

 

Şimdi bu şiiri yazarken

Nasıl anmam

Muzaffer İlhan Erdost’u

Ali Yüce’yi

Bir kenti kent yapan

Biraz da şairleri değil mi?”

Ankara’nın ozanlarından Abdülkadir Paksoy, ozan Ümit Sarıaslan’la 1996’da yayınlanan ortak şiir kitapları Başak ve Asma’da böyle diyordu.

Tam da Ankara için duygularım coşmuşken Paksoy’un yenice bir kitabı çıktı karşıma: Ocak 2016’da yayınlanan Bozkır Gemisi (Ankara Şiirleri)...

İstanbul’un bir semtini bile sevmeye bir ömrün yetmeyeceğini haklı olarak düşünen Yahya Kemal’in “Ankara’nın nesini seviyorsunuz?” sorusunu “İstanbul’a dönüşünü” diye yanıtlamasını biraz talihsiz bulurum: O dönemin milletvekiline yakıştıramam: milletvekili olarak geldiği Ankara’nın neyi simgelediğinin farkında değilmiş!

Güzele vurulmak kolaydır. Mavi-yeşil bir kenti sevmek de öyle... Ya Ankara’yı?

Korkarım yanlış anlaşılmaktan

Ne öyle ne böyle

Nasıl sevilirse soylu bir kadın

Çirkinliğiyle birlikte

Hani bin türlü acı verir de

Onsuz edemezsiniz

Öyle sevilmeli derim

Soylu bir kent de”

demişti A.Kadir Paksoy 1996’da yayınlanıp yeni kitabında da yer alan Ankara Güzellemesi şiirinde. Bu kez şöyle yazıyor:

Niçin sevilir bir kent

Ekmeği suyu insanı için mi

Yoksa uğultusundaki

o sürekli derinlere kaçan

eskil renkten mi

Yoksa gizlediği için mi suçlarımızı

gökyüzünden kırlardan

Niçin sevilir bir kent

Bilmem ki

 

Ama artık zamanı geldi

İtiraf etmeliyim

Seviyorum bu kenti ben de

Bir kadını sever gibi

 

İçim içimi yiyor kimi zaman

Kızıyorum gördükçe hafifliklerini

Ama çıkıp baktığımda tepelerinden aşağılara

İnip yitirdiğimde kendimi

o buğulu sokaklarda

Anlıyorum onsuz edemeyeceğimi

Niçin sevilir bir kadın

Bilmem ki

 

Ankara

Ey aziz kentim benim

Bana kimliğimi kişiliğimi verdin

Zor günlerde sen emzirdin şiirlerimi

Ey güzeller güzeli

Mustafa Kemal’in gelini

 

Göğe atılırken taş kesilmiş

Çift başlı bir Hitit kartalı gibi

Bakarken Anadolu’ya

Asıldım ayaklarına

Boynumda Midas’ın armağanı

Gümüş bir gemi çapasıyla

Dolaşıp duruyorum

Ay ağılı dolamlı

Düş çanağında

Ankara, ozanımız gibi, “Hatti, Hitit, Frig, Roma, Selçuk, Osmanlı; on bin yıllık Anadolu uygarlıkları zincirine Anka ile Ra’nın birleşerek Türkiye Cumhuriyeti halkasını ekledikleri yer” olarak algılanınca sevilir.

Ankara, A.Kadir Paksoy’un şiirlerinde, çanağını çevreleyen tepeleriyle, aşağıda akan dereleriyle, Jülyanus sütunundan İstasyon’a anıtları ve yapılarıyla, Kays’tan Midas’a gelip geçenleriyle, “Konstantinus’u ya da Keykubat’ı bekleyen / Sabır taşına dönmüş işçileri”yle, “Varsıl evlere temizliğe giden / Kibele, Meryem Ana ya da Satı Kadın”la, Yıldırım Beyazıt’la ama en çok da Mustafa Kemal’le yaşar.

Ankara Kalesi şiirinden bir bölüm:

Bilir misiniz

Kimlerin eseridir Ankara Kalesi

Kimler, ne zaman nasıl yaptılar

Nasıl yaklaştılar

göğe bu kadar

 

Tarih kitaplarına bakarsanız

Kanıt yok yeterince

Bilinmiyor kesin olarak

bütün bunlar

 

Bilinen bir şey varsa

O da taşların altında

arandığıdır gerçeğin

Bir kez olsun başlarını kaldırıp

Ellerini uzatsalar değecek göğe

sormuyorlar

Ben de onlardan biri

Nice bir zaman

Taşların altında aradım bu gizi

Frig’di Roma’ydı Hitit’ti diye dolandım durdum

Bir gün tam da umudumu kesmiş

Toprağa sırtüstü uzanmıştım ki

Duydum eteklerinin hışıltısını Kibele’nin

 

Nasıl da çarpmaya başladı

Hatmi güllerinin kokusuyla kalbim

Bir ana şefkati ile gülümsedi yüzüme

Tüm zamanların suskun tanığı gök

Elim giderken usulca baba harçlığıma

İçimden geçenleri okuyan bir çerçi bulut

Fısıldadı gerçeği eğilip kulağıma

 

Meğer Anka ile Ra / burada buluşmuşlar

Burada tutuşmuşlar karanlıkla büyük kavgaya

Sonra bir gün bir sabah

Anadolu aydınlığında

Yer ile gök birbirine uzanarak

Onlara bu kartal yuvasını kurmuşlar”

 

Ankara Aydınlığı şiirinden:

Yalın sözün yalımından doğar Ankara aydınlığı

Dağılmışken umudun orduları

Kara bulutlar dolanırken yurdun göğünde

Ya istiklal ya ölüm’ der ya bir yiğit atılıp öne

İşte o sözden yayılan aydınlıktır Ankara aydınlığı

 

A.Kadir Paksoy müzikten esinlenen şiirlerine bir yenisini katmış son kitabında. Carmina Burana’nın Hipodrom’daki seslendirilişi üzerine yazdığı Batı Yeli (Zefiros)’u (Bozkır Gemisi, s.36) okurken esintiden tüyleriniz ürperiyor. Keşke Paksoy’un Bozkır Gemisi de bir besteciye esin kaynağı olsa...

Bir Ankara aydınlığında

Göğe salınmış çapamızı çekerek

Açılırdık kıyısız Bozkır Denizi’ne

Alkımlardan alkımlara geçerek

(..........................)

Şiirin ta kendisiydi Bozkır Gemisi

Şapka çıkarırdı yetmiş iki millet

Okuyunca bordamızda yazılı seçkin dizemizi:

Yurtta sulh / Cihanda Sulh’

 

Ama batırıldı Bozkır Gemisi

Yadsıyamaz kimse bu yalın gerçeği

Kovuldu çocuklar görmesin diye

Gençlik Parkı’ndan su perileri de

 

***

Ey Ankara’da deniz yok diyen sefiller

Kapayın yüzlerinizi

Hayal edecek çocuklar

Kıyısız denizlerde Bozkır Gemisini

A.Kadir Paksoy, insanı yüreğinden yakalayan şiirleriyle Ankara sevdasını okurlarına paylaştırıyor. Yalnızca Ankara’nın güzelliğini değil; öylesine söylenivermiş izlenimi vermesi için ince ince düşünülmüş, süssüz dizeleriyle Türkçe’mizin güzelliğini de tattırıyor.

 

Reklam
Bu yazı 3031 defa okunmuştur .

Son Yazılar