Duyduk Duymadık Demeyin; Ankara Operası IV. Murat ile Perdelerini...
Reklam
PINAR AYDIN O'DWYER

PINAR AYDIN O'DWYER

Sahne Gözlemleri

Duyduk Duymadık Demeyin; Ankara Operası IV. Murat ile Perdelerini Açtı!

22 Ekim 2018 - 13:08 - Güncelleme: 22 Ekim 2018 - 13:27


 

Ankara Devlet Opera ve Balesi (ADOB) 2018-19 sezonunun açılışını geçen sezondan kalan IV. Murat operası ile yaptı.

Sahne Dergisi’nin 84.cü sayısındaki (Ocak-Şubat, 2018) “IV. Murat’ın Muhteşem Geri Dönüşü” başlıklı yazıma şöyle başlamıştım:

Hiç kuşkusuz besteci Okan Demiriş (1942-2010) tarihsel konuları temel alan operaları ile Türk opera tarihi sayfalarına adını altın harflerle yazdırmış bir sanatçıdır. Karyağdı Hatun (büyük aşkı, eşi unutulmaz soprano merhume Leyla Demiriş’e ithaf etmişti), Yusuf ile Züleyha gibi sık sahnelenen ve beğenilen operalarından IV. Murat konusu nedeniyle de öne çıkan bir eserdir. Dünya Prömiyeri 1980’de İstanbul’da yapılmış olan IV. Murat, o günden bu yana seyircilerin ilgisiyle yaklaşık 200 kez sahnelenmiştir. Libretto da, özellikle tarihi konulu tiyatro eserleriyle sanatseverlerin yakından tanıdığı edebiyatçı Turan Oflazoğlu’nun (d. 1932) kaleminden olunca haliyle ortaya büyük bir eser çıkmış.”

Ve şöyle devam etmiştim:

Eseri sahneye koyan Haldun Özörten, bariton olarak başarılı bir kariyerin yanında şimdi de rejileriyle sahneye farklı bir yorum katıyor. Özörten’in usta işi rejisi muhteşem müzik ve baskın librettonun ağırlığı altında ezilmemiş, aksine eseri daha da yükseklere çıkarmış. Program kitapçığındaki söyleşi yazısında rejisör olma hayalinin İzmir Devlet Opera ve Balesi kurucu müdürü rejisör Necdet Aydın’dan aldığı sahneleme eğitimleri olduğunu belirtmiş. Kadirşinaslığın nicedir unutulan “somut olmayan kültür miras”larımızdan biri olduğu göz önüne alınacak olursa nereden başladığının bilincinde olan Özörten’in büyük ve emin adımlarla nereye gittiğinin de bilincinde olduğu anlaşılabilir. Öncülünü bilen, hedefini bilir, ardılımı da yaratır. Nitekim kullandığı sinema usulü “sıralama tekniği” ile tiyatro usulü “oyunculuğu öne çıkarma ve sahneyi tüm alan olarak kullanıp, sahnedeki tüm karakterlere başrol sorumluluğu verme” yaklaşımları yorumuna can katmış.”

Temsil uvertür çalınırken evrenin başlangıcından, Türklerin Orta Asya ve Anadolu’daki serüvenini yansıtan, Osmanlıyı betimleyen konunun arka planı hakkında tarihsel bir video sunumu ile başlıyor. Ahmet Şeren’in yapımı olan bu ilginç sunum seyircinin konuya intibak etmesini sağlamak için çok parlak bir fikir. Rejisörle uyum içinde çalışan Özgür Usta (dekor), Gazal Erten (kostüm) ve Bülent Arslan’ın (ışık) dönemin Osmanlı saraylarının görkem ve şatafatını yansıtan tasarımları yan yana gelince, aslında ağır olan konu akıcı şekilde anlatılabilmiş. Böylece tarih derslerinden beri aşınası olduğumuz ve televizyon dizilerinde fazlasıyla sık gördüğümüz bu konu, basit bir taklit olmadan, bambaşka bir boyuta evirilerek yüksek estetik ve kaliteye ulaşmış.”

Özörten, rejisini ufak ayrıntılarla da güçlendirmiş. Örneğin hikâyenin başlangıcında kendinden emin şekilde yerinde duran masa örtüsü sorunlar ortaya çıktıkça ve IV. Murat’ın saklamaya çalıştığı korkuları arttıkça masanın kenarına kayıyor. Adeta kendine güvensizliğini despotlukla örtemez olduğu sembolize ediliyor. Ölümüyle de örtü yere düşüyor. Benzer şekilde güçlüyken tek eliyle kaldırabildiği devasa gürzü giderek iki eliyle bile yerinden hareket ettiremez hale geliyor.”

Temsilden sonra yaptığımız kısa söyleşide Haldun Özörten şunları söyledi: “IV. Murat eseri için hazırlanmaya başladığımda okuduğum dokümanlarda hep onun yasaklarından, zaferlerinden bilgiler edindim. Aslında onun da bir insan olduğunun, daha çocuk yaşta tahta çıktığı için gençliğini yaşayamamış, anne baskısından kurtulamamış içimizden biri olduğunun hep atlanmış olduğunu gördüm. Ben eserde bu esastan yola çıktım ve onu işlemeye çalıştım. Unutmayalım her mevkie gelebiliriz ama her şeyden önce hepimiz insanız ve hepimizin korku ve kaygıları vardır bunlarda bizi güçlendirir.” Gerçekten de insana dair duyguların kokusu tüm rejiye ve şancıların sahne yorumuna sinmişti.”

20.10.2018 tarihindeki 2018-19 sezonunun açılış temsilinde ise başrol IV. Murat rolünde bas Erdem Baydar korkuları olan ve korkularını bastırmak için alkol ile despotluğa sarılan bir Sultan Murat kompozisyonunu başarıyla çizdi. Özellikle orkestranın eşlik etmediği solo bölümlerinde sesinin renginin güzelliği belli oluyordu.

Kösem Sultan rolünde Müjde Çeliktaş’ın öğrencisi soprano Mehlika Karadeniz Bilgin hem sesi hem de oyunuyla Turandot veya Tosca kıvamında muhteşem bir Kösem kompozisyonu çizdi.

Dilfigâr rolünde Olça Bora, Topal Recep Paşa rolünde Tuncer Tercan, şair Nef’i rolünde Emrah Sözer, Silahtarağa rolünde Haser Tek, Bostancıbaşı rolünde Levent Akev, Bekri Mustafa rolünde Mithat Karakelle, Sadrazam Kara Mustafa Paşa rolünde Kamil Kaplan, İhtiyar Bilgin rolünde Kemal Badem, Dört İstanbullu rollerinde Erdal Şen (harika solosuyla neredeyse sahne çaldı!), Cem Akyüz, Mahir Kat ve Emre Uluocak, Çığırtkan rolünde İbrahim Halil Turgut, Hafız Paşa rolünde Serhat Güngör ve Cellat rolünde Barsgan Bayram geçen sezondaki gibi yine rollerinin hakkını verdiler.

Orkestra şefi Sunay Muratov yönetimindeki ADOB Orkestrası ve koro şefi Giampaolo Vessela'nın hazırladığı ADOB erkek korosu (yeniçeriler) bu uzun ve yorucu maratonda geçen sezondaki başarılarını sürdürdüler.

Temsilin doruk noktaları Kösem Sultan’ın solosu ile IV. Murat ve Nef’i düeti idi. Ayrıca temsil başlama zili yerine davulla “Duyduk Duymadık Demeyin, Temsil Başlıyor!” anonsu dramaturjik açıdan konuya uygun bir yaratıcılık örneği idi (tebrikler Aydın Buğra Güven).

ADOB binasında neredeyse bitmekte olan tamirat ve restorasyon çalışmaları ortamında sanatçılar için değil temsile konsantre olmak, ses çalışması ve prova yapmak bile büyük bir çaba, enerji ve yoğunlaşma yeteneği gerektirmekte. Bu açıdan: “Duyduk Duymadık Demeyin; Sahnedeki, Kulisteki ve Orkestra Çukurundaki Tüm Sanatçılara Gönülden Alkışlarımızı Sunarız!”.

Pınar Aydın O’Dwyer

22 Ekim 2018

 Not: Sanatçılar ter dökerken temsil süresince telefonundan ayrılamayan seyirciler için bir önerim var. Onlar fuayede otursun, müzik yayını oraya ulaştırılsın. Kabul, biletleri daha ucuz olsun. Böylece hem onlar rahat rahat telefonlarıyla baş başa kalabilsin, hem de biz sanatseverler telefon ışığından rahatsız olmadan temsilin tadını çıkarabilelim. Ne dersiniz?


 

Bu yazı 1593 defa okunmuştur .

Son Yazılar