Ataerkil Toplum ve Kadın Ozanlar
Reklam
  • Reklam
YILDIRAY ERDENER

YILDIRAY ERDENER

Etnomüzikoloji ve Halk Bilimi

Ataerkil Toplum ve Kadın Ozanlar

14 Temmuz 2017 - 12:22 - Güncelleme: 17 Temmuz 2017 - 17:43

Eğitimde, politikada, din, müzik ve kültürü oluşturan her alanda güç dengeleri hakkında bilgi edinmek istiyorsak kadın-erkek ilişkilerini iyi analiz etmemiz ve anlamamız gerekiyor. Türkiye gibi erkek otoritesine dayalı toplumlarda erkekler kadının davranışlarına göz kulak olur. Bu, hem kişisel ve hem de toplumsal bir görev sayılır. Kadının kendi yaşamı ve kendi bedeni üzerinde fazla karar verme yetkisi yoktur.

Türkülerde kadın bir keklik, gazel, tavuk (pencereden bakıyor Peygamber tavukları), taze bir ferik veya fıstık gibi yenilecek nesnelere ya da avlanılacak hayvanlara benzetilir. Bir koyun ya da kuzuya sahip oldukları gibi kadınlara da sahip olabileceklerini düşünen erkekler, onları besleyip koruyacak ve idare edebileceklerini türkülerde sıkça dile getirirler. Örneğin bir Ordu türküsünde koyun-kuzu değil ama kızların sürüsünü gütmek isteyen bir erkek şöyle der:

Armudun iyisine

Göz koydum birisine

Beni çoban yapsınlar

Kızların sürüsüne.

Kadın ekonomik gelir sağlayan, sosyal güvencesi olan, erkeklerle eşit haklara sahip bir birey olarak düşünülmez. Gerek aile ve gerekse devlet yönetiminde kadınlar genel olarak hep ikinci planda kalır. 2013 yılında hükümetteki 26 Bakandan sadece bir tanesi kadındı, Bakanlıklardaki 26 müsteşar arasında ise hiç kadın yoktu ve 81 valinin yalnız biri kadındı (Milliyet 9 Mart 2013). Kadınların kendilerini yetiştirip sorumluluk almaları istenmez. Oysa, yıllar önce Atatürk bu konuya değinmiş ve:

insan topluluğu kadın ve erkek denilen iki cins insandan oluşur. Mümkün mü ki bu kitlenin bir parçasını ilerletirken ötekini ihmal edelim de kitlenin tümü ilerleyebilsin? http://www.isilaysaygin.com/tr/ (11.8.2011 de bakıldı).

Benim tanıdığım erkek Aşıkların çoğu kadınların kamusal alanlarda görünmesini, örneğin sahnede çalıp söylemesini istemez ve “sen kadın olarak evde otur, yemek pişir, bulaşık yıka, evinle uğraş, burada ne işin var?” diye sorar. Bir söyleşi sırasında (1996) ünlü bir erkek Aşık: “İslama göre kadın dört duvar arasındadır ki, biz buna inanıyoruz…” dedikten sonra Karacaoğlan’ın (1606-1679) bir dörtlüğü ile görüşünü desteklemişti:

Güzel ne güzel olmuşsun

Görülmeyi görülmeyi

Siyah zülfün halkalanmış

Örülmeyi örülmeyi.

Karacaoğlan’ın üçyüzelli yıl kadar önce söyledikleri ile Yirminci Yüzyılın sonunda yaşamakta olan erkek Aşıkın görüşleri örtüşüyordu. Özellikle kırsal kesimlerde kadın, inanç ve gelenek kıskacı içinde sıkışıp kalmış, kamusal alanlarda görülemez, toplumsal olaylara karışamaz olmuştur. Oralarda yaşayan ve Ozan olmak isteyen yetenekli bir kadın CD, kaset teyp, TV ve Radyo dinleyerek, kitaplar okuyarak belirli bir ölçüde deyişler söylemeyi öğrenebilir. Ancak, ataerkil aile yapısı içindeki iş bölümünde kadına çok iş düşer. “Dört duvar arasına” sıkıştırılan kadından yemek pişirmesi, evlilik görevlerini yerine getirmesi, çocuk sahibi olup onlara bakıp büyütmesi, giysiler dikmesi, buğdayı öğütüp ekmek, bulgur, tarhana v.s. yapması; tarlada çalışması, varsa hayvanları sağıp tereyağı ayran gibi şeyler yapması, tezek ve çalı-çırpı toplaması, halı, kilim dokuması, örgü örmesi, ailede hasta ve yaşlılara bakması ve onların isteklerini yerine getirmesi beklenir. Bütün bu işleri yapan bir kadın ne kadar yetenekli olursa olsun ne deyişler söylemeye ne de saz çalmaya zamanı ve enerjisi kalır.             

Evlenmeden önce baba evindeki kız çocuğunun zamanı olsa bile saz çalmasına izin verilmez. Saz çalmak için israr ederse babası, evlendikten sonra ise kocası sazını kırar. Kadın Ozanlarımızdan Sarıcakız “babam kaç defa sazımı kırdı…kaç defa [bu evde] ‘saz çalınmayacak, saz dinlenilmeyecek’ dedi.” Sivas’ın Zara kazasından olan Hayır Şair’in (1953) saz kafasında parçalanmıştı. Eskişehirli Nurşah Bacı ile evinde yaptığımız bir söyleşide kocasının saz çalmaya izin vermediğini, sazı elinden aldığını söylemişti. Bizi dinleyen kocası ise: “Ben kıskançlık sebebiyle hep karşı çıkmıştım. Bir kadın olarak saz çalması bizlerde hoş görülmüyordu” diye bir açıklama yapmıştı. Aslı Bacı’nın ağabeyi de ölmeden önce kızkardeşine saz çalmamasını vasiyet ettiği için Aslı Bacı hiç saz çalamamaktadır. Çorum’dan Ankara’ya yerleşen Ozan Gülsüm Şah evlendikten sonra eşinin saz çalmaya karşı çıktığını ve altı yıl sazı hiç eline alamadığını söyledi.

İzmir’de oturan Ozan Şahsenem (Yavuz Bingöl’ün annesi), doğduğu Sarıkamış’ın Boyalı köyündeki insanların “iyi bir kız, iyi bir aile kızı saz çalar mı? Çok ayıp bir şey” dediklerini söylemişti. Şahsenem Bacı evlendikten sonra kocasının on yıl saz çalmasına izin vermediğini üzülerek anımsamıştı.

Karılarına ve kızlarına saz çalma izni vermeyen erkekler bu otoriteyi nereden alır? Kuran-ı Kerimin Nisa Suresi (IV), 34 nolu Ayeti şöyle der:

Allah’ın erkekleri kadınlardan üstün yaratmış olması ve erkeklerin mali harcamaları gerekçesi ile erkekler, kadınların yöneticisi ve koruyucusudurlar.                                                                                                          

Erkekler kendilerini kadınlardan üstün bir yaratık olarak gördükleri için eşleri, kızları ya da kızkardeşlerine saz çalmayı yasaklamakla yöneticilik ve koruyuculuk görevlerini yerine getirmiş olduklarını düşünürler. Erkeklerin bu davranışını destekleyen bazı hadisler de vardır. İslam alimlerinden Al-Nawawi (d.676/1277) tüm çalgıların yasak olduğunu, hatta çalgıların kırılmasının caiz olduğunu söyler (Robson 1938: 3). Al-Nawawi, Peygamber Efendimizin sünnetine göre “Şehveti tahrik edici, ahlak bozucu her türlü saz ve çalgı…haramdır. İbadet ve düşünme ruhunu öldüren, zamanı boşa harcamayı aşılayan her türlü eğlence ve çalgı mekruhdur. Buna karşı Allah’ı, ahireti ve sorumluluğu hatırlatan vatan ve millet aşkını uyandıran, kahramanlık ruhunu aşılayan her türlü şarkı, türkü ve çalgı ise mübahdırder.

http://www.islamseli.com/muhtelif-sorular/76031-muzik-ve-calgi-aletleri-hakkinda-dinimizin-hukumleri nelerdir.html?langid=1

Ataerkil aile yapısı içinde yetişen kadınların iyi saz çalmaları zordur. Alevi-Bektaşi inanç sisteminde ise saz kutsal bir çalgı olarak kabul edildiği için kadınların saz çalmalarına karşı çıkılmaz. 1997 de Ozan Şah Turna ile yaptığım bir şöyleşide “Sunni köyde saz öğrenemezdim, çünkü saz onlarda yasaktır…” demişti. Sazın gövdesi Hz. Ali’yi, kolu ünlü kılıcı Zülfikar’ı, oniki teli de Oniki İmamı temsil eder. 2000 yılında Ozan Mahzuni Şerif ile olan bir söyleşimizde: “Sazsız hiç bir cem yapılmaz. Zakir, Cem’e başlamadan [önce] sazı öper, ama bu saza değil Dede’ye olan bir saygıdır” dedi. “Saz olmazsa [Cemler] Mevlüt duası, Hoca duası gibi olur…Bir hafızın Kuranı okurken verdiği mesajları, Tanrı’nın buyruklarını biz Türkçe saz eşliğinde okuruz. Anadolu Aleviliğinde “Telli Kuran” sözü, saz için kullanılır ve Anadolu dışındaki Alevilerde ‘Telli Cem’ yoktur...” demişti (Erdener 2015:14) Yirminci yüzyıl Alevi Bektaşi Ozanlarından Cevri Baba da bir deyişinde sazın “telli Kuran” olduğunu dile getirir:                                                                                                                           

Cevri bunda dilli Kuran

Hem erkanlı yollu Kuran

Elimizde Telli Kuran

                        Gideriz Hakk’ın izinden.

Koca evindeki genç bir kadın saz çalıp deyişler söylemekte direnir ve baş kaldırırsa neler olur? Yukarıda sözünü ettiğim Kuran-ı Kerimin Nisa Suresindeki 34 nolu ayeti evli erkeklere ne yapmaları gerektiği konusunda da yol gösterir:

erkekler, kadınların yöneticisi ve koruyucusudurlar. Evlilik yükümlüklerini red ederek baş kaldırdıklarını gördüğünüz kadınlara öğüt verin, onları yataklarında yalnız bırakın, bunlar fayda vermez de mecbur kalırsanız onları dövün…

Nisa Suresini destekleyen bir hadis ise: “Kişi karısını dövmesinden ötürü soruşturmaya maruz bırakılamaz” der (S. Ebu Daud K.Nikah B 43 –Hn 2147). http://www.maxicep.com/genel-dini-konular-ve-sohbet/kuran-da-dayak-atmak-391969.html

Bu tür hadisler çeşitli iletişim kanallarıyla halkın inanç sistemine süzülür, girer ve erkeklerin kadınlar hakkındaki görüşlerini pekiştirir. Kars’taki Çobanoğlu Kahvehanesindeki bir Aşık, kızınca “avratını” dövemeyen erkekleri aşağıdaki deyişle adeta ayıplar ve üstü kapalı bir şekilde karılarını dövebileceklerini anımsatır:

              ………………

                 Çok kızarsa avratını dövemez

                 Avrat sen bilirsin diyenler de var.

Kimi erkekler bu tür hadislerin varlığından bile habersizdirler ama parasal ve fiziksel yönden kendilerini kadınlardan üstün gördükleri için onları yönetmeyi toplumsal bir sorumluluk olarak görür.

Kadın Ozanlar aile içinde ve dışında erkekler tarafından küçümsenir ve aşağı bir yaratıkmış gibi davranılır. Aile dışındaki yaşamlarında erkek Aşıkların kendileri hakkında neler düşündüklerini de çok iyi bilirler. İlkokul öğretmeni olan Sarıcakız erkek Aşıkların, kadınları nasıl gördüklerini en iyi bilenlerden biridir. Aşıklık geleneğini daha iyi öğrenebilmek amacı ile üç Aşıkla evlilik yapar. Üçü de gerek saz, gerek söz konusunda ona bir şey öğretmez ve bir nevi “elinin hamuru ile bu işlere karışma, kadın olarak evde kal, evinle uğraş” der. Eşleri dışında diğer erkek Aşıkların Sarıca Kız’a destek olup olmadıklarını sorduğumda “destek değil, köstek oldular” demişti. Diğer kadın Ozanlarla yaptığım söyleşilerde kendilerine Sarıcakız’ın sözlerini anımsattığımda biri hariç hepsi erkeklerin onları kösteklediklerini ileri sürmüşlerdi. Sinem Bacı, Gülsüm Bacı, Ozan Şahsenem ve diğerleri evlendiklerinde kocaları onlara saz çalmayı yasak etmiş, deyişlerini okuyunca “sen anlamazsın bu işten” demiş ya da deyişlerinden çeşitli anlamlar çıkarmaya çalışmış ve yırtıp çöpe atmışlardır. Bu nedenlerle Ozan Şemsinur “Soyunuza kıran gire/ikrarı bozan erkekler” der. Bir çok kadın Aşık gazetelerde kendilerine biraz daha fazla yer verilirse, ya da bir sahnede daha fazla alkış alırlarsa erkek Aşıkların bu durumdan hiç hoşlanmadıklarını, onlara “mikrofonu kaptırmak” istemediklerini, “hemen bir-iki türkü söyle de bitir” diye baskı yaptıklarını söylediler.

Kimi kadın Ozanlar erkek Aşıkların onları “öcü gibi” gördüğünü, küçümsediğini, “sende kimsin ki benimle atışacaksın” diyerek üstten baktıklarını, “senin bize yetişebilmen için daha kaç fırın ekmek yemen lazım” dediklerini, “kocan nasıl izin verdi de buralara kadar geldin, ayıptır, günahtır” deyip baskı yaptıklarını; karşılaşmalarda “Bilmez misin senin yerin evindir” gibi ayaklar açtıklarını, ya da uygunsuz sözler söyleyerek kadın Aşıkları dinleyiciler önünde zor durumda bıraktıklarını belirttiler. Aslı Bacı Aşıklığa başladığında (1996) çok zorluk çektiğini, erkek dinleyicilerin değil ama erkek Aşıkların onu hiç hazmedemediklerini, “git evinde bulaşık yıka, burada işin ne?” diyerek dinleyicilerin önünde çalıp söylemesini engellemeye çalıştıklarından şikayet etmiş ve “erkek Aşıklar biraz yardımcı olsaydı belki kendi çapımda birşeyler yapabilirdim” diye eklemişti. Şah Turna’nın sahnede söyledikleri iyi duyulmasın diye erkek Aşıkların cihazları kıstıklarını, konserleri organize edenlere onu programa koymamaları için baskı yaptıklarını söylemişti. Yarışmalarda ödül alan kadın Aşıkları kıskanan kimi erkek Aşıkların da “bu kadın olmasa belki de bu ödülü biz alırdık” demeleri kadınları rahatsız etmekteydi.

Alevi Bektaşi çevrelerinden gelen erkek Ozanlar kadınlar hakkında daha olumlu, daha hoşgörülü ve saygılıdırlar. Alevi-Bektaşi kökenli kadın Ozanların varlığının diğerlerine oranla daha fazla olması ve iyi deyişler söyleyip saz çalabilmeleri Alevi kültürünün saza ve söze olan hoşgörüsüyle açıklanabilir. Örneğin; Ozan Mahzuni Şerif, Şahturna için “…çağdaş bir kadındır. Türkiye’nin koşullarına ayak uydurmuş, öğrenci hareketleriyle beraber olmuş, bazı direnişlerde saz çalmıştır” demişti. Erkek Aşıkların tümünün kadınları küçümsediği, köstek olduğu söylenemez; kadın Aşıklara saygı duyan, onların, kamusal alanlarda görünmesinden rahatsız olmayan bir çok erkek Aşığın olduğunu söylemeliyiz.

Aile içinde ve dışındaki erkeklerin kötü davranışlarını deyişleriyle dile getiren birçok kadın Ozan vardır. Bunlardan biri de Artvin doğumlu (1942) Ozan Şahane (Şemsinur) dir. O, yedi yaşındayken geçirdiği bir kaza sonucu yatalak olur ve hiç evlenmez. İzmir’deki bir söyleşimizde (1999): “Kadınlar bana geliyor…akşam benim adam…otuz yaşından sonra dişimi kırdı…gözümü kör etti” diyor. Bir ozan olarak… dayak yemelerini hazmedemiyorum ve dayağın kalkmasını istiyorum” demişti ve bu görüşünü bir deyişle şöyle dile getirmişti:

Ben kadınım adım hoştur

                                       Öyleyse bu dayak niye?

                                       Yalan dünya bensiz boştur

                          Öyleyse bu dayak niye?

                                       Öldüm dayak yiye yiye.

                                       Çocuklara ben bakarım

                                       Çamaşırı ben yıkarım

                                       Ev kahrını ben çekerim

                         Öyleyse bu dayak niye?

                         Öldüm dayak yiye yiye.

Kasım 2002 yılında İstanbul’da konuştuğum bir Bacı evliliği sırasında: “Dövme bir-iki oldu tabii...Ne hikmetse o anda kendimi savunamadım…Bugün kimliğimi kazandım belki biraz tepki gösterebilirim…Savunmaya gerek duymuyoruz, orada kuzu kuzu duruyoruz.” Çorumlu bir kadın Ozanımız da kocasının ailesi ve kocası için: “Benlen futbol topu gibi oynadı…ipi boğazıma takıp sürdüler…bir mucize yaşadım, ölmedim ama süründüm” demişti.

Kadın Ozanların bir çoğu erkeklerin bu tür kötü davranışlarını eleştirir ve erkek egemenliğine baş kaldırırlar. Bu konuda kimi kadın Ozanımız diğerlerine göre daha duyarlı ve cesurdur. Ozan Şemsinur: ”Şiirlerimin yüzde ellisi başkaldırı şiirleridir ve on şiirden sekizi sosyal içeriklidir…Biz ezilmiş kişileriz, onun için daha çok eziklere yazıyorum” demişti. Şahsenem deyişlerinde insanlara doğru dürüst yaşama biçimini göstermeye çalıştığını söyler ve erkekleri sert bir dille eleştirir:

Azıcık iyilik etse

Tez başa kakar erkekler

Bir pireye bir yorganı

Acımaz yakar erkekler.

Kimisin zekası az

Kimisi işe yaramaz

Kimisi laftan anlamaz

             Hep haklı çıkar erkekler.

Şahsenem der emir gelse?

Hepsi sevdiğini alsa

Evde on karısı olsa

Dışarı bakar erkekler.

Başka bir dörtlükte:

Soyunuza kıran gire

İkrarı bozan erkekler

                        İyileri ayrı dura

                        Sürünsün azan erkekler.

Bir erkekle yaptığı karşılaşmada rakibinin kadınları küçümsememesini ve onlara üstten bakmamasını önerir. Ozan Şahsenem:

           Saçı uzun aklı kısa demeyin

           Erkeklerden kafalıdır kadınlar

           Yazık olur hakkımızı yemeyin

           Erkeklerden vefalıdır kadınlar.

Eskişehirli Aşık Nurşah da, kadın Aşıkların küçümsenmemeleri ve hoşgörü ile karşılanmaları gerektiğini dile getirir (Tümü 11 dörtlük):

Ismarlama değil yolu

Görün bakın içi dolu

Yaşayan bir Anadolu

Kadın Aşığı da görün.

      Aşık olmaz dendi olduk

      Hem de gerçek sazı çaldık

      Söz söyledik meclis bulduk

      Kadın Aşığı da görün.

Ayak verin ayak açam

Cevherimi size saçam

Eşitlik dalında uçam

Kadın Aşığı da görün.

       Bir ben değil iki gözüm

       Çok kadın Aşığa sözüm

       Kadın haklarında özüm

       Kadın Aşığı da görün.

                        Toplumunda yerin alsın

Kınamayın sazın çalsın

Hoşgörü yerini bulsun

Kadın Aşığı da görün.

Hatuni Bacı” mahlasını kullanan Eskişehirli Semiha Bozkurt, kadın haklarına saygı gösterilmediğinden yakınır:

            Tık demeden döğülürüz

             Ana avrat söğülürüz

             Sık sık evden koğuluruz

             Hani nerde kadın hakkı?

Yeter Ana da erkeklere başkaldıran analardan biridir:

Erkek küsmez derler ben sende gördüm

Sana ne ettim ki kalbimi kırdım?

Dövdün, kovdun yine koynuna girdim

Cilve edip saran kolun var mıdır? (Yol 2001:71-80)

Sinem Bacı bir deyişinde köylülerimizi yücelterek şöyle der:

Köylüyüz biz şan veririz

Üç dönümlük tarlamızda

Sosyalizme can veriririz

Üç dönümlük tarlamızda.

O, yoksul halkın sömürülmesine karşı ve çile çeken bacıların yanındadır:

Soyulandan soyanlara

                           Bu hallere koyanlara

                           Yoksul hakkı yiyenlere

                           Vay başıma gelenlere.

 

***

                 Selam size çile çeken bacılar

Bitecektir bu çekilen acılar

Ağlayanlar, sömrülenler, sancılar

Elbet birgün bitecek bu acılar.

Ozan Sarıcakız da bacıların boyunlarının neden bükük olduğunu sorar:

Öksüz mü yetim mi kaldın?

Neden boynun bükük bacım?

Sen bu derdi nerden aldın?

Neden boynun bükük bacım?

1960’lı yıllarda kırsal yörelerdeki zor yaşam şartlarını geride bırakarak büyük kentlere göç eden Aşıklar ulusal gelirin paylaşımındaki adaletsizliği görür ve bu temayı deyişlerinde işler. Altmışlı yıllarda Ankara’ya gelenlerden Ozan Şah Turna da köy ve şehir farkını her fırsatta dile getirir. Küçük yaşta bir hastalık geçirdiği için görme yeteneğini kaybeden Şah Turna “görmek yalnız bir çift gözle olmaz” der. Onun neredeyse tüm deyişleri toplumsal sorunları, insanı ve doğayı konu alır. Aşık Veysel Şah Turna’ya: “Bizim gözlerimiz görmüyor, bu konulara fazla değinme, bir zalimin taşına geliriz” diye nasihat ettiysede Şahturna: “Yüreğimde kopan bir volkan beni hep sosyal sorunlara itmiştir” demişti. Şah Turna düzeni eleştirirken herhangi bir siyasi partiyi hedef almaz; amacı toplumsal adalet, adil gelir dağılımı ve insanca yaşamaktır.

                  Yıllar yılı boyun eğdin ağaya

                  Ezildiğin yetmiyor mu vatandaş?” diye sorar.

Başka bir deyişinde mazlumun yanında olduğunu gösterir:

                  Zengin isen yaraların sarılır

                  Yoksul isen gönül telin kırılır.

Kadınların neden ses çıkaramadıklarıni çok iyi bilen Şah Turna yine de “Neden ses çıkarmaz kadınlarımız?” diyerek onları erkek egemenliğine baş kaldırmak için cesaretlendirmeye çalışır:

                        Giyilip elbise gibi atılan

                        Neden ses çıkarmaz kadınlarımız?

                         Eşya olup elden ele satılan

                         Neden ses çıkarmaz kadınlarımız?

Kadınlar ses çıkaramaz çünkü erkekler hadis ve sureleri kendi istedikleri gibi yorumlarlar. Örneğin, İslam alimi Al-Nawawi’nin çalgıların kırılmasının caiz olduğunu ya da çalgı çalmanın şehveti tahrik edip ahlakı bozduğunu söylemesi hem erkek hem de kadınlar için geçerlidir. Buna karşın erkekler bu tür hadisleri kendi istedikleri gibi yorumlayarak kadınlara baskı yapıp gerekirse sazı kafalarında parçalarlar. İdeoloji ve din kıskacına alınan kadının dört duvar arasında kalarak bebeklerine ninniler, evlenen kızlarına kına havaları yakmaları istenir ama kamusal alanlarda görülmesi istenmez. Ölenin arkasından herkesin içinde ağlamak istemeyen erkekler kamusal alanlarda ağıt yakma görevini ise seve seve kadınlara bırakır.

Yıldıray Erdener

y.erdener@utexas.edu

***

. Erdener, Yıldıray. “Alevilik, Şamanizmle İslamın yoğrulmasından doğan ‘Anadolu Sufizm’dir.” Cumhuriyet, Bilim Teknoloji 2015, sayı 1479.

. Robson, James. Tracts on Listening to Music. London: Royal Asiatic Society, 1938.

. Yol Dergisi 2001:71-80.

***

Abstract:

Turkish Female Minstrels in a Patriarchial Society”

This article examines the challenges of contemporary Turkish female minstrels, looking critically at patriarchy as an unjust social construction which acts to constrict women minstrels’ movement in the public sphere. Male Ashıks attempt to dominate and oppress

female minstrels, relegating them to domestic duties inside the confines of the home. The status of women minstrels further deteriorated with the rise of fundamental religious ideology that enables male Ashiks to further restrict women’s participation of making music in public places. In acts of resistance to patriarchal oppression women composed powerful poems protesting male dominance.

Keywords: Turkish women minstrels, patriarcy and women, female protest poems.

 

Bu yazı 2469 defa okunmuştur .

Son Yazılar