Ankara’da, genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında inşa edilmiş, yapısı ve özellikleri ile Atatürk’ün ve cumhuriyetin modern eğitim anlayışını yansıtan muhteşem bir okul var. O dönem Dördüncü Ortaokul olarak bilinen bu anıt okul, Cebeci Ortaokuludur. Bu güzide eğitim kurumunu tanıyınca, ülkemizin geleceği gençlerin ne tür olanaklara sahip okullarda, nasıl bir eğitimle yetişmelerinin hedeflendiği gayet iyi anlaşılmaktadır. Ben de, bu tarihi eğitim yuvasında okumuş olmaktan tüm yaşamım boyunca gurur duydum. Bu nedenle yazımda zaman zaman kendi anılarımdan da bahsedeceğim.Cumhuriyetin ilanıyla birlikte başkent Ankara hızlı bir büyüme sürecine girmişti. Dolayısıyla mevcut okullar artık ihtiyacı karşılayamıyordu. 1937 yılına gelindiğinde Ankara’da sadece üç ortaokul vardı. Bunlar, şimdiki Kurtuluş İlkokulu binasında faaliyet gösteren “Birinci Ortaokul”; günümüzde Anafartalar Lisesi’nin bulunduğu yerdeki küçük bir binada eğitim veren “İkinci Ortaokul” ve de Numune Hastanesi’nin olduğu alanda o yıllarda var olan ve “Taş Mektep” diye adlandırılan binadaki “Üçüncü Ortaokul” idi.
Bu üç ortaokulun, giderek büyüyen ve gelişen Ankara’nın ihtiyacına cevap veremediğinin görülmesi üzerine, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 06.08.1937 tarihinde Ankara’da yeni ortaokullar yapılmasına karar verildi. Bu amaçla Hamamönü semtinde, Vakıflar Genel Müdürlüğünün odun kömür depoları olarak kirada olan 13.444 m²’lik arsası, ortaokul yapılmak üzere 08.07.1938 tarihinde Vakıflar Genel Müdürlüğünden 26.880 liraya satın alındı. Burada inşa edilecek olan, 15 dersliğe, spor ve konferans salonlarına, fizik, kimya, tabiat bilgisi laboratuvarlarına ve daha başka çeşitli modern eğitim imkanlarına sahip yeni ortaokul binasının mimari projesi; Hitler döneminde Almanya’yı terk etmek zorunda kalıp, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nin Mimarlık Bölümünde ders vermek üzere yurdumuza davet edilen Profesör Mimar Bruno Taut başkanlığında; yine aynı şekilde Almanya’dan ayrılarak yurdumuza gelen Yüksek Mimar Franz Hillinger ve Milli Eğitim Bakanlığı Teknik Büro Müdürlüğündeki Türk mimarlar tarafından hazırlanmıştır.(¹)(²)
Cumhuriyet dönemi başkent mimarisinin önemli eserlerinden olan ve oldukça kısa bir sürede yapımı tamamlanan Cebeci Ortaokulu, 1939 yılında “Dördüncü Ortaokul” adıyla eğitim öğretime açılmıştır. Okul, akılcı işlevli mimari tasarımıyla, Türkiye’deki okul yapılarına örnek olmuştur.(³)
Cebeci Ortaokulunun projesini hazırlayan bu iki ünlü mimar, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi ile Ankara Atatürk Lisesi’nin de mimarlarıdır. Bruno Taut ayrıca, 10 Kasım 1938’de Atatürk'ün vefatının hemen sonrasında aziz naaşının konulduğu katafalkın çizimini 36 saat gibi kısa bir sürede gerçekleştirmiş, karşılığındaki bin liralık para ödülünü almayıp, sadece bir teşekkür mektubunu kabul etmişti. Kendisi aslında kalp hastasıydı ve katafalkın hazırlanması işini titizlikle yürütürken üşütüp zatürre olmuştu. Atatürk’ün vefatından çok kısa bir süre sonra o da yaşama veda etmişti. Türk vatandaşı olmayan Bruno Taut, Edirnekapı Şehitliği'ne defnedilen ilk gayrimüslimdir.(⁴) Cebeci Ortaokulunda, fizik ve kimya dersleri için ayrı ayrı olmak üzere amfi biçiminde birer fizik ve kimya dershanesi bulunmaktaydı. Bulunmaktaydı diyorum; çünkü okula girişimizin 50. yılı nedeniyle 2018 yılında bir grup sınıf arkadaşımla birlikte gerçekleştirdiğimiz ziyarette; günümüzde öğrenci sayısının hayli fazla olmasından dolayı, bu dershanelerin normal dersliğe dönüştürülmüş olduğunu üzülerek gördük. Fizik ve kimya dershanelerinden başka, okulda ayrıca birer fizik ve kimya laboratuvarı da vardı. Bu laboratuvarlarda, her öğrencinin derste işlenen konularla ilgili deneyleri yapabilecekleri şekilde deney masaları ve teçhizatı mevcuttu. Öğretmenler deneyleri öğrencilerin yapmasını istiyorlarsa dersi laboratuvarlarda işlerlerdi. Yok eğer deneyi sadece öğretmen kendisi yapıp göstererek anlatmayı düşünüyorsa, ders fizik veya kimya dershanelerinde yapılırdı. Tabiat bilgisi ve biyoloji dersleri de zaman zaman tabiat bilgisi laboratuvarında işlenirdi. Bu laboratuvardaki deney masalarında, mikroskoplar, gerekli cihazlar ve laboratuvar gereçleri bulunmaktaydı.Müzik dersleri amfi şeklindeki müzik dershanesinde, müzik öğretmeninin çaldığı piyano eşliğinde gerçekleştirilirdi.
Beden eğitimi dersleri için okulun giriş katında, zemini ağaç parke kaplı kapalı bir spor salonu mevcuttu. Derse başlamadan önce salonun hemen yanındaki soyunma odasında eşofmanlarımızı giyer, salona öyle çıkardık. Spor salonunun yüksek tavanından aşağı iki halat sallanırdı. Bu halatlara tırmanırdık. Salonda, basketbol, voleybol, hentbol, salon futbolu oynanabilmesi için potalar, ağlar, kaleler ile birlikte; minderler ve üzerinden atlanan kasalar bulunmaktaydı. Fakat bu kasalardan atlamak öğrencilerin korkulu rüyasıydı. Okulda ayrıca, konferanslar ve toplantılar için de kullanılan kapalı bir sinema salonu vardı. Ankara sinemalarında gösterilen, öğrenciler için uygun filmleri okul sinemasında izlerdik. Örneğin yönetmenliğini David Lean’ın yaptığı, başrollerde Julie Christie, Geraldine Chaplin ve Ömer Şerif’in oynadığı, 1966 yılında beş Oscar ödülü kazanmış “Dr. Jivago” filmi bunlardan biriydi. Her eğitim yılının başında öğrencilere 10 Lira karşılığında fotoğraflı birer sinema kartı verilirdi. Bu kartın etrafında 1’den 35’e kadar sayılar vardı. Sinemaya girerken, nöbetçi öğretmenler bu numaralardan birini çizerdi. Kız öğrenciler için film gösterimi cumartesi günleri saat 14.00’te, erkek öğrenciler için ise pazar günleri saat 14.00’teydi. Şimdilerde o sinema salonu, bizim zamanımız da dahil çok uzun yıllar okul müdürü olarak görev yapmış ve ismi bir dönem Cebeci Ortaokulu ile adeta özdeşleşmiş olan rahmetli Hamdi Özveren’in adına ithafen “Hamdi Özveren Toplantı Salonu” olarak işlev görüyor. Bu vesile ile müdürümüz Sayın Hamdi Özveren’i rahmet ve saygı ile anmak istiyorum.O yıllarda öğrencilerin el becerileri kazanmalarına çok önem verilirdi. Bu amaçla, yıllık eğitim öğretim programlarında “elişi dersi” yer almaktaydı. Bu ders, okulun bodrum katındaki hayli geniş elişi atölyesinde yapılırdı. Söz konusu atölyede, her öğrencinin kullanabileceği miktarda çeşitli marangoz aletleri, her dört öğrenci için birer büyük marangoz iş tezgahı vardı. Söz konusu iş tezgahlarının köşelerinde mengeneler bulunurdu. Böylece tezgahın her köşesinde bir öğrenci işini rahatlıkla yapabilirdi. Hatırladığım kadarıyla, elişi dersinde hepimiz kendimize ağaçtan zarf açacağı ve kalem kutusu, ayrıca mukavva büyük boy resim dosyası, çok amaçlı mukavva kutu ve kitap ciltlemek için cilt tezgahı imal etmiştik. Zarf açacağı ve kalem kutularını bitirince, yakma aleti ile üzerlerine çeşitli motifler işleyip süslemiş ve verniklemiştik. Mukavva dosya ve çok amaçlı mukavva kutuların dış yüzeylerini kaplamak için gerekli olan desenli kağıtları da yine elişi dersinde, muhtelif renkte boyalar ve beyaz tutkal kullanmak suretiyle bizler yapmıştık. Kendi üretimimiz cilt tezgahlarında kitaplar ciltlemiştik. O yıllarda okul kütüphanesindeki kitapların büyük kısmı, elişi derslerinde öğrenciler tarafından ciltlenmişti.Resim derslerini ise okulun en üst katındaki, çok sayıda penceresi olan büyük, ferah, aydınlık resim salonunda yapardık. Pencerelerden gördüğümüz manzaraları resim kağıdına aktarmaya çalışırdık. Bazen de ortaya konulan vazo, çiçek ya da meyvelerin resimlerini yapardık.Cumhuriyet döneminin henüz başlarında inşa edilmiş olan Cebeci Ortaokulunun; fizik, kimya, tabiat bilgisi laboratuvarlarında, müzik dershanesinde, resim salonunda, kapsamlı elişi atölyesinde, uygulamalı olarak ders yapılacak şekilde planlanıp yapılmış olması, öğrencilerin pozitif bilimlerin yanında sanat konusundaki yeteneklerinin de ortaya çıkarılmasına ve el becerilerinin geliştirilmesine verilen önemi göstermektedir. Köy enstitülerinin mimarı, büyük eğitimci İsmail Hakkı Tonguç’un, köy enstitülerinde bu konuya özel önem verdiğini biliyoruz. Kendisi aynı zamanda bir resim, elişi öğretmeni olan İsmail Hakkı Tonguç Almanya’da bu alanda eğitim almış; orada okullarda ciltçilik de yapılabilen elişi derslikleri olduğunu görmüş; yurdun çeşitli yörelerinde görev yaptığı öğretmen okullarında resim ve elişi derslikleri kurmuş, öğrencilere kitap ciltlemeyi de öğretmiş; buralarda öğrencilerin el becerilerinin geliştirilerek hayata hazırlanmalarına büyük önem vermişti. Tüm bunları dikkate aldığımızda, okullarda bu derslerin eğitim öğretim programlarına dahil edilmesinde, o dönemin eğitim anlayışının etkisinin olduğunu söyleyebiliriz.Ortaokullardaki seçmeli tarım ve ticaret derslerinden de kısaca bahsetmek istiyorum. Ortaokul öğrencileri, bu iki dersten birini seçmek zorundaydılar. Elişi dersi gibi bu iki dersin de; ortaokullardaki eğitimin, yaşamla bütünleşmesine yönelik olmasının ve öğrencilerin mümkün olduğunca donanımlı bir şekilde yetişmelerinin amaçlandığına birer örnek olduğunu düşünüyorum. Ben Cebeci Ortaokulunda ticaret dersini seçmiştim. 1971 yılında ortaokuldan mezun olduğumda, neredeyse küçük ölçekli bir ticarethanenin defterlerini tutabilecek düzeyde muhasebe bilgisine sahiptim.Biraz da Cebeci Ortaokulunun dersliklerinin fiziki özelliklerinden bahsetmek istiyorum. Her sınıfta kapı ile kara tahtanın arasında duvara monteli iki kapaklı büyük birer dolap bulunurdu. Söz konusu dolabın sağ yanında, matematik derslerinde tahtaya geometrik şekiller çizmek için kullanılan her biri tahtadan ve büyük boyutlu cetvel, gönye, iletki ve tebeşirli pergel vardı. Dolabın sol tarafı ise raf raf bölünmüştü. Bu raflarda, coğrafya dersleri için gerekli Türkiye siyasi ve fiziki haritalarıyla, Asya, Avrupa, Amerika, Afrika ve Avusturalya kıtalarına ait haritalar ve dünya haritası; ayrıca tarih derslerinde kullanılmak için çeşitli haritalar ve bir de uzun harita sopası bulunmaktaydı.Okuldaki tüm dersliklerin ve odaların pencereleri çift pervazlıydı. Bu artarda iki pencere arasındaki durgun hava katmanı vasıtası ile ısı yalıtımı ve yakıt tasarrufu sağlanması yanında, dış ortamdaki seslerin; öğrencilerin dikkatlerini dağıtmaması da amaçlanmıştı. Ayrıca öğrencilerin boy hizasındaki alt camlar beyaz boya ile boyanmıştı. Böylece öğrenciler ders sırasında dışarı ile ilgilenemezlerdi.Cebeci Ortaokulundan bahsederken, öğrencilerin kitap okumasının ve Türkçeyi doğru öğrenip kullanmalarının nasıl teşvik edildiğini göstermesi açısından birkaç örnek vermek isterim:Okulda kitaplık kolu faaliyetlerine büyük önem verilirdi. Her sınıfta bir sınıf kitaplığı ve bu kitaplıktan sorumlu, “sınıf kitaplık kolu görevlisi” vardı. Bu arkadaşımız, isteyen öğrencilere ödünç kitap verir ve bunu bir deftere kaydederdi. Sınıf kitaplık kolu görevlileri, ceketlerinin sol kol ağzına, pembe renkli geniş bir kurdele takarlardı.Okulumuzda ayrıca tüm öğrencilerin kullanımına yönelik oldukça zengin bir kütüphane ve okuma salonu vardı. Bu kütüphaneden, öğrenciler istedikleri kitapları ödünç olarak alıp okuyabilirler; ayrıca okuma salonunun sessiz ortamında ders çalışabilirlerdi. O yıllarda, evlerinde çocukları için ayrı oda bulunmayan ve ders çalışmaları için uygun şartları olmayan genellikle çok çocuklu ailelerin çocukları için bu çalışma salonunun önemi büyüktü.Cebeci Ortaokulunda her eğitim öğretim yılı başında, son sınıflardaki başarılı öğrenciler arasından bir adet “okul kitaplık kolu başkanı” seçilirdi. Okul kitaplık kolu başkanının bir odası; odasında masası, koltuğu, iki sandalye ve ses yayın sistemi bulunmaktaydı. Şunu da belirteyim; sınıfların tamamında, öğretmenler odasında, laboratuvarlarda ve bahçede hoparlörler mevcuttu. Okulun ses yayın sistemi vasıtası ile okul müdürü ve okul kitaplık kolu başkanı, odalarından tüm okula seslenebilirlerdi. Okul kitaplık kolu başkanının iki yardımcısı olurdu. Okul kitaplık kolu başkan yardımcıları, ceketlerinin sol kol ağzına pembe renkli geniş kurdele üzerine bir sıra dar beyaz kurdele; okul kitaplık kolu başkanı ise pembe geniş kurdele üzerine iki sıra dar beyaz kurdele takardı. Bu ekip teneffüslerde, sınıflardaki ve okul bahçesindeki öğrencilere şiirler, kısa skeçler sunar; klasik müzik eserleri dinletir; özel günlerle ilgili yayınlar yaparlardı. Okul kitaplık kolu başkanlığı çok itibarlı bir görevdi ve tüm öğrencilerin hayaliydi.Bizim öğrencilik yıllarımızda, Türk Dil Kurumu’nun (TDK) Ankara Kavaklıdere’deki binasında, her ayın bir cumartesi gününde tanınmış yazar, şair ve edebiyatçılar tarafından konferanslar verilirdi. Türkçe öğretmenimiz rahmetli Muharrem Mercanlıgil, bu konferanslara gidip anlatılanları dinlememizi, notlar tutmamızı; katılan arkadaşlarımızdan birinin, tutulan notları toplayıp bir hazırlık yapmasını ve haftanın ilk Türkçe dersinde, o haftaki konferans ile ilgili olarak sınıfı bilgilendirmesini isterdi. Ayrıca konferanslara gidenlere de teşvik olsun diye birer artı puan ile birlikte, “Varlık Edebiyat ve Sanat Dergisi”nin o ayki sayısından armağan ederdi. Sınıf arkadaşlarımızla beraber söz konusu konferansları hiç kaçırmaz; orada anlatılanları, tartışılan konuları büyük bir dikkatle dinleyip notlar alırdık. Agah Sırrı Levend, Aziz Nesin, Cahit Külebi, İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Oktay Akbal ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu; bir ortaokul öğrencisi olarak konferanslarına katıldığımız önemli edebiyatçılardan bazılarıydı. Burada, Türkçe öğretmenimiz Sayın Muharrem Mercanlıgil’i de rahmet ve saygı ile anıyorum.Ne mutlu, çok uzun yıllar sonra bile adları ve emeklerinden övgü ile bahsedilen Sayın Hamdi Özveren ve Sayın Muharrem Mercanlıgil gibi saygın ve değerli eğitimcilere.O yıllarda okullarda, öğrencilerin el yazısı ile düzgün yazı yazmalarına ayrıca önem verilirdi. Bu nedenle eğitim öğretim programlarında “yazı dersi” vardı. Cebeci Ortaokulunda da öğretmenlerimiz, güzel ve düzgün el yazısı kullanılmasına büyük hassasiyet gösterirlerdi. Yazı dersleri için özel yazı defterlerimiz olurdu. Hokka, divit uçlu kalem ve dolma kalem kullanarak el yazısı ile güzel yazı yazmanın tekniklerini öğrenirdik. Hokkaları annelerimizin tığ ile ördükleri özel kılıflarıyla taşırdık. Bu kılıflarla hokkayı hızla çevirerek, içindeki mürekkebin etrafa saçılmadığını göstermekten ayrıca mutlu olurduk.Cebeci Ortaokulundaki diğer öğrenci kolları ve faaliyetlerinden de biraz bahsetmek isterim. Okulumuzda disipline çok önem verilirdi. Bu disiplinin sağlanmasında öğrencilerin aktif görevleri vardı. Her sınıfın bir sınıf mümessili (şimdiki adıyla sınıf başkanı) olurdu. Kimin sınıf mümessili olduğunun anlaşılabilmesi için bu öğrenciler ceketlerinin sol kol ağzına kırmızı renkli geniş bir kurdele takarlardı. Sınıf mümessilleri, boş derslerde ve teneffüslerde sınıfta disiplini sağlar; gürültü yapanların, birbirlerine zarar verecek türde davranışlarda bulunanların numaralarını tahtaya yazar; bunları okul baş mümessiline bildirirlerdi. Ayrıca bir de koridorlarda ve bahçede görevli “koridor ve bahçe mümessilleri” olurdu. Koridor mümessilleri ceketlerinin sol kol ağzına sarı renkli, bahçe mümessilleri ise yeşil renkli geniş kurdele takarlardı. Bu mümessiller de koridorlarda ve okul bahçesinde disiplini sağlarlar; merdivenlerde birbirini iten, koridorlarda gürültü yapan; bahçede diğer öğrencilere sataşan, çelme takan, tehlikeli şakalar yapan, kavga eden öğrencilerin numaralarını alıp okul baş mümessiline bildirirlerdi. Okulun, son sınıf öğrencileri arasından seçilen bir “baş mümessili” olurdu. Sınıf, koridor ve bahçe mümessillerinin hepsinin amiri konumundaki baş mümessil, ceketinin sol kol ağzına kırmızı renkli geniş bir kurdele üzerine iki sıra dar beyaz kurdele takardı. Okul baş mümessilliği çok havalı ve ayrıcalıklı bir görevdi. Okul içerisinde, sadece öğretmenler tarafından kullanılan ana merdivenler, öğrenci olarak bir tek okul baş mümessiline serbestti.Burada haliyle şu soru akla geliyor: Peki sınıf, koridor ve bahçe mümessillerinin, yaramazlık yaptıkları için numaralarını okul baş mümessiline ilettiği öğrencilere sonuçta nasıl bir ceza veriliyordu? Diğer görevlerinin yanında, yaramazlık yapan öğrencileri cezalandırmaktan da sorumlu bir müdür yardımcısı vardı ki bütün çocuklar kendisinden çok çekinirlerdi. Bu öğretmenimiz yaramazlık yapanların ellerine sopasıyla birkaç kez vururdu. Günümüzdeki öğrenciler ve veliler için bu cezalandırma şekli kabul edilemez gelecektir mutlaka ama o yıllarda anne ve babaların çocuklarını okula “eti sizin, kemiği bizim” anlayışı ile verdiklerini düşünürsek, bu yöntem hiç de yadırganmazdı. Kaldı ki cezalandırılan çocuk bunu akşam evde anlattığı takdirde, ebeveynlerinden de azar işitmesi hatta belki de benzer bir cezaya daha maruz kalması çok normaldi.
Kantinde bizler için çok değerli olan okulumuzun rozeti de satılırdı. Cebeci Ortaokulunun öğrencisi olduğumuzda ilk yaptığımız şeylerden biri, kantinden okul rozeti almak ve ceketlerimizin yakasına takıp, gururla taşımaktı. Cebeci Ortaokulunun öğrencileri, okullarına büyük bir aidiyet duygusu ile bağlıydılar. Tabii ki bunda, yukarıda bir kısmını sayabildiğim özelliklere sahip bu mükemmel okulun öğrencisi olmanın yanında, okuldaki eğitim anlayışının ve her biri birbirinden değerli saygın öğretmenlerin payı büyüktü. Söz konusu rozet de bu aidiyet duygusunun somut simgesiydi. Cebeci Ortaokulunun öğrencisi olmak, hepimiz için büyük bir onurdu. O duyguyu bugün bile hâlâ içimizde taşıyoruz. Öyle ki, 1968-1971 yıllarında aynı sınıfta okumuş olan yaklaşık 20 arkadaşımız, mezuniyetimizin üzerinden 54 yıl geçmiş olmasına rağmen, okul günlerindeki sıcak arkadaşlık ilişkisini hâlâ sürdürmekteyiz. Bizleri birbirimize bağlayan en önemli şey, Cebeci Ortaokullu olmaktır. Bu arkadaşlarımızla sık sık bir araya gelip o günlerle ilgili güzel anılarımızı paylaşmak suretiyle daima canlı tutmaya çalışıyoruz; bundan da büyük keyif alıyoruz. Cebeci Ortaokulunu anlatırken tanınmış şair Cahit Külebi’yi anmadan ve onun ünlü Cebeci Köprüsü şiirinden söz etmeden geçmek istemedim. Çünkü şairin bahsettiği, korkulukları kara boyalı Cebeci Köprüsü’nün biz Cebeci çocuklarının yaşamında apayrı bir yeri vardır. Örneğin 1963-1971 Yılları arasında beş yıl İltekin İlkokulu, üç yıl da Cebeci Ortaokulu dönemi olmak üzere toplam sekiz yıl boyunca her gün arkadaşlarımızla birlikte iki kez anılan tahta köprüden geçtik. Ama ne yazık ki, Cebeci’nin simgelerinden biri haline gelmiş, üzerine şiir yazılmış o meşhur tahta köprü bugün artık yok. Cebeci Ortaokulundan bahsederken, okulumuzun mezunu tanınmış bazı isimleri de anmak istiyorum. Hepimizin tanıdığı Yıldız Kenter, Nurhan Damcıoğlu, Cihan Ünal ve dünyaca ünlü Tenor Bülent Bezdüz gibi değerli sanatçılar; şair ve yazar Gülten Akın, yazar Necati Tosuner; Hüsamettin Cindoruk, Hikmet Çetin, Dr. Işın Çelebi gibi siyasetçi ve devlet adamları; Danıştay eski başkanlarından Tansel Çölaşan; Yargıtay eski başkanlarından Hasan Gerçeker; Ankara’nın en eski eczanelerinden olan Ulus’taki Derman Eczanesinin sahibi hekim ve eczacı Niyaz Dermancı; Ankara'da bir dönem pek çok konut, otel ve sağlık kurumunun mimari tasarımını gerçekleştiren Yüksek Mimar Mühendis Kadri Kalaycıoğlu, okulumuzdan mezun olmuş tanınmış isimlerden bazılarıdır. İşte Atatürk ve yeni kurulmuş olan Cumhuriyet; ülkenin geleceği olan gençlerin, böyle olanaklara sahip modern okullarda yetişmelerini istemişti.
Bu üç ortaokulun, giderek büyüyen ve gelişen Ankara’nın ihtiyacına cevap veremediğinin görülmesi üzerine, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından 06.08.1937 tarihinde Ankara’da yeni ortaokullar yapılmasına karar verildi. Bu amaçla Hamamönü semtinde, Vakıflar Genel Müdürlüğünün odun kömür depoları olarak kirada olan 13.444 m²’lik arsası, ortaokul yapılmak üzere 08.07.1938 tarihinde Vakıflar Genel Müdürlüğünden 26.880 liraya satın alındı. Burada inşa edilecek olan, 15 dersliğe, spor ve konferans salonlarına, fizik, kimya, tabiat bilgisi laboratuvarlarına ve daha başka çeşitli modern eğitim imkanlarına sahip yeni ortaokul binasının mimari projesi; Hitler döneminde Almanya’yı terk etmek zorunda kalıp, İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nin Mimarlık Bölümünde ders vermek üzere yurdumuza davet edilen Profesör Mimar Bruno Taut başkanlığında; yine aynı şekilde Almanya’dan ayrılarak yurdumuza gelen Yüksek Mimar Franz Hillinger ve Milli Eğitim Bakanlığı Teknik Büro Müdürlüğündeki Türk mimarlar tarafından hazırlanmıştır.(¹)(²)
Cumhuriyet dönemi başkent mimarisinin önemli eserlerinden olan ve oldukça kısa bir sürede yapımı tamamlanan Cebeci Ortaokulu, 1939 yılında “Dördüncü Ortaokul” adıyla eğitim öğretime açılmıştır. Okul, akılcı işlevli mimari tasarımıyla, Türkiye’deki okul yapılarına örnek olmuştur.(³)
Cebeci Ortaokulunun projesini hazırlayan bu iki ünlü mimar, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi ile Ankara Atatürk Lisesi’nin de mimarlarıdır. Bruno Taut ayrıca, 10 Kasım 1938’de Atatürk'ün vefatının hemen sonrasında aziz naaşının konulduğu katafalkın çizimini 36 saat gibi kısa bir sürede gerçekleştirmiş, karşılığındaki bin liralık para ödülünü almayıp, sadece bir teşekkür mektubunu kabul etmişti. Kendisi aslında kalp hastasıydı ve katafalkın hazırlanması işini titizlikle yürütürken üşütüp zatürre olmuştu. Atatürk’ün vefatından çok kısa bir süre sonra o da yaşama veda etmişti. Türk vatandaşı olmayan Bruno Taut, Edirnekapı Şehitliği'ne defnedilen ilk gayrimüslimdir.(⁴) Cebeci Ortaokulunda, fizik ve kimya dersleri için ayrı ayrı olmak üzere amfi biçiminde birer fizik ve kimya dershanesi bulunmaktaydı. Bulunmaktaydı diyorum; çünkü okula girişimizin 50. yılı nedeniyle 2018 yılında bir grup sınıf arkadaşımla birlikte gerçekleştirdiğimiz ziyarette; günümüzde öğrenci sayısının hayli fazla olmasından dolayı, bu dershanelerin normal dersliğe dönüştürülmüş olduğunu üzülerek gördük. Fizik ve kimya dershanelerinden başka, okulda ayrıca birer fizik ve kimya laboratuvarı da vardı. Bu laboratuvarlarda, her öğrencinin derste işlenen konularla ilgili deneyleri yapabilecekleri şekilde deney masaları ve teçhizatı mevcuttu. Öğretmenler deneyleri öğrencilerin yapmasını istiyorlarsa dersi laboratuvarlarda işlerlerdi. Yok eğer deneyi sadece öğretmen kendisi yapıp göstererek anlatmayı düşünüyorsa, ders fizik veya kimya dershanelerinde yapılırdı. Tabiat bilgisi ve biyoloji dersleri de zaman zaman tabiat bilgisi laboratuvarında işlenirdi. Bu laboratuvardaki deney masalarında, mikroskoplar, gerekli cihazlar ve laboratuvar gereçleri bulunmaktaydı.Müzik dersleri amfi şeklindeki müzik dershanesinde, müzik öğretmeninin çaldığı piyano eşliğinde gerçekleştirilirdi.
Beden eğitimi dersleri için okulun giriş katında, zemini ağaç parke kaplı kapalı bir spor salonu mevcuttu. Derse başlamadan önce salonun hemen yanındaki soyunma odasında eşofmanlarımızı giyer, salona öyle çıkardık. Spor salonunun yüksek tavanından aşağı iki halat sallanırdı. Bu halatlara tırmanırdık. Salonda, basketbol, voleybol, hentbol, salon futbolu oynanabilmesi için potalar, ağlar, kaleler ile birlikte; minderler ve üzerinden atlanan kasalar bulunmaktaydı. Fakat bu kasalardan atlamak öğrencilerin korkulu rüyasıydı. Okulda ayrıca, konferanslar ve toplantılar için de kullanılan kapalı bir sinema salonu vardı. Ankara sinemalarında gösterilen, öğrenciler için uygun filmleri okul sinemasında izlerdik. Örneğin yönetmenliğini David Lean’ın yaptığı, başrollerde Julie Christie, Geraldine Chaplin ve Ömer Şerif’in oynadığı, 1966 yılında beş Oscar ödülü kazanmış “Dr. Jivago” filmi bunlardan biriydi. Her eğitim yılının başında öğrencilere 10 Lira karşılığında fotoğraflı birer sinema kartı verilirdi. Bu kartın etrafında 1’den 35’e kadar sayılar vardı. Sinemaya girerken, nöbetçi öğretmenler bu numaralardan birini çizerdi. Kız öğrenciler için film gösterimi cumartesi günleri saat 14.00’te, erkek öğrenciler için ise pazar günleri saat 14.00’teydi. Şimdilerde o sinema salonu, bizim zamanımız da dahil çok uzun yıllar okul müdürü olarak görev yapmış ve ismi bir dönem Cebeci Ortaokulu ile adeta özdeşleşmiş olan rahmetli Hamdi Özveren’in adına ithafen “Hamdi Özveren Toplantı Salonu” olarak işlev görüyor. Bu vesile ile müdürümüz Sayın Hamdi Özveren’i rahmet ve saygı ile anmak istiyorum.O yıllarda öğrencilerin el becerileri kazanmalarına çok önem verilirdi. Bu amaçla, yıllık eğitim öğretim programlarında “elişi dersi” yer almaktaydı. Bu ders, okulun bodrum katındaki hayli geniş elişi atölyesinde yapılırdı. Söz konusu atölyede, her öğrencinin kullanabileceği miktarda çeşitli marangoz aletleri, her dört öğrenci için birer büyük marangoz iş tezgahı vardı. Söz konusu iş tezgahlarının köşelerinde mengeneler bulunurdu. Böylece tezgahın her köşesinde bir öğrenci işini rahatlıkla yapabilirdi. Hatırladığım kadarıyla, elişi dersinde hepimiz kendimize ağaçtan zarf açacağı ve kalem kutusu, ayrıca mukavva büyük boy resim dosyası, çok amaçlı mukavva kutu ve kitap ciltlemek için cilt tezgahı imal etmiştik. Zarf açacağı ve kalem kutularını bitirince, yakma aleti ile üzerlerine çeşitli motifler işleyip süslemiş ve verniklemiştik. Mukavva dosya ve çok amaçlı mukavva kutuların dış yüzeylerini kaplamak için gerekli olan desenli kağıtları da yine elişi dersinde, muhtelif renkte boyalar ve beyaz tutkal kullanmak suretiyle bizler yapmıştık. Kendi üretimimiz cilt tezgahlarında kitaplar ciltlemiştik. O yıllarda okul kütüphanesindeki kitapların büyük kısmı, elişi derslerinde öğrenciler tarafından ciltlenmişti.Resim derslerini ise okulun en üst katındaki, çok sayıda penceresi olan büyük, ferah, aydınlık resim salonunda yapardık. Pencerelerden gördüğümüz manzaraları resim kağıdına aktarmaya çalışırdık. Bazen de ortaya konulan vazo, çiçek ya da meyvelerin resimlerini yapardık.Cumhuriyet döneminin henüz başlarında inşa edilmiş olan Cebeci Ortaokulunun; fizik, kimya, tabiat bilgisi laboratuvarlarında, müzik dershanesinde, resim salonunda, kapsamlı elişi atölyesinde, uygulamalı olarak ders yapılacak şekilde planlanıp yapılmış olması, öğrencilerin pozitif bilimlerin yanında sanat konusundaki yeteneklerinin de ortaya çıkarılmasına ve el becerilerinin geliştirilmesine verilen önemi göstermektedir. Köy enstitülerinin mimarı, büyük eğitimci İsmail Hakkı Tonguç’un, köy enstitülerinde bu konuya özel önem verdiğini biliyoruz. Kendisi aynı zamanda bir resim, elişi öğretmeni olan İsmail Hakkı Tonguç Almanya’da bu alanda eğitim almış; orada okullarda ciltçilik de yapılabilen elişi derslikleri olduğunu görmüş; yurdun çeşitli yörelerinde görev yaptığı öğretmen okullarında resim ve elişi derslikleri kurmuş, öğrencilere kitap ciltlemeyi de öğretmiş; buralarda öğrencilerin el becerilerinin geliştirilerek hayata hazırlanmalarına büyük önem vermişti. Tüm bunları dikkate aldığımızda, okullarda bu derslerin eğitim öğretim programlarına dahil edilmesinde, o dönemin eğitim anlayışının etkisinin olduğunu söyleyebiliriz.Ortaokullardaki seçmeli tarım ve ticaret derslerinden de kısaca bahsetmek istiyorum. Ortaokul öğrencileri, bu iki dersten birini seçmek zorundaydılar. Elişi dersi gibi bu iki dersin de; ortaokullardaki eğitimin, yaşamla bütünleşmesine yönelik olmasının ve öğrencilerin mümkün olduğunca donanımlı bir şekilde yetişmelerinin amaçlandığına birer örnek olduğunu düşünüyorum. Ben Cebeci Ortaokulunda ticaret dersini seçmiştim. 1971 yılında ortaokuldan mezun olduğumda, neredeyse küçük ölçekli bir ticarethanenin defterlerini tutabilecek düzeyde muhasebe bilgisine sahiptim.Biraz da Cebeci Ortaokulunun dersliklerinin fiziki özelliklerinden bahsetmek istiyorum. Her sınıfta kapı ile kara tahtanın arasında duvara monteli iki kapaklı büyük birer dolap bulunurdu. Söz konusu dolabın sağ yanında, matematik derslerinde tahtaya geometrik şekiller çizmek için kullanılan her biri tahtadan ve büyük boyutlu cetvel, gönye, iletki ve tebeşirli pergel vardı. Dolabın sol tarafı ise raf raf bölünmüştü. Bu raflarda, coğrafya dersleri için gerekli Türkiye siyasi ve fiziki haritalarıyla, Asya, Avrupa, Amerika, Afrika ve Avusturalya kıtalarına ait haritalar ve dünya haritası; ayrıca tarih derslerinde kullanılmak için çeşitli haritalar ve bir de uzun harita sopası bulunmaktaydı.Okuldaki tüm dersliklerin ve odaların pencereleri çift pervazlıydı. Bu artarda iki pencere arasındaki durgun hava katmanı vasıtası ile ısı yalıtımı ve yakıt tasarrufu sağlanması yanında, dış ortamdaki seslerin; öğrencilerin dikkatlerini dağıtmaması da amaçlanmıştı. Ayrıca öğrencilerin boy hizasındaki alt camlar beyaz boya ile boyanmıştı. Böylece öğrenciler ders sırasında dışarı ile ilgilenemezlerdi.Cebeci Ortaokulundan bahsederken, öğrencilerin kitap okumasının ve Türkçeyi doğru öğrenip kullanmalarının nasıl teşvik edildiğini göstermesi açısından birkaç örnek vermek isterim:Okulda kitaplık kolu faaliyetlerine büyük önem verilirdi. Her sınıfta bir sınıf kitaplığı ve bu kitaplıktan sorumlu, “sınıf kitaplık kolu görevlisi” vardı. Bu arkadaşımız, isteyen öğrencilere ödünç kitap verir ve bunu bir deftere kaydederdi. Sınıf kitaplık kolu görevlileri, ceketlerinin sol kol ağzına, pembe renkli geniş bir kurdele takarlardı.Okulumuzda ayrıca tüm öğrencilerin kullanımına yönelik oldukça zengin bir kütüphane ve okuma salonu vardı. Bu kütüphaneden, öğrenciler istedikleri kitapları ödünç olarak alıp okuyabilirler; ayrıca okuma salonunun sessiz ortamında ders çalışabilirlerdi. O yıllarda, evlerinde çocukları için ayrı oda bulunmayan ve ders çalışmaları için uygun şartları olmayan genellikle çok çocuklu ailelerin çocukları için bu çalışma salonunun önemi büyüktü.Cebeci Ortaokulunda her eğitim öğretim yılı başında, son sınıflardaki başarılı öğrenciler arasından bir adet “okul kitaplık kolu başkanı” seçilirdi. Okul kitaplık kolu başkanının bir odası; odasında masası, koltuğu, iki sandalye ve ses yayın sistemi bulunmaktaydı. Şunu da belirteyim; sınıfların tamamında, öğretmenler odasında, laboratuvarlarda ve bahçede hoparlörler mevcuttu. Okulun ses yayın sistemi vasıtası ile okul müdürü ve okul kitaplık kolu başkanı, odalarından tüm okula seslenebilirlerdi. Okul kitaplık kolu başkanının iki yardımcısı olurdu. Okul kitaplık kolu başkan yardımcıları, ceketlerinin sol kol ağzına pembe renkli geniş kurdele üzerine bir sıra dar beyaz kurdele; okul kitaplık kolu başkanı ise pembe geniş kurdele üzerine iki sıra dar beyaz kurdele takardı. Bu ekip teneffüslerde, sınıflardaki ve okul bahçesindeki öğrencilere şiirler, kısa skeçler sunar; klasik müzik eserleri dinletir; özel günlerle ilgili yayınlar yaparlardı. Okul kitaplık kolu başkanlığı çok itibarlı bir görevdi ve tüm öğrencilerin hayaliydi.Bizim öğrencilik yıllarımızda, Türk Dil Kurumu’nun (TDK) Ankara Kavaklıdere’deki binasında, her ayın bir cumartesi gününde tanınmış yazar, şair ve edebiyatçılar tarafından konferanslar verilirdi. Türkçe öğretmenimiz rahmetli Muharrem Mercanlıgil, bu konferanslara gidip anlatılanları dinlememizi, notlar tutmamızı; katılan arkadaşlarımızdan birinin, tutulan notları toplayıp bir hazırlık yapmasını ve haftanın ilk Türkçe dersinde, o haftaki konferans ile ilgili olarak sınıfı bilgilendirmesini isterdi. Ayrıca konferanslara gidenlere de teşvik olsun diye birer artı puan ile birlikte, “Varlık Edebiyat ve Sanat Dergisi”nin o ayki sayısından armağan ederdi. Sınıf arkadaşlarımızla beraber söz konusu konferansları hiç kaçırmaz; orada anlatılanları, tartışılan konuları büyük bir dikkatle dinleyip notlar alırdık. Agah Sırrı Levend, Aziz Nesin, Cahit Külebi, İsmail Hakkı Baltacıoğlu, Oktay Akbal ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu; bir ortaokul öğrencisi olarak konferanslarına katıldığımız önemli edebiyatçılardan bazılarıydı. Burada, Türkçe öğretmenimiz Sayın Muharrem Mercanlıgil’i de rahmet ve saygı ile anıyorum.Ne mutlu, çok uzun yıllar sonra bile adları ve emeklerinden övgü ile bahsedilen Sayın Hamdi Özveren ve Sayın Muharrem Mercanlıgil gibi saygın ve değerli eğitimcilere.O yıllarda okullarda, öğrencilerin el yazısı ile düzgün yazı yazmalarına ayrıca önem verilirdi. Bu nedenle eğitim öğretim programlarında “yazı dersi” vardı. Cebeci Ortaokulunda da öğretmenlerimiz, güzel ve düzgün el yazısı kullanılmasına büyük hassasiyet gösterirlerdi. Yazı dersleri için özel yazı defterlerimiz olurdu. Hokka, divit uçlu kalem ve dolma kalem kullanarak el yazısı ile güzel yazı yazmanın tekniklerini öğrenirdik. Hokkaları annelerimizin tığ ile ördükleri özel kılıflarıyla taşırdık. Bu kılıflarla hokkayı hızla çevirerek, içindeki mürekkebin etrafa saçılmadığını göstermekten ayrıca mutlu olurduk.Cebeci Ortaokulundaki diğer öğrenci kolları ve faaliyetlerinden de biraz bahsetmek isterim. Okulumuzda disipline çok önem verilirdi. Bu disiplinin sağlanmasında öğrencilerin aktif görevleri vardı. Her sınıfın bir sınıf mümessili (şimdiki adıyla sınıf başkanı) olurdu. Kimin sınıf mümessili olduğunun anlaşılabilmesi için bu öğrenciler ceketlerinin sol kol ağzına kırmızı renkli geniş bir kurdele takarlardı. Sınıf mümessilleri, boş derslerde ve teneffüslerde sınıfta disiplini sağlar; gürültü yapanların, birbirlerine zarar verecek türde davranışlarda bulunanların numaralarını tahtaya yazar; bunları okul baş mümessiline bildirirlerdi. Ayrıca bir de koridorlarda ve bahçede görevli “koridor ve bahçe mümessilleri” olurdu. Koridor mümessilleri ceketlerinin sol kol ağzına sarı renkli, bahçe mümessilleri ise yeşil renkli geniş kurdele takarlardı. Bu mümessiller de koridorlarda ve okul bahçesinde disiplini sağlarlar; merdivenlerde birbirini iten, koridorlarda gürültü yapan; bahçede diğer öğrencilere sataşan, çelme takan, tehlikeli şakalar yapan, kavga eden öğrencilerin numaralarını alıp okul baş mümessiline bildirirlerdi. Okulun, son sınıf öğrencileri arasından seçilen bir “baş mümessili” olurdu. Sınıf, koridor ve bahçe mümessillerinin hepsinin amiri konumundaki baş mümessil, ceketinin sol kol ağzına kırmızı renkli geniş bir kurdele üzerine iki sıra dar beyaz kurdele takardı. Okul baş mümessilliği çok havalı ve ayrıcalıklı bir görevdi. Okul içerisinde, sadece öğretmenler tarafından kullanılan ana merdivenler, öğrenci olarak bir tek okul baş mümessiline serbestti.Burada haliyle şu soru akla geliyor: Peki sınıf, koridor ve bahçe mümessillerinin, yaramazlık yaptıkları için numaralarını okul baş mümessiline ilettiği öğrencilere sonuçta nasıl bir ceza veriliyordu? Diğer görevlerinin yanında, yaramazlık yapan öğrencileri cezalandırmaktan da sorumlu bir müdür yardımcısı vardı ki bütün çocuklar kendisinden çok çekinirlerdi. Bu öğretmenimiz yaramazlık yapanların ellerine sopasıyla birkaç kez vururdu. Günümüzdeki öğrenciler ve veliler için bu cezalandırma şekli kabul edilemez gelecektir mutlaka ama o yıllarda anne ve babaların çocuklarını okula “eti sizin, kemiği bizim” anlayışı ile verdiklerini düşünürsek, bu yöntem hiç de yadırganmazdı. Kaldı ki cezalandırılan çocuk bunu akşam evde anlattığı takdirde, ebeveynlerinden de azar işitmesi hatta belki de benzer bir cezaya daha maruz kalması çok normaldi. 
Kantinde bizler için çok değerli olan okulumuzun rozeti de satılırdı. Cebeci Ortaokulunun öğrencisi olduğumuzda ilk yaptığımız şeylerden biri, kantinden okul rozeti almak ve ceketlerimizin yakasına takıp, gururla taşımaktı. Cebeci Ortaokulunun öğrencileri, okullarına büyük bir aidiyet duygusu ile bağlıydılar. Tabii ki bunda, yukarıda bir kısmını sayabildiğim özelliklere sahip bu mükemmel okulun öğrencisi olmanın yanında, okuldaki eğitim anlayışının ve her biri birbirinden değerli saygın öğretmenlerin payı büyüktü. Söz konusu rozet de bu aidiyet duygusunun somut simgesiydi. Cebeci Ortaokulunun öğrencisi olmak, hepimiz için büyük bir onurdu. O duyguyu bugün bile hâlâ içimizde taşıyoruz. Öyle ki, 1968-1971 yıllarında aynı sınıfta okumuş olan yaklaşık 20 arkadaşımız, mezuniyetimizin üzerinden 54 yıl geçmiş olmasına rağmen, okul günlerindeki sıcak arkadaşlık ilişkisini hâlâ sürdürmekteyiz. Bizleri birbirimize bağlayan en önemli şey, Cebeci Ortaokullu olmaktır. Bu arkadaşlarımızla sık sık bir araya gelip o günlerle ilgili güzel anılarımızı paylaşmak suretiyle daima canlı tutmaya çalışıyoruz; bundan da büyük keyif alıyoruz. Cebeci Ortaokulunu anlatırken tanınmış şair Cahit Külebi’yi anmadan ve onun ünlü Cebeci Köprüsü şiirinden söz etmeden geçmek istemedim. Çünkü şairin bahsettiği, korkulukları kara boyalı Cebeci Köprüsü’nün biz Cebeci çocuklarının yaşamında apayrı bir yeri vardır. Örneğin 1963-1971 Yılları arasında beş yıl İltekin İlkokulu, üç yıl da Cebeci Ortaokulu dönemi olmak üzere toplam sekiz yıl boyunca her gün arkadaşlarımızla birlikte iki kez anılan tahta köprüden geçtik. Ama ne yazık ki, Cebeci’nin simgelerinden biri haline gelmiş, üzerine şiir yazılmış o meşhur tahta köprü bugün artık yok. Cebeci Ortaokulundan bahsederken, okulumuzun mezunu tanınmış bazı isimleri de anmak istiyorum. Hepimizin tanıdığı Yıldız Kenter, Nurhan Damcıoğlu, Cihan Ünal ve dünyaca ünlü Tenor Bülent Bezdüz gibi değerli sanatçılar; şair ve yazar Gülten Akın, yazar Necati Tosuner; Hüsamettin Cindoruk, Hikmet Çetin, Dr. Işın Çelebi gibi siyasetçi ve devlet adamları; Danıştay eski başkanlarından Tansel Çölaşan; Yargıtay eski başkanlarından Hasan Gerçeker; Ankara’nın en eski eczanelerinden olan Ulus’taki Derman Eczanesinin sahibi hekim ve eczacı Niyaz Dermancı; Ankara'da bir dönem pek çok konut, otel ve sağlık kurumunun mimari tasarımını gerçekleştiren Yüksek Mimar Mühendis Kadri Kalaycıoğlu, okulumuzdan mezun olmuş tanınmış isimlerden bazılarıdır. İşte Atatürk ve yeni kurulmuş olan Cumhuriyet; ülkenin geleceği olan gençlerin, böyle olanaklara sahip modern okullarda yetişmelerini istemişti.H. Suat Ilgaz
3 Ağustos 2025, Ankara
(NOT: Okula ait fotoğraflar, (²) no.lu kaynakçadaki Cebeci Ortaokulu Belgeseli videosundan alınmıştır.) KAYNAKÇA :(¹) https://cebeciortaokulu.meb.k12.tr/icerikler/okulumuzun-tarihcesi_14175785.html(²) Cebeci Ortaokulu Belgeseli videosu https://www.youtube.com/watch?v=2AXYE7gAJC4(³) https://www.goethe.de/ins/tr/ank/prj/urs/geb/bil/ceb/trindex.htm(⁴) https://www.sozcu.com.tr/ilber-ortayli-ataturkle-birlikte-ondan-kisa-sure-sonra-olen-bruno-tautu-da-anmaliyiz-wp2084788










