Özellikle Ankara’daki müzik eğitimi kurumlarında okuyanlarla, düzenlenen kurs ve yarışmalara katılanları aktif olarak izleyebildiğim dönemde, yeteneğini ve hızla ilerlemesini beğendiğim öğrencilerden biri İdil Bursa ( d. 2004) idi. Geçtiğimiz yaz aylarında İdil’in Japonya’da bir etkinlikte olduğunu öğrendim. İletişim bilgilerine ulaşarak neler yaptığına, öğrenimine ve Japonya etkinliklerine ilişkin sorular yönelttim. Ortaya bu söyleşi çıktı:Bilkent’teki orta ve lise öğrenciliğinden sonra, yüksek öğrenimini nerede sürdürüyorsun?Bilkent Üniversitesi’nde aslında lise 2’ye kadar okudum. Lise eğitimimin son iki yılını ise Belçika’da bulunan Musica Mundi School’da tamamladım. Bu okul Waterloo’da yer alan bir yatılı okul ve üst seviyede hem kültür dersleri hem de müzik dersleri sunuyor. Burada çalıştığım çello hocaları arasında Claire Oppert, Vladimir Perlin, Aleksandr Khramouchin ve Jérôme Pernoo bulunuyor.Sonra?Lise eğitimimden sonra üniversite öğrenimime, Berlin’deki Barenboim-Said Akademisi’nde Prof. Frans Helmerson ile çalışmak üzere başladım. Hâlâ burada okuyorum ve ekim ayında son yılıma başlayacağım. Bu okulda eğitim görmekten mutluyum; 2022’den bu yana birçok şey öğrendim ve kendimi geliştirdim. Okulda müziğin yanı sıra edebiyat, felsefe ve tarih dersleri de bulunuyor. Ayrıca, 25 yıl önce Daniel Barenboim ve Edward Said’in başlattığı Divan Orkestrası ile aynı ideolojiyi ve felsefeyi paylaşan Akademi, insani değerler ve barışçıl fikirleri öne çıkaran bir ortamda eğitim vermekte. Dünyanın mevcut hâlinde “bir arada var olmak” her ne kadar zor olsa da, bunu başarabilen bir projede bulunmak özel bir deneyim.
Daha önce yurtdışında çeşitli akademi ve ustalık sınıflarına katılmıştın. Bunların ne kadar yararını gördün?Almanya’da, Türkiye’de ve Avrupa’nın farklı ülkelerinde katıldığım masterclass’lar, hem müziğe hem de bestelerin ortaya çıkışında etkili olan faktörlere ve ilham kaynaklarına duyduğum meraka, ayrıca kariyer yönetimine bakış açıma çok katkı sağladı. Küçük yaşta büyük ustalardan müzikal ilham ve fikirler almak, çalışma biçimime ve eserleri yorumlayışıma derinlemesine işlendi. Şimdi kendi başıma pratik yaparken, yıllar önce katıldığım masterclass’larda aldığım tavsiyeleri hatırlayıp bunları farklı şekillerde çalışmalarıma uygulayabiliyorum. Bu önemli sanatçıların bazıları arasında Jens Peter Maintz, Jean-Guihen Queyras, Christoph Henkel ve Alexander Rudin vardır. 
Bu yaz Japonya’da katıldığın etkinlikler hakkında bilgi verir misin?Bu temmuz ayında, Japonya’nın Sapporo şehrinde düzenlenen Pasifik Müzik Festivali’ne katıldım. Festival, daha çok orkestra ağırlıklı olmakla birlikte, aynı zamanda bir oda müziği festivalidir. Benim için çok olağanüstü ve pozitif bir tecrübe oldu. Dört haftalık programın ilk yarısında ünlü şef Karina Canellakis ile çalıştık. Ayrıca orkestra içinde bizimle birlikte çalan Wiener Philharmoniker grup şefleri eşliğinde Mahler, Sibelius, Schumann ve Bernstein’dan eserleri çeşitli konserlerde seslendirdik. Festivalin ikinci yarısında ise şefimiz Marek Janowski idi ve orkestra koçlarımız ABD’nin çeşitli orkestralarından gelen sanatçılardı. Bu dönemde Schumann, Strauss ve Wagner’in eserlerini çaldık.
Seni en çok etkileyen ne oldu bu çalışmalar sırasında?Benim için en özel an, solist olarak Steven Isserlis’in çaldığı Schumann Çello Konçertosu oldu. Çocukluğumdan beri hayranlıkla takip etmeme rağmen, kendisini hiç canlı dinlememiştim. Dinleyince ne kadar harika bir sanatçı olduğunu bir kez daha anladım; bu benim için çok büyük bir ilham kaynağı oldu.
Festivalin kapanış konserini, Japonya’nın en prestijli salonlarından biri olan Tokyo’daki Suntory Hall’da gerçekleştirdik. Festivale katılan müzisyenler Asya, Amerika ve Avrupa’nın birçok ülkesindendi. Bu yıl festivaldeki tek Türk bendim ama arkadaşça ve pozitif atmosfer sayesinde pek çok kişiyle anlamlı dostluklar kurdum; çoğuyla hâlâ iletişim hâlindeyim.Japonya’daki müzik ortamı hakkında ne düşünüyorsun?Japonya’daki insanlar müziğe ve konserlere büyük saygı gösteriyor ve önem veriyor. Hatta Sapporo’ya vardığımda ilk fark ettiğim şey, festivalimizin afişlerinin şehrin hemen her köşesinde asılı olmasıydı. Festivalin sanat direktörü bize, “Artık burada ünlüsünüz” gibi esprili bir şey bile söyledi. Bu festivalin, Sapporo halkının her temmuz ayını iple çekme nedenlerinden biri olduğunu anladım.
Konserler sırasında izleyiciler çok yüksek düzeyde bir kültür sergiliyor; asla yanlış zamanda alkışlamıyor, tüm kurallara özenle uyuyorlardı. İzleyicilerin çoğu 40-50 yaş üzerindeydi. Ancak festival boyunca yaptığımız etkinliklerden biri de 8–15 yaş arasındaki çocuklarla birlikte müzik yapmak oldu. Bu sayede anladım ki müzik sevgisi onlara çok küçük yaşta aşılanıyor.
Bir konserimizi yaklaşık 500 ilkokul ve ortaokul öğrencisi için verdik. Bize, bu çocukların bütün yıl boyunca konserde çalacağımız eserleri çalıştıkları ve öğrendikleri söylendi. Hatta bazı parçalara blok flüt ile eşlik ettiler. 500 çocuğun aynı anda blok flüt çaldığını düşündüğünüzde, ne kadar iyi bir entonasyona sahip olduklarını ve müziğe ne kadar önem verdiklerini çok net bir şekilde görüyorsunuz.İleriye dönük planların, hedeflerin neler?İleride yapmayı istediğim birçok şey var. Oda müziği yapmaktan çok zevk alıyorum. Spesifik olarak bir yaylı quartet kurmak istiyorum. Böylesine bir grup kurmak son derecede kendini adamışlık, disiplin, üyelerin kişisel olarak birbirleriyle zaman geçirmekten hoşlanması, ve müzikaliteye benzer bakış açıları olmalarını gerektirir. Umuyorum ki gelecekte böyle bir şey yapma şansım olur. Solo olarak konserler vermeyi de çok seviyorum. Kendimi sahnede daha iyi ifade edebildiğimi hissediyorum. Gelecekte solo, oda müziği ve orkestra performanslarının olduğu çok yönlü bir kariyer sahibi olmayı hedefliyorum. Yakın gelecekte ise yüksek lisans için Almanya’da kalmak istiyorum.
Daha önce yurtdışında çeşitli akademi ve ustalık sınıflarına katılmıştın. Bunların ne kadar yararını gördün?Almanya’da, Türkiye’de ve Avrupa’nın farklı ülkelerinde katıldığım masterclass’lar, hem müziğe hem de bestelerin ortaya çıkışında etkili olan faktörlere ve ilham kaynaklarına duyduğum meraka, ayrıca kariyer yönetimine bakış açıma çok katkı sağladı. Küçük yaşta büyük ustalardan müzikal ilham ve fikirler almak, çalışma biçimime ve eserleri yorumlayışıma derinlemesine işlendi. Şimdi kendi başıma pratik yaparken, yıllar önce katıldığım masterclass’larda aldığım tavsiyeleri hatırlayıp bunları farklı şekillerde çalışmalarıma uygulayabiliyorum. Bu önemli sanatçıların bazıları arasında Jens Peter Maintz, Jean-Guihen Queyras, Christoph Henkel ve Alexander Rudin vardır. 
Bu yaz Japonya’da katıldığın etkinlikler hakkında bilgi verir misin?Bu temmuz ayında, Japonya’nın Sapporo şehrinde düzenlenen Pasifik Müzik Festivali’ne katıldım. Festival, daha çok orkestra ağırlıklı olmakla birlikte, aynı zamanda bir oda müziği festivalidir. Benim için çok olağanüstü ve pozitif bir tecrübe oldu. Dört haftalık programın ilk yarısında ünlü şef Karina Canellakis ile çalıştık. Ayrıca orkestra içinde bizimle birlikte çalan Wiener Philharmoniker grup şefleri eşliğinde Mahler, Sibelius, Schumann ve Bernstein’dan eserleri çeşitli konserlerde seslendirdik. Festivalin ikinci yarısında ise şefimiz Marek Janowski idi ve orkestra koçlarımız ABD’nin çeşitli orkestralarından gelen sanatçılardı. Bu dönemde Schumann, Strauss ve Wagner’in eserlerini çaldık.
Seni en çok etkileyen ne oldu bu çalışmalar sırasında?Benim için en özel an, solist olarak Steven Isserlis’in çaldığı Schumann Çello Konçertosu oldu. Çocukluğumdan beri hayranlıkla takip etmeme rağmen, kendisini hiç canlı dinlememiştim. Dinleyince ne kadar harika bir sanatçı olduğunu bir kez daha anladım; bu benim için çok büyük bir ilham kaynağı oldu.
Festivalin kapanış konserini, Japonya’nın en prestijli salonlarından biri olan Tokyo’daki Suntory Hall’da gerçekleştirdik. Festivale katılan müzisyenler Asya, Amerika ve Avrupa’nın birçok ülkesindendi. Bu yıl festivaldeki tek Türk bendim ama arkadaşça ve pozitif atmosfer sayesinde pek çok kişiyle anlamlı dostluklar kurdum; çoğuyla hâlâ iletişim hâlindeyim.Japonya’daki müzik ortamı hakkında ne düşünüyorsun?Japonya’daki insanlar müziğe ve konserlere büyük saygı gösteriyor ve önem veriyor. Hatta Sapporo’ya vardığımda ilk fark ettiğim şey, festivalimizin afişlerinin şehrin hemen her köşesinde asılı olmasıydı. Festivalin sanat direktörü bize, “Artık burada ünlüsünüz” gibi esprili bir şey bile söyledi. Bu festivalin, Sapporo halkının her temmuz ayını iple çekme nedenlerinden biri olduğunu anladım.
Konserler sırasında izleyiciler çok yüksek düzeyde bir kültür sergiliyor; asla yanlış zamanda alkışlamıyor, tüm kurallara özenle uyuyorlardı. İzleyicilerin çoğu 40-50 yaş üzerindeydi. Ancak festival boyunca yaptığımız etkinliklerden biri de 8–15 yaş arasındaki çocuklarla birlikte müzik yapmak oldu. Bu sayede anladım ki müzik sevgisi onlara çok küçük yaşta aşılanıyor.
Bir konserimizi yaklaşık 500 ilkokul ve ortaokul öğrencisi için verdik. Bize, bu çocukların bütün yıl boyunca konserde çalacağımız eserleri çalıştıkları ve öğrendikleri söylendi. Hatta bazı parçalara blok flüt ile eşlik ettiler. 500 çocuğun aynı anda blok flüt çaldığını düşündüğünüzde, ne kadar iyi bir entonasyona sahip olduklarını ve müziğe ne kadar önem verdiklerini çok net bir şekilde görüyorsunuz.İleriye dönük planların, hedeflerin neler?İleride yapmayı istediğim birçok şey var. Oda müziği yapmaktan çok zevk alıyorum. Spesifik olarak bir yaylı quartet kurmak istiyorum. Böylesine bir grup kurmak son derecede kendini adamışlık, disiplin, üyelerin kişisel olarak birbirleriyle zaman geçirmekten hoşlanması, ve müzikaliteye benzer bakış açıları olmalarını gerektirir. Umuyorum ki gelecekte böyle bir şey yapma şansım olur. Solo olarak konserler vermeyi de çok seviyorum. Kendimi sahnede daha iyi ifade edebildiğimi hissediyorum. Gelecekte solo, oda müziği ve orkestra performanslarının olduğu çok yönlü bir kariyer sahibi olmayı hedefliyorum. Yakın gelecekte ise yüksek lisans için Almanya’da kalmak istiyorum.ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN
18 Eylül 2025, Ankara












