Bu hafta sonu yine Bilkent Konser Salonu'ndaydık. Bu sezon Bilkent’teki konserleri daha çok izler olduk. Yine tam anlamıyla tıka basa dolu bir salondaydık. Düşünürüm hep, müzikseverleri konserlere yönlendiren, seçim yaptıran nedir diye. Müzik dinleme ihtiyacı mı; müziğe olan tutku mu; programda yer alan besteci ve eserler mi; icracı mı? Bizim için icracı her zaman ön planda olmuştur. Ankara dinleyicisini bu hafta bu konsere çeken ne olmuştur acaba? Programda Dvořák, Szymanowski ve Prokofiev vardı.
Karol Szymanowski’nin Op. 61, Keman Konçertosu no. 2 çok özel bir eser. Herkesin zevkine kolay kolay hitap edecek bir yapıt değil, diye düşünürüm. Öyleyse konsere gelme nedeni Leila Josefowicz’in bu yapıtı çalması olabilir mi?

Leila Josefowicz şimdi kırklı yaşlarında. Onu ilk kez dinlediğimizde henüz yirmilerindeydi ve adından çoktan söz ettirmeye başlamıştı. Kanada’da doğmuş, ABD’ye yerleşmiş, Polonya kökenli bir aileden. Çok küçük yaşlarından itibaren konser sahnelerine çıkmış. Çok ünlü şeflerle, orkestralarla çalmış bir kemancı. Çağdaş bestecilerin eserlerini icra etmeyi seviyor. Aralarında orkestra şefi ve besteci Esa-Pekka Salonen ile Amerikalı besteci John Adams’ın da bulunduğu çağdaş bestecilerin kendisine ithaf ettiği keman konçertolarının da ilk seslendirilişini yapmış. Şef Jonathan Stockhammer yönetimindeki Bilkent Senfoni Orkestrasıyla Karol Szymanowski’nin Op. 61, 2. Keman Konçertosu’nu çaldılar. Polonyalı bestecinin 1932-1933 yıllarında bestelediği son orkestral eser olan Konçertoda 3 alt bölüm mevcut; alt bölümlerin sınırları belirgin olmakla beraber kesintisiz icra edilmekte. Bu kısımlar eserin orta noktasında yer alan geniş kapsamlı bir kadans aracılığıyla birbirine bağlanıyor. Szymanowski’nin “üçüncü dönem” (diğer bir anlatımla, halk müziği temalarının ağır bastığı, ulusal diye nitelendirilebilecek bir stilin önem kazandığı bir dönem. İlk döneminin Chopin’in etkisi altında olduğu bilinir.) eserlerinden, Polonya halk müziğinden temalar kullanmış. Yakın dostu, döneminin büyük kemancılarından Pawel Kochański’ye ithaf ettiği bu eserinde besteci çok zengin bir orkestral yapı yaratmış ve kemanla orkestra sanki düet halinde: keman orkestranın önünde gitmiyor; orkestra da kemanı bastırmıyor.

Josefowicz kimin elinden çıktığı bilinmez güzel kemanıyla ve de başarılı Şef ve Orkestra ile birlikte, son derece etkileyici bir peformansla, müzikseverleri kanımca kendine hayran bıraktı. Artık alışageldiğimiz üzere, “bis” parçasını da anons etmedi; sonuçta çaldığı o son derece güç parçanın kimin bestesi olduğunu öğrenemedik (Yine Szymanowski mi?). Konçertodan önce Antonin Dvořak’ın sık çalınan eserlerinden Karnaval Uvertürü’nde Orkestra, dinamik şef Stockhammer’in idaresinde çok parlak, canlı, hatta neşeli bir yorum çıkardı.

Konser programında yer alan son eser Sergei Prokofiev’in çok sık çalınan yapıtlarından, Si bemol Majör, 100 eser sayılı 5. Senfonisiydi. Jonathan Stockhammer ve BSO’nun son derece başarılı biçimde icra ettikleri, büyük orkestra dışında, dikkat çeken sayıda vurmalı çalgılarla takviye edilmiş, bir piyano partisi de bulunan zengin, güzel bir eser bu Senfoni. Yapıtın akışında dinleyiciyi farklı duygular kaplıyor: mizah, alay, heyecan, lirizm, melankoli, gibi. Ama sonunda Prokofiev bizi rahatlatan bir Allegro giocoso ile şakacı ve canlı bir havaya sürüklüyor. Çekingen bir başlangıcın ardından bir canlanma, bir coşku duyuluyor; bir şenlik havası atmosferi kaplıyor. Her bir çalgı bu havaya katılmak istiyor, hissediliyor. Ve neticede “farandole” ritmi orkestrayı göz kamaştırıcı bir havai fişek gösterisine doğru taşıdıktan sonra, senfoni çılgın bir havada sonlanıyor. Üflemeli çalgılar, çeşitli vurma çalgılar, viyolonseller, kemanlar, klarinetler, obualar, kısacası BSO’nun her bir müzisyeninin harika katkısıyla, muhteşem bir Prokofiev Senfoni No. 5 dinlemiş olduk.
Bu arada konuk şef Jonathan Stockhammer’den de kısaca söz edelim: ABD doğumlu; Almanya’ya yerleşmiş ve Almanya’nın önemli orkestralarını yönetmiş, önemli şeflerle, müzisyenlerle çalışmış; göz ardı edilmeyecek sayıda ödül sahibi bir müzisyen. BSO ile konserinde de kanımızca başarılıydı.
AYŞE ÖKTEM
17 Aralık 2025, Ankara





























