Sanatta aynı konunun birbirinden ayrı birçok sanatçı tarafından ele alınması bilinen bir olgudur. Kuşkusuz buradaki en çok bilinen yönün, sanatçının o konuya ilişkin düşünsel yaklaşımı ile anlatım dili olduğunun altını çizelim. Söylediklerimizle bağlantılı sayısız örnek var. Bunlar arasında güncel politikayla bağlantısı açısından önemli bir konu en başta geliyor.
Yahudi peygamberi Davut denildiğinde Michelangelo’nun aynı adlı heykelini kaçınılmaz olarak anımsamamak olmaz. Oysa Bernini ve Donatello gibi Rönesansın heykel sanatçıları yanında Caravaggio’nun Barok anlayıştaki Davut ve Golyat tablosunu da bu konu üzerindeki örneklerin arasında saymak gerekir. Michelangelo’nun 1501-1504 yılları arasında gerçekleştirdiği heykel 5.17 m. boyuyla tam bir anıtsal yapıt özelliği gösteriyor. Anatomik yapıdaki ayrıntı zenginliğiyle çağlar ötesi klasik bir güzelliğin simgesi sayılmıştır. Floransalı Yün Tüccarları Birliği’nin siparişi üzerine Carrara mermerinden yapılan heykeli sanatçı dört yıllık yoğun bir emekle ortaya çıkarır. Gerek Michelangelo gerekse diğer sanatçıların yaptığı heykel ve tablolarda dikkati çeken ayrıntılar dikkat çekicidir. Burada adı geçen Davut heykelinde sol elinde bir sapan, sağ elinde ise taş bulunuşu öykünün anlamına göndermede bulunuyor.
Asıl öykü Davut ve Golyat arasında geçmesine karşın burada görünen yalnızca Davut’tur. Sert bakışları, çatık kaşları ve gerilmiş kaslarıyla ileriye doğru bakan normal boyutların üstünde çıplak bir erkek figürü durur izleyicilerin karşısında. Vasari bu heykele ilişkin olarak duygularını şöyle yazıyor: “Kesinlikle Michelangelo’nun Davut’unu gören kimsenin, sağ ya da ölü hiçbir heykeltraşın hiçbir heykelini görmeye ihtiyacı yoktur.” der. Yapıtın sanatsal özelliği yanında konusu bakımından içerdiği tarihsel anlam ayrıca anılmaya değer. Bu durum Ortadoğu’nun söylence yaratmaya uygun sayısız olay ve kahramanları arasında yalnızca birisidir. Davut adı çevresinde oluşan öyküler geçmişten bugüne taşan politik olayların bir çeşit özeti sayılır. Tevrat, İncil ve Kuran’ın değişik bölümlerinde değinilen bir kimliktir o. Kısaca anımsamak gerekirse Kudüs doğumlu Davut’un çevresinde gelişen olaylar dizisinde günümüz sorunlarını görebiliyoruz. İsrailoğulları ile Filistinliler arasında yıllar süren bir savaş vardır. Filistinlilerin başındaki dev Golyat’ı bir türlü yenemeyen karşı taraftan Davut sapanıyla attığı taşla Golyat’ı yere düşürür. Ardından da başını keserek öldürecektir Golyat’ı. Böylelikle sayıca az olan İsrailoğulları çoğunluk olan Filistinlileri bozguna uğratır. Müslümanların, ilk kıblesi saydıkları Kudüs’teki Mescid-i Aksa’dan vazgeçirilerek Mekke’deki Kâbe’ye yönelmelerinin ardında da böyle bir politik ve stratejik baskı var mıdır acaba? Tüm söylencelerde (mitoloji) simgesel anlatımların egemen olduğu bilinir. Bu olayda da azınlıktaki Yahudilerin karşısında yer alan çoğunluğu (Filistinlileri) yenilgiye uğratmasını günümüzde yaşanan İsrail-Filistin savaşının öngörüsü olarak yorumlamak yanlış olmaz sanırım. Ortadoğu’nun ortasındaki ufacık bir devlet, onun çevresini saran koskoca Müslüman devletleri Davut’un sapan taşına benzer bir yöntemle yere devirmekte. Müslümanlar ise kendi içlerinde bol namazlı, bol dualı kendi kendilerini tatmin edici eylemlerle İsrail karşısında eli kolu bağlı günlerini gün etmekteler. Davut bu olaydan sonra İsraillilerin kralı olarak tahta geçecektir.

Bu döneminde komutanı Uriya’nın karısı Batşeba ile olan aşk ilişkisi de başta Rembrandt olmak üzere birçok sanatçı için vazgeçilmez bir esin kaynağı olmuştur. Özellikle Zebur adlı kitapta anlatılan öykülerin ana teması onun kadınlarla olan gönül ilişkileri üzerinedir. Ne demeli? Peygamber de olsa insan olarak belli davranış kalıplarından kurtulamıyor demek ki!
Tarihin ve mitolojinin sayfaları arasından kurtulup her gün acıyla izlenen Filistinlileri yok etme saplantısındaki İsrail’in yaptıklarını görmek yürekleri acıtıyor. Günümüz İsrail politikacıları yaptıkları bu acımasız uygulamaları savunurken ne acıdır ki, geçmişteki bu anlatılar ile kutsal kitaplarına göndermede bulunmaktan kaçınmıyorlar. Michelangelo’nun söz konusu heykeli, elinde sapan ve taşla bu karar verme anını ölümsüzleştirmiştir. Davut’un bakışlarındaki öfke onun bugünkü ardıllarının tükenmeyen kinine dönüşmüş sanki. Tüm insanlık ta bu yok etme savaşını yerde yatan Golyat gibi harekesiz izlemeyi sürdürüyor. Akıl ve teknoloji ile desteklenmeyen çoğunluğun varlığı Davut’un sapanındaki küçük bir taşla yok edilebiliyormuş demek ki.. Tarihle güncellik arasındaki benzerliklerin bazen böyle acı yönleri de var. Sanat bu söylemleri günümüze kazandırdığı için güçlü. Sanatçıların yapıtları söz konusu süreci somutlaştırarak kalıcı kılıyor.
A. Celâl Binzet
12 Ağustos 2025, Ankara





























