Kısa süre önce yitirdik Pınar Kür'ü. Yurtiçinde, yurtdışında çok iyi eğitim gördü. Çok birikimliydi. Türkiye'nin toplumsal sorunlarıyla derinlikli ilgisini hiç koparmadı. Ciltlerce kitap yazdı. Her biri ayrı güzel. Asılacak Kadın adlı kitabı çok etkili bir roman. Filme de çekildi. Bir köhne yalı. Yalının sahibi yaşlı adam. Yıllar önce, annesine baksın diye getirtilen yetim, koruyansız, üvey ağabey saldırısı kurbanı Melek. Yıllarca yaşlı kadına bakan, her pis işini gören Melek'i, yaşlı adam, getirdiği adamlarla seviştirip izler. Böyle bir pisliktir. Yalının bahçıvanının oğlu, Galatasaray Lisesini sınavla okuyan devrimci Yalçın gerçeği öğrenince sarsılır. Sonunda yaşlı adamı, adamın tabancasıyla öldürür. Melek şaşkındır, duyarsızdır. Yalçın'ın gömdüğü manolya ağacının altından çıkarıp Yalçın ile Melek'i tutuklarlar. Yalçın Melek'i kurtarmak istemiştir...
Roman üç kişinin gözüyle anlatımlardan oluşuyor. İlki fırsatçı, ruhsuz, bilgisiz, gecekondu ailesini yadsımış, terk etmiş erkek yargıç. Berbat biridir. Öylesine kadın düşmanıdır ki Melek'e idam verir, kalemi kırar.
İkinci anlatıcı Melek'tir. Mahkemede hiçbir soruyu yanıtlamamıştır.
Üçüncü anlatıcı Yalçın'dır.
Roman düz anlamlı değildir. Yalı, pislik, Melek, Yalçın, çevre halkı hep simgedir. Yazıldığı yıllar 1977, 1978'dir.
Yalı çökmüş, çürümüş, kokmuş, ahlaksız, eşitsiz bir düzenin köhne simgesidir. Melek halktır, ezilen sınıflardır. Bilinçsizdir. Acı içinde olmasına karşın alışkanlık belasının tutsağıdır. Kurtulmak, isyan tehlikelidir. Melek’i getirip yalıya adeta satan üvey ağabey, fırsatçı, değerlerini yitirmiş kesimin simgesidir. Yalçın ülkü, ideal insanıdır, devrimcidir. Çocukluk arkadaşı da sayılabilecek Melek’e sevdalanmakla birlikte, Melek’i kurtarmaktır asıl amacı.

Pınar Kür yanlış bir ileti vermektedir. Günümüzde bile tartışmaya açık bir izlekse bile ileti yanlıştır.
Devrimci için ezilen sınıfların kurtulmak isteyip istememesi, bilinç taşıyıp taşımaması bir yerden sonra önemsizdir. Önemli olan kirli düzenin yıkılmasına, yeni özgür yapının kurulmasına ilişkin yakıcı zorunluluktur.
Yalçın, romanın sonunda şöyle der:
“Bahçede ylllarca önce oynadığımız bir tek koşmaca oyunu dışında ne ayrımı vardı başka erkekIerden? Zorla, zarballkla kurulan, kendisinin hiç katllmadığı cinsel bir ilişkinin iüstte alan kişisi.. Büitiün bunları anlamadım zamanında. Tam tersini anladım hatta. Beni seviyor musun sorularıma yalnızca şaşkın ve iürkek bakışlarla karşılık vermeyi sürdürdükçe korktuğuna inandım. Beni sevdigini söylemeğe korkuyor; hayır, daha da otesi beni sevmeğe korkuyor dedim. Sonra da yeni ve eşsiz bir buluşmuş gibi özgür olmayan kişinin sevemeyeceğine karar verdim. Melek'i kölelikten, Hüsrev beyin korkunç boyunduruğundan kurtarmakla ona sevmek olanağını da armağan edeceğimi sanıyordum. Ancak ben kurtarırsam gerçekten yaşamaya başlayacağına inanmıştım. Oysa ben kurtarmağa kalkıştığım için şimdi ölümü bekliyor o. Nasıl da yalan yanlış yaptım her yaptığımı. Yaptık her yaptığımızı. Melek ölecek... Bütün olanlardan sonra hiç değilse öğrenebildim mi onun kim oldugunu? Yoksa hâlâ tam olarak bilmiyor muyum? Uzun ylllar geçireceğim burada. Bir giün bilebilecek miyim?”
Rezil duruma ortak olan çevrenin suskunluğu, koruyucu körlüğü, sağırlığı ise, bugünün Narin çocuğun öldürüldüğü köy güruhununkine ne çok benziyor...
Günay Güner
1 Ağustos 2025, Ankara




























