Jack London insanlığın büyük yazarlarından. Kısa ömrünün nasıl sonlandığı da belirsiz. Ve yazdığı, yaşamına sığdırdığı onca dolu dolu yapıt. İnsanlığın evrensel duyarlığı ve kaygıları örüyor bu eşsiz kitapları. Beyaz Diş, Vahşetin Çağrısı, Martin Eden, Demir Ökçe... Bir başka romanı var ki Sevgili İbrahim Berksoy’un özenli yazısıyla bilgilenip okudum: Yıldız Gezgini.
Yıldız Gezgini Jack London yazınının izleklerini taşımakla birlikte bambaşka bir anlatımı, konuyu, roman dilini barındırır (Çev. Fadime Kâhya, İş Bankası Kültür, 2017).
Romanın anlatıcısı Darrell Standing’tir. Bir tarım ekonomisi profesörü. Bir profesör arkadaşını öldürmekten ömür boyu hapse hüküm giymişken, tutuklu bulunduğu San Quentin cezaevinde gardiyanların uyguladığı şiddet sırasında bir gardiyanın burnunu kanattığı suçlamasıyla idam cezasına çarptırılır. Oysa bu dayak sırasında Standing kırk kilo kadardır.
Jack London Yıldız Gezgini’nde Amerikan cezaevlerindeki zulmü, adaletsizliği, işkenceyi sergiler. Korkunçtur ve gerçek budur.
Cecil Winwood adlı mahkum iyi halden salınabilmesi amacıyla yalan üzerinden bir tezgâh kurar. Buna göre güya onun üzerinde mahkûmun kaçışı için ki bu tutukluları da aldatmıştır, dışarıdan barut sokulmuştur. Winwood ise ihbar eden kişi rolündedir. Cezaevi yönetimi inanır, bu tutukluyu serbest bıraktığı gibi, barutun yerini söyletecek diye ayrıca anlatılmaz işkence yapar. Yalancı tutuklu, barutun yerini bilen olarak Standing’in adını vermiştir.
İdamını bekleyen Standing yıllardır tecritte, branda deli gömleği denen bir işkence altındadır...
Yıldız Gezgini ruh bedenlenişinin de romanıdır. Başkalarının bir günde bile öldüğü, brandanın boşluk kalmayıncaya, soluk almakla almamak arası sıkıldığı durumda, küçük yaştan beri kendinde bulunduğunu bildiği bir yönteme başvurur, ayak parmaklarından başlayarak öldürdüğü bedeninden ayrılır; başını alıp geçmiş yaşamlarına gider.
Dünya yazınındaki anlatı, öyküleme geleneğinin seçkin bir örneğiyle karşılaşırız artık...
Tarihte yaşamlar. Birinde mağara dönemindedir. İki öbek arasındaki mızraklı çatışmada ölür.
Eski Fransa’da en ummadığı kişiyle girdiği düelloda ölür.
1800’lü yıllarda Amerika’da çocuktur. Mormon kıyımından kaçan bir kafilededir. Bir beyaz öbek kafileye karşı Kızılderilileri saldırtır, kullanır. Çatışmada çocuk yaşta ölür.
Robinson Crusoe gibi gemi kazasından kurtulan, ıssız adaya çıkan tek denizcidir. Sekiz yıl kurutulmuş fok, balina eti yiyerek, bir apaç küreğe çentikler açarak yaşar.
Bir başka yaşamda bir Uzak Doğu ülkesine çıkan birkaç gemiciden biridir. Hükümdar olur, komploya karışır, her koşulda ona sevdalı kadınla dilenci olur...
Roma dönemidir. Yer Kudüs. İsa Peygambere yapılanların tanığı, İskandinav kökenli Roma askeridir...
Yıldız Gezgini “Ölürse ten ölür, canlar ölesi değil”in romanı.
Ve çok bilinçli yazılmış idam karşıtı, işkence karşıtı tarihsel metindir.
Günay Güner
7 Ocak 2026, Ankara





























