Sanattan Yansımalar’da bir önceki yazımın konusu, eylül ayı ile ilişkili olarak Türk edebiyatında psikolojik roman denilince ilk akla gelen, Mehmet Rauf’un “Eylül” romanıydı. Bu kez, psikolojik roman türünün son dönemde dikkat çeken örneklerinden olan Murat Özsan’ın “Umudun Rengi” isimli eserini ele alıyorum.

Günümüz yazarlarının birbirinden etkileyici romanları edebiyatımıza zenginlik katmaya devam ediyor. Özellikle bireyin iç dünyasını ve çevresiyle, toplumla kurduğu çatışmalı ilişkileri ele alan eserler hayli ilgi uyandırıyor. Yazar Murat Özsan’ın, 2018 yılında yayımlanıp 2019’da Attilâ İlhan Roman Ödülü’ne layık görülen “Umudun Rengi” adlı eseri, bu belirtilen hususların yanı sıra bilhassa kurgusunun sağlamlığıyla dikkat çekiyor. Nitekim seçici kurul da, yazarı “toplumsal kaygıları gözeterek insanı ele alış tarzı ve kurgudaki ustalıkları nedeniyle” ödüle değer bulduğunu vurguluyor.(¹)
Olay örgüsü, ana karakter Umut’un bir psikiyatri kliniğinde, hafızası bulanık bir hâlde kendine gelmesiyle başlıyor. Genç adam aşırı doz ilaçla intihar girişiminde bulunduğundan psikolojik tedavi görmektedir. Onunla yakından ilgilenen doktoru, ölüm arzusunun arkasında yatan ruhsal boşluğu, Umut’un geçmişindeki travmaları, aile ve toplumla yaşadığı çatışmaları, yavaş yavaş açığa çıkarır. Okur da, genç adamın yaşadıklarının, belleklerimizde yer etmiş toplumsal izlerle nasıl kesiştiğine tanık olur. Yazarın, bireyin ruhsal katmanlarını açarken, 1971-2016 yılları arasında ülkede yaşanan çeşitli siyasal ve sosyal çalkantılar ile hafızalara derin acılar bırakan bazı olayları, romanın dokusuna ustalıkla işlediği görülüyor.
Murat Özsan eserinde, doğrusal bir zaman kurgusu yerine geri dönüşlerle ilerleyen dinamik bir anlatımı tercih etmiş. Bu da, baştan itibaren okurun dikkatini canlı tutuyor. Karakter kadrosunun genişliği ve yollarının birbirleriyle sürprizli şekilde kesişmesi ise merakın artarak devam etmesini sağlıyor. Roman, bireyin iç dünyasını işlerken aynı zamanda geniş bir toplumsal arka planı da gözler önüne seriyor.
Anlatım, olaylar ve kişilerin birlikte ince ince örülmesiyle ilerliyor, ritim giderek yükseliyor ve sonunda güçlü bir finale bağlanıyor. Umut’un hep zihninde taşıdığı ‘umudun kaç rengi var’ sorusu da cevabını buluyor.
“Umudun Rengi”, klinik ortamını merkeze almasıyla Peyami Safa’nın 9. Hariciye Koğuşu’nu hatırlatsa da, ondan farklı olarak yalnızca bireysel yaralara odaklanmıyor. Ankara’nın muhtelif yerlerinde ve Hacettepe Üniversitesi’nin Beytepe Yerleşkesi’nde geçen kişisel öykülerle iç içe geçmiş olan ve Türkiye’nin yakın tarihinde iz bırakan çeşitli toplumsal olayları da tekrar anımsatıyor. Romanın sonunda ise, 2016’da Ankara’da yaşanmış yürekleri dağlayan trajik bir olayın, önemli karakterlerden birinin yoluyla nasıl kesiştiğini görüyoruz. Bu kesişme, bireysel acı ile toplumsal travmayı aynı noktada buluşturarak okuru derinden etkiliyor.
Psikolojik roman denilince çoğunlukla akla, uzun ve yorucu ruh çözümlemeleri gelir. Bu eserde ise Murat Özsan’ın, hekim olmasının sağladığı mesleki birikim ve gözlem yeteneğini gayet yerinde kullanarak söz konusu çözümlemeleri sıkmadan yapmış olduğunu söyleyebiliriz. Karakterler yapaylıktan uzak, gerçekçi ayrıntılarla okurun karşısına çıkıyor. Bu sayede eser, hem edebiyat açısından başarılı bir “psikolojik roman” örneği, hem de okuyucular için sürükleyici bir anlatı sunuyor.
Sonuç olarak “Umudun Rengi”, yalnızca bireyin ruhsal derinliklerine inmekle kalmıyor; aynı zamanda Türkiye’nin yakın tarihine de ayna tutarak, kişisel sorunlarla toplumsal yaraları aynı sahnede buluşturan bir roman olarak dikkat çekiyor. Murat Özsan, hekim gözüyle gördüklerini edebiyatın incelikleriyle birleştirerek okuru hem düşündüren hem de kalbine dokunan bir anlatı sergiliyor. Bu yönüyle “Umudun Rengi’ni”, çağdaş Türk edebiyatındaki psikolojik roman geleneğinin önemli eserlerden biri olarak değerlendirebiliriz.
H. Suat Ilgaz
2 Ekim 2025, Ankara
(¹) https://tilahan.org/2019-attila-ilhan-edebiyat-odullerinin-sahipleri-aciklandi/





























