Umutsuz Direnişin Öyküsü
“Her şey usule aykırı, usule uygun bir şey görmedim”
Av. Ali Çağdaş Bozaner, Antalya Barosu Başkanı
Tarih 28 Aralık 2024, Haşim İşcan Kültür Merkezi Opera Salonu’nda Yeni Yıl Konseri var. Antalya Devlet Opera ve Balesi’nin iki akşam peş peşe sunduğu bu konserin ilki, biletlerin tamamını satın alan Antalya Reklamcılar Derneği için verildi. Antalya Valisi Hulusi Şahin’in de katıldığı bir de ödül töreni vardı. Tüm bunlar olurken, dışarda yoğun yağmur yağışı var ve hemen yanıbaşımızda salonun akan çatısından düşen damlalar… altındaki kovalara rağmen üstümüze sıçrıyordu, boş koltuklara geçtik.
Aynı kültür merkezi içindeki Antalya Devlet Tiyatrosu için de bir çok sorun vardı, bunları genel müdür Tamer Karadağlı provokatif bir dille anlatmıştı yayın organlarına.
Atatürk Kültür Merkezi’nde sanat yaşamını sürdüren Antalya Devlet Senfoni Orkestrası da, kiracısı olduğu bu mekanda büyük zorluklar yaşamakta. 2010 yılı öncesi yaklaşık 7-8 konserini başka salonlarda; çoğunlukla Akdeniz Üniversitesi Atatürk Konferans Salonu’nda yapmak zorunda kalıyordu. Sonrası yıllarda ise, özellikle piyano festivali döneminde 2-3 konser ya iptal ediliyor ya da uygun salon bulunursa, konserlerini orada yapabiliyordu. Geçen yıl 3 konser bu nedenlerle tamamen iptal oldu.
Bir yazıma konu etmek amacıyla 2024 başlarında, hem Haşim İşcan Kültür Merkezi için, hem de Atatürk Kültür Merkezi için “deprem risk analizi” araştırması yapmış, yetkili, ilgili kurumlardan hiçbir bilgiye ulaşamamıştım. O iki yapının deprem riski konusu hala muallaktadır.
Demem o ki, Bakanlık içtenlikle kurumlarına sahip çıkıyor/çıkmış olsaydı öncelik sanırım opera, yahut hepsini içine alacak bir kültür merkezi binası yapıyor/yapmış olurdu. Çünkü Antalya turizmin başkenti olarak lanse ediliyordu. Oysa hepimizin bildiği gerçek, Bakanlığa bağlı tüm sanat kurumlarımız, kuruldukları günden beri kiracı olarak güç koşullarda sanat yaşamlarını sürdürmekte, dönem dönem göçebe hayatı yaşadığı bilinmekte.
***
Basına yansıyan haberlerden öğreniyoruz ki Kültür ve Turizm Bakanlığı, hatta bizzat bakan kendisi Antalya Arkeoloji Müzesi’ni yok etmeyi vaz geçilemez bir hedef olarak belirlemişler. Son iki ayda yaşanan gelişmelerle durumu net olarak kavradık.
Arkeolojinin Başkentinde Müzeye Kazma(1) ve Antalya Müzesi'nde Neler Oldu?(2) başlıklı iki yazımla bu süreci anlatmaya çalıştım.
Yıkım sürecinin başlangıcında oluşturulan Müze Çalışma Grubu; Prof. Gül Işın, Prof. Hilmi Uysal, Prof. Memduh Sami Taner, Prof. Nihat Dipova ve 51 meslek örgütü ve STK üyeleriyle birlikte, iki ayı aşkın süre müze binasının yıkılmaması için adeta çırpındı. Süreç için iki meslek odası başkanının adlarını eklemek hakkaniyetli bir davranış olur; Antalya Barosu Başkanı Ali Çağdaş Bozaner ve İnşaat Mühendisleri Odası Antalya Şubesi Başkanı M.Soner Akdoğan meslektaşlarıyla birlikte olağanüstü mücadele örneği verdiler.
Mücadele aşamasında bütün bunlar olurken, yapıyı yok etmeyi hedef olarak belirleyen güç ve yandaşlar, yayın organlarındaki gazetecilere, olmayan rapor için “raporu beğenmemişler” diye yazılar bile yazdırdılar.

13.09.2025 gece yarısı 23.00 sularında müzede yıkım başladı. Prof. Hilmi Uysal: “Üflesen yıkılacak denilen Müzeyi 4 ekskavatör tüm gece çalışıp zar zor yıktı...Müze binası çığlık çığlığa direndi...onlar acımadı...” diye ünledi saatlerce.
Gecenin o saatinde pek çok müze savunucusu da orada seslerini yükseltip yıkımı durdurmaya çalıştılar, sonuç değişmedi.
BARO VE ODADAN DUYURULAR
Başlıklar halinde ekliyorum:
*Başından bu yana süreç halktan ve meslek örgütlerinden gizlenmiştir.
*Müzenin depreme dayanıksız olduğuna ilişkin hiçbir rapor, bilgi ve belge sunulamamıştır.
*Açtığımız davaya verilen cevaptan bir kez daha anlaşılmıştır ki tüm bu işlemler dahi müzenin kapatılmasından ve yıkım kararından sonra yapılmaya çalışılmıştır.
*Örnek vermek gerekirse Müze 16 Temmuz 2025'te kapatılmıştır. Deprem performans analizi ise 23 Temmuz 2025 tarihlidir.
*Müzenin kapatılması ve yıkılması ile ilgili birden fazla dava olmasına ve bu hafta içi yürütmeyi durdurma yönünden bir karar verileceği belirtilmesine rağmen, bu durum da beklenmeyerek bir oldu-bitti gerçekleştirilmiştir.
*İnşaat Genelgesine göre Antalya'da 15 Mayıs ve 15 Ekim tarihleri arasında yıkım yapılamayacağı belirtilmesine rağmen, bu da görmezden gelinmiştir.
*Yıkım işlemi, idarenin bu doğrultuda bir karar olmaksızın hafta sonu ve gece yarısı, yoğun bir toz ve duman eşliğinde mahalle sakinlerinin sağlığını hiçe sayarak büyük bir gürültü ile yapılmıştır.
*Bu hususla ilgili Muratpaşa Belediyesi’ne haber verilmediği gibi “Asbest raporu” da alınmamıştır.
*Tüm yönleriyle büyük bir kamu zararı meydana getirilmiştir.
**
İnşaat Mühendisleri Odası Antalya Şubesi de bir basın açıklaması ile; Depreme dayanıksız olduğuna ilişkin performans analiz raporunun talep edilmesine rağmen gönderilmediğini… Bu süreçte basına “müze üflesen yıkılacak, raporu beğenmediler” gibi haberler yaptırıldığını... Kültür Varlıkları ve Müzeler Genel Müdürlüğü 5 Eylül’de raporu göndermiş, inceleme sonucu 16 Temmuz’da kapanan müzenin raporunun 23 Temmuz’da hazırlandığı belgelenmiş olduğunu. Zaten yaklaşık 13.500 m² büyüklüğündeki ve 11 bloktan oluşan bir müze yapısının yalnızca 15 gün içinde deprem performans analizinin sağlıklı bir şekilde yapılması mümkün olmadığını belirterek tepkilerini dile getirdiler
İMO başkanı Soner Akdoğan şu sözleri ilginçti:
“Raporu imzalayan iki kişi üyemiz. Odamız disiplin soruşturması başlattı, o gece yıkım başladı.”
ANTALYA MESLEK ODALARI EŞGÜDÜM KURULU
Antalya Meslek Odaları Eşgüdüm Kurulu, “Antalya Arkeoloji Müzesi’nde Hukuksuz Yıkım ve Kamu Zararına Dair Açıklamaları”nı; “Sürecin Kronolojisi ve Gerçekler”, “Teknik ve Mali Çelişkiler”, “Hukuka ve Kamu Yararı İlkesine Aykırılıklar” başlıklarıyla detaylandırarak “Sonuç ve Çağrı”larını, ‘Kültürel mirasımızın korunmasını, ısrarla talep ediyor, sürecin takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyuruyoruz’ diyerek sonlandırdılar.
Aslında bu açıklama da çok uzundu. Ama şu sözler açıklamanın bir özetiydi adeta: “Her şey usule aykırı, usule uygun bir şey görmedim”
Daha sonra Müze Çalışma Grubu bir değerlendirme toplantısı yaparak önemli detayların altını çizdi:
Av.Tuncay Koç, “Ankara’dan gelen bir heyet ile yapılan değerlendirmeyle yıkım hızlıca gerçekleştirildiğini... Yıkım için kıstaslara uygun bir rapor olmadığı halde, gecekondu yıkımına benzer bir senaryo ile müzeyi yıkmaya başladılar” dedi.
Ayrıca;
*Kamu kurumlarının ve belediyelerin kendilerine düşen görevi yapmadıkları…
*Yıkımı durdurmak için toplam 5 dava açılmış, ayrıca “acil yürütmeyi durdurma” talep edilmiş, sonuç alınamamış olduğu…
*İl Kültür Müdürlüğüne 348 dilekçe ile başvuru yapılmış, tek bir sayı numarası verilmiş olması vurgulandı.

YIKIMA KADAR MÜZE ÇALIŞMA GRUBU NELER YAPTI?
Müze Çalışma Grubu, Müze Savunucuları, kötücül haberin alınmasından itibaren her gün bir etkinlik gerçekleştirerek hem seslerini duyurmaya, hem de yıkıma engel olmaya çalıştı. Çarpıcı eylemlerinden örnek vermem gerekirse, Yavuz Özcan Parkı’ndan başlayan müzedeki eserleri simgeleyen kıyafetlerle yapılan, “yurtta barış, dünyada barış” temalı yürüyüş sanırım en ilginciydi. Prof.Tuncay Neyişçi ve pan flüt sanatçısı Namık Ertan’la yaptığı lir-flüt yarışmasında Apollo ile Marsias’ın canlandırılması da ses getiren bir etkinlik oldu. Son olarak, müze önünde Antik dönemin en önemli kadın şairi Sappho adına düzenlenen enfes şiir gecesiydi.
Bütün bunlar olurken hayal kırıklıkları da yaşadı müze savunucuları. Müze girişinde iki değerli rölyef çalışması olan iki önemli seramik sanatçımız Leyla ve Tufan Dağıstanlı bu hayal kırıklığının kahramanı oldular. Hem MÇG’ye destek olmaları hem de eserlerine sahip çıkmaları beklenen ve Antalya Barosu’nda konuşmacı olarak bulunan Tufan Dağıstanlı’dan her iki konuda da beklediği ilgiyi, desteği alamadı. Bir diğer hayal kırıklığını da 21 Ağustos’ta düzenledikleri yürüyüş/mitingde yaşadı MÇG. Bütün çabalara karşın arzu edilen kalabalığın yakalanamaması ister istemez moral bozukluğu yarattı.
MÜZE ÇALIŞMA GRUBU ÖNCÜLERİNDEN GÖRÜŞLER
Prof. Hilmi Uysal: “Sonsöz olarak söyleyecekler var tabiki...
Öncelikle şu;
Böylesi önemli ve değerli bir Müze binasını yıkmak konusunda gösterilen bu alelacele, yasa dinlemez çabanın anlamı ne? Müze binası neyi engelliyordu da onu yıktınız? Artık bu gerçeğin ortaya çıkmasını göreceğiz ve başlangıcı böyle olan bir sürecin ne gibi keyfilikler taşıdığını anlamak için gözlerimiz üzerlerinde olacak?
Yıkımı kim yaptı? Hangi şirket yaptı? Kaç liraya yaptı? İhalesini kim verdi? Ne zaman verdi?”
Prof. Gül Işın:
“Antalya’mızın tarihi ve kültürel belleği, Türkiye Cumhuriyeti müze mimarlık tarihinin birincilik ödüllü ilk projesi, modern mimarlık mirası Antalya Müzesi, bilim ve hukuk dışı bir raporla, toplumsal rıza olmadan, bir gecekondu gibi yok edilmiştir!”
“Usulsüzlükleri normalleştiren, bilimi, hukuku reddeden, kamu kaynaklarını savuran düzene HAYIR.”
“Değerli Müze Çalışma Grubu üyeleri,
Çalışma grubumuz mücadelesini, olması gerektiği gibi bilimsel, hukuki ve sosyolojik tüm yolları deneyerek ve zorlayarak sonuna kadar vermiş olduğunu düşünüyorum. Eserlerin paketlenip binadan çıkarıldığı bir noktada yıkımın durdurulabileceğine inanmayı, kendimizi gerçeklikle yüz yüze gelmekten kaçınmak olarak görüyorum. Bunlar şahsi düşüncelerim, eylemlilik halinin, Antalya kent halkına ve son dönemde “Müze Savunucuları” adını üstlenmiş olan 360 kişilik kitlemize geçtiğini de belirterek, MÇ Grubunun hukuki ve bürokratik girişimlerle vazifesini sürdürebileceğini düşünüyorum.”
Prof. Nihat Dipova:
“Antalya’da tek katlı gecekonduda deprem riski çıkmıyor, müzede çıkıyor!
Direnişin tek yararı olacak belki de, dikkatler hep bu yöne çekildiği için aynı yere müze yapılması sağlanacak umudu var.”
Prof. Dipova, süreçte yaşananları, hocasıyla ilgili anısıyla özetlemiş oldu; “Ankara’nın en büyük iki yeşil alanı; ODTÜ arazisi ve Atatürk Orman Çiftliği var. AOÇ kanunla korumalı bir alan. Diğeri tahsisli olduğundan, yine “tahsis kaldırılması” yoluyla da geri alınabiliyor. AOÇ’nin paramparça edildiğini ama ODTÜ arazisinin korunduğunu anlatıp, o alanı öğrencilerin koruduğunu belirtti.
Bugün Antalya Müzesi korunamıyorsa/korunamadıysa Antalyalı korumamıştır.”
Prof. Memduh Sami Taner:
Antalya Arkeoloji Müzesi'nin yıkım kararı etrafında gelişen 75 günlük süreç, modern mimarlık mirasının korunması ile yapısal güvenlik ve yenileme gerekliliği arasındaki derin gerilimi açıkça ortaya koymuştur. 51 STK’nın bir araya gelmesiyle doğal olarak oluşan Müze Çalışma Grubu, Antalya müzesinin kültürel ve mimari değeri, kent hafızasındaki yeri ve güçlendirilebilir olduğu argümanlarıyla yıkıma karşı güçlü bir itiraz yükseltmiştir. Kültür ve Turizm Bakanlığı (KTB) ise, kamu güvenliği ve günümüz müzecilik ihtiyaçları doğrultusunda hareket ettiklerini, “bilimsel raporlara” dayanarak yıkımın zorunlu olduğunu savunmuştur.
Bu güne, yani 21 Eylül’e gelindiğinde ise; KTB ve Antalya’da KTB müze kararını uygulayan İl Müdürlüğü, halkı ve muhataplarını yanıltmak üzere deprem performans raporu başta olmak üzere, birçok gerçeği sakladığı, yıkım ruhsatı, asbest analizi, yapılan yıkım faaliyetine dair künye bilgilerini müze girişinde ilan etmeyip, pozitif algı yaratmak amacıyla müzeyi gözlerden saklamak üzere çepeçevre saran metal perdelerle adeta kuşatmış ve yanıltıcı bilgiler içeren görsellerle donatmıştır.
Hukuk yolu ile yapılan itiraz ve yürütmeyi durdurma taleplerini, muhtemelen karar vericilere baskı yaparak engellemiş ve şaşkınlık yaratacak derecede bir hızla, 2-3 gecede müze binasını yerle bir ederek süreci telafi edilmesi imkansız bir noktaya getirmiştir. Antalyalıları çok üzen yıkılmış müze arsasının son haline bakıldığında, bu acelenin can sıkıcı başka projelere zemin oluşturacağı şüpheleri daha da güçlenmiştir.
Sonuç olarak, Türkiye Cumhuriyeti, müze mimarlık tarihinin birincilik ödüllü ilk projesi, modern mimarlık mirası Antalya Müzesi, bilim ve hukuk dışı bir raporla, toplumsal rıza olmadan, adeta bir gecekondu gibi yok edilmiştir! Bu yıkım, sadece bir binanın değil; Antalya’nın kültürel hafızasının, Cumhuriyet mirasının ve halk sağlığı bilimsel ilkelerinin yıkımıdır.
Antalya Müzesi örneği, Türkiye'deki müzecilik alanında yüz yüze kalınan hazin tabloyu, 30’dan fazla müze ve 38’e yakın ören yerinin kapalı olması, özellikle şeffaflık, katılımcılık ve kültürel mirasın korunması konusundaki politikaların gözden geçirilmesi gerekliliğini ortaya koymuştur. Bu olay, "yenileyelim maskesi altında yıkıp yok etme ve müzelerin kent merkezlerindeki değerli arazilerini ranta açma" eleştirilerini somutlaştırmış ve kültürel mirasın korunması adına daha bilinçli, katılımcı ve bilimsel temelli bir yaklaşımın benimsenmesinin aciliyetini ortaya çıkarmıştır. Antalya Müzesi'nin geleceği, Türkiye'nin kültürel kimliği ve demokratik süreçleri açısından önemli bir referans noktası olmaya devam edecektir.
Kısa kısa bazı spot düşüncelerimi de şöyle paylaşabilirim..
*Halkın müze yıkımına ilk itiraz eylemi, 5 Temmuz Antalya’nın İtalyan işgalinden kurutuluşu ile eş zamanlı başlamıştır. Tamamen tesadüf olsa da, bu gün sürece bakıldığında konu farklı bir anlam kazanabilmektedir.
*16 Temmuz’da müzenin, sabah 08.30’da kurumlara gönderilen ACELE ibareli bir resmi yazı ile kapıları turizmin en canlı döneminde kapatılmıştır. Bu nedenle turizm sektöründeki tüm kurum ve kuruluşlar zor durumda bırakılmıştır. Müze kapısından geri dönen turistler müze web sitesinde, müzenin halen ziyarete açık olarak göründüğünü (uzun süre) ifade etmişler, bu nedenle KTB aslında global ölçekte itibar kaybı da yaşamıştır.
*Müze deprem performans raporu talep edildiği halde, müze müdürü ve görevli bir iki uzman, uzun süre karot analizi yapılmış olmasını (resmi olmayan şekilde) dile getirerek yıkımın haklılığını savunmaya çalışmışlardır.
*İl Kültür ve Turizm Müdürlüğü, kamuoyu ve meslek örgütlerinin(İMO) ısrarla talep ettikleri “deprem performans analiz raporu” yerine, kinayeli biçimde; ‘kapağı, içindekiler ve sonuç’ bölümü görsellerini afiş gibi müze kapısındaki devasa panellere asarak, şüphe ve eleştirilerin dozunun artmasına sebep olmuştur. Üstelik bu afişte tarih bilgisinin de olmaması muhatapları dikkate almamanın bir göstergesi olmuştur.
*Deprem Performans Raporunun Antalya İnşaat Mühendisleri Odası Şube Başkanlığı ile paylaşılması sonucunda adeta bir skandal fark edilmiştir. Bu skandal ise müze performans analizinin 16 Temmuz 2025 tarihinden sonra hazırlatıldığı gerçeği olmuştur.
*MÇG tarafından suç duyuruları ve yürütmeyi durdurma talepli davalar açılıp, MÇG avukatlarının mahkeme başkanları ile görüşmeleri arifesinde, 13 Eylül gecesi 22.30 sularında başlayıp 14-15-16 Eylül gece 03.30’lara dek halkın huzurunu, toz/asbest nedeniyle halk sağlığı, İş Sağlığı ve Güvenliği ilkeleri hiçe sayılmış, ayrıca turizm sezonunda kent merkezlerinde inşaat faaliyetlerini yasaklayan KTB’nin bakan imzalı, kendi genelgesi çiğnenerek müzenin yıkımı gerçekleştirilmiştir.
*Bu gün MÇG’nin elinde kalan tek güç ve umut, Türkiye Cumhuriyeti Hukuk Sisteminin tarafsız, adil ve etki altına kalmadan sorumluluğu olan tüm kişi ve kurumlardan hesap sorulacağı güne kadar dayanışmak ve müze arsasını başka tür “genişletme proje veya projelerine” karşı çıkmak olmalıdır/olacaktır.
*Yıkım faaliyetleri ile müze bahçesine dikilen ofis ve depo yapıları, inşa faaliyetleri sırasında sarf edilen elektrik, su gibi kaynaklar müze imkânlarından (sayaç tüketim değerleri ile ispat edilebilir) tedarik edilmiştir. Oysa ihale ile iş üstlenen bir firmanın şantiye elektrik ve suyu açtırması ve kullanması gerekir.
*Muratpaşa Belediyesi zabıta ekipleri, çevreden gelen şikayetleri tam anlamıyla dikkate almayıp, sunulan muğlak ifadeli valilik yazısını kabul etmişlerdir.

Kazmanın vurulduğu gece arazi dikenli tellerle korunuyordu...

NEDEN UMUTSUZDU DİRENİŞ?
Bakmayın siz her gün Türkiye bir hukuk devletidir söylemlerine.
Çünkü gücü elinde bulunduranlar yasa tanımıyordu. Ülkede yazılı kanunlar var, sadece kendileri gibi düşünmeyenlere uygulanan. İktidar ve mensupları uygulamalarda da gördüğümüz üzere yasalardan muaf!
Neden umutsuzdu?
2.5 milyona yaklaşan nüfusu ile turizm kenti Antalya’da müze için yükselen sesler çok cılız kaldı, girişimcileri cesaretlendirdi. Antalyalı müzesini korumadı/koruyamadı.
Oysa geçmişten iki örnek vardı; biri kazanılan direniş, diğeri kaybedilen.
İlki, aynı günümüzde olduğu gibi Meltem Mahallesi’ne, şehrin en önemli ana arteri üzerine stadyum denilen heyula yapılırken, “evlerimiz, mülklerimiz değerlenecek” diye umutlanan mahalle sakinleri vardı. Bugün artık maç günü evlerine araçlarıyla girmek için sokak sokak dolaştıkları gerçeğiyle yüz yüzeler. Asayişe olumsuzlukları, gürültüyü saymıyorum. Stadyum konusunda yaşananları, o günlerde milliyet.com.tr’de yazmıştım (3) ve (4).
Buna karşın yine bir Antalya Lisesi direnişi var. Toplumun her kesiminden muazzam bir dayanışma ve direniş ile o yapı korunabildi.

Şimdi, Antalya Arkeoloji Müzesi gece-gündüz demeden dört ekskavatör ile mahalleye yayılan toz bulutuyla yerle bir edilirken mahalle sakinlerinin sessizliği hafızalara kazındı. Üstelik asbest riski olduğu bilindiği halde!
https://www.youtube.com/shorts/i2tjxe1OBDs
Hilmi hocanın o dokunaklı çığlığı kulaklarımızdan hiç gitmiyor: “Ey halkım duy!..Müzen yıkıldı, Ey halkım duy!”
HASAN HÜSEYİN DULUN
22 Eylül 2025, Antalya
(2) https://www.sanattanyansimalar.com/yazarlar/hasan-huseyin-dulun/antalya-muzesi-nde-neler-oldu/3648/
(3) https://blog.milliyet.com.tr/modern-koy-un-ucan-trilyonlari/Blog/?BlogNo=106602




























