Doksan artı başlıklı yazılarımı düşünürken yakından tanıma olanağı bulabildiğim, sevdiğim, idol saydığım sayılı değerlerimiz vardı aklımda. Konunun içine girdikçe daha yakından tanıma olanağı bulamadığım, o kadar değerimiz varmış ki çok uzun biyoğrafik araştırma, tez, video-film, belgesel yapılması gereken. Dilerim bu alanın ilgi duyanları, uzmanları, belgecileri gerçekleştirmiş olsun.
Daha önce de değindiğim gibi yaşamını bu ülkeye, ülkenin kültürüne, sanatına, edebiyatına adamış insanların yeterince olmasa da; keşke öyle olabilseydi, anılması, ve en önemlisi sürekli erozyonlara uğratılan değerlerimizin kadrinin bilinmesi. Ben bu insanlarımızın yaşama bakış açılarını, felsefelerini, tutkularını hayranlıkla izleyenlerdenim.
Her birine sevgi ve saygılarımı sunuyorum.
Özden Toker (Ankara. 1930)
Kurtuluş Savaşı kahramanlarından İsmet İnönü ve Mevhibe İnönü’nün kızı. Akis Dergisiyle özdeşleşen ünlü gazeteci, Metin Toker’in eşi. Bir dönem politikada yer alan Gülsüm Toker-Bilgehan’ın annesi. Ülkemizde, bulunduğumuz coğrafyada ulusal devrim yaşamış bir toplumda; bir ulusal kahramanın, bir devlet adamının, bir politik liderin çocuğu olmak pek çok psikolojik, sosyolojik baskıyı da beraberinde getirir. Başta devrimleri hazmedemeyen kesimlerce en küçük bir açık aranarak ya da yaratılarak pek çok yönden saldırı hedefi olmak kaçınılmazdır. Bu kadar karmaşık ve kaotik anlayıştaki karşıt kesimlerin uzun yıllar egemenliğine rağmen dimdik ayakta kalabilmek aile temelinin sağlamlığıyla, aile bireylerinin kendilerine güveni ve dengeli-tutarlı kimliği ile açıklanabilir.

Vefa, ahde vefa duygusu bilinçli olarak erozyonlara uğratılan toplumların kaderi sayılan inkar hastalığı ne yaparsa yapsın, ulusal kahramanlar tarihe mal olmuş insanlardır. Böyle bir kahramanın adını, anılarını yaşatma sorumluluğu yaşama bağlılığın ana nedenidir bana göre. Sağlam bir bilinç, tutarlı bilgi, görgü birikimi, insanlara tevazu ile yaklaşımı Özden Toker’in Pembe Köşkü her ziyaret edence teslim edilen insani özellikleri.
İsmet İnönü, İnönü Vakfı, Pembe Köşk denince ilk akla gelen. Yaşamını bunlara, Cumhuriyet’e, Çağdaş Türkiye idealine adayan, dinamik bir Cumhuriyet Kadını.
İnönü ailesinin tüm bireylerine saygı ile.
Yüksek Mimar. Ertuğrul Özakdemir (1930)
Mimarlık yaşamında 60 yılı aşkın tecrübesinin yanında ressam olarak eserleriyle ve sergileriyle tanınır. CSO’yu güreş salonundan konser salonuna döndüren mimar, Bonn Büyükelçilik(eski) binamız gibi eserlerle Dışişleri’nin mimarı sıfatı da var.

Bir dönem eğitimci-sanatçı Mürşide İçmeli’nin danışmanlığında önemli sanat galerilerinden biri olan Galeri Sans’ın bitişiğinde Ertuğrul Beyin atölyesi vardı. Galeriyi ziyaretimizde onun atölyesine geçtiğimizde sevecen, babacan tavrı ile karşılar, sohbetini dinlerdik. Galeri kapandıktan sonra izleyemez olduk. Ama sanat çalışmalarından, sergilerinden dostlar kanalıyla bilgiler alıyorduk. Elbette bu asırlık insanların, ana mesleklerinin yanında sanat alanına olan tutkularını içtenlikle yaşamaları zamana, yaşa bağlı değildir. Bir diğer boyutuyla da pek çok meslek insanına örnek olacak dengeli, doyumlu insan modelleridir.
İTÜ Mimarlık Fakültesinden 1954 döneminde mezun. Yurt içindeki ve yurt dışındaki mesleki yaşamında proje mimarlığı, kontrol amirliği, daire başkanlığı, üst düzey yöneticilikleri, öğretim üyelikleri, danışmanlık görevlerini üstlenmiştir. Katıldığı proje yarışmalarında çeşitli ödüller ve takdirnameler kazanmıştır.
Büyük sanat insanımız Bedri Rahmi ile ilginç mektuplaşmaları var.
"Bedri Rahmi Eyüboğlu, 12 Mayıs 1973’de İstanbul Kalamış’tan Ertuğrul Özakdemir’e bir mektup yazar:
"Sevgili Ertuğrul Reis Merhaba, oldukça geç kalan bir merhaba, ama sen halden anlarsın dilden anlarsın. Üstümüzden bir kamyon geçti. Ezdi geçti. Kardeş ölümü, insanın kendi ölümünü görmesi gibi bir şey. Belki de en büyük en kesin, en son provası oyunun. Bundan ötesi selamet. (...) Gelelim dünya işlerine” diyerek devam eder. Ve mektup “Bu mektup bugün uçmalı ayın 12 si, 20 sine kadar senden bir ses çıkmalı, ez cümle seni ve yuvanı kucaklıyorum..."
“Ertuğrul Reis Merhaba!
Bu merhabayı sarı kalemle yazmam lazım. Ama ne yazık ki hastanede sarılığın her çeşidi var ama kalemi yok. Senin anlayacağın yirmi gündür hastanedeyim. Safra kesesi alınalı on gün oldu.İnşallah bir hafta sonra taburcuyum. Beraber gerçekleştireceğiz diye sevindiğim işten bir yıldır ses çıkmadı. Eksik olmasınlar Bayındırlıktaki arkadaşlarda, söz verdikleri halde bir tek satır yazmadılar. Bereket versin bu konularda şerbetlendik de canımız o kadar acımıyor.”
Bu güne kadar bir fotoğraf sergisi ile alt kişisel resim sergisi düzenlemiştir.
20 Mart 2023 tarihinde Mimarlar Odası Sergi Salonu'nda gerçekleştirdiği resim sergisinde eserlerin satışından elde edilecek gelirin depremzedelere bağışlanacağını açıklaması ilgi ile karşılanmış, basında yer almıştır.
Korkut Boratav (Konya.1935)
Felsefeci-Toplum Bilimci-Araştırmacı-Düşünür-Yazar-Eğitimci kişiliğiyle İktisat alanında önde gelen insanlarımızdan. Her yurtsever düşünür gibi erklerin oklarını da çeken. Alanında her zaman baş eser sayılacak kitapları, elbette makaleleri, konferansları ile.
İlkokulu Ankara’da, ortaokulu Kayseri’de, liseyi Ankara’da okudu. Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi (1959) mezunu. Avukatlık stajından sonra, doktora öğrenimini Siyasal Bilgiler Fakültesinde tamamladı (1967). Aynı fakültede asistan olarak başladığı öğretim üyeliğini iktisat doçenti (1972) ve profesörü (1980) olarak sürdürdü. 1402 sayılı sıkıyönetim yasası ile görevden alınınca Zimbabwe Üniversitesine gitti (1983). Bu üniversitenin iktisat bölümünde profesör olarak öğretim üyeliği (1984-86) ve bağımsız araştırıcılık (1987-88) yaptı. Danıştay kararı ile Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisadî Gelişme ve Uluslararası İktisat Anabilim Dalına profesör olarak yeniden atandı (1989) ve bu görevdeyken 2002’de emekli oldu.
Türkiye'de Devletçilik, Türkiye İktisat Tarihi, Emperyalizm, Sosyalizm, Türkiye İktisat Tarihi II.Yeni Dünya Düzeni Nereye, Dünyadan Türkiye'ye İktisattan Siyasete, İstanbul ve Anadolu'dan, 1980'li Yıllarda Türkiye'de Sosyal Sınıflar, Marksist Klasikleri Okuma Kılavuzu, Türkiye Tarihi 4, Türk Ekonomisinin Son Durumu, konulu kitaplarıyla Türkiye’nin tarihi, politik, ekonomik, sosyolojik sorunlarına ilişkin çok sayıda eseri var. Cumhuriyet, sadece ulusal değil, uluslararası değerde böylesi üretken, mücadeleci insanlar yetiştirdi. Bunun maddi, manevi sorumluluğunu bütün engellere rağmen emek ve üretimle sürdüren idol insanlarımızdan biri.
Taner Timur. (Sivas.1935)
1958 yılında Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun. Anayasa Hukuku kürsüsünde akademisyenlik hayatına başladığı Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde 1969 yılında, “Türk Devrimi: Tarihi Anlamı, Felsefi Temeli” başlıklı tezle doçentliğe; 1979 yılında ise profesörlüğe yükseldi. Akademisyenlik yıllarının başlarında bir süre Yön dergisinde yazıları yayınlandı. 1962-1964 yılları arasında Rockefeller bursuyla gittiği Paris'te çalışmalarda bulundu. Alanında sayılı bilim adamlarından olan Timur, yetişmesinde Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ndeki atmosferin önemli payı olduğunu vurdular. ‘’Diyebilirim ki asıl yurttaşlık derslerimi bu çevrede aldım ve gerçek dostlarımı yine “Mülkiye” çevresinde edindim.’’ diye anlatır bu dönemi. O dönemde yayınlanan ‘’Forum’’ dergisini takibinden dolayı kendisini "Forumcu" olarak nitelemiştir.’
12 Eylül Darbesinden sonra görevinden istifa ederek gittiği Fransa'da sürdürdü çalışmalarını. 1992 yılında eski görevine dönerek 2002 yılına kadar devam ettiği bu görevden emekli oldu.
Osmanlıdan günümüze, sorgulanarak Türkiyenin sosyal, siyasal, ekonomik yapısına, Ermeni sorununa, felsefeye, küreselleşme ve demokrasi konularına ilişkin yirmiden çok kitabı yayınlandı.
‘Bugünden Geçmişe, Geçmişten Geleceğe’ başlıklı nehir söyleşilerinde kendi yaşamöyküsünü anlatır. ‘’Meslek hayatım ana hatlarıyla böyle geçti ve bu hayatta en büyük mutluluğum sevgili eşim, kızlarım ve dostlarımdan gördüğüm destek, öğretim hayatımda bir çok öğrenci ve meslekdaşımın sevgi ve takdirine nail olmam (emekli olup da Fakülte’den ayrılırken bir kısım genç ve değerli meslekdaşımın benim için hazırladıkları deftere yazdıklarını asla unutamam), Mülkiye’mizin 150. kuruluş yılında (2009) beni “Mülkiye Büyük Ödülü”ne layık görmesi ve TÜYAP’ın 2013 yılında beni 32. İstanbul Kitap Fuarı için “onur yazarı” seçerek onurlandırması oldu...Enerjim tamamen tükenmedikçe de okumak ve yazmaktan kopmak istemiyorum. Yaşamöykümü ’’Yazar Faruk Şüyün ile yapmış olduğum uzun bir söyleşide çok daha ayrıntılı olarak anlatmıştım. TÜYAP da bu söyleşiyi “Bugünden Geçmişe, Geçmişten Geleceğe” başlığı altında yayınlamıştı.
İslam, Laiklik ve Aydınlanma Savaşı, Türk Devrimi ve Sonrası, Osmanlı Toplumsal Düzeni, Osmanlı Kimliği, Osmanlı Çalışmaları-İlkel Feodalizmden Yarı Sömürge Ekonomisine, Türkiye’de Çok Partili Hayata Geçiş, Osmanlı-Türk Romanında Tarih, Toplum ve Kimlik, Küreselleşme ve Demokrasi Krizi, Toplumsal Değişme ve Üniversiteler, Sürüden Ayrılanlar, Türkler ve Ermeniler, Türkiye Nasıl Küreselleşti? Felsefi İzlenimler, Yakın Osmanlı Tarihinde Aykırı Çehreler, Marksizm, İnsan ve Toplum, Habermas’ı Okumak, Felsefe, Toplum Bilimleri ve Tarihçi; Marx-Engels ve Osmanlı Toplumu; Devrimler Çağı, Popülizm Dalgası, Sivil Darbeler ve Osmanlı Hülyası, Osmanlı Kültüründe “Delilik” Sorunsalı.
Osmanlıdan bu yana tarihimizin ve ülkemizin çok yönlü profilini ele aldığı kültür alanımızı zenginleştiren değerli kitapları var.
Yaşamak elbette çok güzel bir nimet. Hem bireysel hem de toplumsal değer olarak. Ama dolu dolu yaşamak, içini sosyal, kültürel, sanatsal, bilimsel eserlerle donatarak yaşamak. Böylesi dev insanlarımızı toplumsal belleğin vazgeçilmez değeri, dayanağı sayamayan toplumların bücür erklerle kısır döngüler içinde bocalaması kaçınılmazdır. Bellek zafiyeti yaşayan ve yaşatılan toplumlarda aydın güçlerin bu değerleri sürekli gündemde tutması başlıbaşına bir sorumluluk sayılır.
Her değerimize minnet duygularıyla.
Hasan Pekmezci
11 Eylül 2025, Ankara
(Görseller internet ortamından derlenmiştir.)




























