Toplumsal statüsü, eğitimi, kültürü birbirinden çok farklı da olsa üreten, yaratan, asıl mesleği yanında başka başka alanlardan beslenen ve bunu yaşamına dahil etmesini bilerek yaşayan değerlerimizi kısa da olsa ‘’Doksanlar’’ başlığıyla yazmaya çalışıyorum. ‘’Yaş yetmiş, iş bitmiş’’ düşüncesinin oldukça etken olduğu toplumsal yaşamın her kademesinde bu sözlere inat, yıllardan çok yaşadığı her günün, her saatin içini doldurma çabasıyla hayatın her anına anlam katan böylesi insanların varlığı her yaş diliminden pek çok insana örnek oluşturabilmeli.
Anadolu’nun her bölgesinde yaşıyla, deneyimleriyle örnek oluşturan çok sayıda insan var, yazılması, anlatılması nitelikli idol insan modeli yönünden çok önemli. Yıllar önce bir Orta Anadolu ilçesinde üç-beş dakikalık, ayaküstü bir söyleşide doksanlık bir âkil adamın söylediği bir sözünü asla unutmadım. Bizden biraz uzakta beni bekleyen eşimi görünce ‘’Unutma, eşi insanın nefesidir’’ dedi. Evlilik ve eş kavramının en yalın ve en özlü ifadesi.
Öte yandan Ankara’da bir ‘’Doksan Artılarda’’ Ziraat Profesörü-Senatör-ressamımız yeni sergilere hazırlanırken ‘’Yaşadığımı ancak böyle hissediyorum’’ diyebiliyordu. Böylesi insan örnekleri için yaşam bilinci ‘’sonu değil, her dakikayı’’ nasıl yaşadığının sorgulamasını yapabilmektir.
FETHİ KAYAALP (Ezine, Çanakkale. 4 Nisan 1923)
Ressam. Restoratör
Altmışlı yılların başında İstanbul’da öğrenci iken sergilerini mutlaka gezdiğimiz, özellikle kalkan balıklı baskılarıyla tanımaya başladığımız, sonraki yıllarda da restorasyon konusundaki başarılarıyla öne çıkan, Cumhuriyet’ten altı ay önce doğan sanatçımız… Bugün pek çok kişi tarafından sanatçı, restoratör ve galerici olarak tanınan Fethi Kayaalp, sessiz ve sakin kimliği ile pek öne çıkmayan özgün bir yağlıboya ve baskı resim sanatçısıdır. ‘’1930’ların sonlarında başlayan sanat yaşantısı, 2000’li yılların başlarında da devam eder ve özellikle baskı resmin neredeyse her alanında eser verir. Kayaalp, figüratif resimden soyutlamaya kadar uzanan bir çizgide çalışmış olmakla birlikte, onun resimlerinde belirgin olan bir tema da balıklar, balıkçılar ve denize duyduğu sevgidir. Resimlerindeki bu tema, biraz da Kayaalp’in memleketi olan Bozcaada’yla ilgilidir.
1952’den 1959 yılına dek Kastamonu ve Bolu Lisesi’nde, daha sonra Bursa Eğitim Enstitüsü’nde resim öğretmenliği yapan Kayaalp, 1962 yılında Nurullah Berk’in İstanbul Resim Heykel Müzesi Müdürlüğü zamanında müzeye restoratör olarak alınır. 1966 yılında da Devlet Güzel Sanatlar Akademisi Gravür atölyesine öğretim üyesi olarak göreve başlar ve 1981’de emekli olana dek bu görevini sürdürür. Sanatçı pek çok ulusal ve uluslararası karma sergilere katılır, ödüller alır ve kişisel sergi düzenler.
Çoğu kişi tarafından salt restoratör kimliğiyle tanınan bu büyük ustanın sanatçı kimliğini ele alan çok az yazı var. Bugüne değin Türk plastik sanatlarını irdeleyen yayınlarda bile ıskalanan Kayaalp'i hatırlamaya hepimizin ihtiyacı vardı.’’ Ali Kayaalp, bir yazısında onun için “Temkin bu işin anahtarıdır, dürüstlük ise olmazsa olmazı”, tanımını yapar.
Teoman Südor, Kayaalp’in Gravür Atölyesi’ne olan katkısını ve onun gelişiyle, Berkel dönemindeki âtıl vaziyetin yerini disiplinli bir biçimde yapılan eğitime bırakmasını şu şekilde açıklamaktadır:
1960 sonrası Akademi’de atölye yöneticisi Sabri Berkel’in titiz kişiliği ve atölyenin yetersizliği, bir sömestr devam zorunluluğu olan özgün baskı dersine öğrencilerin yeterince eğilmemelerine neden olur. Resim Heykel Müzesi’nden Fethi Kayaalp’in yardımcı öğretim elemanı olmasından sonra, atölyenin presleri yenilenip mekânları genişletilir ve atölye tam işler duruma getirilir. Eğitimlerini 60-70’li yıllarda bu okullarda alan Utku Varlık, Mehmet Güleryüz, Asım İşler, Teoman Südor, Gülseren Südor ve Gül Derman baskı sanatına eğilimlerini Fethi Kayaalp’e borçludurlar (Südor, 1999; 91).

Sanatçının emekli olduktan sonra daha da öne çıkan ve günümüze dek başarı ile sürdürdüğü bir başka çalışma alanı da İstanbul Resim ve Heykel Müzesi Restorasyon Atölyesi’nde başladığı ekspertiz ve restorasyon çalışmalarıdır.
İstanbul Resim ve Heykel Müzesi’ndeki ve sonra da çok sayıda özel koleksiyonlardaki sayısız yapıtın kurtarılması, kalıcılıklarının sağlanması ve başka restoratörlerin yetiştirilmesi de onun Türk sanatına önemli hizmetlerindendir; ama Kayaalp’in üstlendiği asıl önemli misyonun, eksper ve restoratör kimliği nedeni ile elinden geçen Türk resminin önemli yapıtlarının incelenmesinin sonucunda edindiği bilgileri koleksiyonerler, galericiler ve müzayede şirketlerinin elindeki eserlerin bakım ve onarımına adamış olmasıdır (Gürel,2009);
http://lebriz.com/pages/lsd.aspx?lang=TR§ionID=1&articleID=793&bhcp=1
Çanakkale 18 Mart Ün.Güzel Sanatlar Fak.İnternational Jurnal Of Troy Art And Design.2021
Bozcaadalı Bir Sanatçı: Fethi Kayaalp. Dr. Öğretim Üyesi Ali Kayaalp, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi, Sanat Tarihi Bölümü
https://www.bifed.org/fethi-kayaalp-buyuk-odulu/
http://lebriz.com/pages/lsd.aspx?lang=TR§ionID=1&articleID=793&bhcp=1
İBRAHİM ERSARAÇ (Mustafakemalpaşa, 1928)
Karikatürist.
Dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi bizde de belli okulların mezunları aidiyet bilincini yoğun yaşar. Ben de Öğretmen Okulları, İstanbul Öğretmen Okulu, Köy Enstitüleri, Gazi Eğitim konuları geçtiğinde bu duyarlılığı hissedenlerdenim. Köy Enstitüsü geleneğinin devam ettiği altı yıllık yatılı İvriz, ardından Türkye’de ilk öğretmen okulu olan İstanbul Öğretmen Okulu ve ardından da Anadolu’nun ilk sanat eğitimi kurumu olan Gazi Eğitim denince farklı bir duygu sarar. İbrahim Ersaraç ve bir başka ünlü karikatürist olan 1924 doğumlu Ali Ulvi ile 1925 doğumlu ünlü ressam-eğitimcimiz Adnan Turani Öğretmen Okulu ve Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümünde eğitim görenlerden. Her üç sanat insanının okuduğu bu okullar Cumhuriyet’in ve Cumhuriyet kuşağının temel dayanakları.


2000 yılında Karikatürcüler Derneğince yayınlanan kitapları ve 2009 yılında Mustafakemalpaşa Kültür ve Sanat Derneği ve Patikalar Dergisi’nin yayınlarının ikinci kitabı olarak “Mustafakemalpaşa ve Mizahi Esintiler”
‘’Ortaokul eğitiminde, geleceğini belirlemede rol oynayacak olan Resim öğretmeni Maksut Dumlu’dan resim tekniği ve çizimleri ile ilgili ilk bilgileri alır. Yaptığı çizimler resim öğretmeni yanında okuldaki tüm öğretmenlerin dikkatini çeker. Okul dışı zamanlarında yeteneği nedeni ile Halkevinin Tiyatro dekorlarının hazırlanması ve sahne çizimlerinde görevler alır. Mustafakemalpaşa Halkevi kütüphanesindeki Akbaba ve diğer karikatür dergilerindeki karikatüristlerin çizimlerini büyük bir zevkle inceleyerek, çizim tekniğini geliştirmeye çalışır. Sınıf tahtasına ve zaman zaman da çocuksu bir muziplik ile arkadaşlarının ceketlerine tebeşirle çizimler yapar. 1945’te Ortaokul son sınıfta iken, Halkevlerinin kuruluşu nedeni ile yapılan resim yarışmasına katılır; yarışmanın birincisi olur ve diğer resimlerle okulda sergilenir. Bu ödül onun bilinçli olarak resim çizmeye yönelmesini sağlar. Bu sergide resminin yanında çizdiği ilk karikatürleri de yer alır. Aynı yıl Doğan Kardeş Dergisi’nde ilk karikatürü yayınlanır. İbrahim Ersaraç Mustafakemalpaşa Muhtelif Gayeli Ortaokulu’ndan mezun olunca İstanbul Öğretmen Okulunda eğitime başlar. Bu okulda resim ve karikatür çizmeye devam eder ve çizimini daha da geliştirir. Öğretmen Okulundan sonra Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü sınavını kazanır. Okulu bitirince 1952’de askerlik sonrası Kars Lisesi resim öğretmenliğine atanır. Aynı yıllarda karikatürleri Akbaba ve Dolmuş dergileri ile İstanbul Yeni Gazetesi’nde yayınlanmaktadır. 1958 yılında İstanbul’a Şişli Terakki Lisesi’ne tayin olur.
1958-1966 yıllarında Doğan Kardeş Dergisi’nde karikatürler çizip derginin resim işlerini yönetir.
Çok sayıda ulusal ve uluslararası sergiye katılır. "İtalya Tolentino ve Bulgaristan Gabroza karikatür müzelerinde eserleri yer alır..."
https://mizahhaber.blogspot.com/2024/01/cihan-demirci-yazdi-karikaturumuzun.html
https://www.pasada.com.tr/mustafakemalpasanin-cizgi-ustadi-ibrahim-ersarac
ÖZDEMİR ALTAN (Konya.1931)
Ressam
İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi resim bölümünden Zeki Faik İzer'in öğrencisi olarak 1956 yılında mezun oldu. Mezun olduğu okula 1962 yılında asistan olarak girdi.
Emekliliğine kadar akademide sürdürdüğü öğretim üyeliği süresince yüzlerce sanatçı adayı yetiştirdi. 1963 yılından itibaren Paris Bienali gibi uluslararası etkinlikler olmak üzere kişisel ve karma sergilere katılarak sanatsal anlamda birçok hareketin öncülüğünü yaptı. Çağdaş, avangard düşünce ve Pop- Art’ı Türkiye’ye ilk getiren, ilk akla gelen sanatçı olmakla kalmadı, çok sayıda sanatçıyı etkiledi. Günümüz sergi düzenlemelerinde sıkça duyduğumuz Küratörlük eylemini Hüseyin Avni Lifij sergisi ile gerçekleştirdi. 1968 yılında başlayan ve TRT İstanbul Radyoevinde örnekleri bulunan duvar halısı gibi çağdaş halı dokuma örnekleri öncüsü oldu. Alanında yazan, konferanslar veren kimliğiyle de öne çıktı. Modern, Avangard, Pop Art , Post Modern kavramlarında öncülerden. Saplantılı bir kimlik ve tarz takıntısı olmadan dilediğince çok farklı sayılabilecek eserler üreten bir sanatçı. Bu nedenle onun sanat yaşamı birkaç dönemde özetlenir.

‘’Romantik Dönem 1957'den itibaren sekiz yıl,
Krallar ve Kraliçeler 1965'ten itibaren bir yıl,
Tepegöz ve Sinek Kralı'nın Oğlu 1960'ten itibaren dört yıl,
12 Mart Sonrası 1971'den itibaren iki yıl,
Gerçekçi Dönem 1972'den itibaren dokuz yıl,
Ara dönem 1981'den itibaren üç yıl,
Kolaj ve Üç Boyutlular 1984'ten itibaren dört yıl ve 1989 yılından bu yana devam eden “Soyağaçları” dönemleri olarak sıralanır.’’

Sanat anlayışını da şöyle özetler.
Sanata zorla anlam yüklenemez, onun kendi anlamını kendinin bulmasına izin verilmelidir. Yani doğal olmalıyız. Yaptığımız gördüğümüz değil, hissettiğimiz özgür duygularımız oysa Türkiye’de para, sanata egemen oldu. Ne kadar samimi olursak o kadar iyi sanat yaparız. Resim ya iyidir ya da değildir ve bu gelecekte belli olacak. Dolayısıyla, eğer içten davranıyorsak ürettiklerimiz hissettiklerimizdir. https://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%96zdemir_Altan
ALİ ÜLKEN (Anamur.1932)
Doğduğu, çocukluğunu, gençliğini yaşadığı köylerini, yaylalarını çok iyi bildiği Anamur’un yerlilerinden. Terzilik mesleği gereği bir zamanlar Adana’nın en ünlü terzilerinden sayılan. Asıl mesleği ile bağ kurulur-kurulmaz sorusu bir yana, bölgenin tarihi ve sosyal yapısı ile ilgili canlı kütüphane… Müzik tutkunu.
92 yıllık yaşamını zenginleştiren ilgi alanlarıyla Ali Bey bu kısa yazımızın konusu.
Konfeksiyon sisteminin bizde pek yaygınlaşmadığı yıllarda mahalle ve kent terzileri bu alanın başarılı emekçileriydi. ‘’İğneyle kuyu kazar gibi’’ titizlikle biçip diktikleri elbiselerle emeklerini, ustalıklarını gösteriyorlardı. Ali Bey de usta çırak ilişkisi içinde yetişerek bu alanda önemli ustalardan biri sayılan Anamur doğumlu, Adanalı bilinen bir usta terzi. 1980’lerde Adana’yı ziyaret eden gazeteci Hasan Pulur ününü duyduğu Ali Beyi gazetesindeki köşesinde yazıp anlatır. Bu haber öyle etkili olur ki Adana ve çevresindeki iller yanında Konya’dan, Ankara’dan, İstanbul’dan siparişler gelmeye başlar. Gece gündüz yoğun çalışma yılları.
Öte yandan mesleğiyle yaşadığı kent de çok yönden aktif. Resim, heykel, fotoğraf, film, sinema, tiyatro, edebiyat gibi sanatın her alanında çok başarılı insanlar yetiştiren ve en önemlisi bu sanat ve kültür dallarındaki birikimle müzeler oluşturan bir kent Adana. Ali Beyin bu çoklu kültürden beslendiği kesin.
Beni ilgilendiren terziliğindeki başarısı yanında, sanat tarihi, bölge arkeolojisi, müzik, spor, yüzme gibi, bugün de önemle devam ettiği diğer ilgi alanları. Bir gün sabahın erken saatlerinde deniz kıyısında gölgelikte cümbüş çalıyorken tanıdım bu yönünü. Her gün aksatmadan, Akdeniz’e açılarak yüzdüğü bu muhteşem kıyıda, bu kez müzikle kendini tamamlamakta. Sabah sabah site sakinlerini rahatsız etmemek için en güzel çalışma ve icra yeri. Asıl mesleği terzilik ya sadece onunla kalmıyor. Türk sanat müziğinde bütün ustaları, besteleri ezbere bilen bir birikime de sahip. Cümbüş, ud, saz gibi enstrümanları da çalmaya büyük bir ilgi gösteriyor.
Biz insanları belli sınırlar içinde, belki de kimliklerinin yüzde ellisiyle tanıdığımızı sanıyoruz; doğal olarak, günlük yaşamın koşturmaları içinde. Oysa her insanın yaşamına dahil ettiği değerlerle anlamlar yüklendiği bir gerçek. Yüzme gibi ilgileri yanında başka bir gün benim de eşlik etmeye çalıştığım sabah saatlerinde uzun yol yürüyüşleri; ‘’yoruldum, dinleneyim’’ demeden. Bir yandan da sağlam bir bellekle Anamur’un ve çevresindeki tarihi yerleşkelerin, dağ köylerinin, ünlü yaylalarının öykülerini anlatıyor. Yer, zaman, ilgili kahraman adlarıyla dolu bir bellek.
Daha yetmişleri görmeden ‘’Bizden geçti artık’’ teslimiyeti yaşayanlara inat, her gün en erken saatlerde günü yaşamaya başlama, Akdeniz’in dalgaları eşliğinde kendi müziğini doyasıya yaşama bilinci.
Yaşama anlam katan böylesi insanlara selam olsun.
Hasan Pekmezci
18 Ekim 2025, Ankara





























