Sanatta Atelye Eğitimi Geleneği-II : Hoca Öğrenci Devamlılığı
Bizde biyografi yazımında dikkatimi çeken bir konudur; bulunulan noktaya gelişte yaşanan çeşitli aşamalarda ya da eğitim basamaklarında etken olan, uyaranlar, idoller, örnekler, öğretmenler ve bunların yarattığı, katkı sağladığı alanlar biyografi sahiplerince ya da yazarlarınca yeterince ele alınıyor mu, alınmıyor mu sorgusu.
Binleri geçen biyografi yazılarımda ve bu konuda yaptığım okumalarda, incelemelerde konunun yeterince ele alınmadığını, belki de önemsenmediğini gördüm. Oysa ki eğitimde devamlılık bir yana, bir sanat alanı insanının nereden nereye geldiğinin arka planı pek çok yönden örneklemler de yaratabilir. Elbette konunun bir de moral değer ve vefa duygusu yönü var ki; bir cümlecikle, bir kaç sözcükle.
Bu yazılarımın bir amacı da bu konuya dikkat çekmektir. Çok güzel örnekler de var elbette. Prof. Dr. Turan Erol hocamızın hocası Bedri Rahmi için hazırladığı Doçentlik tezi gibi. Aynı anlamda Bedri Rahmi’nin bir başka öğrencisi olan Prof. Dr. Aydın Ayan da çok sayıda yazısı, konuşması yanında sanatçının memleketi olan Trabzon Belediyesinin düzenlediği anma etkinliklerine katılır; son katılımında ‘’Sanat Kent ve Bedri Rahmi’’ konulu bir konferans verir.
Çok değer verdiğimiz bir eğitimci-ressam olan Mustafa Ayaz’ın bir vefa örneği olarak müzesinin ilk bölümünü hocası Adnan Turani’ye ayırması konunun insani sorumluluğunun bir başka göstergesi.
İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi mezunlarının Hoca-öğrenci geleneğine özel ilgi ile yaklaştığı, çok önem verdiği görülür. Bunda hocaların Fransız eğitiminden geçmiş olması yanında her öğrencinin bir hoca ile çok daha fazla bağımlılığının olmasının etkisi var. Örneğin, Bedri Rahmi (1911-1975) Trabzon Lisesinde resim öğretmeni olan Zeki Kocamemi’den başlayarak Nazmi Ziya Güran ve İbrahim Çallı'nın öğrencisi olduğuna mutlaka değinir. Onun öğrencileri de bu gelenek içindedir. 1942’de kurulan ve sanatımızda önemli bir yeri olan, ‘’D’ Grubu’nun ressamlarının-Türk resminin ustalarının hepsi için Bedri Rahmi büyük bir idol sayılır, Bu grubun üyelerinden ve günümüzün çok önemli eğitimci-ressamlarından ve Gazi Eğitim’de hocamız olan Turan Erol için çok daha farklı, kutsiyeti olan bir konu olmuştur Bedri Rahmi’yi anmak, yazmak ve anlatmak. Yıllarca birlikte çalışma şansı yaşadığımız için konuşmalarında, sohbetlerinde yurt gezilerimizde sık sık Bedri Rahmi’nin sanatından, Anadolu kültüründen beslenen resimlerinden, şiirlerinden söz etmesinin tanığıyız.
Bedri Rahmi’nin öğrencisi Devrim Erbil hoca da ‘’insan hocasının etkisinde kalmıyor değil. Çünkü bugün bile hala akademide, biz akademi diyoruz Mimar Sinan Üniversitesi’nin eski adı- benim öğrenci olduğum zamanlardaki adı, orada geçerli olan yöntem hâlâ vardır. Öğrenci hocasını seçer.’’
‘’Ben akademiye gitmeden önce de şiirleriyle Bedri Rahmi’yi tanıyordum; resimleriyle olabildiği kadar çünkü resim bugünkü kadar insanlara ulaşma şansı fazla olan bir alan değildi ama benim lisede öğrenci olduğum zamanlar yani 1950’’den 1954’e kadar edebiyat matineleri çok revaçtaydı. Bakıyorum da oraya ünlü yazarlar Anadolu’da şeye çıkarlardı kim organize ediyordu, nasıl geliyorlardı onu bilemiyorum ben bir öğrenci olarak ama Balıkesir Lisesi’nde edebiyat matinelerinde Bedri Rahmi, Melih Cevdet Anday, Özdemir Asaf gibi birçok şairi, yazarı dinleme şansına sahiptim. Siz bakıyorsunuz, diyorsunuz ki “Tamam ben akademiye gireceğim. Bedri Rahmi’de orada hoca, doğal olarak onu seçiyorsunuz.https://flaps.club/bedri-rahmi-eyuboglu-devrim-erbil/
Bu hoca-öğrenci devamlılığı konusuna önem veren okullardan biri de Tatbiki Sanatlar Yüksek Okuludur. Bugün de kısaca Tatbikili olarak anılanlar Mustafa Aslıer, Sevim Eti, Erol Eti, Mustafa Pilevneli deyince gözleri parlar.
Ankara’da Gazi Eğitim’de ve İzmir’de Buca Eğitim Enstitüsü’nde de atölye -geleneği ve ana atölye hocası seçimi vardı. Ama diğer çoklu derslerin hocalarından da dersler alıp, çoklu eğitim görme olanağının etkisi olarak biyografi yazımında hocalardan söz etmek akademi geleneği kadar yaygın değil. Diğer hocaların da atölye hocası kadar etkin olduğu bir eğitim sistemi çünkü. Bugün resim ve heykel sanatımızda yeri olan isimlerin biyografilerinde genellikle hangi hocanın atölyesinden yetiştiği pek yer almaz ya da çok azında buna değinilir. Diğer hocalara değinenlerin sayısı da çok azdır. Bana göre bu önemli bir eksiklik. İzmir’den yetişenler, hocaları Şeref Bigalı’ya, Nejat Akkan’a; Ankara Gazi Eğitim’de yetişenler atölye hocaları Refik Epikman, Adnan Turani, Hamza İnanç, Mustafa Tömekçe, Hidayet Telli, Turan Erol, Kayıhan Keskinok, Nevide Gökaydın, Veysel Erüstün, Mürşide İçmeli, Muammer Bakır, Burhan Alkar, Nevzat Akoral, Zafer Gençaydın, Zahit Büyükişliyen, Veysel Günay isimlerine değinmiyorsa nedeni sorgulanmalı. Bu dediğim genelleme değil elbette ama konuyu önemseme ya da önemsememe gibi bir tavırdan söz edilebilir. Biz ilke olarak bütü biyografilerimizde 1958’den başlayarak her resim öğretmenimizi anmaya dikkat ederiz.
Bizim gibi 1960’ların başında lise düzeyinde sanat eğitimi aşamasından başlayarak İstanbul Çapa Öğretmen Okulu Resim Semineri geleneğinden gelenlerde İlhami Demirci, Malik Aksel, Selahattin Taran hocalar mutlaka anılır. Örneğin Selahattin Taran’ın öğrencileri ta Kepirtepe Köy Enstitüsünden başlayarak daha sonra değişik yüksek eğitim aşamalarından geçseler de öğretmenlerini hayata ve sanata bakış açılarında iz bırakan; her zaman çok etkili bir idol olarak yadederler.
Bazı konular vardır ki birbirini besleyen, tamamlayan, devamlılık sağlayan bir bağ yaratır. Bu bağları koparmak, önemsememek, yok saymak yenilikçilikle, çağdaşlıkla, ilericilik gibi tanımlamalarla kurban edilemez. Bu gibi bağlar koparıldıkça, toplumsal bağlar yok edildikçe; savrulmalar, dağılmalar, ortak değerler paydaşlığı dumura uğrar. Günümüzde pek çok sorunun, çözülmenin, ayrışmanın temelinde yatan ana neden böylesi kopmalar, savrulmalardır.
Mustafa Ayaz, çok çalışkan, üretken sanatçılığı yanında, bu özellikleriyle eğitimci olarak çok sayıda öğrenci ve sanat insanı yetiştirdi. Onun resimde tuval karşısındaki tavırları, heyecanı, coşkusu; desen ve boya tutkusu öğrencilerinde her zaman ilgi yarattı. Sanatta süreklilikle, onu yaşamın her anını saran vazgeçilemez bir dayanak olarak görme disiplininde bu ilginin çok önemli yeri vardır. Mustafa Ayaz bu konuya çok dikkat edenlerin başında gelirdi. Her konuşmasında, yazısında hocası Adnan Turani’yi anmadan olmaz, ön planda tutardı.
Resim ve sanat yazarlığı konularında önemli bir yeri olan A. Celal Binzet biyografilerinin başında kendisine model olan ilk öğretmenini ve ardından Gazi Eğitim’deki öğretmenlerini yazarak başlar. Buradaki alıntıda olduğu gibi. ‘’Orta okul ve lise de şimdiki adıyla görsel sanatlar olan, resim-iş öğretmeni Emrullah Bulurman'ın altı yıl boyunca öğrencisi oldu. 1966 yılında Adıyaman Lisesi'nden mezun olan sanatçı, Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü'nü 1971 yılında atölye öğretmenleri Adnan Turani Mürşide İçmeli, Nevzat Akoral, Hamza İnanç, Burhan Alkar'ın öğrencileri olarak tamamladı. Aynı şekilde Turan Erol'un da sanatsal görüşlerinden yararlanan Binzet bir süre farklı okullarda şimdiki adı Görsel sanatlar olan resim öğretmenliği görevinde bulundu’’ cümleleri bir vefanın da göstergesi. Bunu bütün sanat alanı insanları olarak hocalarımızdan esirgemesek.
Mustafa Ayaz’ın Öğrencisi
BÜNYAMİN BALAMİR (1953)
Bir çocuğun küçük yaşlarda İilgisini çekebilecek ne varsa Bünyamin Balamir’in sanat serüveninde yer alır. Bilgileri kendi anlatımıyla alıyorum buraya. ‘’İlkokul 5.sınıfta resim yarışmasında kazandığım ödül.
Çorum Eti Ortaokulundaki resim öğretmenlerim Özcan Gedikoğlu ve Rafet Meriç'in dikkatlerini çekmem. Özcan öğretmenimin bir dersimizde çalışmamı görünce numaramı sorarak not defterini açıp bana yüksek not vermesi. Rafet öğretmenimin yaptığı büyük boyutlu Atatürk maskını okulumuzun bahçesinde bana güvenerek zımparalatması...
Ayrıca ilkokul öğretmenim. Hasanoğlan Köy Enstitüsü 1951 yılı mezunu olan babam Süleyman Balamir'in donanımlı, yetkin öğretmen kimliği ile biz öğrencilerine okumayı, şiiri, resmi sevdirmesi...
İlk şiirimi ilkokul 4.sınıftayken köyde orman girişindeki su değirmeninin hemen yanındaki kuşburnu çalısının altında yazdığımı hiç unutmadım’’.
Bu birikimlerin üstüne Mamak Lisesi resim öğretmeni Münir Özyalçın'ın daha bilinçli olarak sanat alanına yönlendirmesi ve 1975-1978 yılları arası Gazi Eğitim Resim-İş Bölümü. Devamında 1985 yılında yüksek lisans ve 1987 yılında sanatta yeterlik çalışmalarını tamamladı.
Gazi Eğitim, insanı öylesine saran bir eğitim atmosferiydi ki dersine girsin-girmesin her öğrenci, her öğretmenin ilgi çemberindeydi. Başta Mustafa Ayaz, Mürşide İçmeli, Burhan Alkar öğretmenlerin ilgisi gibi. En büyük destek ve motivasyonu hiç dersine girmeyen Kayıhan Keskinok'dan görmesini minnetle anması bu yüzden.
Malatya ve Ankara’daki resim öğretmenliği görevlerinin ardından, 1981 yılında asistan olarak girdiği, Gazi Üniversitesi, Eğitim Fakültesi Resim Bölümü öğretim üyeliği.

‘’Sanatın üretimden çok, araştırma olduğuna inanan Bünyamin Balamir, yağlıboya, kurşunkalem, karışık teknik, kolaj, üç boyutlu tasarım gibi birçok farklı teknikle çalışmalarını genişletti. Her teknik çalışmasını kapsayan 45 kişisel sergi açtı ve ilk sergisinden bu yana resimlerine seri numaralar verdi. Yurt içi ve yurt dışında 449 sergiye katıldı ve yarışmalardan 21 ödül kazandı. Anadolu’nun her yöresinde, ulusal ve uluslararası sanatsal etkinliklerde yer aldı. Yurt içinde ve yurt dışında çeşitli müze ve özel koleksiyonlarda resimleri bulunan sanatçı, BRHD, ANKÜSAD ve GÖRSED dernekleri üyesidir.
Yayımlanmış, "Suya Çizilmiş Resimler, Sanat Eğitiminde Özgürlük ve Özgünlük, Anılarda Düşünceler ve Yağmur Yağıyordu" isimli kitapları bulunmaktadır.
Bünyamin Balamir doğduğu kent olan Çorum Belediyesini harekete geçirerek ‘’Ressamlar Buluşması’ adı altında çok sayıda ressamın katıldığı ve halkın da büyük ilgi gösterdiği, başarılı bir etkinlik dizisine özveriyle önderlik etti. Seçtiği bütün sanatçıların gruplar halinde davetini sağladı. Bu çalışmalar sonunda bugün Çorum’da çok ilgi gören ve bu başarıdan dolayı çeşitli sanat organizasyonlarınca ödüllendirilen bir çağdaş sanatlar müzesi kuruldu.
Sanatsal çalışmalarına ve TOB Üniversitesinde sanat eğitimciliğine Ankara’da devam etmektedir.
Mustafa Ayaz’ın Öğrencisi
ÖNDER AYDIN (Ordu-Perşembe.1955)
Köy Enstitülü bir babanın çocuğu olarak siyasal ve toplumsal birikimli bir ailede yetişti. Perşembe’deki ilk ve orta öğrenimi sonrası Ankara Kurtuluş Lisesi'nde eğitim gördü.
1976-1979. Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’nde Mustafa Ayaz atölyesinde sanat eğitimi. (Günümüzde GÜ.GEF) 1979 Yılında Gazi Eğitim Enstitüsü’nden mezun oldu ve lise öğrenimi gördüğü Ankara’nın köklü okullarından olan Kurtuluş Lisesi'ne atanarak 26 yıl aralıksız sanat eğitimciliği görevinde bulundu. Bu okulda sık sık davet ettiği sanat insanlarıyla öğrencileri buluşturma ve onlara geniş açılı bir sanat eğitimi verme çabalarıyla.

Sanat eğitimciliğinin yanı sıra aksatmadan sürdürülen sanatsal çalışmaları, çocuk kitapları resimleme. Birleşmiş Ressamlar ve Heykeltıraşlar Derneği’nin yönetim kurulunda üyeliği ve başkan olarak görevler. Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği, Yeniden Sanat Grubu ve Grup Tayf’ın kurucu üyeliği ile ÇAĞSAV-Ankara Çağdaş Sanatlar Vakfı kurucular kurulu ve yönetim kurulu üyeliği.
Anadolu’nun mitolojik-arkeolojik ve tarihi kültürünü çağdaş bir anlatımla ele aldığı eserlerini sunduğu yurt içi ve yurt dışı sergilerle kültürel mirasın evrensel bir dile dönüşmesine katkı sağlamayı amaç edindiği çok sayıda sergi düzenledi.
Kültür Bakanlığı, Ankara Valiliği, Ordu Valiliği, Kastamonu Valiliği, Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi, Türkiye Kalkınma Bankası, Vakıfbank, Gazi Üniversitesi Resim Heykel Müzesi, Sanko Holding, Çorum Belediyesi Resim ve Heykel Müzesi, T.C Ziraat Bankası, Emlak Bank gibi kurumsal koleksiyonlar ile ABD, Fransa, Rusya, Almanya, Hollanda, Kanada gibi ülkelerdeki özel koleksiyonlarda eserleri yer aldı. Katıldığı yurtdışı sergiler ise; Paris(Fransa)-Erivan (Ermenistan)-Alma Ata (Kazakistan), Kampala(Uganda)-Kazan (Rusya)-Aşkabat (Türkmenistan)-Sofya (Bulgaristan).
Anadolu'da sanat ve sanatçı sorumluluğu adına Eskişehir Tepebaşı Belediyesi 4.ve 11.Çalıştayı, Sapanca Portakal Çiçeği II. Uluslararası Sanat Kolonisi, Gaziantep 1. Uluslararası Ressamlar buluşması ve ulusal ödüllü Çağdaş Sanatlar Müzesi kurulmasına öncülük eden Çorum 1.Ulusal Ressamlar Buluşması gibi çok sayıda kentte sanat etkinliklerinde bulundu. Şefik Bursalı Ulusal Resim Yarışması, Devlet Resim ve Heykel Yarışması ile Mustafa Ayaz Müzesi I. ve 2.Resim Yarışması’nda seçici kurul üyeliği yaptı.
‘’Resimlerimin temel felsefesini 12 bin yıllık Anadolu uygarlıkları oluşturur. Türk sanatı evrenselliğini ancak buradan yakalayabilir. Anadolu büyük bir hazinedir. Hiçbir ülke böylesi bir kültürel kaynağa sahip değildir. Dünyanın en eski seramik atölyeleri, ilk heykel okulu bu topraklarda kurulmuştur. Soyut resim istiyorsanız bile Hititlere bakmanız yeter. Evrensel Türk Resminin kendi kimliğini yaratmasında Anadolu Uygarlıklarının temel alınması gerektiğine inanır.[2] O'na göre Türk sanatçısının parmak izi bu topraklardaki on bin yıllık “Görsel Tarih’tir özetlemesiyle anlatır sanat felsefesini.
Çalışmalarını Ankara’da kendi atölyesinde sürdürmektedir.
Mustafa Ayaz’ın Öğrencisi
ENİS AKTAŞ (1956-2017)
Gazi Yüksek Öğretmen Okulu Resim Bölümünde Mustafa Ayaz atölyesinde eğitim. 1985’te Adana’da resim öğretmenliği, ardından 1990 yılında Eskişehir Anadolu Güzel Sanatlar Lisesinde resim öğretmenliği. 1991’de Eskişehir Anadolu Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde Yüksek Lisans; 2000-2007 yılları arasında Süleyman Demirel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi’nde öğretim görevliliği.

Başarılı eğitimcilik dönemlerinden sonra emekliliğinin ardından 2007- 2017 yılları arasında İzmir’deki atölyesinde çalışmaları. Davetli olduğu bir sanat çalıştayında kalp krizi ile yaşamını yitirdi.
1980 kuşağı sanatçılardan sayılan Aktaş, aynı kuşak arkadaşlarıyla yaşadıkları kaotik, siyasal-sosyal çalkantılı dönemin kasvetine inat, coşkulu, devingen, renkçi soyut-soyutlama kompozisyonlarıyla 32 kişisel sergi ile çok sayıda sergiye katıldı, koleksiyonlarda yer aldı.
Sevgiyle, yaşamaya devam eden eserleriyle anıyoruz.
Mustafa Ayaz’ın öğrencisi
ALAYBEY KARAOĞLU (Trabzon.1961)
Ankara Gazi Üniversitesi, Gazi Eğitim Fakültesi Resim-İş Eğitimi Bölümünde Mustafa Ayaz Atölyesinde sanat eğitimi.1983-1985 Milli Eğitim Bakanlığı Tunceli-Pertek Pınarlar Ortaokulu’nda Resim Öğretmenliği. 1985-1988, Erzurum Atatürk Üniversitesi Kazım Karabekir Fakültesi Ağrı Eğitim Yüksekokulu’nda Resim Öğretim Görevlisi.
1986 yılında başladığı Gazi Üniversitesi’nde Prof. Dr. Oluş Arık danışmanlığında “Türk Resminde Eleştiri” konulu tezi ile Yüksek Lisans. 1988-1990 Gazi Eğitim Fakültesi Resim-İş Eğitimi Bölümünde Öğretim Görevlisi. Aynı Üniversitede Resim dalında Sanatta Yeterlilik.1990’de Selçuk Üniversitesi Eğitim Fakültesi Resim-İş Eğitimi Bölümünün kurucu Öğretim Üyesi ve Bölüm Başkanlığı görevi.1996 Selçuk Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Sanat Tarihi Bilim Dalı’nda “Türk Resminde Yeterlilik” konulu tezi ile Doktora. Ankara Gazi-HacıBayram Üniversitesi öğretim Üyeliği. Çankırı Karatekin Üniversitesi GSF Dekanlığı, Bolu İzzet Baysal Ün. GSF Dekanlığı.
Üniversitelerdeki yönetim ve eğitim görevleri yanında sanatsal çalışmalarını aksatmadan sürdürme, kişisel ve karma sergilerde eserlerini sergileme. Çok sayıda Sanat çalıştayı ile Üniversitelere, kentlere, kurumlara sanat eseri kazandırma ve sanatın demokratikleşmesine katkı sağlama çabaları. Türk Cumhuriyetlerinde ve Avrupa Sanat merkezlerinde düzenlenen ve düzenlediği yurt dışı sergilerle sanatımızın dışa açılımında örgütlenme çabalarında sorumluluk duygusu.

Kişisel sergileri yanında yurt içinde ve dışında Resmi ve özel koleksiyonlar ile müzelerde yer alma. Halen, tipik bir Karadenizli olarak cevval, coşkulu, kabına sığmayan tavırlarının da yyansıması sayılacak coşkudaki resimleriyle HBV. Ün. Güzel Sanatlar Fakültesinde Prof. olarak görev yapmakta.
Mustafa Ayaz’ın Öğrencisi
İBRAHİM ÇİFTÇİOĞLU (d.1952)
Çorum İlköğretmen Okulu'nu (1970), Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’nü (1973) ve Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi'ni (1986) bitirdi. Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı olarak okullarda öğretmen ve yönetici olarak çalıştı. Daha sonra Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi'nde öğretim görevlisi oldu. Buradaki görevini 1998'de emekli oluncaya kadar sürdürdü.

Milli Eğitime bağlı olarak çalıştığı dönemde meslek örgütünde (TÖB-DER) Yönetim Kurulu Üyesi, Başkanı ve Bölge Temsilciliği görevlerinde bulundu. UNESCO AİAP Ulusal Komitesi, Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği'nde Yönetim Kurullarında ve Çalışma Komisyonlarında görev yaptı. Derneğin yayın organı Yayın’ı ve Atölye Gün Işığı ile Pentürk Hayırlı Fanzin'i yayımladı. Özel MEF okullarının İlköğretim ve Lise'si için Plastik Sanatlar Eğitimi Öğretim Programını hazırladı. Sanatçı Veysel Günay'ın yaşam ve sanatını içeren Bir Yaprakta Bütün Dünya kitabını yazdı. Bilim Sanat Galerisi'nin düzenlediği Bursa Festivali, Çağdaş Türk Resim Sergisi, 75. Yıla Armağan / Türk Plastik Sanatları Sergisi’nin küratörlüklerini üstlenerek kitaplarını yayına hazırladı. 1972'den itibaren ulusal ve uluslararası çok sayıda sergiye katıldı; 58 kişisel sergi gerçekleştirdi.

Çiftçioğlu kendi resmini, “Öncelikle resmimin bir yanının otobiyografik olduğunu düşünüyorum. Onların, yaşantımdan damıtılmış özler içerdiğini söyleyebilirim. Öznelden hareketim genelleşir; yersel, evrensel ve toplumsal güncel yaşanmışlık resmimin temel yanını oluşturur. Resimlerim belli bir yaşanmışlığın, algılamanın, bilinç ve yüreğin imbiğinden geçerek, neredeyse imgelere dönüşmüş sonuçlarıdır. Resimlerimde bilinçli olarak bireysel ve sosyal yaşanmışlığın denkliğini görür ve kurarım. Bu aktif-romantik öz, resmime simgesel bir anlatımla yansır, biçim kazanır. Resmimdeki her unsur, düşünce ve duyarlığımı taşıyan bir işlev üstlenir. Bence sanatçı, çağına, ülkesine, insanlarına ve onların sorunlarına yabancı kalmamalıdır. Çünkü insani olan hiçbir şey bana yabancı değildir. Önemli olan bir sanatçının her anlamda kendini, insanlarını, kültürünü ve çağını düşünen bir beyin ve duyarlı bir yürekle irdelemesidir. Sanat benim için hayatı ve toplumu kavramanın, yeniden biçimlendirmenin bir yoludur. Sanat benim için bir eylem biçimidir. Resimlerimde anlatımcı bir tavra ulaşmak isterim. Resimlerimin, anımsanması gereken bir olgu gibi sessiz, fakat kavrayıp yakalayan bir etki bırakmasını isterim. Bir tavrı, bir düşünceyi, bir sorunu, bir protestoyu, bir hüznü, huzuru ya da tedirginliğini, bireysel ve sosyal yaşanmışlığı üretir benim resimlerim... Kaygılarım var. Yaptıklarım değil, yapacaklarım beni heyecanlandırıyor. Kıpır kıpırım. Benim sanatım, yaşamımın ya da yaşamınızın silinerek yeniden yazılmasıdır. Yarına aitim!” ifadeleriyle anlatıyor.
HAKKINDA: Özgür Uçkan / İbrahim Çiftçioğlu: Pentürün Eşkıyası (1997), ibrahimciftcioglu.com (erişim, 2.1.2011).
tanımlar.https://www.biyografya.com/tr/biographies/ibrahim-ciftcioglu-95dda265
Sonuç olarak, Eğitim hangi konuda olursa olsun; öğretmen ve öğrenci varlığının sağlıklı, tutarlı, birlikteliğinin; hem genel eğitimde hem de sanat eğitiminde elden ele devamlılığının yaşandığı bir alandır. Öğrenciler üzerinde iz bırakan eğitimcilerin öğrencilerince anılması genel davranış karmaşası içinde de olunsa unutulmamalıdır. Empati duygusunun ve duyarlılığının yaşamın her alanında insanı iç sorgularla yönlendiren özelliği unutulmalıdır. Çünkü hiç kimse gökten zembille inmedi bulunduğu yere. Kendisine değer yükleyen hocalarına, eğitim kurumlarına birkaç cümle ile değinmeyi önemsiz bir şeymiş gibi görmemelidir. Kimse kimseye han hamam bağışlamıyor ki. Sonuçta bunun bütün sermayesi birkaç sözcüktür.
Hasan Pekmezci
11 Ocak 2026, Ankara.





























