Her tutarlı eğitim alanının kendine özgü gelenekleriyle ve ritüelleriyle usta çırak ilişkisi bağlamında zincirleme bir eğitim, el verme devamlılığı vardır. Anadolu’da yaygın olan çıraklık eğitimi, ardından kalfalık ve ardından ustalık devamlılığı pek çok iş alanının geçmişten günümüze gelmesinin kaynağı sayılır. Günümüzde teknolojinin değişimler getirmesi yanında çeşitli meslek alanlarına olan ilginin düşmesi bu gibi eğitim silsilesini büyük oranda aksatsa da usta-çırak kavramı saygınlığını korumaya devam ediyor. Bir eğitimci olarak usta çırak ilişkisinin insan yaşamının her alanında var olduğuna, çeşitli öğrenme alanlarında bakarak, görerek, duyarak bir anlamda taklit ederek, tekrarlayarak öğrenmenin gerekli olduğuna inanıyorum. Öğrenmede staj kavramının da buna dayanması gibi.
Bunun Anadolu kültüründe özellikle Ahi geleneği ile sıkı ilişkisi görülür. ‘’Ahi Evran tarafından Hacı Bektaş-ı Veli'nin tavsiyesiyle kurulan esnaf dayanışma teşkilatıdır. Aslen Horasan kökenli olup Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde Anadolu’da yaşayan Alevî-Bektâşî Müslüman Türkmen halkın sanat, ticaret, ekonomi gibi çeşitli meslek alanlarında yetişmelerini sağlayan, onları hem ekonomik hem de ahlaki yönden yetiştiren, çalışma yaşamını iyi insan meziyetlerini esas alarak düzenleyen bir örgütlenmedir. Temel mesleği "Dabbaklık"tır. Kendi kural ve kurulları vardır. Günümüzün esnaf odalarına benzer bir işlevi olan Ahilik iyi ahlakın, doğruluğun, kardeşliğin, yardımseverliğin kısacası bütün güzel meziyetlerin birleştiği bir sosyo-ekonomik düzendir.’’ Asya ata kültürünün Anadolu’ya taşınması olarak görülür. Eğitim, ticaret, sanat, insan kalitesi anlamında mükemmel bir denetim disiplini ile birlikte anılması bundandır.
Zenaat ve sanat alanında bu devamlılığın bütün gerekliliği ile günümüzde de kısmen devam ettiğinin örnekleri bizim ana konumuz.
Geleneksel sanatlar bu konuda oldukça disiplinli bir seyir izler. Minyatür, hat sanatı, ebru, batik, tezyini sanatlar, Halı ve kilimcilik gibi alanlar sıkı bir hoca-usta-çırak ilişkisine dayanır. Bunların her biri ayrı ayrı inceleme konusu. Örneğin hat sanatı başlı başına ilginç devamlılığın örneği.
Hattat Hacı Ahmed Kamil Akdik (1861-1941) Ressam-Hattat Şeref Akdik’in babası: Hattat İsmail Hakkı Altunbezer (1873-1946), Hattat-Müfessir Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır (1878-1942), Hattat Necmeddin Okyay (1883-1976), Ressam-Hattat İbrahim Feyhaman Duran (1886-1970) gibi hattatlarımızın yaşamı incelendiğinde tümünün usta çırak ilişkisi içinde yetiştiği ve ustalarından icazet aldığı görülür. Aynı disiplin diğer alanlarda da geleneksel devamlılığını korur.
Kendi alanımız olan batı sanatı doğrultusunda Güzel sanatlar, bu devamlılığın en etkili görüldüğü eğitim dizgesini kapsar. Bugün pek çok ressamın, heykelcinin, seramikçinin biyografilerinde, hayat öykülerinde hocalarının adları da yer alır. Konuyu tarihsel bağlamda incelediğimizde Batı anlayışında Türk sanatında bu zincirin oldukça ilginç örnekleri ve devamlılığı görülür. 1930’lu yıllarda ilk öncüler olarak gönderilen Ferik İbrahim Paşa, Ferik Tevfik Paşa ve Hüsnü Yusuf Beyden 30 yıl sonra 1860’larda gönderilen ikinci grup olan Şeker Ahmet Paşa, Osman Hamdi Bey ve Süleyman Seyyit Beylerin başarı ile dönmeleri ve 1873’te ve bazı kaynaklarda 1875 yılında ilk serginin düzenlenmesi, 1883’te Sanayi-i Nefise’nin kuruluşu Batı anlayışında resim sanatı için önemli basamaklardır. Bunların etkisiyle Osmanlının son yıllarında yurt dışına sanat eğitimine giden ya da gönderilenler Türk resim tarihinde "1914 Kuşağı", "Çallı Kuşağı" veya "Türk İzlenimcileri" diye adlandırılan üçüncü gruptur ve İbrahim Çallı, Ruhi Arel, Feyhaman Duran, Hikmet Onat, Hüseyin Avni Lifij, Nazmi Ziya Güran, Namık İsmail, Sami Yetik, Ali Sami Boyar ve Hasan Vecih Bereketoğlu'ndan oluşur.
Bu sanat insanlarının her biri alanında başarılı olduğu kadar eğitim alanında görev yapanlar da kendilerinden sonra gelenlere usta ve hoca olarak önderlik yapmışlardır.
Bu sanatçılarımızdan İbrahim Çallı’ya özel bir yer ayırmak gerekir. 1910 yılında Maarif Vekâlet’inin açmış olduğu burs sınavını ‘’Çıplak Adam’’ ve ‘’Harekât Ordusunun Muhafız Alayı'ndan Maksut Çavuş’’ adlı çalışmalarıyla birinci olarak kazandı ve Fransa’ya gönderildi. 1910 ile 1914 yılları arası Paris’te Fernand Cormon’un atölyesinde öğrenimini sürdürdü.
I. Dünya Savaşı’nın başlamasıyla yurda döndü. Vallaury’nin yardımcısı olarak Sanayi-i Nefise Mektebi’ne atanan sanatçı, müttefik ülkelere Türk toplumunun değişen yüzünü sanat yoluyla aktarmak amacıyla gerçekleştirilen “Şişli Atölyesi” etkinlikleri kapsamında ürettiği çalışmalarının Viyana ve İstanbul sergilerinden önce 1917 yılında İstanbul’da düzenlenen sergisine altı eseriyle katıldı ve “Sanayi-i Nefise Madalyası” kazandı. 1914 Kuşağı onun adıyla “Çallı kuşağı” olarak anıldı.
İbrahim Çallı bu örneklerin ilki sayılır. Onun iyi sanatçı olmanın yanı sıra iyi bir öğretmen olduğunu da yetiştirdiği öğrencilerden anlamak olasıdır. Her biri alanında usta sanatçı eğitimci olan Şeref Akdik, Refik Epikman, Saim Özeren, Elif Naci, Mahmut Cuda, Turgut Zaim, Eşref Üren, Muhittin Sebati, Ali Avni Çelebi, Zeki Kocamemi, Şefik Bursalı ve Bedri Rahmi Eyüpoğlu gibi öğrencileridir. Bu sanatçılarımızın her biri ayrı ayrı birer Türk resim sanatı ustasıdır. Her birinin sanat serüveninde incelenmesi gereken özellikler görülebilir. Örneğin Çallı’nın öğrencisi olan Bedri Rahmi Eyüboğlu Usta-Hoca-öğrenci devamlılığında çok önemli bir motif sayılır. Onun ilk öğrencilerinden oluşan ON’lar grubu bu alanda başlı başına bir ekol yaratmıştır. Yazımızın ikinci bölümü bu nedenle Bedri Rahmi Eyüboğlu’na ve onun öğrencilerine ayrılacaktır.
Biz bu yazımızda Fernand Cormon’un öğrencisi olan İbrahim Çallı, onun öğrencisi Refik Epikman; onun öğrencisi Adnan Turani (1925-2016), onun öğrencisi, Mustafa Ayaz (1938), birkaç yıl sonra Zafer Gençaydın ve onun mezun olduğu yıl Turani’nin öğrencisi olan Hasan Pekmezci, Cengiz Çekil, Erol Kınalı, Zeki Serbest, Turan Bayer gibi bir sıralamayı önemseyerek ele almak istiyoruz. Kuşkusuz bu sıralamaya başka başka isimlerin eklenmesi de mümkündür. Ben de Zafer Gençaydın’ın hemen ardından Adnan Turani’nin öğrencisi olma şansını yaşadım. Çok başarılı bir sanatçı-eğitimci olan Zafer Gençaydın’la birlikte uzun yıllar aynı kurumlarda çalışarak çok sayıda öğrencinin yetişmesine katkı sağlayanlardanız. Ama konunun genişliği nedeniyle birer örnekle sıralama yapmaya çalışacağım.
Böyle bir yazıya neden gerek duyduğuma da değinmeliyim. Biyografi yazılımında çok eksikliğini gördüğüm bir konudur bu. Bir biyoğrafiyi okurken hep aklımdan geçer.‘’Bu sanat insanı alanına nerede ne zaman ilgi duymaya başladı, yönlendiren kimdi? Hangi eğitimciden, hangi ressamdan, hangi eğitim kurumlarından geçti? Bunların çoğu biyografilerde yer almaz. Bu sanat insanı, ressam gökten inmediğine, akşam yatıp sabah kalkınca sanatçı olmadığına göre, geride neler var kayırlarının bilinmesinde yarar görmek bir yana bir vefa duygusu olarak da önemli sayıyorum.
FERNAND CORMON(1845 - 1924)
İbrahim Çallı’nın Hocası
‘’Resim eğitimine Jean François Portaels’in Brüksel’deki atölyesinde başlar. Daha sonra Eugene Fromentin ve Alexandre Cabanel‘in sınıfına katılır. Sanat kariyerine 18 yaşındayken ilk çalışmalarını Paris Salon’unda sergileyerek başlar. 1870’te “Marriage of the Niebelungen” adlı eseriyle ilk ödülünü alır. 1875’te ikinci kez “Mort de Ravana” adlı tablosuyla Paris Salon ödülüne layık görülür’’
Fernand Cormon’un sanatı, akademik tarih resminin büyük ölçekli, dramatik ve detaylı anlatımıyla tanınır. Özellikle tarihî ve mitolojik sahnelere yoğunlaşarak, geçmişin büyük olaylarını gerçekçi bir üslupla betimler. Mitolojik bir konu olan Kabil'in, küçük kardeşi Habil'in ölümünden sonra ebedi bir göçebeliğe mahkûm edilişi tablosu, 1875 Paris Salon ödülü alan Mort de Ravana gibi.

Öğrencilerine verdiği eğitimde, katı akademik kuralları ve anatomi bilgisine dayalı geleneksel resim anlayışını ön planda tutmasına rağmen öğrencilerinden bazılarının (Van Gogh, Toulouse-Lautrec gibi) zamanla akademik sanattan koparak modern sanat akımlarına yöneldiği görülür.
Türk resim sanatının eğitimci sanatçı kimliğiyle öncü ressamlarından olan İbrahim Çallı Paris’teki eğitimini bu ustann atölyesinde alır.
Fernand Cormon’un Öğrencisi
İBRAHİM ÇALLI (1882-1960)
Denizli’nin Çal kasabasında doğar. Rüştiye’yi Çal’da, Mülki İdadi’yi ise İzmir’de okur. Daha sonra askeri eğitim almak üzere İstanbul’a gelir. İstanbul’da Ermeni Ressam Ropen Efendi (1875-1917) ile tanışır ve ondan resim dersleri alır. Şeker Ahmed Paşa’nın oğlu İzzet Bey aracılığıyla Şeker Ahmed Paşa ile tanışması İbrahim Çallı’ya Sanayi-i Nefise Mektebi’nin yolunu açar. 1906’da kaydolduğu okulda Valeri ve Zarzecki’nin öğrencisi olur. II. Meşrutiyet’in getirdiği görece fikir özgürlüğünün olduğu ortamdan çıkarak Paris’e gittiğinde henüz 28 yaşındadır. Paris’te Empresyonizm, Post- Empresyonizm ve Sembolizm hala etkindir; ancak sanatçılar Fovizm, Kübizm ve Fütürizm gibi yeni denemeler içindedir. Devlet bursuyla giden diğer arkadaşları Mehmet Ruhi Arel ve Hikmet Onat ile beraber Fernand Cormon’un atölyesine kayıt olur. Savaş alanlarını görmek ve resmetmek için 1915’te Çanakkale’ye giden ekipte yer alır, 1917’de Şişli Atölyesi’nde savaş temalı eserler yapar. Sanat yaşamı boyunca çeşitli temalarda çalışan Çallı, özellikle 1923 sonrası resimlerine konu olarak Atatürk ve devrimlerini almıştır.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk “Güzel sanatlarda muvaffakiyet, bütün inkılâpların muvaffak olduğunun en kat’î delilidir. Bunda muvaffak olamayan milletlere ne yazıktır. Onlar bütün muvaffakiyetlerine rağmen medeniyet alanında yüksek insanlık sıfatıyla tanınmaktan daima mahrum kalacaklardır” diyerek güzel sanatlarda başarılı olmanın diğer alanlarda da başarının ispatı olduğuna inanır ve güzel sanatların her alanına önem verir. Bu bağlamda Osmanlı döneminde önemli bir kültür ve sanat merkezi olan Sanayi-i Nefise Mektebi, 1927’de Güzel Sanatlar Akademisi’ne dönüştürülerek aynı misyonuna devam etmiş ve çok sayıda değerli sanatçı yetiştirmiştir. Dönemin sanatçıları İbrahim Çallı 1914 yılında, Hikmet Onat 1915 yılında, Feyhaman Duran 1919 yılında Akademinin güçlendirilmesi adına okulda hoca kadrosuna alınırken bunun yanı sıra her bölümü için de Avrupa’dan uzmanlar getirtilmiştir. Çallı 1947 yılında emekli olana dek Akademi’de hocalık yapmış, Türk sanatında önemle yer alan öğrenciler yetiştirmiştir. https://ataturkansiklopedisi.gov.tr/bilgi/ibrahim-calli-1882-1960/
İbrahim Çallı’nın Öğrencisi
REFİK EPİKMAN (İstanbul.1902-1974)
Davutpaşa İdadisi’nden sonra 1918 yılında Sanayi-i Nefise Mektebi’ne girer. 1924 yılında Atatürk’ün isteğiyle açılan Avrupa sınavını kazanarak öğrenimine devam etmek üzere Paris’e gönderilir. Paris’te Julian Akademisi’nde Paul-Albert Laurents atölyesinde çalışır. 1928 yılında öğrenimini tamamlayıp yurda döndüğünde İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi (Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’ne) öğretmen olarak atanır. 15 Nisan 1929 tarihinde kurulan Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği’nin kurucu üyeleri arasında yer alır.
Birlik, Refik Epikman’ın dışında, Cevat Dereli, Şeref Akdik, Mahmut Cüda, Nurullah Berk, Hale Asaf, Ali Avni Çelebi, Zeki Kocamemi, Muhittin Sebati ve Ratip Aşir Acudoğlu gibi ressam ve heykeltıraş kurucu üyelerden oluşmaktadır. Müstakil Ressamlar ve Heykeltıraşlar Birliği, Türkiye Cumhuriyeti’nin resim alanında kurumsallaşmasının belirgin bir kanıtı olan, sanatçı birliği olarak kurulmuştur. Çağdaş Türkiye Cumhuriyeti’nin resim alanında “Müstakiller” hareketi, Avrupa’da sanat alanında hızla ortaya çıkan değişimleri Türkiye’ye getirmeleri, bir başka deyişle Müstakiller hareketinin, Türkiye Cumhuriyeti’nde eser veren sanatçıların ortak anlayış çerçevesinde bir araya gelerek “grup” kavramının ortaya çıkmasına neden olmaları bakımından önemlidir.
Askerlik görevinden sonra Ankara Atatürk Lisesi’nde resim öğretmeni ve ardından 1939 yılında ise Ankara Gazi Muallim Mektebi ve Terbiye Enstitüsü Resim-İş Bölümüne atölye hocası olarak atanır.

1966 yılına kadar bu görevde kalan Refik Epikman, emekli olduktan sonra Halkevlerinde Güzel Sanatlar Kolu başkanlığına getirilir, Resim uygulamalarının dışında çeşitli yayın organlarında yazdığı yazılar ile sanat olgusu adına önemli etkinlikler gerçekleştirir. Sanat üzerine yazıları ile düşünen, araştıran, yazan sanatçı kimliğiyle kitaplarıyla Türkiye’de sanat yayımcılığının emekleme aşamasının yaşandığı bir dönemde, önemli hizmetlerde bulunur. Ar, Ülkü, Güzel Sanatlar gibi dergilerde sanat eleştirileri yayımlanır. Tiziano Vecellio’nun Sanatı (1947) ve Rubens’in Sanatı (1951) adlı iki monografik inceleme kitaplarını yayımlar. Ressam-yazar kimliğiyle de öğrencilerine model olur. Uluslararası Sanat Eleştirmenleri Derneği’nin (AICA) Türkiye komitesinde görev alır. 1939’da Yurt Gezileri ve Sergileri kapsamında Hatay’da resimler çalışır. Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümünden emekli olduğu 1966 yılına kadar bir “Ankara Okulu” sayılacak çok sayıda sanatçının yetişmesini sağlar.
Sağlığında kişisel sergi açmayan ama karma sergilerde sergileyen ressamlarımızdan; ilk Türkiye Büyük Millet Meclisi binasının toplantı salonuna Cumhuriyet’in ilanını konu alan büyük boyutlu resimleri var.
1944’te düzenlenen 6. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde üçüncülük ödülüne, 1974’te 35. Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nde ise şeref ödülüne değer görüldükten 1 gün sonra 17 Mayıs 1974 tarihinde vefat eden bu sanat insanımızı Gazi’deki öğrenciliğimizde hocalarımızdan biri olarak yakından tanımanın onuruyla saygı ile anıyoruz.
https://tr.wikipedia.org/wiki/Refik_Epikman
Refik Epikman’ın Öğrencisi
Prof. Dr. ADNAN TURANİ (1925-2016)
Ressam, sanat tarihçisi, akademisyen, İstanbul Muallim Mektebi/Öğretmen Okulunda Şevket Dağ’ın hocalığıyla akademi geleneğinden beslendiği için zaman zaman akademide atölye derslerini takip etti. Bunun yanında Ekrem Zeki Ün (1910-1987) gibi ünlü bir müzik eğitimcisinin de öğrencisi olarak keman eğitimi aldı. İstanbul Öğretmen Okulu’nu bitirdikten sonra 1945 yılında yetenek sınavlarını kazanarak girdiği Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’nden 1948 yılında mezun olarak, öğretmen okulları ile liselerde beş yıl kadar resim öğretmenliği yaptı. Kazandığı bir bursla 1953 yılında Avrupa’ya giderek; Almanya’da Münih Güzel Sanatlar Akademisi’nde Franz Nagel, Stuttgart Güzel Sanatlar Akademisi’nde Henninger ve Willi Baumeister, Hamburg Güzel Sanatlar Akademisi’nde de Heins Trokes ile çalıştı. Lisans ve yüksek lisans öğrenimini tamamlayarak Türkiye’ye döndü. (1959-60).
Adnan Turani, yurda döndükten sonra Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümü’nde başladığı öğretim görevliliği görevini 1970 yılına kadar sürdürdü. Eğitimciliği ile birlikte Modern Resim Sanatının Gerçek Çehresi; Resim Üzerine; Güzel Sanatlar Terimleri Sözlüğü, Dünya Sanat Tarihi; Çağdaş Sanat Felsefesi; Batı Anlayışına Dönük Türk Resim Sanatı; Resimde Geometri; gibi kitaplarının yanında o yılların önemli yayını sayılan Sanat ve Sanatçılar Dergisini çıkardı. Aynı yıllarda Hacettepe Üniversitesi Edebiyat ve Güzel Sanatlar Fakültelerinde de dersler verdi. 1972 yılında Hacettepe Üniversitesi’nde doktora çalışmasına başladı ve Güzel Sanatlar Enstitüsü’nün koordinatörlüğünü yürüttü. Ayrıca Ord. Prof. Suut Kemal Yetkin’den sonra Sanat Eleştirmenleri Derneği’nin uzun yıllar Başkanlığını yaptı. Bangladeş Uluslararası Asya Sanat Bienali’nin jüri başkanlığında bulundu.
Çok sayıda sanatçı-eğitimci yetiştirdi. Mustafa Ayaz, Yaşar Sami Gökgöz, Zafer Gençaydın, Mehmet Güler, Halil Akdeniz, Adem Genç, Ali Candaş, Bilal Erdoğan, Hasan Pekmezci, Cengiz Çekil, Erol Kınalı, Zeki Serbest.

“Modern Plastik Sanatları Yaratan Etkenler” başlıklı teziyle 1973 yılında doktora çalışmasını bitirerek, 1978 yılında doçent oldu. Profesör olduğu 1986 yılına kadar Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü’nde öğretim üyeliği; 1986-87 yılarında Bilkent Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü’nün Başkanlığını yaptı.
Kendisiyle son anımızı da paylaşmak istiyorum. 2016 yılında sağlık sorunları yaşamaya başlamıştı, hastaneden çıktığı günlerde evinde ziyarete gittik, bir grup seveni ve öğrencisi ile. Nedeni de bir sanat ve kültür tutkunu, Cumhuriyet aydının bu sağlık sorunlarıydı. Ziyaretimize gördük ki 91 yaşında, sorunlarına rağmen yaşamının son anına kadar pırıl pırıl bir bellekle geride eser bırakma aşkıyla gösterdiği dinamizmiydi. Kucağında oldukça kapsamlı, bir kitap önbaskısı vardı. Üzerinde son düzeltmeleri için çalışıyordu. Bazı sayfaları okudu bize. Kitabının adının ‘’Resmin Arka Yüzü’’ olduğunu ve bu kitaba çok önem verdiğini vurgulayarak. Onunla ilgili bir makalem Sanatım dergisinde yayınlanmıştı, sağlık sorunlarına rağmen arayıp beni onurlandıran sözlerini esirgememişti.
Bir ay geçmedi kaybettik; Doğumunun 100. yılında; öğretmenim olmasının altmışıncı yılında öğrencisi olmaktan her zaman onur duyduğum sevgili hocamızı saygıyla anıyorum.
Modern Sanatın Gerçek Çehresi (İlk Kitabı), 1960
Sanat Terimleri Sözlüğü, 1964
Resim Üzerine, 1964
Güzel Sanatlar Terimleri Sözlüğü, 1968
Dünya Sanat Tarihi, 1971
Çağdaş Sanat Felsefesi, 1974
Batı Anlayışına Dönük Türk Resim Sanatı, 1978
Resimde Geometri, İşlemleri Sorunları, 1979
Sanat Ansiklopedisi, 1980
Başlangıçtan Bu Güne Çağdaş Türk Resim Sanatı Tarihi, 1982
’Resmin Arka Yüzü’’ (Basım aşamasında olduğunu öğrendik)
Adnan Turani’nin Öğrencisi
MUSTAFA AYAZ. Prof. (Trabzon-Çaykara.1938-2024)
Çağdaş Türk resminin ve sanat eğitiminin önemli isimlerinden. Köy Enstitüleri’nin yetiştirdiği, bir köy çocuğu olarak; Türk sanatına kazandırdığı. Yaşamı boyunca bu okulların ve bir başka anlamda bu ülkenin kendisine kazandırdığı kimliğin ne anlama geldiğinin bilinciyle ve vefa duygusuyla bu ülkeye borcunu ödemeye çalışarak. Bu ülkeye devletin, holdinglerin, bankaların yapmadığını yaparak Ankara’da yedi katlı bir çağdaş sanat müzesi kazandırmak ne demek. Müzenin girişinde ilk bölümünü kendisini yetiştiren hocası Adnan Turani’ye ayırarak.
Yaşamının her dakikasını sanatla yoğuran, üretken, coşkulu, her zaman çılgınca çizme, boyama nöbetleriyle yaşayan, binlerce resim ve çizimle resim koleksiyonu tutkunları yaratan. Öğrencilerince idol sayılan bir sanatçı-eğitimci.
Mustafa Ayaz sanatın yeteneğe bağlanmasına çok kızanlardan. Tutkunun ve çalışmanın temel olduğu bir disiplindir onun için yetenek. ‘’Benim kadar çalışan, resimle yatan, resimle kalkan, 24 saat hayatı resim olan; mutlaka başarılı olur’’ der, her zaman.

Ankara’da yaşayan ya da Ankara’ya yolu düşenlerin mutlaka ziyaret etmesi gereken yerlerden biridir Balgat’ta Ziyabey Caddesi üzerinde görkemli mimarisiyle yer alan, Mustafa Ayaz Müzesi.
Mustafa Ayaz, çok çalışkan sanatçılığı yanında pek çok sanat insanı yetiştirmiştir. Söbütay Özer, Gülay Yüksel, Yusuf Demirtaş, Enis Aktaş, Bünyamin Balamir, İbrahim Çiftçioğlu, Nurettin Şahin. Önder Aydın, Akdoğan Topaçlıoğlu, Alaybey Karaoğlu gibi çok sayıda sanat insanını önderi, hocası.
Sıra ile bu sanat insanlarını da bundan sonraki yazılarımda anlatmaya çalışacağım.
Sevgili Mustafa Ayaz’ı vefatının birinci yılında sevgi, saygı ve özlemle anıyoruz.
Adnan Turani’nin Mustafa Ayaz’dan sonraki öğrencisi
ZAFER GENÇAYDIN. Prof. (Ankara.1941-2024)
Köy Enstitüsü kuşağının önemli sanat insanlarından. Malatya Akçadağ Köy Enstitüsü-Ardından Akçadağ Öğretmen Okulu. Bu okulda eğitimin, bilimin her dalında olduğu gibi resim alanında da yetkin eğitimcilerin görev aldığı ve öğrencilerini ilgi alanlarına göre yönlendirdiği eğitimden geçti. Gazi Eğitim Enstitüsü Resim-İş Bölümünde yetkinleşti, Diyarbakır ve Ankara Hasanoğlan Öğretmen Okullarında görev aldı. Birkaç yıl öğretmenlikten sonra Yurt dışında Berlin Hochschule der Künste’yi “Meisterschüler” ünvanlıyla bitirdi. Yurda dönünce yetiştiği Gazi Eğitim’de göreve başladı.
1983’te Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinin kuruluşunda Gazi’den birkaç arkadaşı ile görev aldı, Akademik yaşamın gerekli basamaklarını başarı ile yaşadı. Burada senato üyeliği, dekanlık, üniversitelerarası kurul üyeliği görevleri üstendi. Sergileri, ödülleri, konferansları ile de aktif bir sanat yaşamı.

Sanat alanında yazan, çizen, konuşan ve sanatın yaşamda yer alması için çok sayıda öğrenci yetiştiren; hocalarından aldığı ‘’eli’’ devam ettiren Cumhuriyet aydını kimliğiyle iz bıraktı. Çok sayıda eseri yanında makaleleri ile sanatın teorik boyutunda söz sahibi bir sanatçı profili çizdi.
2024 yılında kaybettiğimiz Zafer Gençaydın sanat alanındaki etkinlikleri yanında çok sayıda öğrenci yetiştirdi. İsmail Ateş, Cebrail Ötgün gibi. Bunları da ayrı bir yazı konusu olarak anlatacağım.
Ben de Adnan Turani’nin Zafer Gençaydın’ların mezun olduğu 1965 yılının Ekim ayında başlayarak, yaşamının son günlerine kadar öğrencisi olma şansını yaşayanlardanım. Bunları sağlığında Sanatım Dergisinde yayınladım, gördü, okudu. Elbette benimle bağlantılı olarak yazacağım çok konu var.
Sonuç olarak özellikle sanat eğitimi, yetkin bir ustadan el almak sayılacak birikim sahibi olmayı temel disiplin olarak görür. Yetkinleşmeyenin yetkin insan yetiştirmesi mümkün değildir. Usta eğitimciler de bu bilinci öğrencilerine özümletmede başarılı oldukları için başarılı eğitim dizgesi aksamadan devam eder.
Eğitimde Hoca-Öğrenci/Usta-Çırak eğitimi devamlılığının elbette çok alanda, çok sayıda örneği var. Biz kendi alanımızda sınırlı sayıda örneğe yer vermeye çalışacağız. Bu nedenle yazı birkaç seri devam edecek. Tüm hocalarımıza ustalara hepimizin sevgi ve saygıları sonsuz.
Hasan Pekmezci
14 Aralık 2025, Ankara.


























