George Enescu (1881-1955) besteci, kemancı, piyanist, eğitmen, siyasetçi ve orkestra şefi olarak Rumenlerin gurur duydukları bir sanatçı. Adına iki yılda bir festival düzenleniyor. Bu yılki 27. festival Enescu’nun ölümünün 70. yılına denk geliyor. Bu yılın ana teması ‘Anniversaries / Celebrations’ (Yıldönümleri / Kutlamalar). Festival ve Enescu ile ilgili bazı bilgileri bir önceki yazımda aktarmıştım [1].
24 Ağustos - 21 Eylül 2025 tarihleri arasında dört hafta süren festivalin bir haftasında Bükreş’te katıldığım bazı etkinlikler hakkındaki izlenimlerimi ise bu yazıda aktarmaya çalışacağım.

Festivale 28 ülkeden 4000’i aşkın sanatçının katıldığı verilen bilgiler arasında. Örneğin; bu yazıya başladığım 12 Eylül 2025 günü Bükreş’te Sala Palatului / Saray Salonu’nda İngiltere’den Kraliyet Filarmoni Orkestrası konseri var. Bir değer önemli salon Ateneul Roman / Rumen Ateneum’da St. Martin In The Fields Akademi Orkestrası sahne alıyor. Önümüzdeki günlerde Danimarka Ulusal Senfoni Orkestrası, Budapeşte Festival Orkestrası, Fransa Ulusal Orkestrası konserleri var.
Her ne kadar Bükreş etkinlikleri festivalin ana omurgasını oluştursa da Romanya’nın pek çok şehrinde konserler düzenleniyor. Örneğin; festivale bu yıl ilk kez katılan İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası (İDSO) 7 ve 8 Eylül’de Constanta’da (Köstence), 11 Eylül’de Targu Mureş’te konser verdi. 12 Eylül akşamı Craiova şehrinde çalıyorlar.

Tanıtım yazılarında orkestramızın 1945 yılında kurulduğu ve bu yıl 80. yaşını kutladığı bilgileri yer alıyor. Hasan Niyazi Tura (d.1982) yönetimindeki İDSO, Beethoven ve Mendelssohn yanısıra George Enescu ve Cemal Reşit Rey’den eserleri programına almış. Festivale katılmamızın ve ülkemizin temsil edilmesinin yararlı olduğunu düşünüyorum.

Sala Palatului / Grand Concert Hall / Saray Salonu
Festival yapabilmenin koşullarından biri de uygun salonlara sahip olmak gerekliliği herhalde. Saray Salonu komünist rejim zamanında, 1959-60 yıllarında Kraliyet Sarayı arkasındaki bir alanda yapılıyor. Konferans, toplantı, konser amaçlı düşünülen salon sonraki yıllarda akustiğinde yapılan iyileştirmelerle mükemmel bir konser salonuna dönüşüyor. 4060 seyirci kapasiteli, 2000 m2 fuaye alanına sahip.

Fuayede, 1990 yılında kurulan 22 üyeli Rumen Keman Yapımcıları Derneği’nin (AALR) sergisi vardı. Sergi festivale ayrı bir güzellik katıyordu; panoların ön camları yoktu, çalgılara dokunabilme olanaklı idi.

Ateneul Roman / Romanian Athenaeum / Rumen Ateneum
Ateneum ismi mitolojik bilgelik tanrısı Athena’ya adanmış, insanlığın kültürel yüceliğine hizmet eden binalara verilen bir isim. Bu binanın yapımı için 1865 yılında 3 kültür ve bilim insanı Rumen Ateneum Kültür Derneği’ni kuruyorlar; halkın da gönüllü katkıları ile bina Fransız mimar Albert Galleran tarafından tasarlanıyor. Neoklasik tarzda inşa edilen ve 1888’de açılan yapı 1992’de büyük bir tamirat görüyor.
Silindirik bir yapı olan salona dört köşeden, dört döner merdiven ile giriliyor. 794 seyircinin 600’ü salonda, 194’ü ise 52 adet locada oturuyor. Salonun yuvarlak duvarında 75 m uzunluk ve 3 m yükseklikte Romanya’nın tarihini anlatan bir fresk bulunuyor.

Bu salon George Enescu Filarmoni Orkestrası’nın evi olarak tahsis edilmiş. Binayı da görebilmek için bir gece yarısı konseri’ne katıldık.
31 Ağustos 2025 Pazar, 19.30 ‘Sala Palatului Konseri’
Saray Salonu’ndaki konserde Ulusal Santa Cecilia Akademisi Orkestrası çalıyordu. 1908’de kurulmuş ve Roma’da yerleşik orkestrayı bugüne kadar pek çok ünlü şef yönetiyor; Mahler, Debussy, Strauss, Stravinsky, Sibelius, Toscanini, Bernstein, Karajan… bunlardan bazıları. İzlediğimiz konseri, aynı zamanda orkestranın müzik direktörü de olan, İngiliz şef Daniel Harding (d.1975) yönetiyordu.
Konser seçimimizi yaparken orkestranın yanı sıra piyanoda Arjantin asıllı Martha Argerich’in (d.1941) olması daha bir belirleyici olmuştu. Argerich (84 yaşında) yaşayan en ünlü piyanistlerden biri olarak kabul ediliyor ve izlememiş olduğumuz bir sanatçı. (Tam da o günlerde Berlin Filarmoni Orkestrası’nın internet sitesinde ‘geçen sene en çok izlenen konser videoları’ arasında birinci sırada Argerich ve Beethoven’in (1770-1827) 1. Piyano Konçertosu olduğu bilgisine rastladım. Bu parçayı 8 yaşında ilk konserinde de çalmıştı ve bizim konserde de bu parça seslendirilecekti).
Ancak, bir süre sonra gelen mesajda Argerich’in konserini iptal etmek durumunda kaldığı bildirildi. 1990 yılından beri sık sık yoklayan bir hastalığı olduğunu ve son zamanlarda bu tür iptalleri yaptığını bildiğimizden ‘şifalar dilemekten’ başka çaremiz yoktu [2].
Neyse ki yerine seçilen piyanist Seong-Jin Cho (d.1994) idi. Güney Kore asıllı Seong-Jin genç bir yetenek. 2009’da (Japonya) Hamamatsu Uluslararası Piyano Yarışması’nda en genç piyanist olarak birinci oluyor. Sonra, 2015 yılında (Polonya) Frederic Chopin Uluslararası Piyano Yarışması’nda da birinci oluyor.
Konser biletleri günler önce tükenmişti. Salona erken girip önce kaliteli ortamın tadını çıkarttık.

Orkestra ilk olarak George Enescu’nun Pastorala-fantezie / Pastoral Fantezi isimli eserini çaldı. Bu eserin ilginç bir hikayesi var. Enescu, Paris Konservatuarı yıllarında, 1899’da, daha 17 yaşında iken bu parçayı besteliyor ve eser aynı yıl ilk kez seslendiriliyor. Ancak, belki de, bir yıl önce bestelediği ve büyük başarı kazanan Poeme Roumain / Romen Şiiri isimli bestesinin başarısını düşünerek Pastoral Fantezi bir daha seslendirilmiyor; Enescu opus numarası da vermiyor ve çekmecesinin en altında unutulmaya bırakıyor. 2017’de tekrar keşfedilen 10 dakikalık bu eser sonrası orkestra büyük alkış aldı.

Sonraki bölümde Seong-Jin Cho sahneye çıktı. Orkestra ile birlikte Alman besteci Beethoven’in 1795’de bestelenen ama 1801’de yayınlanan 1. Piyano Konçertosu (op.15) seslendirildi. Uzun alkışlar sonrası Seong-Jin Cho kısa bir parça ile seyirciyi ödüllendirdi. Alkışlar devam edince bu kez yine Beethoven’den 14 numaralı piyano sonatının (op.27.2-1801) (Sonata quasi una Fantasia / Fantezi benzeri bir Sonat) 1. bölümü’nü çalmaya başladı.
Beethoven sonrası yıllarda ‘Ay Işığı Sonatı’ ismi ile anılmaya başlayan bu bölüm başlayınca seyircilerde beğeni ifadesi küçük bir alkış oldu. Yarım dakika sonra ise gülüşmeler geldi; çünkü Seong-Jin Cho parçayı bir yaşgünü kutlaması şarkısı ‘Mutlu Yıllar Sana’ya çevirmişti. Parça bitince ellerini şef Daniel Harding’e çevirdi; 31 Ağustos şefin doğum günü idi. Tüm salon kutlamaya eşlik ettik.
Aradan sonraki bölümde orkestra Alman besteci Johannes Brahms’ın (1833-1897) 2. Senfoni’sini (op.73-1877) seslendirdi. Sürekli alkışlar üzerine orkestra seyirciyi iki parça ile ödüllendirdi.

Salonun çok başarılı bir akustiği var; en ufak bir nefesli çalgı sesi her tarafta duyuluyor (Erken bilet aldığımız için her konser için salonun değişik yerlerini seçmiştim). Seyirci ise çok duyarlı; tam sessizlik içinde, eser tümüyle bitip, son nota sessizliğinden bile sonra, şef ve sanatçılar rahat hareket edene kadar en ufak bir alkış sesi duyulmuyor. Herkes notaları sonuna kadar içine sindiriyor… diye düşündüm.
31 Ağustos 2025 Pazar, 22.30 ‘Geceyarısı Konseri’
Saray Salonu’ndaki konser 2 saat sürdü; 21.30’da sona erdi. Ateneum’daki konserimiz 22.30’da idi. İki salon arası mesafe çok yakın; 10 dakika yürüme ile Ateneum’a vardık. Fuaye ve salonun tadını çıkarttık; ‘piyano eşliğinde soprano ezgileri’ için locadaki yerimiz aldık.
Asmik Grigorian (d.1981) Ermeni asıllı Litvanyalı bir soprano. (İngiltere) Uluslararası Opera Ödülleri’nde 2019 yılında en İyi Kadın Şarkıcı ödülü kazanmış bir sanatçı.
Lukas Geniusas (d.1990) Rus asıllı Litvanyalı bir piyanist. 2010 yılında (Polonya) Uluslararası Chopin Piyano Yarışması’nda ve 2015 yılında (Rusya) Uluslararası Çaykovski Yarışması’nda ikincilik ödülleri olan bir sanatçı.
İki sanatçı (bir kısmı 2022’de birlikte yayınladıkları Dissonance / Uyumsuzluk albümünde de yeralan) Rus besteciler Çaykovski (1840-1893) ve Rahmaninov’dan (1873-1943) sevilen romantik şarkılar seslendirdiler. Piyanist Geniusas, ayrıca, Rahmaninov ve George Enescu’dan (Noktürn-1907) iki piyano parçasını solo olarak çaldı.

Sanatçılar büyük bir uyum içinde seslendirdikleri parçalar sonunda hak ettikleri alkışları aldılar. (Alkış denilince; bazen, parçalar bitip son notanın tınıları sönümlendikten sonra sanatçılar ‘fazladan hareket ederek’ seyircileri parçanın bittiği konusunda uyarmak durumunda kaldılar. Bana ilginç geldi tabii ki).
Geceyarısı Konseri 2 saat sürdü ve 00.30’da sona erdi. Müzik dolu bir akşam / gece geçirdik.
1 Eylül 2025 Pazartesi, 20.00 ‘Sala Palatului Konseri’
Saray Salonu’ndaki konserde Alman besteci Richard Strauss’tan (1864-1949) Salome operası vardı. Romanyalı şef Cristian Macelaru (d.1980) yönetiminde Köln WDR (Batı Almanya Radyo TV yayıncılık kuruluşu) Senfoni Orkestrası seslendirdi.

Strauss, İrlandalı yazar Oscar Wilde’nin (1854-1900) tiyatro oyununu (1891) opera için uyarlarken büyük orkestra için bestelemiş. O nedenle, salonu dolduran seyirciler gibi sahne de sanatçılar ile doluydu.

Sahnenin ön kısmında opera sanatçıları için ayrı yer ayrılmıştı. Salome’yi ABD’li soprano Jennifer Holloway (d.1978), üvey baba Kral Herod’u Alman tenor Gerhard Siegel (d.1963), kraliçe Heradias’ı Alman mezzo-soprano Tanja Arianae Baumgartner, vaftizci Yahya’yı İskoç bas-bariton Iain Paterson (d.1973) ve kumandan Narraboth’u Ukraynalı tenor Oleksiy Palchykov (d.1986) seslendiriyordu. Ayrıca 10 sanatçı kendi partisyonları geldiğinde sahneye çıkıyordu [3].

Ayni opera gibi, tek perdelik eser, aralıksız 1 saat 40 dakika sürdü. Strauss’un bu eseri ilk seslendirildiği 1905 yılında ‘zamanın ilerisinde’ olarak kritik ediliyor. 2025 yılı, ilk seslendirilişin 120. yılı olduğu için Salome, Enescu Festivali’ne özellikle dahil edilmiş.
Sanatçıların zenginliği yanında sahnenin arkası ve iki yanında multimedya gösterisi yer alıyordu. Bu da sahneyi genişletiyor ve görsel bir zenginlik / hareket veriyordu. Çok güzel bir konser olduğunu tahmin edeceğinizi umuyorum.
3 Eylül 2025, 20.00 ‘Sala Palatului Konseri’
Saray Salonu’ndaki konserde, bu kez, başka bir dev eser, Alman besteci Gustav Mahler’in (1860-1911) 2.Senfoni’si (1895) seslendirildi.
Konserde, 1868’de kurulan Zürih Konser Salonu (Tonhalle) Orkestrası sahne aldı. Orkestra Zürih’te tarihi Konser Salonu binasını kullanıyor ve onun ismini taşıyor. Tonhalle 1893-1895 tarihleri arasında yapılmış görkemli bir yapı. Yanına eklentiler inşa etmek için 1938’de büyük bir bölümü yıkılıyor; ancak giriş cephesi ve tarihi salon aynen korunuyor.

Mahler bu eseri büyük bir orkestra için yazmış, enstrümanları belirlemiş. Sahne daha boşken inceledim; 2 arp, 2 set timpani, 2 bas davul, 2 tamtam, 3 çan…hepsi mevcuttu. Zürih’te Tonhalle binasında görkemli bir orgları var (1872 tarihli org 1988’de değiştirilmiş). Mahler’in org isteğini, Bükreş’te, salonun duvar tip orgu ile yerine getirdiler; yani sahnede hiç eksik yoktu. Daha sonra üşenmedim, çektiğim fotoğraflardan saydım; 97 orkestra sanatçısı, 66 korist sahnede yeralıyordu.
2. Senfoni, son bölümde koro için kullanılan ve çoğu dizeleri Mahler tarafından kaleme alınan bir şiirin isminden hareketle ‘Ölümden Sonra diriliş/ Yeniden Diriliş’ senfonisi olarak da biliniyor. ‘Yaratılan her şey yok olacak, yok olanlar yeniden canlanacak. Yaşamak için öleceğim. Kalbim; uzaklarda yeniden yüksel’. Ancak bu yükselmeyi ‘sevdiğimiz birinin ruhunun yeniden dirilmesi anlamında değil, umudun yeniden dirilmesi anlamında, yitirdiğimiz kişinin hedeflerine ulaşma gücümüzün yeniden dirilmesi’ anlamında düşünmeliyiz [4].

Estonyalı şef Paavo Jarvi (d.1962) yönetimindeki orkestraya son bölümde George Enescu Filarmoni Korosu ile birlikte Fransız soprano Elsa Benoit (d.1988) ile Alman mezzo-soprano Anna Lucia Richter (d.1990) katıldılar.

Tüm sanatçıların katıldığı efsanevi 5. bölüm bittiğinde bütün salon dakikalarca ayakta ve orkestrayı alkışlıyor, orkestra da ayakta ve seyirciyi selamlıyordu; bu karşılıklı ‘sözsüz iletişim’ çok güzel bir zaman dilimi idi.
***
Bükreş’te çeşitli tarih, çeşitli saat ve mekanlarda katıldığım konserleri anlatırken ortam hakkında bir fikir verebildiğimi umuyorum. Hoşuma giden izlenimlerimi aktarmaya çalıştım. (Bu arada, konser programımızı şekillendiren arkadaşım Güneri Ünal’a katkıları için çok teşekkür ediyorum).
Bükreş’in en hareketli ana caddesi olarak kullanılan Calea Victoriei (Zafer Yolu/ Bağımsızlık Caddesi) 1878’de Osmanlı karşısındaki savaş kazanımı sonrası bu adı alıyor. Bu ünlü cadde üzerinde 1911’de yapılan tiyatro binası 1989 devriminden sonra Odeon adını alıyor. Cadde üzerinde ve tiyatro önündeki meydana, 1998 yılında, Atatürk büstü konuluyor; açılışı Süleyman Demirel yapıyor.
(Mustafa Kemal Kasım 1912’de Trablusgarp cephesinden İstanbul’a, gazeteci kimliği ile, Viyana ve Bükreş üzerinden dönüyor. Ölümü sonrası denizden yapılan saygı merasimine Rumenler Regina Maria kruvazörü göndererek iştirak ediyorlar).

Kaidesinde ‘Yurtta Barış, Dünyada Barış’ yazılı bu anıtı hemen, ilk gittiğimiz 30 Ağustos gecesi ziyaret ettik. Kaldığımız süre boyunca her gün yolumuzu oradan geçirdik. Ön tarafa geçici konulan George Enescu Festivali tanıtımı ve arkada tiyatro binası manzarası ile anıt içimizi ferahlattı.
Üst düzey bir festivaldi. Salonlara, sergilere, programa, orkestra ve sanatçı seçimindeki uluslararası zenginliğine ve seyircilere, bazen, imrendim doğrusu.
Levent TOSUN
18 Eylül 2025, Ankara
[1] George Enescu ve Festival konulu yazım için: https://www.sanattanyansimalar.com/yazarlar/levent-tosun/baska-bir-baskentin-festivali-george-enescu/3658/
[2] Martha Algerich’in, iptal konser sonrası, 15 Eylül 2025 tarihli Rumen Ateneum konseri için: https://www.youtube.com/watch?v=JRYUsK_iFmY
[3] Ayni orkestra ve solist kadrolu Salome’nin 6 Eylül 2025 tarihli Köln konseri için: https://www.youtube.com/watch?v=0ilRxEORdfY
[4] Mahler konulu yazım için: https://www.sanattanyansimalar.com/yazarlar/levent-tosun/keske-olumumden-50-yil-sonra-yonetseydim/3160/




























