İstanbul Diyalog Müzesi’nin varlığından haberdar olalı beri, “bir yolum düşse de gezsem”, diyordum. Sonuçta dileğim yerine geldi ve 15 Ocak 2026’da Gayrettepe Metro istasyonunda metroya atlamak yerine körlerin ve sağırların dünyasında inanılmaz bir serüvene atıldım.
Müze günlük yaşam koşullarında “bir kör” ve “bir sağır” olmanın deneyimini sunuyor. Hemen belirtmeliyim ki ileri görme veya işitme sorunu olanlar kendilerine “görme engelli” veya “işitme engelli” denilmesi yerine “kör” ve sağır” denilmesini tercih ediyorlar. Her iki sorunun da değişik seviyeleri var. Örneğin görme sorunu açısından tıbbi ve kanuni “az görme”, “tam kayıp”; “tek gözde”, “iki gözde” şeklinde sınıflanmakta. Kişinin yaşına ve kayıp düzeyine göre bağımsız yaşama, eğitim ve çalışma koşulları ihtiyaçları farklılık göstermektedir.
Almanya’da Dialogue Impact gGmbH tarafından 1988’de temeli atılan Karanlıkta Diyalog Sergisi ve devamında geliştirilen Sessizlikte Diyalog Sergisi, 2013’te ülkemizde hizmete girmiş. Müze yönetiminden aldığım bilgiye göre “Zaman içinde ülkemizdeki uygulama; yalnızca bir sergi modeli olmanın ötesine geçerek, kalıcı Diyalog Müzesi çatısı altında kurumsallaşmış; hem etki üretme biçimi hem de sürdürülebilirlik yaklaşımıyla, dünyadaki diğer Diyalog Sergileri arasında örnek gösterilen bir yapı haline gelmiştir”. Müze, 10 kişilik gruplar halinde, her biri standart eğitim almış rehberler eşliğinde geziliyor (ziyaretçi yaşı 9+). Gezi alanlarında fotoğraf çekilemiyor.

KARANLIKTA DİYALOG SERGİSİ: KÖRLÜK DENEYİMİ BÖLÜMÜ
Müzenin Karanlıkta Diyalog Sergisi için “Diyalog varsa, karanlık yoktur!” mottosu benimsemiş ve deneyim ortamında görme engellilerle ve engelsizlerin sözel diyalogu amaçlanıyor.
Önce palto, çanta, telefon ve varsa gözlük güvenli bir odaya bırakılıyor, sadece az miktarda para alınıyor. Kör bir rehber eşliğinde zifiri karanlık bir yola giriliyor. Yolculuğun güzergâhı İstanbul’un iyi bilinen özellikli “mahal”leri. Gezinin tarzı ise, sağ elde körlerin kullandığı “beyaz baston” yardımıyla yerlere vura vura, sol elle duvarlara tutuna tutuna tam anlamıyla “körlemesine” bir tur. “Hiç görmediğiniz” bir dünyanın kapıları aralanacak şekilde bir serüven evreni. Bir saat süren dekor seti içindeki sergi-yolculuğunda parklarda dolaşılıyor, kaldırımda yürünüp trafikte karşıdan karşıya geçiliyor, vapura binilip yolculuk ediliyor, Beyoğlu’nda tramvaya biniliyor, bir kafede mola veriliyor ve bir semt pazarında dolaşılıyor. Şehirdekine uygun şekilde sokak parkurunda zeminde tırtıklı kılavuz çizgiler var. Bu gezinti süresince rehberin uyarılarına kulak kesilmek gerekiyor. Kulak kesilmek gereken diğer önemli unsur ise insan ve doğa sesleri. Sesler sayesinde hem nerede bulunulduğu hem çevrede nelerin olduğu hem de yakın veya uzaktaki tehlikeler anlaşılabiliyor. Kâh kalabalığın ve satıcıların sesi daha dikkatle yürümek gerektiğini işaret ediyor, kâh vatmanın veya gemi kaptanının anonsu nereye gelindiğini söylüyor, kâh parkta kuşların sesi insana ferahlık veriyor. Ses duyusu kadar dokunma duyusu da değerli. Elle dokunmak ve bastonla yeri ve önünü kontrol ederek ilerlemek gerekli ve kaçınılmaz. Böylece ziyaretçi ses ve dokunma duyularına dayalı yeni “görme” biçimleri de keşfediyor ki bir kör koku duyusunu da gayet verimli şekilde kullanabilir.
İzlenimlerim: Bir göz doktoru olarak benim bilgim körlük noktasına kadardır. İşte tam da bu nedenle körlüğün nasıl bir durum olduğunu deneyimlemem önemliydi. Önce, gözlerim açıkken beynimin hâlâ görmeyi denediğini fark ettim. Ama gözlerimi kapatınca beynim göremediğime ikna oldu ve beceriksizce diğer duyularımı uyarıp kullanmaya başlamamı sağladı. Eğer müzede bir saatten fazla kalmış olsaydım körlükle baş etmede belki minik bir ilerleme sağlayabilirdim. Ne de olsa duyular kullanıldıkça gelişir ve becerikli hale gelir. Bir duyu köreldiğinde diğer duyular güçlenir, eksiği kapatmak için var güçleriyle çalışmaya başlarlar. Özellikle işitme duyusunun soruna el atma hızına ve etkinliğine başka hiçbir duyu erişemez. Ben deneyimsiz bir “kör denek” olarak tramvay ve vapurdaki sesli duyuruları duyamadım. Doğuştan kör rehberim bunun bazen gerçek hayatta da böyle olduğunu, duyuruların kısık sesle yapıldığı zaman kalabalığın gürültü sesinden tam anlaşılamadığından yakındı. Sokak dekorunda kaldırımda yürürken hep bir şeylere çarptım. Meğer manavların kaldırımda biraz öne uzattıkları tezgâhları veya sokak kenarına gelişigüzel bırakılmış çöpler ve paketler de körler için büyük tehlike imiş. Eğer böyle bir sorunla karşılaşılırsa kör bir insan takılıp düşmesin diye İBB Beyaz Masa, Çözüm Merkezi, 153 Şikâyet Telefon hattı aranmalıymış.
Doğuştan kör rehberim sesimden yaşımı, konuşma tarzımdan kişiliğimi saptadı. Keyifli bir sohbet eşliğinde yürürken ona trafik kazasında görmesini kaybeden bir hastam Emrah’ın sözlerini aktardım. Emrah bana “Kör olana kadar hiçbir şey görmüyormuşum, kör olduktan sonra zihnimin gözü açıldı” demişti. Çünkü yüz ifadelerine göre seslerinden, insanların gerçek niyetlerinin daha iyi anlaşılabildiğinin farkına varmıştı. İç dünyasıyla tanışmış ve ne kadar zengin ve özgür bir iç dünyaya sahip olduğunu anlamıştı.
Rehberime itiraf etmedim ama bana en zor gelen, duvarlara, tümseklere çarpma tehlikesi değildi, dokunarak “para tanıma” idi. Karanlık kafede satın aldığım suyun parasını ödemem gerekiyordu. Yanımda sadece iki banknot almış olamama rağmen hangisi düşük değerde hangisi yüksek değerde olandı anlayamadım. Meğerse her banknotun büyüklüğü farklıymış ve körler bunu öğrenip parmaklarıyla yoklayarak değerini anlayabiliyorlarmış; gerçekten zor bir iş. Bu arada körlerin servis yaptığı tamamen karanlıkta yemek yenilen restoranlar aklıma geldi. Hiç gitmemiştim, ülkemizde de böyle bir restoran olduğunu öğrendim ve ilk fırsatta denemeye karar verdim (https://www.karanliktayemek.com).
Doğuştan körlerin zihninde hiçbir görsel kayıt olmadığı için hayalleri ve rüyaları görsellik içermez, işitsel ve dokunsal anılar içerir. Sonradan kör olanlarda ise zamanla görsel anılar silinir ve yerini yine işitsel ve dokunsal anılar alır.
Patolojik, psikolojik ve felsefi anlamda körler ve körlük üzerine birçok yazar kafa yormuş ve eserler üretmiş. Bu konuda Ankara’da iki oyun da sahnelenmekte (https://www.sanattanyansimalar.com/yazarlar/pinar-aydin-o-dwyer/tiyatroda-korler-ve-korluk/3522/ Erişim: 15.3.2025).
Karanlıkta gezi bana Ken Russel’ın Gerçeğin Ötesinde (Altered States) adlı filmini hatırlattı (Senaryo: Paddy Chayefsky, Oyuncular: William Hurt, Blair Brown. 1980). Filmin konusu, bir psiko-fizyoloğun “Duyusal Yoksunluk Tankı” (Sensory Deprivation Tank-Isolation Tank) adı verdiği, yalıtılmış bir küvette kendi üzerinde yaptığı deneyler hakkında. İçi özel bir sıvı dolu bu tankta duyular tamamen tecrit edilmiş durumda; görme, işitme, dokunma, tat alma ve koku duyularını uyaracak hiçbir unsur yok. Hatta yerçekimi de hissedilmiyor. Araştırmacı tankta kendisini çok mutlu ve özgür hissediyor. Araştırmanın ileri aşamasında, bazı özel ilaçları kullanınca, geçmişe doğru “insanlık anıları” içeren halüsinasyonlar görüyor. Bir tür meditasyon denilebilecek bu duyu uyarmayan izolasyon tankı günümüzde birçok ülkede ve ülkemizde de bazı spa merkezlerinde mevcut.
Turun sonunda, elini sıkma amacımı ve elimin nerede olduğunu anlaması için parmaklarımı şaklatarak elimi uzatıp rehberimin bana doğru uzattığı elini sıktım ve canla teşekkür ederek veda ettim. Beni nasıl biri olarak gördüğünü çok merak ediyorum.

Karanlıkta Resim Yapmak (Paint in the Dark): Müzenin görsellik açısından diğer bir etkinliği, neon ışıklar altında floresan boyalarla gerçekleşen resim yapma deneyimi. Bu deneyime katılmak için zamanın elvermedi.
SESSİZLİKTE DİYALOG: SAĞIRLIK DENEYİMİ BÖLÜMÜ
Müzenin Sessizlikte Diyalog Sergisi bölümünün açıklamasında “işitme engellilerin hayatlarını deneyimleyerek anlayabilmeyi ve onlarla empati kurabilmeyi sağlayan; ses yalıtımlı özel bir alan içinde, tamamen sessizlikte gerçekleştiriliyor.”, bilgisi verilmiş. Bu bölümde ziyaretçiler gözlüklerini kullanabiliyor ama içeri girmeden önce ses yalıtımı sağlayan kulaklıkların takılması gerekiyor. İşaret dili ve alfabesiyle iletişim yöntemleri denetilerek tanıtılıyor.
İzlenimlerim: Yaklaşık 1 saat süren bu deneyim boyunca hiçbir ses duymamanın yanı sıra sağır bir rehber eşlik ettiği için konuşmak da mümkün değil. Müzenin açıklaması “Gözlerinizle dinleyip ellerinizle konuşacaksınız” şeklindeydi; gerçekten de öyle oldu. Rehberim gözümün içine bakarak elleriyle bana öyle çok şey anlattı ve öyle ilginç bilgiler verdi ki kendimi zenginleşmiş hissettim. İşaret dilinde bazı anlamadığım şeyler olunca yabancı bir dil öğreniyor gibi kafamı çalıştırmaya başladım ve böylece çok zevkli bir deneyim oldu. “El alfabesi” dünyanın her ülkesinde konuşulan diller gibi farklıymış. Lisedeyken tahtadaki arkadaşlara kopya verebilmek için bir el alfabesi geliştirmiştik. Rehberim benim alfabemi anladı ama onun kullandığı Türkçe el alfabesini ben ilk anda çözemedim. Keşke o zaman kendimiz geliştirmek yerine Türkçe el alfabesi öğrenseymişiz, işitme engellilerle iletişim dili de öğrenmiş olurmuşuz. İşaret dili de her dilde farklıymış, Türkçe işaret dilinde sanatla ilgili kavramlar çok az olduğu için sanatla uğraşan sağırların eserlerinin çeşitliliği azmış. Hatta bu nedenle Türkçe işaret dilinde sanatla ilgili kavramları çoğaltan bir girişim olan “Bongo” projesinin sunumunda bulunmuş ve izlenimlerimi bu portalda paylaşmıştım (https://www.sanattanyansimalar.com/yazarlar/pinar-aydin-o-dwyer/erisilebilir-muze-erisilebilir-sanat/3275/ Erişim: 18.4.2024).
Sağırlar için bu tür projelerin yapılması son derece önemli. Çünkü her ne kadar görme engeli daha ağır bir engel gibi gözükse de asıl önemli olan işitmedir. Çünkü bir kör karşısındakinin niyetini sesinden anlar, bir sağır ise karşısındakinin amacını yapmacık/yalancı mimiklerinden tam çözemeyebilir. Öte yandan “duyuların yoldaşlığı” söz konusudur, görmede sorun olduğunda ana-yoldaş işitme (ve dokunma, koku duyuları) güçlenip eksiği tamamlamaya davranır. İşitmede sorun olduğunda, yoldaş görme becerisi (görme engelinde işitme kadar güçlenemese) de elinden geleni yapar. Diğer bir deyişle “yoldaş duyular” bizim de bu dünyadaki insanlarla yoldaş olduğumuzu idrak etmemizi sağlıyor.
Beni Sessizlikte Diyalog Sergisi’nde gezdiren rehberime, ondan öğrendiğim işaret diliyle bu ilginç deneyimden çok memnun olduğumu söyleyip teşekkür ettim ve iki elimi havaya kaldırıp sağa sola döndürerek alkışladım.
DİYALOG CAFE: Müzenin girişinde sevimli bir kafe var. Gurme kafe diye nitelendirebileceğim bu kafede çalışan kahve uzmanı baristaların hepsi işitme engelli. Dolayısıyla kahve ısmarlayabilmek için az önce öğrendiğim işaret dilini kullanmam, pratik yapmam gerekti. Ülkemizin işaret dili ile sipariş verilen ilk kafesi Diyalog Cafe Disoder ‘in geliştirdiği bir sosyal proje imiş. Arzu ettiğim tatta bir kahveyi yudumlayabilmek için işitme engelli baristaya “acımak” ne haddime, asıl kendime acıdım, az önce öğrendiğim dili kullanmayı beceremediğim ve işin kolayına kaçarak yazmayı denediğim için.
SONUÇ: Müzeden çıktığımda sadece görsel ve işitsel engelliliği deneyimlemiş değildim, kendimi de bu açıdan ilk kez keşfetmiş durumdaydım. Bu sosyal girişim projesi hem bir nebze engelliliği anlayabilmemi, hem de kendi duyularımın varlığının farkına varmamı sağladı. Açıkçası benim de fevkalade işime yaradı. Artık ben aynı ben değilim. İstanbul Diyalog Müzesi’ne sesle ve işaret diliyle çok teşekkür ederim.

TEŞEKKÜR: Müze direktörü Nilay Goncagül başta olmak üzere, karşılayan Aslı Düzenli ile gezdiren rehberler Mehmet Kılıçparlar ve Emre Aksoy’a bana sabır göstererek verdikleri tüm bilgiler için teşekkür ederim.
BİLGİLER: “DİSODER Yönetim Kurulu Başkanı ve Diyalog Müzesi kurucusu Hakan Elbir’in öncülüğünde hayata geçirilen bu yapı; kuruluş sürecinde farklı kamu kurumları ve sivil toplum aktörlerinin katkılarıyla şekillenmiştir. Bu kapsamda Altı Nokta Körler Vakfı, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Engelliler Müdürlüğü ve Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü projeye destek sunan önemli paydaşlar arasında yer almıştır.” “İstanbul Diyalog Müzesi, DOORS – Müzelerin Dijital Kuluçka Merkezi ağının bir parçasıdır. DOORS; Avrupa Birliği’nin Vizyon 2020 araştırma ve inovasyon programından, 101036071 no’lu hibe sözleşmesi kapsamında fon almıştır. İstanbul Diyalog Müzesi, ICOM (Milletlerarası Müzeler Konseyi) üyesidir. Bu çalışmaların arkasındaki kurumsal yapı Diyalog Sosyal Girişimcilik Derneği (DİSODER); dezavantajlı bireylere yönelik ön yargıların dönüştürülmesini, saygı temelli bir toplumsal ilişki dilinin güçlendirilmesini ve farklılıkların besleyici birer zenginlik olarak görülmesini merkeze alan bir sosyal girişimcilik derneğidir.”
Adres, İletişim, Ziyaret Saatleri, Bilet ve Diğer Hizmetler:
- Esentepe Mahallesi Büyükdere Caddesi Gayrettepe Metro İstasyonu -2.Kat, 34394 Şişli/İstanbul
- https://www.istanbuldiyalogmuzesi.org/, [email protected], WhatsApp: +90 506 585 75 50
- Hafta içi: 10:00-19:30, Cumartesi: 10:00-19:00, Pazar: 12:30-19:00
- Bilet fiyatları 475-995 TL
- Okullara ve iş dünyasına yönelik özel atölyeler veriliyor.
Engellilik Durumunda: 18 yaş altı her türlü engellilik durumunda “Çocuklar İçin Özel Gereksinim Değerlendirme Raporu” (ÇÖZGER), 18 yaş üstü için “Erişkin Engelli Raporu” alınmalıdır. Rapor, Sağlık Bakanlığı tarafından belirlenen yetkili hastanelerden edinilir. Daha sonraki adımlar (tedavi, rehabilitasyon, eğitim, bakım ve diğerleri) Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve Millî Eğitim Bakanlığı’nın sorumluluğundadır.
Pınar Aydın O’Dwyer
02 Şubat 2026, İstanbul





























