Birkaç hafta önce ziyaret ettiğim Paris’de bazı önemli müzeleri gezme fırsatım oldu. Bunlardan beni en çok etkileyenleri ve etkilenme nedenlerimi paylaşmak isterim.
ARAP DÜNYASI ENSTİTÜSÜ (INSTITUT DU MONDE ARABE, IMA)
Arap Dünyası Enstitüsü, Fransa tarafından 18 Arap ülkesiyle birlikte Arap dünyası ve kültürel ve manevi değerleri hakkında bilgi araştırmak ve yaymak amacıyla 1980'de Paris'te kurulmuş bir enstitü. O dönemde Fransa'da eski kolonilerden Arap dünyasının kültürel alanda temsil eksikliği hissedilmiş ve Arap medeniyetinin, sanatının, bilgisinin ve estetiğinin Fransız halkına tanıtımı için bir yer sağlamak hedeflenmiş.
16,894 m2’lik alana sahip ve 77 metrelik ene sahip, 10 katlı müzede sergi salonları, kütüphane, oditoryum, restoran, ofisler ve toplantı odaları bulunmakta (1 Rue des Fossés Saint-Bernard, 75005, Paris). 1981-1987 yılları arasında inşa edilen binanın mimarisi Fransız mimar Jean Novel’e (d. 1945) ait. Bol ödüllü dünyaca tanınmış bir mimar olan Novel bu eseriyle 1981’de Ağa Han Mimari tasarım ödülüne layık bulunmuş (1).

Binanın iki cephesi var: Batı ve doğu cepheleri. Seine nehrine yani alegorik olarak “batı”yı temsil eden Fransa’ya bakan cephesi nehrin eğrisini takip ederek dikdörtgen biçimli binanın sertliğini azaltıyor ve sanki geriye doğru katlanıyormuş gibi görünüyor.

Bu müze ve mimarisinden söz etmekteki esas amacım ise “orta doğu”ya, yani güneydoğu Arap dünyasına yönelik cephesi. Bu cephe ortası cam daire şeklinde metal dikdörtgen motiflerle kaplı bir duvardan oluşmuş.


Uzaktan bakınca hem Arap kafesleri algılanıyor, hem de göz bebeğini andıran bu motiflerin içindeki mekanik mercekler otomatik olarak açılıp kapanabiliyor. İçeriden bakınca camların arkasında hareketli geometrik motiflere sahip metalik bir ekran görülebiliyor. Motiflerin hareketi 240 adet foto-hassas merceğin kontrol ettiği bir motor sistemi sayesinde gerçekleşiyor. Böylece bu açıklıklar veya panjurlar binaya güneşten gelen ışık ve ısı miktarına bağlı olarak fotoelektrik özelliğiyle büyüyüp küçülebiliyor ve iç aydınlatmayı da kontrol ediyor. Bu iklim odaklı mekanizma ile, İslam mimarisi tarzı filtrelenmiş ışıkla yaratılmış, yine iklim odaklı iç mekanlara gönderme yapılmış. Bu sayede teknolojinin hem yenilikçi hem de Arap kültürüne gönderme yapan kullanımı ve binanın tasarımının başarısı Nouvel'i üne kavuşturmakla kalmamış, müzeyi Paris'in kültürel referans noktalarından biri haline getirmiş.
Gelelim bu mekanizmanın benim açımdan önemine. Size garip gelebilir ama binayı gördüğüm anda, bir göz hekimi olarak teşhis etme içgüdüm harekete geçti. Benim bakış açımdan ışığa tepki veren yuvarlak camlı açıklıklar “gözbebeğinin”, panjurlar ise gözün renkli kısmı olan “iris” tabakasının temsili idi. Öylesine ki ışığa daha az tepki verip küçülmemiş olanlar bir hastalığı, karanlıkta büyümeyenler başka bir hastalığı, içi beyaz olanlarsa bambaşka bir hastalığı akla getiriyordu. Doktora tezimin konusu “gözbebeği” olduğu için mi böyle algılıyorum korkusuna kapılarak “kontrollü bilimsel çalışma” yapar gibi göz hastalıklarında uzmanlık alanı benden farklı olan İrlandalı göz hekimi meslektaşım Dr. Patricia McGettrick’i de müzeye sürükleyip bina muayenesinde teşhisini sordum. O da aynı hastalıkları düşününce teşhisimden emin oldum ve neyse ki binaya beyin MR’ı çektirtmeye kalkmadım!
GAZZE’NİN KURTARILMIŞ HAZİNELERİ SERGİSİ
(TRÉSORS SAUVÉS DE GAZA)
Enstitünün içinde Gazze’nin Kurtarılmış Hazineleri adlı bir sergi (3 Nisan-2 Kasım 2025) yer alıyor. Anadolu Ajansı’nın da haber yaptığı bu sergide, 5000 yıl öncesi Bronz çağından günümüze medeniyetler kavşağı Gazze’den yakın zamanda kurtarılan 130 arkeolojik eser sunuluyor (2,3). Gerçekten de Kenan, Mısır, Filistin, Yeni Asur, Babil, Pers, Yunan, Roma, Bizans, İslam ve Haçlı dönemlerine ait bu eserler zengin bir kültürel miras. Eserlerin birçoğu 1995’te başlatılan Fransa-Filistin kazılarında çıkarılmış, Eserler 2007’den bu yana Filistin Ulusal Yönetimi tarafından İsviçre’ye emanet edilmiş ve Cenevre Sanat ve Tarih Müzesi’nde korunmaya alınmış. Küratör Elodie Bouffard bu eserlere Gazzeli sanatsever Jawdat Khoudery’nin özel koleksiyonu da dahil ederek sergiyi oluşturulmuş. Son yıllarda Gazze özelinde Ortadoğu’daki savaşlar ve bombalarla yok edilen tarihin tam da bu yüzden her zamankinden daha çok bilinmesi gerektiği prensibinden yola çıkılarak T.C. eski UNESCO Büyükelçisi ve Gazze'ye giden son Türkiye Büyükelçisi Gürcan Türkoğlu’nun ülkemizde açılmasını önerdiği bu sergi sonuçta geçtiğimiz aylarda Paris’te açılmış. Enstitünün başkanı, Fransa’nın eski Eğitim ve Kültür Bakanı Jack Lang sergiyi şöyle tanımlamış: “Terk edilmişlik ve unutulmuşluktan daha kötü bir şey yoktur. Benim bir kamu selamı olarak adlandırdığım bu sergi, canlı ve harikulade genç Gazze'ye bir saygı duruşu niteliğinde.” Bu saygı duruş için kolonilerden bir tür günah çıkarma da denilebilir.
Amforalar, heykelcikler ve heykeller, mezar taşları, duvar kabartmaları, yağ lambaları, mozaikler ve çeşitli figürinlerden oluşan sergiyi gezerken karşıma yine bir “göz” figürü çıktı, tıpkı binanın dış cephesinden bakan sayısız gözler gibi.

İslam dünyasından haberdar olduğunu öğrendiğim mimar Novel, sanki bu kireçtaşı üzerine pergelle çizilip oyulmuş, ortası delik göz şeklinde rozet misali yıldızlama biçiminde şekillerden oluşan bu 19.yy Osmanlı “kapı gözetleme deliğini” biliyor ve ondan etkilenmiş gibiydi. Hâlâ göz hekimliğinden sıyrılamayıp bu eserin fotoğrafını uzman ve kültürlü dostlarımla paylaştığımda onlara Mezopotamya'da “Davut Yıldızı” ve “Süleyman'ın Mühürü”, Orta Asya Türklerinin "Tamga"sı (mühür) ve “Güneş Tanrısı” sembolü, Selçuklularda “Yıldız”, “Evren tasviri” ve “Çarkıfeleği Çeviren Çift Ejder”, Ön Asya’da 12 havariyi veya 12 imamı temsil eden “Güneş”, günümüzde Anadolu’da “Yaşam Çiçeği”, Fas’ta Sevgi Düğümü” ve benzeri, benim “teşhisimden” tamamıyla farklı formları çağrıştırdı.
SİYAHÎ PARİS SERGİSİ (PARIS NOIR)
Yakında üç yıllığına renovasyon için kapanacak olan Centre Pompidou müzesinde de Arap ve Afrika dünyası hakkında Siyahî Paris adlı bir sergi açılmıştı (4). Bu müzenin de dar bir zamanda salonlarını güneye ve doğuya açmış olması ilginç bir tesadüf veya belki tesadüf değildi. 1950-2000 dönemine ait sanatsal dolaşımlar ve anti-kolonyal mücadelelere odaklanan sergide Afrikalı, Afro-Amerikan ve Karayipli sanatçının 150'den fazla eseri yer alıyordu. Sergide, sanat tarihinde daha önceleri görünmez olan “Siyahî figürlerin” temsili aracılığıyla soyutlama, gerçeküstücülük ve figüratif sanat örnekleri bir araya getirilmiş. Adeta siyahî sanat “biz de varız, artık görünmez olmayacağız” diyordu. Seçki, kölelik ve sömürgecilikten ortaya çıkan "Siyahî olma durumu" döneminden örneklere ile başlıyor, özgürlük savaşlarının ardından ırksal damgayı silme girişimlerinde sanatın bir kurtuluş silahı olarak kullanıldığı örneklere uzanıyor.
Serginin afişindeki resimdeki adamın gözlerindeki sorgulayıcı bakış bence şu mesajı veriyordu: “Ey eskinin koloni sahibi ülkeleri, Avrupa’nın kalbi Paris’ten son yıllarda eski kolonilere günah çıkarma amacıyla batılıların başlattığı “Dekolonizasyon politikası sürecine” eserlerimizle tanıklık ediyoruz”.
SONUÇ
Velhasıl, Arap Dünyası Enstitüsü binasının yüzeyindeki gözler, içindeki sergide çağlar boyunca çeşitli anlamlar üstlenmiş göz motifi ve bize bakan siyahî adamın gözlerindeki sorgulayıcı ifadeye aslında bir göz hekimi olarak muayene etmemem gerektiğini idrak ettim. Asıl düşünmem gereken bakışlarımı sadece batıya mı çevirmeye devam mı etmem gerekiyor, yoksa nicedir ihmal edilen doğuyu da menzilime almalı mıyım sorusu. Siz ne dersiniz?
Kaynaklar:
- https://en.wikipedia.org/wiki/Jean_Nouvel
- https://www.imarabe.org/fr/agenda/expositions-musee/tresors-sauves-gaza-5000-ans-histoire
- Biçer A: https://www.aa.com.tr/en/europe/preserved-in-exile-gaza-s-rescued-treasures-on-display-in-paris/3555397 Erişim: 02.02.2025
- https://www.centrepompidou.fr/fr/programme/agenda/evenement/VRo249Y
Verdikleri bilgiler ve fikirler için teşekkürler ederim: (Soyadı alfabe sırasına göre) Çiğdem Aslantaş, Ülkü-Metin-Özgür Bulut (emekli öğretmenler), Ferhan Erder (seramik sanatçısı), Şükrü Ertürk (Merkez Bankası başgravür sanatçısı), Umut İlkay Kavlak (AB Delegasyonu Sivil Toplum ve İnsan Hakları Program Sorumlusu), Gülnaz Karaosmanoğlu (Ostim Vakfı Müdürü), Dr. Patricia McGettrick, Dr. Bilge Şener Şimşek, Gürcan Türkoğlu (Emekli büyükelçi)
Pınar Aydın O’Dwyer
18 Temmuz 2025, Paris/Ankara




























