Hekim ve yazar Archibald Joseph Cronin’in (1896-1981), “Yeşil Yıllar/The Green Years” isimli romanının (1944) son sayfalarında, eserin on sekiz yaşındaki başkahramanı ile ilgili şu satırları okuruz [1]: “…Önümüzdeki dönemin başında, gelecek ay, üniversiteye girecek, oradaki öğrencilerin arasında yaşayacak, büyük bir şevkle hekimlik öğrenimine başlayacak. Dirimbilim… Uygulamalı hayvanbilim… Yanaklarının kızarması bu büyülü sözcüklerden. Formalin’in, pelesenk esansı’nın o bayıltıcı kokularını daha şimdiden burnunda duyuyor, o sıra sıra Zeiss mikroskoplarını gözlerinin önünde görür gibi oluyor.”
Sanki dünmüş gibi hatırlıyorum, üniversite sınavı sonunda kazandığım fakültedeki ilk dersi. Tarifsiz bir heyecanla ve bariz bir ürkeklikle girmiştim amfiye; “Biyoloji” dersiydi… Görkemli tarihi taş bina, öğrencide hem sonsuzluk hissi hem de farklı gençlik kaygıları oluşturan büyük amfiler, kapıları güncel ve tarihsel tıbba açılan büyüleyici laboratuvarlar, beyaz önlükleriyle kürsüde ders anlatan öğretim üyeleri, … Bu yüzden, yıllar sonra A.J. Cronin’in Yeşil Yıllar kitabını ve yukarıdaki naif cümlelerini okuduğumda; romandaki gencin duygu ve düşüncelerini tamamen anlamış ve üniversiteli olduğum ilk anlarımla ne çok benzerlik bulmuştum.
“Üniversiteye başlamak”, “Üniversite öğrencisi olmak” ânı, hiç unutulmayan ve birçok ayrıntısı berraklıkla anımsanan önemli hayat aşamalarının ilkidir kanımca, bir ergen ya da genç için.
“Üniversite/Yükseköğrenim” kavramı ve “Üniversite Geleneği” bazı kaynaklara (görüşlere) göre 11. yüzyıla, bazı kaynaklara göre ise 9. yüzyıla hatta 5. yüzyıla ve daha geniş bir yorumla Antik Çağ’a kadar indirilir. O uzak çağlardan başlayarak, gençler yüksek bilgiyle donanmak ve bir meslek edinmek için “Universitas”, “Academia” ya da “Dârü’l-İlm” gibi isimlerle anılan böylesi okullara gitmeye, kaydolmaya başladılar. Bu seçim, arzu ve çaba günümüzde de sürüyor…
Yükseköğrenim kurumlarının uzun tarihsel sürecine, içinde bulunduğumuz sonbaharda, ülkemizde (ve birçok dünya ülkesinde de) bir eğitim-öğrenim dönemi daha eklendi. İki ay kadar önce bütün üniversitelerimiz açıldı ve ülkemizde yüzbinlerce genç “üniversiteli” oldu bu yıl da.

Bundan üç yıl önce bu sayfada yayımlanan “sonbahar” temalı makalemin (“Sonbahar: Hüzün ya da Yeni Başlangıçlar…”) bir bölümünde şöyle yazmıştım [2]: Diğer taraftan, bazı “yeni başlangıçlar” nedeniyle, tazelik ve umutla da doludur sonbahar… En başta da “okulların” yeni eğitim-öğretim yılına başlaması nedeniyle. Eylülün ilk haftalarında açılan okullarda ve bahçelerinde, ne sonbaharın hüznü vardır ne de gelecek olan kışın kaygısı. Sesleri, çığlıkları, gülüşleri yaşamın “majör” tonlarıyla dolu çocuklar, ergenler ve gençler sayesinde tüm “okullar”, sonbaharın hüznünden tamamen muaftır; ilkokullardan üniversitelere değin…

Gerçekten de, bu tümcelerle söylediklerimi o yazıdan tam iki yıl sonra yakından gördüm, duydum ve duyumsadım; geçtiğimiz güz eğitim-öğretim döneminde görev yapmaya başladığım üniversitemin koridorlarında, sınıflarında, amfilerinde, laboratuvarlarında, kafeterya ve bahçelerinde… Yolları açık, aydınlık ve esenlikli olsun…
SAMİ EREN
11 Kasım 2025, Ankara
Kaynaklar
1. Cronin, AJ. Yeşil Yıllar. İzlem Yayınevi - İstanbul. Birinci basım, 1981, s.268.
2. https://www.sanattanyansimalar.com/yazarlar/sami-eren/sonbahar-huzun-ya-da-yeni-baslangiclar/2846/ (Erişim Tarihi: 11.11.2025).
3. Tablo. Sonbahar (1987) - Sergiy Grigoriev (https://www.wikiart.org/en/sergiy-grigoriev/autumn-1987 Erişim Tarihi: 11.11.2025).


























