Sevgili kardeşim 6 Aralık 1943 doğumlu Tayfur Özşen'i, sevgili annemi 6 Aralık 2006'da yitirdikten sonra, doğum günlerinde de anar olmuştum. Çok değerli anılarını biriktirip koruduğum Tayfur'u bugünlerde bir de burada tanıtayım istedim. Aşağıdaki "Muhterem" başlıklı yazım, Eylül 2015 tarihli "Prof. Dr. Tayfur Özşen Anısına 70. Yıl Armağanı" adlı kitabın 58-59. ve benim Kasım 2023 tarihli "Yine Ankara" kitabımın 23-25. sayfaları arasında da yer almıştı.
Muhterem...
Yüreğimdeki boşlukları, “çok-çok büyük olmalarından ötürü” hiçbir zaman doldurulamayacak olan iki can dostumu, sacayağımızın iki ayağını son yıllarda yitirdim (Ş. Tayfur Özşen – 25 Temmuz 2006), İ. Ufuk Somer – 2 Haziran 2012). Ufuk ile 27 Eylül 1961’de Mülkiye’ye girmekle başlayan arkadaşlığımız, 1 Nisan 1966’da yaptığımız Bursa-Uludağ Gezisi sonrasında Tayfur’un da katılımıyla 40 yıl sürecek bir sacayağı ilişkisine dönüşmüştü. Zamanla Tayfur, Ufuk ve ben öylesine girift olmuştuk ki, yakından tanıyanlar bizi birbirimizden ayrı düşünemezlerdi. Kardeşi-yoldaşı-dostu-sekreteri-dert ve iş ortağı-her şeyi sevgili Zeynepgül onun anısına bir armağan kitap çıkarılacağını söyleyip yazmamı üsteleyince, “o kitaplara sığmayacak” arkadaşımı anımsadığım satırbaşlarıyla anmak istedim.

Tayfur ve Ufuk ile Mudanya Saat Kulesi önünde, 4 Nisan 1966
. “Muhterem” sözcüğünü o belki de Erbakan’dan da önce kullanmıştır. Üçümüz, ilk yıllarımızda hemen her karşılaşmamızda ya da telefonlaşmamızda genellikle “muhteremleşirdik”.

Keban Barajı inşa ediliyor, 22 Ağustos 1970
. Gelmiş, geçmiş ve gelecek tüm valilere ders verecek kadar donanımlı olmasına karşın, bu göreve getirilmemesine tepki olarak, 30 yıllık İçişleri Bakanlığı hizmetini bitirmesine ramak kala Mayıs 1997’de meslekten ayrılmıştı.
.Bence, çalışma hayatının başından beri içinde bulunması gereken yer olan “akademisyenlik” yanı bu ayrılık kararını takiben başlamıştı.
. Doktora yapmaya 1978-1979’da bir dost meclisinde Reşat Mocan(Onu da 23 Şubat 2012’de yitirdik), o ve ben birlikte karar vermiştik. 1-2 yıl sonra doktora programını biz terk etmiştik, o ısrarla sürdürmüştü. 1994’de doktora – 1997’de doçentlik ve Mersin Üniversitesi’ne geçiş – 2000’de profesörlük, ardı ardına gelmişti.
. Çok merak etmişimdir, doktora jürisinde karşı oy kullananlar, çok verimli geçen bilim adamlığı yıllarını izlediklerinde ne demişlerdir?
. Tayfur, hantal görünümlü olduğu halde çalışırken çok enerjik ve üreticiydi. Disiplinli ve tempoluydu. Mersin’den SBF’ye iki haftada bir ders vermeye geldiğinde, saatler süren blok-dersler yapardı. Kararlı ve ödün vermez “sol” çizgisini yaşamı boyunca korudu.
. Çalışırken sağlığına pek dikkat etmez, sık sık “soğuk algınlığı-grip-nezle-öksürük” gibi illetlere yakalanırdı. Beraberliklerimizde kalbinden, “sahipsizliğinin” dışında, hiç yakınmamıştı.

Tayfur'un Yeşilyurt-MALATYA kaymakamlığı sırasında Harput Kalesi'nde "Tekel Birası", 22 Ağustos 1970
. Meslek yaşamında giyinmeye önem verir, hep şık, ciddi ve resmi olurdu.
. Biraz ütopikti. “Bulmaç” adını verdiği o çok meşakkatli ve titiz çalışmasından neler beklemiş, nasıl da hüsrana uğramıştı?
. O sert görünümlü kişiliğinin altında çok yumuşak bir “dost canlılığı” vardı. Tam 40 yıllık beraberliğimizde birbirimizi bir kere bile olsun kırdığımızı hatırlamıyorum.
. Kitap tutkunuydu, bibliyomandı, bibliyofildi, kitapla ilgili her şeydi. Hiçbirini elden çıkarmaya kıyamadığı kitaplarından oluşan “hatırı sayılır büyüklükte” bir kütüphanesi vardı. Günlük ve haftalık kimi gazeteleri ve hatta eklerini, kimi dergileri biriktirir, zaman zaman da ciltletirdi. Mersin’de aynı eve sığışamayınca, bir daire daha kiralayarak kitaplığını oraya taşımıştı. Önem vermediği “para”sının hatırı sayılır bir bölümünü kitaplara yatırırdı. Büyük emek verdiği Mersin Üniversitesi’nin, onun kitaplığına tümüyle sahip çıkıp, adını vereceği bir bölümde korumuş ve hizmete sunmuş olmasını isterdim.

Marmaris'te Mehtap Otel bitişiğindeki çadırımız önünde, 14 Temmuz 1967 (Ufuk her enstrümandan ses çıkarırdı)
.Hani bir yeri kesildiğinde kanı sarı-lacivert akacak kadar, Fanatik Fenerbahçeli idi. Gelmiş-geçmiş bütün Fenerbahçe kadrolarını neredeyse ezbere bilir, yendikçe keyiflenir, yenildikçe karalar bağlardı.
. 1980’lerde hafta sonlarında “beşlimizle”(Ufuk, Necip, Fırat, o ve ben) saatler süren Bezik ve King partilerinde buluşurduk. Özellikle “Dejenere King” oynarken birbirimize çok takılır-çok gülerdik. Tayfur’a ağızlar dolusu gülmek pek yakışırdı.
.Cebeci Yeni Ankara Sokak’taki Bizim Köfteci’nin “yarım ekmek içi 1,5 porsiyon köfte”si vazgeçemediklerindendi. O köfteyi inanılmaz bir iştah ve açlıkla yerdi. Mersin’den her gelişinde oraya mutlaka giderdik (Onu yitirdikten buyana hiç gidemedim).
.1960-1970’lerin Türk filmleri Furyası’nda Öztürk Serengil’in “Adanalı Tayfur” tiplemesini, ismiyle ve memleketiyle “müsemma” olmasından ötürü bayağı benimsemişti.
. Muazzez Ersoy hayranı idi. Onun tüm programlarını video-kasete kaydetmişti. Evindeki iskambil partilerimizde Ersoy’u bize eşlik ettirirdi.
. Konuşması çok düzgün, mantıklı ve ikna ediciydi. Sesi mikrofonikti. Saatlerce konuşabilir, konuşurken sözcükler arasında kaybolmazdı. Söylemek istediklerinde açık, net ve vurucu idi.
. Ailesine çok bağlıydı. Babasını erken yitirişinden sonra, adeta “babaları” olduğu annesinin ve Zeynepgül’ün üzerlerine titrerdi.
ONU ÇOK ÖZLÜYORUM.
R. Savaş Sönmez – 1 Ağustos 2013 / Çayyolu
10 Aralık 2025, Ankara


























