Bir programlı sanat sezonunu Mayıs sonu itibariyle tamamladık. Yeni sezona kadar devlet orkestralarının turne ve festival katılımları olacak, Eylül’de ise toplanıp, Ekim başında yeni sezonu açacaklar. Yeni sezon programını büyük ölçüde kotarmış olmalılar. Opera-Bale için de benzeri durum söz konusu.
Kurumlar Kültür ve Turizm Bakanlığı çatısı altındalar ama statüleri farklı. Devlet Orkestraları ve Çoksesli Koro Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü’ne bağlı, opera-bale ise kendi kuruluş yasasına göre çalışan bir genel müdürlük, yani Bakanlık’la arasında bir başka katman bulunmuyor.
Konser ve temsillerde, dinleyici ve izleyicinin çalınanı, sahneleneni biraz olsun anlayabilmesinin en önemli aracı program kitapçıklarıdır. (El broşürleri). Ama tasarruf tedbirleri genelgesinin bir numaralı hedefiymiş gibi öncelikle bunlardan uygulamaya başlayan “mutasarrıf”lar, hemen el broşürlerini kaldırtıyorlar. Neyse ki, Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası, yaptığı görüşmeler sonucu bu sorunu çözümledi, el broşürü iki sezondur basılıyor.
İÇERİĞE DİKKAT
Basılıyor basılmasına da, içerik nasıl?
Uzun bir CSO tarihçesi her hafta yer alıyor.
Konser programının sıralandığı tek sayfada, eser sahibi bestecinin doğum-ölüm tarihlerine yer verilmiyor! Niye diye sorulduğunda, eserle ilgili program notunda yer verildiği söyleniyor. Kaç kişi el broşüründen haberdar, alıp da okuyor? Vestiyerde bolca bulunan ayrıca giriş kapıları yakınındaki standlara yerleştirilen el broşürlerinden alan konserde çalınacak eserlerin listesinin bulunduğu sayfaya bakıyorsa ne âla… Bu listede doğum-ölüm tarihlerinin açık biçimde yer alması önemlidir, dinleyici bir bakışta yapıtın hangi döneme ait olduğunu, hangi yıllar arasında yazılmış olduğunu böylece anlayabilir.
Program notu olarak sunulan yazılarda da ortalama bir standart bulunmuyor. Oysa iyi bir program notunda önce besteci hakkında gerekli ve yeterli bilgi verilmeli, ardından eserin nitelikleri anlatılmalı ama herkesin anlayabileceği bir dille. Çünkü dinleyicinin çoğunluğu, konser sırasında sürekli cep telefonuyla meşgul olan, her aralıkta alkışlamaya meraklı, hâtta maçtaymış gibi bağırıp ıslık çalan, sahneden ziyade birbirleriyle ilgilenen bir kitleden oluşuyor.
Kullanılan yazı puntosu, eski deyimle karınca duası gibi, küçücük. Konser ortamında bu minik yazıları okuyabilmek mümkün değil. Eğer sığdırmak için kullanılıyorsa, o zaman neden her el programında hayli boş yer bırakılıyor ya da gelecek konserlerin reklamları konuluyor?
Lafı uzatmayalım, el programlarının doğru, okunur, aydınlatıcı olması için gerekli önlemler orkestra yönetimleri tarafından alınmalı.

Sadece orkestra yönetimleri değil, festival düzenleyen vakıf yöneticilerinin de, el broşürlerine çok dikkat etmesi gerek. Geçtiğimiz Nisan ayında Sevda-Cenap And Müzik Vakfı’nca düzenlenen 39. Uluslararası Ankara Müzik Festivali’nde verilen dört sayfalık cicili-bicili ortadan katlanmış A4 ebadındaki el programının 1. sayfası kapak, ikinci sayfasında yapıtlar ve orkestra üyelerine yer verilmişti. Üçüncü sayfada solist ve şefle ilgili kısa bilgi yer alıyordu, en arkada ise 39. Festivalin genel programı. Besteci ve yapıtı hakkında tek satır bilgi verilmiyordu. Sadece kimin hangi eserinin çalınacağı listelenmişti o kadar. Adeta besteci yok sayılmıştı.
Şef, solist, orkestra değerli de, besteci değil mi?
Besteci, o yapıtı yaratmasa, siz kime neyi çaldıracaksınız ki?
KARE KOD İLE TEMSİL OLUR MU?
Kare koda gelince, opera-bale temsillerinde sadece renkli tek yaprağa basılı yaratıcı kadro ve rol alanların listesi fuayede yerleştiriliyor, dileyen alsın diye…
Altına da bir kare kod yerleştiriliyor, izleyici cep telefonuyla bu kare kodu tarayacak, internet üzerinden Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın bulut sistemine yerleştirilen kitapçık sayfalarına ulaşacak. Ölme internetim ölme! Bazen Bakanlığın bulutu yanıt vermez, bazen servis sağlayıcının sistemi yeterli olmaz!
Önümüzdeki sezonda opera-bale temsil kitapçıkları mutlaka basılmalı, her temsilin listesi gene arasına ek kağıt olarak sıkıştırılmalı ve uygun bir fiyat karşılığı izleyici bunu satın alabilmeli… Maliyet denilecekse, yandaş televizyonlara ve basına reklam akıtan devlet bankaları her temsil kitapçığı için birer sayfa reklam verse yeter! Dileyen gene kare kod üzerinden ulaşabilirse ulaşsın.
YA BİLET FİYATLARI?
Bir dengesiz konu da bilet fiyatlarındaki durumla ilgili.
Devlet orkestralarının bilet fiyatlarıyla, opera-balenin bilet fiyatları arasında bir dengesizlik görüldüğü gibi, orkestraların kendi içlerinde farklı fiyatlar göze çarpıyor.
AKM ve ADA Ankara binaları nedeniyle yüksek kapasiteli salonlarda konserlerini yapan CSO’da taban 100, İstanbul Senfoni’de taban 200 TL. İstanbul Senfoni’de 500 TL’ye kadar çıkan beş ayrı seçenek bulunuyor yerine göre. CSO’da da öyle. ADA Mavi Salon’da CSO’nun yaptığı oda müziği konserlerinde ise iki kategori için 200-250 TL uygulanıyor,
İzmir, Antalya, Çukurova, Bursa Bölge Senfoni’lerde ise biletler indirimli 250, normal 300 TL.

Antalya senfonide boş kalan arka sıralar
Dinleyici bu farklı uygulamalardan huzursuz. İtiraza gerekçe, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı iki sanat kurumunun farklı bilet tarifeleri uygulamasıydı ki, itiraz haksız da değildi. Örneğin Antalya’da Opera’ya gidecek sanatsever 75 TL ile 170 TL arasında bir kategori seçip bilet alabiliyorken, Antalya Senfoni’de ise 250-300 lira vermek zorundaydı.
Peki bilet fiyatlarını kim, nasıl belirliyor? Fiyat belirlenirken, etkinliğin yer aldığı kent, şef, solist kaşelerine bakılıyor mu? Operada tekrarlanan, birkaç yıl önceki eserin aynı dekor-giysi kullanımıyla yeniden sahnelenmesinde prodüksiyon masrafı yokluğu veya minimum olması dikkate alınıyor mu?
Bu soruların yanıtı, tek belirleyici; Kültür ve Turizm Bakanlığı. Siz bu satırları okurken muhtemelen sonuçlanmış olacak biletleme ihalesinin şartnamesinde de, açıkça belirtiliyor. Şu halde Bakanlık, her ne kadar şartnamede “bilet ücreti” denilmişse de “bilet fiyatı”nı belirlerken tüm bu koşulları dikkate almalı, amaç sadece “daha çok gelir” değil, daha çok dinleyici-izleyici ve bu sanatların yaygınlaşmasına katkı olmalı.
Ekonomik koşullar kötüleştikçe, halkın ilk kısıntıya gittiği harcama kaleminin kültür-sanat olduğu dikkate alınmalı.
Ayrıca, kentlerdeki birimlere, bilet satışının sonunda boş yer kalmışsa, buralara konservatuvar öğrencileri ile sanat dernekleri üyelerinin alınabilmesi yetkisi tanınmalı. Boş sıralar, sahnedeki müzisyenin de moralini olumsuz etkiler.
Umarız, bu iyiniyetli saptama ve önerileri hem bakanlık, hem de kurum yetkilileri dikkate alarak hareket ederler.
ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN
Bu yazı Konser Arkası dijital dergisinin Haziran 2025 sayısında yayımlanmıştır.





























