Tören başlamadan önce yanına gittiğimde, “Çok mutluyum, çok” derken, 97 yaşındaki bu sanat destekçisinin gözlerinin içi gülüyordu. Binlerce kişinin gönlünde ayrı bir yer edinmişti, şimdi ise sanata ve sanatçıya yaptığı katkılara karşı müzik camiasının şükranları, kendisine fiziksel olarak sunulacaktı. Müzik ve arkeoloji camiasının adını yakından bildiği Yüksel Erimtan (d.1928), Ankara’nın simgelerinden biri olan koruma altındaki And Evi’nde Sevda-Cenap And Müzik Vakfı’nın Onur Ödülü Altın Madalyası’nın 39’ncu sahibi oldu.
Bu altın madalya Türk müzik yaşamına olağanüstü katkılarda bulunmuş bir besteci veya müzik icracısına, eğitimci, müzik bilimci, sanat kurumu yöneticisi, sanat destekçisi ya da sanat kurumuna, her yıl anısına verildiği Vakıf kurucularından Cevza And’ın ölüm günü olan 6 Aralık’ta sunulur.

Madalya töreni eskiden Hilton’da, ardından Vakfın Ankaralıların katkılarıyla yenilediği Şura Salonu’nda yapılırdı. Son yıllarda Anıtkabir’in de mimarı olan Hikmet Onat’ın tasarımıyla, eski bağevi’nin yerine yaşama geçirilmiş tarihî And Evi’nin, eskiden oda müziği konserleri de verilen salonunda yapılmasıyla ayrı bir anlam kazandı.

Vakıf Başkanı Ali Başman, madalyanın gerekçesini “Ülke müziğine ve müzisyenlerine verdiği olağanüstü katkıları, isimsiz bir kahraman olarak destekleri, Erimtan Müzesi bünyesinde aktif konser sezonları yaratması sebebi ile” cümlesiyle açıklarken, benim de Yüksel Ağabey’le yarım yüzyıla varan dostluğumuzda yaşadıklarımız anılarımda canlanıverdi.
Yüksel Ağabey iyi bir klasik piyanistti. Bu madalya 97 yaşında değil de, biraz daha erken verilmiş olsaydı, piyano başına kendisini de geçebilirdi. Yurtdışında okumak için destek arayan genç müzisyenler arasında piyanistlere ayrı bir sempati duyardı.
Genç müzisyenleri sürekli izlediğimi bildiği için, ya buluşalım der, ya da telefonla, şu çocuk hakkında ne düşünüyorsun? diye sorardı. O zaman yeni bir çocuk veya genç müzisyenin desteklenenler listesine eklenmek üzere olduğunu anlardım. Bazen benim de kendisine önerdiğim çocuklar olurdu.
Uluslararası bir yüklenici olarak Rusya’da iş yaptığı dönemde, şirketinin Moskova Bürosu, Çaykovski Konservatuvarı’nda öğrenimini sürdüren Türk gençlerin uğrak noktalarından biriydi. Yıllarca değişik biçimlerde destekleyerek günümüzün yetişkin müzisyenleri arasında yerini almış yetenekli gençlere sağladığı olanaklar arasında, kiralama ya da satın alma yoluyla iyi enstrümanlara da kavuşmaları yer alıyordu.
Gözbebeklerinden biri olan, genç yaşında yitirdiğimiz çellist Benyamin Sönmez’in tabutunu Konservatuvarın Beşevler’deki binasından Fethiye’ye yolcu ederken ikimizin de gözleri yaşlıydı. Tören akşamı, piyanist Yeşim Gökalp’i de yitirdiğimizi kendisine söylemedim üzülmesin diye… Yeşim’in Türk bestecilerinin yapıtlarını seslendirdiği ilk albümünü desteklemiş, kaydın Almanya’da yapılabilmesi için gerekenleri sağlamıştı.
Eski yapıt koleksiyonunu koruyup sergilemek için kurduğu Erimtan Arkeoloji ve Sanat Müzesi’nde yapılabilecekler için oluşturduğu küçük danışma kurulunda yer almamı istemişti. Müzenin küçük ama güzel akustikli salonunda periyodik oda müziği konserleri düzenleme önerisini getirdiğimde, kolları sıvamamı istemiş, beş yıl bilabedel sanat yönetmenliğini üstlendiğim ve yıllık programını hazırladığım Salı Konserleri böyle doğmuştu. Rahatsız ya da seyahatte değilse her konsere mutlaka gelir, konser bitiminde müzisyenleri bizzat kutlar, yüreklendirirdi.

Anılardan kopup dönelim törene. Vakıf genel sekreteri Pınar Alpay Yüksel’in sunuculuğunda, Ali Başman’ın açış konuşmasından sonra sahneye alınan Yüksel Erimtan, kırmızı kordelalı altın madalya boynuna takıldıktan sonra, oturduğu sandalyadan konuşmasını okudu. Babasının yakın dostu olan Cenap And’a “Cenap Amca” olarak hitap ettiğini, her hafta sonu bağ evinde ailecek buluşulduğunu, bu ritüelin sonra And Evi’nde de sürdüğünü anlattı. Babası ve Cenap Bey’in dostluğu, son Osmanlı döneminde İttihad Terakki’nin bir programı çerçevesinde öğrenim için birlikte yurt dışına gönderilmelerinden kaynaklanıyordu. Sevda Hanım’ın da Tunalı Hilmi Bey’in kızı olduğunu belirttikten sonra, ““İşte bu nedenle, Sevda ve Cenap And adına kurulmuş olan bu vakfın bana böyle bir madalya vermesi, benim için yalnızca bir ödül değildir. Bana verilmiş eğitimin, görgünün, dostluğun, Cumhuriyet değerlerinin ve Atatürk ilkelerinin mükemmel bir sembolüdür” diyerek tüm salondakiler tarafından coşkunca alkışlandı. Metnini tamamladıktan sonra Erimtan, kadim dostlarından, pazar günleri birlikte oyun oynadıkları, Vakfı günümüze taşımış olan rahmetli Mehmet Başman’ı (1929 - 2016) anmadan geçmedi ve emaneti taşıyan Ali ve Murat Başman’a başarılar diledi.

Törenin sonuna öz-biçim ilişkisi bakımından önemli bir dinleti eklenmişti. Erimtan destekleriyle yurtdışı eğitimlerini yapmış olan günümüzün üst düzey piyanistlerinden Emre Şen ile Cem Babacan, ardından günümüzün genç yeteneği ADK öğrencisi Eren Düzenli birer parça seslendirdiler.

Eşi Nurdan Erimtan ile İsmet İnönü’nün kızı Özden Toker, ön sırada töreni mutlulukla izlediler. Kızı Çağrı, EMT firmasının Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Rençber, Müze Müdiresi Nazan Gezer, kadim dostu Mehmet-Nirvana Aydıner, İnönü’nün torunları Gülsün-Mustafa Bilgehan, Gülperi -Sinan Özlen çifti, eski bakanlardan Hikmet Uluğbay, Şevket Bülent Yahnici ve Hikmet Sami Türk, Vakıf Yönetim Kurulu üyeleri Büyükelçi İskender Okyay ile İzzet Nazlıaka, Ankara Devlet Konservatuvarı Müdürü orkestra şefi Burak Tüzün ve eşi piyanist Lilian Tonella Tüzün , orkestra şefleri altın madalya sahibi Rengim Gökmen başta olmak üzere, Bujor Hoinic, Cem Mansur, Artun Hoinic, altın madalya sahibi besteci Turgay Erdener, ABB Danışmanı Bekir Ödemiş, CSO Müdiresi flütist Sibel Ayhan Bayer, ADK öğretim kadrosundan piyanist Hande Dalkılıç, viyolacı Bige Bediz Kınıklı, Sanattan Yansımalar yazarlarından Ayşe Öktem ve Oğuz Sağdıç katılımcılar arasındaydı. Devlet Sanatçısı unvanlı fotoğraf sanatçısı Ozan Sağdıç da 90 yaşını aşmasına karşın, elinde makinesi çalışıyordu.
Bakalım 2026’da 40’ncı madalyanın sahibi kim olacak?
ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN
7 Aralık 2025, Ankara
Fotoğraflar: Şefik Kahramankaptan


























