Hayatım boyunca müzikle ilgili söylediğim tek söz vardır: “Dünyanın en güzel enstrümanı insan sesidir.”
Müzik, insan sesiyle başlamıştır. İnsanlık tarihinin kayda geçirilebilen dönemlerinden itibaren, şarkıların ortaya çıkışına tanıklık ediyoruz. Yazılı tarihte ilk kayıtlar Mısır’a işaret eder. Musa’nın kız kardeşi Miryam, Firavun ordusunun Kızıldeniz’de yok edilmesini kutlamak için arkadaşlarıyla birlikte şarkılar söylemiştir.
İsa’nın meşhur “Son Akşam Yemeği”nde de, yemeğin sonunda hep birlikte şarkılar söyledikleri anlatılır. Hristiyanlıkta manastır yaşamında ise, günün sonunda söylenen toplu ilahiler, insan sesinin yüzyıllardır süren birlik arayışının yankısıdır.
Koro tarihçesine derinlemesine girmek niyetinde değilim; ancak insan sesinin, yazılı olmayan tarihlerde bile bir araya gelip çoğaldığına, koro olgusunun insanla birlikte var olduğuna kişisel olarak hiç şüphe duymuyorum.
Resmî kayıtlarda koro tarihçesi 9. yüzyıla kadar uzanır. Antik dönemden modern koro sanatına kadar geçen süreç, yoğun, katmanlı ve büyüleyici bir dönemdir.
Türkiye’de Koro Kültürü
Ülkemizde yakın zamana kadar ilkokul ve ortaokul korolarının etkinliklerini biliyoruz. Bunlara ek olarak amatör korolar, kısmen profesyonel şekilde çalışan topluluklar, üniversite koroları ve derneklerde oluşan koro grupları da faaliyet göstermektedir. Bu kurum ve kuruluşlarda çok sesli koroların yanı sıra, Türk sanat müziği ve Türk halk müziği korolarının da kurulduğunu görmekteyiz.
“Yaygın mı?” diye sorulursa, evet diyebiliriz. Çünkü koro, sosyalliği sağlar; bir araya gelip şarkı söylemek, farklı seslerden tek bir anlam yaratmak, birbirinden ayrı nefesleri tek bir ruhta birleştirmektir.
Ancak burada üzerinde durulması gereken bir nokta var: Bu toplulukların profesyonel düzeye erişme, eğitim ve olanak açısından eksiklikleri. Elbette faydalıdırlar; ama uluslararası çapta bir eser icra edilirken, çocuk, gençlik ya da yetişkin korosu fark etmeksizin, kaç tanesi bu eserleri layıkıyla seslendirebilecek düzeydedir?
Belli sayıda kişinin bir araya gelip şarkı söylemesine “koro müziği” denilebilir; ama nitelikli, üst düzey bir koronun oluşumu bambaşka bir beceridir.
Dünyadan Örnekler
Yurt dışındaki konserleri izlerseniz göreceksiniz ki, belli başlı koro toplulukları büyük eserlerin icrasında vazgeçilmezdir.
Örneğin Herbert von Karajan, koro gerektiren eserlerinde sıklıkla Viyana Müzik Dostları Derneği Korosu’nu tercih ederdi. Opera icralarında ise Berlin Alman Operası Korosu, zaman zaman Slovak Filarmoni ya da Sofya Ulusal Opera Korosu şefin yorumlarında yer alırdı.

İngiltere’de yarı profesyonel korolar, koro dünyasının önemli topluluklarındandır. Philharmonia Korosu, 175 kişiye ulaşan kadrosu ve 70 yıllık geçmişiyle bugün hâlâ mükemmel bir topluluk olarak anılır. Londra Senfoni Orkestrası Korosu ise başlangıçta orkestraya eşlik etmek için kurulmuş, ancak zamanla amatör müzisyenlerden oluşan bağımsız bir yapıya dönüşmüştür.

Ve tabii Avrupa’nın baş köşesine yerleşen Viyana Müzik Dostları Derneği Korosu… Tanıtım sayfalarının başında yer alan bir söz, belki de baştan beri anlatmak istediğim duyguyu özetler niteliktedir:
“150 yılı aşkın süredir Viyana Singverein, amatörlerin en yüksek standartlarda müzik icra edebileceğinin kanıtıdır. Viyana Müzik Dostları Derneği Korosu, yıllar içinde dünyanın en iyi konser koroları arasında yer almıştır.”

Amerika Birleşik Devletleri’nde yer alan korolar içerisinde belki de en ünlüsü Mormon Tabernacle Korosu’dur. Kendilerine ait bir orkestraları bile olan bu koro, özgün yorumlarıyla ün yapmıştır.

Türkiye’nin Gururu: Kültür Bakanlığı Devlet Çoksesli Korosu
Ülke kültürümüzün en büyük değerlerinden biridir Kültür Bakanlığı Devlet Çoksesli Korosu. Hiç şüphe yok ki, uluslararası alandaki en büyük temsilcimizdir.
1988 yılında rahmetli Hikmet Şimşek’in ve Muammer Sun’un gayretleriyle kurulan bu koro, biyografilerinde her ne kadar “ülkemizin en iyi topluluklarından biri” olarak belirtilse de bu bir tevazudur, ben açıkça söyleyebilirim ki; Kültür Bakanlığı Devlet Çoksesli Korosu Türkiye’nin şu anda en iyi korosudur.
İlk konserini Adnan Saygun yönetiminde veren koro, daha sonra yurt içinde ve yurt dışında yüzlerce konser gerçekleştirmiştir. Koro, bugünkü seviyeye gelmesinde büyük emeği olan Şef Walter Strauss’un yanı sıra, Ahter Destan , İbrahim Yazıcı, Cemi’i Can Deliorman ile çalışmıştır.
Bugün çalışmalarına Burak Onur Erdem yönetiminde devam etmektedir.
Koromuz Avrupa Profesyonel Korolar Birliği (TENSO) üyesidir. Bu yıl son derece renkli ve ilginç konserlere imza atacak olan topluluk , ünlü şef ve solistlere de eşlik edecektir. Geçtiğimiz günlerde koronun bir daveti üzerine Koro Evi’nde (CSO’nun eski konser salonunda) gerçekleştirilen bir tanıtıma katıldım. Bu kadar değerli ve geniş bir repertuvara sahip koronun neden yeterince ilgi görmediğini hep merak ederdim.
Salona geldiğimde, özenle hazırlanmış bir tanıtım paketi, konser programları, rozetler ve zarif bir sunum beni karşıladı. Hep “izleyiciden uzak” sandığım bu koro, çalışmalarıyla, konserleriyle, uluslararası düzeyde kurduğu işbirlikleriyle bize söyleyecek hiçbir söz bırakmadı.
Sorun acaba bizlerde mi, izleyicilerde mi, dinleyicilerde mi, yoksa gerekli tanıtım ve sosyal medya ağları üzerinden yeterince ve istikrarlı biçimde “Buradayız” diyemeyen koroda mı? Sitemle değil, samimiyetle sorduğum bir soru bu.
Çocuk koroları, gençlik koroları, ülke çapında ve uluslararası projeler, eğitim çalışmaları… Bu korolara verilen desteklerin kabuğunda kalmayıp tüm Türkiye’yi kucaklayan bir çabaya dönüşmesi gerçekten duygulandırıcı, takdir edilmesi gereken bir çalışma.
Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası’nın eski tarihi salonu, koromuza tahsis edilmiş durumda. Dünyanın başka neresinde bir koronun “Koro Evi” var, bilmiyorum. Bu çok büyük bir olanak; çalışma alanı ve konser alanı aynı bina içinde.

Burada bir konser geleneğinin başlatılmış olmasının yanında, basın bülteninde Koronun yalnız Ankara değil diğer illerde konserlere ve büyük eserlere imza attığını gördük. Yani Koromuz Ankara ile sınırlı kalmamakta, diğer kentlerde de yoğun bir program uygulamaktadırlar. Devlet Senfoni Orkestraları’nın bulundukları illerde büyük korolu eser sergilemeleri onlar sayesinde olmaktadır.
Bu arada küçük bir önerim olacak: Ankara’da çalışmalarını sürdüren oda orkestralarıyla, çok yakın bir işbirliği içine girebilirler. Genelde orkestralar koroya teklifle giderler. Bunu tersine çevirip, daha önce birkaç kez yaptıkları gibi, hazırlayacakları uygun programlarla koronun orkestralara teklif götürerek onları konuk alması çok şık bir davranış olacaktır.
Diğer yandan Kültür Bakanlığı da, İzmir ve İstanbul başta olmak üzere, o bölgelerdeki orkestraların ihtiyacını karşılayacak ve kendi programlarıyla koro müziğine ilgiyi arttıracak yeni devlet korolarının kurulmasını programlayıp gerçekleştirmelidir.
Ankaralı müzikseverlerin bu değerli koroya, Devlet Çoksesli Korosu’na sahip çıkıp konserlerini izlemelerini öneriyorum.
Vefa Çiftçioğlu
6 Kasım 2025, Ankara


























