Başrolde Romeo ve Juliet
Reklam
  • Reklam
PINAR AYDIN O'DWYER

PINAR AYDIN O'DWYER

Sahne Gözlemleri

Başrolde Romeo ve Juliet

06 Nisan 2019 - 20:06 - Güncelleme: 07 Nisan 2019 - 12:05

Ankara Devlet Opera ve Balesi (ADOB) 4 Nisan 2019 akşamı P. İ. Çaykovski’nin besteleri ile Shakespeare’nin ölümsüz eseri Romeo ve Juliet’inden esinlenerek yaratılan Romeo ve Juliet adlı baleyi sergilemeye başladı. Bu eser üzerine yapılmış kayda değer koreografilerin öyküsünü Sayın Necla Çıkıgil’in yazılarında bulabilirsiniz : (http://www.sanattanyansimalar.com/yazarlar/necla-cikigil/dort-ilginc-romeo-ve-juliet-balesi/1973/), (1).

Sol başta Armağan Davran ve Volkan Ersoy, ortada Genel Müdür Murat Karahan dansçılarla prömiyer sonrası

Öncelikle eserin müziklerini anlatmak gerekli. Koreografiyi yapan ve librettoyu bu yapım için düzenleyen G. Armağan Davran ile A. Volkan Ersoy ellerindeki metrelerce Çaykovski kumaşından anlatmak istedikleri olay ve duygulara uygun bölümleri seçip, kesip biçip bir bale dikmiş, ya da kıymetli taşlar bir araya getirilerek bir tür “müzik mücevheri” eseri tasarlamışlar. O eser de canlanıp ayağa kalkıp dans etmeye başlamış.

Şef Murat Cem Orhan’ın partisyonundan bana gösterdiğine göre Çaykovski’nin ağırlıklı olarak 6’ıncı Senfonisi ile 2, 3 ve 5’inci ve Manfred Senfonilerinden, Francesca da Rimini Senfonik Fantezisinden, Yevgeni Onegin operasından, Romeo ve Juliet Fantezi Uvertüründen, Hamlet Fantezi Uvertüründen, İtalyan Kapriçyosundan, Yaylı Çalgılar Serenadından ve Fırtına Fantezi Uvertüründen çeşitli bölümleri seçip birleştirmişler. Tolga Taviş de bu parçaların arasındaki geçişler için gerekli müzik düzenlemeleri yapmış. İşte böylece ortaya “haute couture” bir bale çıkmış. Özellikle üç kafadarlar Romeo, Mercutio ve Benvolio’un danslarında kullanılan (2. Senfoni) bölüm, betimlenen “aklı havada gençlere” o kadar uymuş ki tarifi imkânsız, seyredilmeli, hem de defalarca (https://www.youtube.com/watch?v=CRGK4cv0k9c yaklaşık 16’ıncı dk.). Keza balo sahnesindeki, Tybalt-Mercutio, Tybalt-Romeo düello sahnelerindeki ve kilise sahnelerindeki müzikle koreografinin uyumu mükemmeldi. Hele yatak odası sahnesinde Juliet’in zorla evlendirilmek istendiği Paris’e yaklaşmak istemeyişini, ayaklarının geri geri gidişini anlatan parmak ucundaki (point’te) dansı özgün bir koreografi örneğiydi.

Prokofiev’in Romeo ve Juliet’i benim yalnız başıma kalacağım bir adada yanıma almak isteyeceğim “o” tek eserdir (2). Hadi o olmadı diyelim, neden Stravinski değil de Çaykovski seçildi sorusunun yanıtı sadece Çaykovski’nin bale anlatımını çok iyi bilmesi değil, aynı zamanda aktarılmak istenen duygulara da hâkim olması olabilir. Yine de düşündükçe yaptıkları iş bana inanılmaz geldi. Üşenmedim tek tek bakıp süreleri topladım. Davran ile Ersoy’un kullanılabilecek müzikleri seçerken tüm bu eserleri en az bir kez dinlemeleri için gereken toplam süre 533 saat ki bu da en az geceli gündüzlü 22 gün demek. Nasıl bir emek ve göz (kulak!) nuru, siz düşünün. Hazırlığı bir seneden fazla süren bu iş aslında, librettosunun benzediği Prokofiev’in kült Romeo ve Juliet balesinden sonra büyük bir risk almak demek. Ama tüm risklere ve emeklere değmiş, ortaya yepyeni ve son derece başarılı bir eser çıkmış. İlk kez İzmir DOB 2016 Ekim’inde seyirci karşısına çıkmış olan bu eser, ardından Antalya DOB’da sahnelenmişti.

 

Eserin Ankara’da sahneleniş aşamalarını izledim, izledikçe de heyecanım arttı ve nihayet 4 Nisan 2019’daki Ankara prömiyer temsilinde seyircilerin arasındaki yerimi aldım. Öncelikle Özge Başaran’ın Margot Fonteyn’nin omuzlarını (Fonteyn ve Nureyev’in Prokofiev Romeo ve Juliet’indeki unutulmaz Juliet yorumu) anımsatan incelikteki Juliet yorumunun uzun süre kimsenin aklından çıkmayacağına emin olduğumu belirtmeliyim. Romeo rolünde Burak Kayıhan ise her zaman olduğu gibi mükemmel bir “Burak Kayıhan” idi. Tüm bedeninin yanı sıra özellikle mimiklerini, omuz, boyun ve ellerini ifade amaçlı kullanması en az dansı kadar onu farklı kılan nadir bir yetenek. Sadece ellerine ve bileklerine odaklanarak izlemek bile canlandırdığı karakterin duygularını anlamaya yetiyor.                                                                                                                Fotoğraf: John O'Dwyer

Tybalt rolünde İlhan Durgut ve Mercutio rolünde Kadir Okurer’in danslarını tarife kelimelerim yetmiyor. İkisi de hem teknik hem de artistik açıdan büyük dansçı diyerek özetleyebilirim. Özellikle düello sahnesinde önemli bir sanat eseri yarattılar. Benvolio rolünde dans eden Umut Can Arzuman da kesinlikle onlardan aşağı kalmıyordu.

Lord Capulet rolü adeta deneyimli dansçı Hakan Odabaşı’nın üstüne dikilmiş gibiydi, ya da o, rolüne o denli uymuştu. Peder Lawrence rolünde Ertuğrul Bolat, Paris rolünde Eren Keleş, iki kız arkadaş rollerinde Sultan Menteşe ile Cansın İravul, Leydi Capulet rolünde Özge Onat, Rosaline rolünde Güleycan Kocabey, dadı rolünde Deniz Ertürk, Leydi Montegue rolünde Defne Dinçer, Lord Montegue rolünde Taner Oğuzhan ve vali rolünde Atilla Çoban kendilerine sunulan büyük alkışı kesinlikle hak ettiler.

Ve kordöbale (corps de ballet)… Balenin korosu kordöbale mükemmel çalışmıştı, beraberlikleri tüm temsili olumlu yönde etkiledi (sadece erkek dansçılardan birinin güncel Çin topuzu modeli saçını anlayamadım).

Çağda Çitkaya’nın olayların anlatımında zamanın geçtiğini hissettiren tül perde kullanımını içeren etkileyici dekor tasarımını, Sevtaç Demirer Ulaş’ın zarif kostüm tasarımını ve Fuat Gök’ün ayrıntılı ışık tasarımını ve bu yaratımda emeği geçen diğer tüm sanatçıları da kutlamak gerekli.

Fotoğraf: John O'Dwyer

Genç şef Murat Cem Orhan (d. 1981) bu eserle bale şefliği alanında da yetenekli olduğunu kanıtlamış oldu. Bale şefliği özel bir beceri gerektiriyor. Sahnedeki sanatçının havaya sıçradığında ne zaman tekrar yere ineceğini anlık içgüdüyle hissetmek ve değneği ona göre vurmak gerektiği partisyonda yazmadığı için şefim diyen herkesin yapabileceği bir iş değil. Üstelik her dans edenin sıçrama, dönme hızı aynı olamaz, dolayısıyla her temsilde her an her şey değişebilir. Bale yönetirken sanatsal sezgiyle tetikte olmak gerekir. Orhan ve yönettiği ADOB orkestrası sahnedeki balerinleri rahat dans ettirmeyi başardılar, onlara uydular, birlikte gerçekten zarif bir sanat ürettiler.

Eminim seyredince siz de “İşte bale, yaşasın sanat ve sanatçılar!” diyeceksiniz…

Pınar Aydın O’Dwyer

Kaynaklar

  1. Çıkıgil N: Shakespeare ve Romeo ve Juliet Balesi. Romeo ve Juliet program kitapçığı, DOB, 2019

  2. Aydın O’Dwyer P, Gürcan B: Bale Kitabı, Akılçelen Kitaplar, Ankara 2012

 

Bu yazı 902 defa okunmuştur .

Son Yazılar