Öz-biçim ilişkisi, “takiyye” uygulanmadığı sürece hangi bağlamda olursa olsun, verilmek istenen mesajın anlaşılmasını kolaylaştırır. 27 Mart 2026 akşamı verilen CSO-HSO-HÜADK ortak konseri, Cumhuriyet tarihimiz bağlamında çok yönlü öz-biçim ilişkileri içeriyordu. Kurumlar, sanatçılar, bir araya gelen iki orkestra, orkestra şefi ve hazırladığı program bağlamındaki ilişkiler zinciri, her sanatseverin, müzik öğrencisinin mutlaka bilmesi, bilmiyorsa öğrenmesi ve bilincine varması gereken türdendi.

Şef Burak Tüzün (d.1970), konserin başında ve son yapıt öncesinde yaptığı içtenlikli, anlaşılır iki konuşmayla bu ilişkiler yumağının satırbaşlarını dinleyiciye verdi, en büyük alkışı da tüm anlattıklarını esas borçlu olduğumuz kurucu kişiliği hiçbir unvanını atlamadan Gazi Mustafa Kemal Atatürk diye anarak aldı.
Bu konserdeki öz biçim ilişkisine kısaca göz atalım.
CSO, kuruluşunun 200. yılını kutluyor, Ankara Devlet Konservatuvarı ise kuruluşunun 90. yılını…
Atatürk, Cumhuriyetin ilanından sonra Hilafet Muzikasını İstanbul’dan Ankara getirtti ve Musiki Muallim Mektebi’ni aynı yıl, 1924’te kurdurdu. Gelen müzisyenler okulun da ilk öğretmenleri oldu. Orkestra Riyaseti Cumhur adıyla etkinlik gösterirken Paul Hindemith’in (1895-1963) önerileri doğrultusunda getirtilen Alman şef-besteci Ernst Praetorius’un (1880-1946) yoğun çalışmasıyla her yapıtı çalabilir bir gelişim içine girdi. 1936’da Ankara Devlet Konservatuvarı kurulduğunda, orkestra ile okul arasında yoğun bir işbirliği başladı. Günümüzde de CSO’nun bazı üyeleri, artık Hacettepe Üniversitesi çatısı altında bulunan ADK’da ders vermeyi sürdürüyorlar.
Şef ve solistlere gelince, üçü de ADK’lı. Şef Burak Tüzün keman bölümünü bitirdikten sonra Anadolu Üniversitesi Devlet Konservatuvarı, ardından Moskova Çaykovski Konservatuvarı’nda şeflik öğrenimi yaptı. Halen hem HSO, hem EskişehirBBSO’nun genel müzik yönetmeni.

İki piyano ile iki yapıt seslendiren Muhittin Dürrüoğlu (d.1969) ile Özgür Aydın (d.1972), birkaç yıl arayla okulun piyano bölümü mezunlarıydı. Aydın Berlin merkezli, Dürrüoğlu ise Brüksel merkezli olarak uluslararası etkinliklerini sürdürürken, Türkiye’deki orkestra ve salonlardan aldıkları çağrıları da olabildiğince değerlendirmeye çalışan iki mükemmel solist.
Ortaokul ve lisans öğrencilerinden oluşan Koroyu da, içinden yetiştikleri konservatuvarın şimdi iki öğretmeni olan Çiğdem Aytepe ile Atilla Çağdaş Değer hazırlamıştı.
CSO’nun kıdemli üyelerinin çoğu da ADK mezunuydu. Nitekim ikinci seslendirişte çoğu enstrümanlarını çalarken, koroya da katıldılar. Peki, neydi söylenen? Sözleri Orhan Şaik Gökyay’a ait, ADK’nın ilk hocalarından Necil Kazım Akses ile Ulvi Cemal Erkin’in bestelediği, son orkestrasyonunu Akses’in öğrencilerinden Nejat Başeğmezler’in yaptığı Konservatuvar Marşı. İlk dörtlüğü ve nakaratı şöyledir:
Şahlanıp şu dağların köpüren sularından,
Tutuşan gönüllere ses verdik zaman zaman;
Çalkanır içimizde ufka çarpan bir umman,
İlham olur çağıldar şarkımızda bu vatan
Vatan, senden alıp da sana verdik armağan
Suyundan, toprağından, göğünden, bayrağından…
İşte, bu anma konserinin girişinde ve sonunda bu marş coşkuyla seslendirildi.

Programın diğer yapıtlarına gelince. Johann Sebastian Bach (1685-1750) ile Wolfgang Amadeus Mozart’ın (1756-1791) İki Piyano için Konçertoları, Muhittin Dürrüoğlu ve Özgür Aydın’ın yapıtların yazıldığı dönemlerle bestecilerin tarzını yansıtan, müthiş uyum ve duyarlılıklarıyla seslendirildi. Özellikle Mozart Mi bemol Majör Konçerto’daki karşılıklı konuşmaları hârikaydı. İcra sırasında kendilerinin de büyük zevk aldıkları mimiklerinden anlaşılıyordu.
Bu yapıtın bir özelliği de büyük piyanist Wilhelm Kempff’in daha 10 yaşındaki İdil Biret’le Paris’te seslendirmek için seçtiği ve o dönemde çok olumlu eleştiriler alan konserdeki yapıt olmasıydı.

İki piyanist dinleyicinin büyük alkışı karşısında, önceden hazırladıkları Dimitri Şostakoviç’ten bir “bis” parçasını, bu kez aynı piyanoda dört el olarak CSO’nun trompet grubu üyesi Efe Ünal’la birlikte sundular.

Erken Cumhuriyet dönemindeki müzik atağının en önemli amaçlarından biri de, Türkün ruhunu yansıtan ezgilerin evrensel yöntemlerle bestelenerek sunulmasıydı. Günümüzde bu amaca yönelik önemli bir çalışmanın ADK’nın kompozisyon hocalarından Korhan Ilgar’ın (d.1988) Divertimento başlıklı üç bölümlük yaylılar için bestesi olduğunu söylemek mümkün. Ilgar, Anadolu’nun değişik bölgelerinden zengin dans havalarından esinli, yaylı orkestranın değişik gruplarının farklı biçimlerde kullanıldığı çağdaş bir yazı tarzıyla bestelemişti yapıtını. Şef Burak Tüzün, bu yapıtın prömiyerini HSO ile yapmış, daha sonra Bursa BDSO ile de seslendirmişti. Zor, dikkat isteyen ve dengelerin gözetilmesi gereken yapıtı, henüz başka seslendiren de çıkmadı.

Konserin final yapıtı ise, mezarı bile Ankara Cebeci’de olan Ernst Praetorius’un Ankara-1941 başlıklı büyük senfonisinin son bölümüydü. Bu yapıt tamamen ADK’da, bir arkeolojik kütüphane kazısında Önder Özkoç tarafından ortaya çıkarılmış, Burak Tüzün tarafından teşhisi konulmuş, Kamer Güngör tarafından bilgisayar notasyonuna aktarılmış bir tarihsel değerdi. Tamamı 55 dakika süren bu yapıt, şimdi dileyen herkesin ulaşabileceği bir yayın halinde ve Almanya’nın kendi bestecisine sahip çıkıp ülkesinde seslendirilmeyi bekliyor.

Konser, şef Tüzün’ün bu kez sahneden balkonda kendilerine ayrılmış yerlerine çıkmış koro üyelerine Konservatuvar Marşı’nı orkestra eşliğinde tekrar söyletmesiyle tamamlandı. CSO Ada Ankara binasından ayrılırken kafamdaki soru, şef Tüzün’ün güler yüzüyle, irticalen düzgün konuşmasıyla anlattığı tarihçedeki bilgilerin dinleyicinin ne kadarı tarafından doğru biçimde algılanıp, bakış açılarını değiştirdiğiydi.
ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN
28 Mart 2026, Ankara
Yorumlar
Kalan Karakter: