Anılardaki İstemihan Taviloğlu
Reklam
  • Reklam

Anılardaki İstemihan Taviloğlu

Sadece kişiye değil, bir dönemin gerçeklerine de ışık tutan kitabın çağrıştırdıkları: Vefasız, hoyrat, kolaycı bir camia...

05 Ağustos 2019 - 12:51
Reklam

Ankara'daki posta kutumda birikenleri ayda bir kez, yaz çalışmalarımı sürdürdüğüm Kaş'a göndertiyorum. Son paket geldiğinde biraz kalıncaydı, merakla açtım, Pan Yayıncılık'tan gelen kitabı görünce nasıl sevindiğimi bilemezssiniz. Çalışkan, vefalı, verimli, görev bilinci yüksek gazeteci arkadaşım Serhan Yedig'in tamamlamak için çırpındığı ve kimi insanların katkıda bulunma konusunda vurdumduymazlığından yakındığı “Anılardaki İstemihan Taviloğlu” kitabı sonunda tamamlanmış, Pan gibi müzik yayıncılığında yoğunlaşmış bir yayınevi tarafından da basılmıştı. Bir an, kitaba katkı anlamında söz verdiğim metni yazıp gönderme konusunda kendimin de azıcık geciktiğimi anımsayıp, utandım! Neyse ki, benim geciktirmemin kitabın tamamlanmasını etkilemediğini anlayıp, rahatladım.

Belki okurlarımın bazıları “İstemihan Taviloğlu kim acaba?” diye düşünmüş olabilir. Kendisi (1945-2006) klarnet sanatçısı, müzik teorisyeni, besteci ve eğitimci olarak önemli eserler vermiş, ardında değeri bilinmesi gereken hizmetler bırakmış bir arkadaşımızdı. Öğrencileri, arkadaşları, aile bireylerinin biraraya getirilmesi sadece bu önemli olduğu halde unutulmaya ( ya da unutturulmaya) yüz tutan bestecimizle ilgili anlatılar, sadece onunla ilgili bazı bilgi ve ayrıntıları değil, erken Cumhuriyet tarihimize, Ankara Devlet Konservatuvarı'nın bir dönemine ait çeşitli izlenim, yargı, bilgi de içeriyor. Bizim Devlet Orkestralarının solistlere eser önerdiklerinde verdikleri “egzantrik” veya hiç vermedikleri yanıtlardan, Türk bestecilerine bakış açılarına kadar, bu tanıklıklar yakın müzik tarihimize ışık tutuyor.

Serhan Yedig'i bu çalışma nedeniyle içtenlikle kutluyor ve müzik tarihimize bu tür katkılarının devamını diliyorum. Kendisi şu sıralar, 2018'de SCAMV Onur Ödülü Altın Madalyası sunulan büyük piyanistlerimizden Ayşegül Sarıca'ya armağan edilecek Madalya kitabını hazırlıyor. Kitabın yayımlanması beklenen gün olan 6 Aralık 2019'u sabırsızlıkla bekliyorum.

Kitabı okurken, “Niye giderek daha vefasız, hoyrat, kolaycı, günübirlik düşünüp yaşayan bir toplum haline dönüştük ve bu dönüşüm ne yazık ki devam ediyor” diye düşünmekten kendimi alamadım. Cevabını bildiğimiz ama üç-beş kişinin çabasıyla önleyemediğimiz bir olumsuz geri gidiş! Her konuda, algı operasyonları ve makyajlı bir kaç bilgi kırıntısıyla göz boyama çalışması… Aşırı bireycilik!

SABAHATTİN KALENDER'İ ANARKEN

Bu yıl ve Ağustos ayı bağlamında bir örnek. 2019 yılı, gene unutulmaya ve unutturulmaya çabalanan değerlerimizden besteci, orkestra şefi Sabahattin Kalender'in 100. Doğum Yılı… Doğum günü de 7 Ağustos 1919. Araştırın bakalım internette, Batılı besteciler 100. doğum yıllarında nasıl hatırlanmışlar? Acaba 2019 yılı sonuna kadar, Kalender'in bir eserini programına koymuş orkestra var mı? 1940'lı yıllarda Paris Devlet Konservatuvarı'nda 20. yüzyılın önemli kompozitörleri arthur honneger ve Darius Milhaud gibi ünlü isimlerle çalışmış, Ankara Operası'nda çağrılan konuk şefler hastalandığında çıkıp provasız koskoca opera yönetmiş, nice bâdireler atlatmış Kalender'in vefatı üzerine bakın, 19 Temmuz 2012'de yazdığım yazının bir bölümünde neler anlatmışım:

...Sabahattin Kalender'i geçen hafta sonu, yaşamının bir bölümü geçirdiği Hollanda'nın La Hey kentinde yitirdik. 1919 doğumlu Sabahattin Bey soyadı olarak kendine, I. Dünya Savaşı'nda anne-babasız kaldığı için yerleştirildiği Kalender'deki “Dar-ül Eytam” yâni “yetimler yurdu” dolayısıyla bu semtin adını seçmişti. Babası savaşta ölmüş, 24 yaşındaki annesi dayısının onu 74 yaşındaki kayınpederiyle evlendirmek istemesi üzerine 'Hamama gidiyorum' diye bohçasıyla evden çıkıp gâiplere karışmış, son olarak binerken görüldüğü vapur battığı için de öldüğü sanılmıştı. Oysa yaşıyordu ve yıllar sonra oğlunu bulacak, Sabahattin Bey de Paris dönüşü Ankara'da “hava müsait olmadığı” için, annesine ve kendine bakmak için, Adana'da ve Mersin'de barlarda piyanistlik yapacaktı! Aslında, tam film senaryosu olacak bir öykü...
Kayseri'de yurtta kalırken Talas Amerikan Koleji'nde müzikle tanışıp piyano öğrenmeye başlaması, Kayseri'den Ankara'ya yürüyerek ve çöplüklerde bulduğu ayakkabıları giyerek gelmesi, Meşrutiyet Caddesi'ndeki hayırsever bir koltuk tamircisine çırak olarak sığınması, iş için gidilen Musiki Muallim Mektebi'nde gördüğü piyanoyu çalmaya başlaması üzerine okulun sınavına sokulup kazanmasıyla devam edip giden, hem renkli, hem de acılı ve hüzünlü bir yaşam... Kalender'in yaşamına ilişkin bildiğim kimi ayrıntıları hep kendisinden, çok sevdiği Datça'nın Palamutbükü köyünde yaptığım ziyaretlerde dinlemiştim. Kalender'in yaşamındaki dönüm noktalarından biri, Türkiye'den emekliliğini isteyip Hollanda'ya yerleşmesidir. Niye mi? Çocuklarının can güvenliği içinde öğrenimlerini yapabilmesi için! Çünkü İstanbul İktisat Fakültesi'ni kazanan oğluna daha başlangıçta, sağcı mı, solcu mu olduğu sorulmuş ve bu ekiplerden birine dahil olmazsa çok sıkıntı çekeceği söylenmişti! Oğlunu ve kızını Hollanda'da okuttu Sabahattin Bey...”

Kendisiyle son olarak, “Cem Sultan” operasının Ankara'daki prömiyerinde görüşmüştük, La Hey'den ailece gelmişlerdi, artık yardımla yürüyordu ama elini öpmeye gelen çoğu eski öğrencisini tanımakta güçlük çekmemişti. Yaşamının son yıllarını, Datça'nın uzak köylerinden Palamutbükü'ndeki konsol piyanosunun başında yıllar önce yazdığı bu operayı yenilemekle geçiren Kalender için bu prömiyer âdeta bir “yaşam jübilesi” olmuştu. Bugün, o yoğun çalışma temposu içinde vakit bulup, kendisiyle bir “nehir söyleşi” yapmış olmamamın pişmanlığını hissediyorum.

100. doğum yılın kutlu olsun, ışıklar içinde uyu Sabahattin Bey…

2023'de de Cumhuriyet'in 100 yılı ile birlikte İzmirli bestecimiz Necdet Levent'in 100. doğum yılında anılması gerekiyor. Niçin “gerekiyor” dediğimi herhalde tahmin ediyorsunuz. Umuyorum en azından İzmir DSO ve KODA bu 100. yılı görürler.

Ayrıca kimi yitik bestecilerimizin eserlerini seslendirmek, kaydetmek, onların müzik tarihimiz içindeki yerlerinin irdelenmesini sağlamak için, mutlaka köşeli yıldönümü beklemek şart değil. Cengiz Tanç (1933-1997) ve yaşıtı Kemal Sünder (1933-2004), İstemihan Taviloğlu ( 1945-2006) gibi bestecilerimize özellikle dikkati çekmek istiyorum. Cengiz Tanç'ın Orkestra Eserleri CD'sini yayımlayan ÇAĞSAV Müzik,, bu çabalarını olanakları ölçüsünde ve bulabileceği desteklerle sürdürecek.


 

Bu haber 1563 defa okunmuştur.
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
Verdi Requiem'in Yıldızları Kimler Oldu?
Verdi Requiem'in Yıldızları Kimler Oldu?
Bağlıca'da Noel Konçertosu ve Stabat Mater
Bağlıca'da Noel Konçertosu ve Stabat Mater