28 Ekim'de Brüksel'deki Palais des Beaux Arts'ta

İdil Biret 28 Ekim'de Brüksel'de vereceği resital, Belçika etkinliklerinin 60. yılını kutlama amacı taşıyor. İdil Biret bu 60 yılda Belçika ile olan ilişkisini ve etkinliklerini anlattı.


28 Ekim'de Brüksel'deki Palais des Beaux Arts'ta

Anıtsal Piyanist, TC. Devlet Sanatçısı İdil Biret'in (d. 1941), Belçika'da ilk sahneye çıkışının 60. yılı 28 Ekim'de Brüksel’deki Palais des Beaux Arts Salonu'nda vereceği bir resital ve Brüksel Büyükelçimizin onuruna vereceği bir resepsiyonla kutlanacak. İdil Biret, 1959 yılında 17 yaşındayken, efsanevi şef Hermann Scherchen’in yönetimindeki Orchester Philharmonique eşliğinde Igor Stravinsky’nin Capriccio'su ile sahneye çıkmış, konser beş kez tekrarlanmış ve Belçika Kraliçesi Reine Elisabeth konserlerden birine katılmıştı. Türkiye Büyükelçiliğinin himayesindeki bu resitalde, dinleyicilere sunulacak olan program kitapçığında, eşi Şefik Büyükyüksel'in İdil Biret'le yaptığı bir mülakat, Fransızca ve Felemençe olarak yer alacak.

İdil Biret'in 60 yıllık Belçika çalışmalarının ayrıntıyla ele alındığı bu mülakatı, Türkçe olarak ülkemizde sadece SANATTAN YANSIMALAR yayımlıyor:

Mlle Nadia Boulanger, sizi 1953'de Paris'te Belçika Kraliçesi Elisabeth'e takdim etti. Onun için piyano çaldınız. Kraliçe, daha sonra size imzalı bir kitap verdi. Bize bu önemli karşılaşmayı anlatabilir misiniz?

Daha 11 yaşında olduğum o yıl, kısa bir süre önce Paris'te bir konser vermiş ve Wilhelm Kempff ile Mozart'ın iki piyano için konçertosunu çalmıştım. Bu konser, büyük ilgi uyandırdı. Nadia Boulanger'in bir öğrencisi olduğumu bilen Kraliçe Elisabeth, Paris'e yaptığı ziyaretlerinden biri sırasında beni dinleme arzusunu ifade etmişti. Majestelerine Haziran ayında güneşli bir öğleden sonra rue Ballu'da Matmazel Boulanger’in evinde takdim edildim. Kendisine nedimesi Caraman-Chimay kontesi eşlik ediyordu. Onun için Schumann'ın Kreisleriana'sını çaldım. Kraliçi'nin sadeliği ve içten nezaketinden çok etkilendim. Saygı uyandıran bir duruşu vardı: aşırı bir katılık olmadan çok dik, zarif ve asil. Kraliçe, daha sonra bana iki kitap gönderme lütfunda bulundu. Bunlardan biri B. Berenson'un İtalyan ressamları hakkında yazdığı bir kitap, diğeri de Thor Heyerdahl'ın Kon-Tiki üzerindeki seyahat maceraları hakkındaki kitabıydı. Kraliçe, ilk kitabın üzerine "“pour la petite Idil Biret avec l’espoir qu'elle devienne grande en art” ifadesini yazmıştı.

1958'de Brüksel'deki Expo 1958 sırasında Türk besteci Adnan Saygun'un 1. Piyano Konçerto'sunu bestecinin yönettiği  Orchestre Colonne ile dünya galasında çaldınız. Kraliçe Elisabeth, konsere geldi ve daha sonra sizinle görüştü. Bize bu konserden söz eder misiniz?

Brüksel'deki Expo vesilesi ile Türk hükümeti, Türk bestecilerinin eserlerinin çalındığı konserler düzenlemişti. Bu konser de onlardan biriydi. Kraliçe'nin konserime gelmek arzusunu ifade ettiği bana söylendi. Konserden sonra beni locasına davet etti ve benimle dostça sohbet etti. Bu konser kaydedildi ve CD şeklinde yayınlandı.

Ocak 1959'da size kısa bir süre önce haber verilmesinden sonra Brüksel'deki Beaux Arts Salonu'nda Herman Scherchen tarafından yönetilen Ulusal Orkestra ile Stravinsky'nin Capriccio'sunu beş kez icra ettiniz. Kraliçe Elisabeth, bu konserlerden birini izledi ve daha sonra sizinle görüştü. O tarihte sadece on yedi yaşındaydınız. Bu konserler nasıl gerçekleşti?

1958 sonunda Stravinsky'nin Cappriccio'sunu icra etmek üzere Brüksel Filarmoni Orkestrası'ndan davet aldım. Bu olağandışı eseri öğrenmek ve hazırlanmak için sadece iki haftam vardı. Matmazel Nadia Boulanger, bunun çok riskli olduğunu düşünerek bana kısa süre önce yapılan bu teklifi reddetmemi tavsiye etti. Ancak ben kararımı vermiştim ve çok çekici bulduğum bu eseri çalmak istedim. Ayrıca bu konserin düzenleneceği Güzel Sanatlar Sarayı'nda bir konser vermek istedim. Böylece tam hızla Capriccio'yu öğrenmeye başladım. Arkadaşım besteci Jean Françaix, bana Stravinsky'nin kendisinin çaldığı Capriccio'nun kaydını verme nezaketini gösterdi. Bu eseri caz stili yanı sıra bazı yerlerdeki bir çigan grubunun özgürlüğünü anımsatan bazı harika vurgularla icra etmişti. Çok kısa süre içinde hazırdım ve eseri bütün ayrıntıları ile ezberlemiştim. İlk provadan bir gün önce Brüksel'e vardığımda bir müzikolog arkadaşım, biraz da kaygılı bir şekilde orkestra şefinin kim olduğunu bilip bilmediğimi sordu. En ufak bir fikrim bile olmadığını söyledim. Daha sonra eseri Hermann Scherchen ile çalacağımı söyledi. On yıl önce Beethoven'in dokuz senfonisininin tamamını icra ederek Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrasını yönetmek üzere Türkiye'ye geldiğinde Ankara'da onun için çalmış olmam nedeniyle kendisini tanıdığımdan mutluluğumu ifade ettim. Arkadaşım, "Scherchen çok sert bir karaktere sahiptir. Her şey olabilir. Bu yüzden hazır ol" dedi.

Bir sonraki gün konser salonuna gittiğimde orkestra şefi, bir klavsenci ile prova yapıyordu. Sahne arkasından ona bağırdığını ve kızgınlıkla ayağını zemine vurduğunu duyabiliyordum. Daha sonra kapı aniden açıldı ve dağınık durumda ve göz yaşları içinde oldukça genç bir kadın içeri girdi. Kendi kendime "iyi şanslar canım" dedim ve sahneye çıktım. Scherchen, muhtemelen bu kadar genç (o zaman on yedi yaşındaydım ancak daha küçük gösteriyordum) bir solocu görmeyi beklemediği için beni gördüğünde şaşırdı. Prova başladı. Her zaman çalacağım konçertoların orkestra kısmını öğrenir ve bunun bir piyano uyarlamasını oluştururum. Bir noktada orkestra kısmını da çaldığımda Scherchen, araya girdi ve "Orkestranın bölümünü değil sadece kendi bölümünü çal" dedi. Durdum ve özür diledim. İkinci bölümde orkestra şefi beni aniden durdurdu ve bir yanlış yaptığımı söyledi. Partisyonu kontrol ettim, yanlışı göremedim ve daha önce yaptığım gibi çaldım. Scherchen, haklı olduğunda ısrar etti. Ancak gelip partisyona baktıktan sonra "Haklısın. Bir yanlış yapmamışsın. Benim hatamdı." dedi. O andan itibaren beni benimsedi ve çok iyi davrandı. Bana müzik hakkında çok önemli tavsiyelerde bulundu. Capriccio'yu birlikte beş kez çaldık. Kraliçe sanırım ikinci konsere geldi. Konserden sonra Hermann Scherchen ile birlikte onun locasına gittik ve bizi çok nazik ve hararetli bir şekilde karşılayan Kraliçe, bizimle konser hakkında uzun bir konuşma yaptı.

Bu dönemde Kraliçe Elisabeth, Belçika'da 1960'da düzenlenecek bir sonraki Kraliçe Elisabeth Piyano Yarışmasına katılmanızı önerdi. Bundan söz edebilir misiniz?

Nadia Boulanger, Brüksel'deki konser konusunda çok iyi yorumlar almıştı. Ancak Kraliçe'nin 1960'da onun adına yapılacak bir sonraki piyano yarışmasına katılacak yarışmacılar arasında görme isteğini dile getirmiş olması konusunda biraz kaygılıydı. Matmazel Boulanger, bu fikre karşı olmakla birlikte talebin Kraliçe'den gelmiş olması nedeniyle çok diplomatik davranması gerekiyordu. O dönemde Wilhelm Kempff sayesinde dünya çapındaki bir konser ajansının isim listesinde bulunuyordum ve Charles Kiesgen ile birçok konser düzenlemesi yapmıştım. Matmazel Boulanger, saraya bu önemli yarışmaya katılmam halinde beklenen sonucu alamamamdan (yarışmalarda her zaman böyle bir risk olması nedeniyle) ve bunun o dönemde yeni filizlenen kariyerim üzerinde olumsuz bir yetki yaratmasından ne kadar büyük kaygı duyduğunu diplomatik bir dille anlattı. Sonuç olarak Kraliçe Elisabeth Yarışmasına  veya başka bir yarışmaya hiçbir zaman katılmadım. Ancak bir çok yarışma jürisinde görev yaptım.

1967'de Güzel Sanatlar salonunda bir kez daha Belçika Ulusal Orkestrası (ONB) ile Ravel'in sol el piyano konçertosunu, Matmazel Nadia Boulanger'e teşekkür niteliğindeki bir konserde çaldınız. Daha önce Paris'te Mozart'ın iki piyano konçertosunu (Jean Françaix ile) sonra da  İstanbul, Ankara ve Manchester'de Matmazel Boulanger'in yönetiminde çalmıştınız. Öğretmeninizin yönetiminde konçertolar icra etmek nasıldı? Bize Brüksel'deki konserden söz edebilir misiniz?

1967'deki konseri Michael Gielen yönetmişti. O gün birçok konseri birlikte verdiğim Matmazel Boulanger'in kariyerinden övgüyle söz edildi. Birçok öğrencisine yaptığı gibi yönettiği her orkestraya hayat ve esin katmayı başaran olağanüstü bir müzisyendi. Lanvin tarafından dikilmiş ve özellikle kollarını serbestçe hareket ettirebilmesi için tasarlanmış (bu sonucun elde edilmesi için her kolda otuz beş kesim vardı) uzun kollu siyah elbisesi içinde çok zarif ve sade görünen Boulanger'in yönetiminde Türkiye'de 1958'de her konserde üç konçerto (Mozart K. 491, Franck Variations Symphonique ve Schumann Konçertosu) icra ettiğim Ankara ve İstanbul'daki konserlerde çaldım. Kişinin öğretmeni ile birlikte eser icra etmesi her zaman kolay bir deneyim değildir. Takdire şayan öğretmenim, özellikle rubatolar konusunda katı görüşlere sahipti. Bunları abartmıyordum ancak belirli yerlerde özellikle romantik müzikte belirli bir özgürlüğün haklı olduğunu düşünüyordum. Maalesef, Matmazel Boulanger, benimle aynı görüşte değildi ve bu konserlerde solo kadenzleri çaldığım sırada bile yönetmeye devam etti. Daha sonra 1964'de Manchester Halle orkestrası ile birlikte Mozart'ın K. 482 Konçertosunu ve Hindemith'in piyano piyano, iki arp ve üflemeli çalgılar için konçertosunu çaldığımızda aynı sorunlarla karşılaşmadım.

1976'da o tarihte genel merkezi Brüksel'de bulunan Avrupa Havayolları Birliği'nde çalışan üst düzey bir yönetici olan Şefik B. Yüksel ile evlendiniz ve Brüksel'e taşındınız. Belçika'ya yerleşme konusundaki düşünceleriniz nelerdi?

Anne tarafından ve Şefik'in baba tarafından uzaktan akrabaydık. Çocukken onun ailesinden onun dışında birçok kişiyi tanıyordum. Yale Üniversitesi'nden mezun olduğunu ve müzik konusunda mükemmel bir kulağı ve bilgisi olduğunu duymuştum. Aynı zamanda iyi bir amatör piyanistti. İlk evimiz, Boitsfort'daydı. Brüksel'de satın aldığımız antika yarım kuyruklu Pleyel'de (1889) huzur içinde çalışabildiğim tepede güzel bir evdi. Birçok müzik dostu arkadaşımız vardı ve evimizde oda konserleri veriyorduk. Oradaki üç yılımızda Belçika'yı  daha çok keşfettikçe bu ülkenin Avrupa mirası üzerindeki etkisini de o kadar çok fark ettim. Çocukken çok sevdiğim 'Les quatre fils Avmon' gibi efsanelerin çoğunun kökeni burasıydı. Takdir ettiğim başka bir şey de bilgim dahilinde folklorun burada başka bir Avrupa ülkesinden daha fazla varlığını sürdürmüş olmasıydı. En küçük köyde bile karnaval döneminde kutlamalar yapılıyordu. Kermesler ve çok tipik olan defile de geants'lar izlenebiliyordu. Kısmen Belçika'da üretilen çok çeşitli peynirler sayesinde yemekler için de aynı durum söz konusu. Buradaki şatoların sayısı da çok etkileyici. Bir gün kırsal bir bölgede araba ile gezerken Polonya'da şu anda Marienborg'un olduğu kadar önelmi olan Alman Ritter adına yapılmış önemli bir kaleye rastladık. Araba ile Brüksel dışına çıktıktan hemen sonra çok güzel bir kırsal bölgeye ulaşılıyor olmasını özellikle seviyorum. Flaman resim sanatının büyük bir hayranıyım. En çok beğendiğim eserlerden biri de Brüksel'deki ulusal müzede: Icarus'un Düşüşü. İnceliği ve perspektifi, bana bir Mozart konçertosundaki yavaş bir bölümün mutlak güzelliğini anımsatıyor.

1978'de Kraliçe Elizabeth Yarışmasının jürisinde görev aldınız. Sizi bütün jüri üyeleri ile birlikte Laeken'deki sarayda öğle yemeğine davet eden Kral Baudoin ve Kraliçe Fabiola'ya takdim edildiniz. Bu, size karşı büyük bir hayranlık duyan ve 1960'daki ilk Sovyetler Birliği turunuzu düzenlemiş olan Emil Gilels'in yanında jüri üyeliği yaptığınız ilk büyük yarışmaydı. Bu yarışma hakkındaki izlenimleriniz nelerdi? O dönemde Kral Badouin ve Kraliçe Fabiola ile bir kaç kez görüştünüz. Bu karşılaşmalar hakkında bize neler söyleyebilirsiniz?

Bu, Mayıs 1978'deki oldukça harika bir dönemdi. Yarışmadan ve Emil Gilels'in yanı sıra diğer tanınmış piyanistler arasında Nikita Magaloff, Leon Fleisher, Rudolf Firkusny, Ivan Moravec, Victor Merjanov, Jean Claude van den Eynden gibi jüri üyeleri ile birlikte olmaktan büyük keyif aldım. Katılımcıların kalitesi çok yüksekti. Laeken Sarayındaki muhteşem öğle yemeğinde tevazuu ve insaniliği ile kişiliğinden kaynaklanan derin maneviyatı nedeniyle üzerimde büyük bir etki yaratan Kral Baudoin'in yanında oturma şerefine nail oldum. Birçok konuda uzun ve ilham verici bir konuşmamız oldu. Kraliçe Fabiola da Kral'da gözlemlediğim aynı özelliklere sahipti. Daha sonra farklı vesilelerle Kraliçe Fabiola ile buluşma şerefi ve mutluluğunu yaşadım.

1979'da George Octors yönetimindeki orkestra ile Palais des Beaux Arts'da yönetilen Scriabin'in piyano konçertosunu çaldınız. Başlangıçta Rus orkestra şefi Kiril Kondarshin orkestrayı yönetecekti. Ancak hastalığı nedeniyle yönetemedi. Bu konser ve neden Scriabin konçertosunun bu etkinlik için seçildiğini bize söyleyebilir misiniz?

Sanırım o dönemde ONB'nin direktörü olan Herve Thys, evlilik yoluyla Scriabin'in akrabasıydı. Kondrashin'in yönetecek olması nedeniyle özellikle bu konçertoyu önerdi. Scriabin'in müziğine büyük bir hayranlık duymam ve her zaman onunla güçlü bir bağım olduğunu hissetmem nedeniyle hemen kabul ettim. Sn. Thys ile çeşitli vesilelerle Scriabin, müziği ve kişiliği hakkında ilginç konuşmalarımız oldu. Scriabin'in güzel piyano konçertosu, genel olarak dinleyiciler arasında çok popüler bir parça değildir ve nadiren programa alınır. Bu nedenle bunu bu konserde çalma fırsatına sahip olduğum için mutluydum. Maestro Kondrashin hastalandı (kısa bir süre sonra 1981'de öldü) ve George Octors, kısa bir süre kala orkestra şefliğini devraldı. 1978'deki Kraliçe Elisabeth yarışmasında bütün finalistlerin konçerto icralarını yönetmiş olması nedeniyle onu çok iyi tanıyordum. Bu vesile ile çok iyi bir işbirliğimiz oldu.

1985/86'da Belçika'da Beethoven'in dokuz senfonisinin tamamını Franz Liszt tarafından piyano için uyarlamalarında kaydettiniz. Bu kayıtlar, Belçikalı mühendis Michel Devos tarafından Chaumont-Gistoux'daki bir kilisede yapıldı ve EMI tarafından 1986'da o yıl kutlanan Liszt'in yüzüncü ölüm yılı anmaları çerçevesinde  6 LP'lik bir kutu içinde yayınlandı. Bu dokuz senfoniyi aynı yıl Temmuz ayında düzenlenen Montpellier festivalinde dört konserde icra ettiniz. Bu konserler, Radio France Musique tarafından canlı yayınlandı. Bu, bütün bu senfonilerin tamamının ilk kaydı ve icrasıydı. Bu kayıtlar ve konserler, kariyerinizde bir dönüm noktası oldu ve profesyonel müzik çevrelerinde adınız geniş biçimde duyuldu. Bu eserleri Belçika'da ve bu kadar kısa bir süre içinde nasıl kaydettiğinizi bize anlatır mısınız?

1985 ilkbaharında o zaman temsilcim olan Jacques Leiser, beni bağımsız bir prodüktör olan Michel Devos ile tanıştırdı. Sn. Devos Belçika'da EMI tarafından yayınlanmak üzere iki Beethoven Senfonisinin piyano transkripsiyonlarını kaydetmeyi önerdiğinde memnuniyetle kabul ettim. Çocukluğumdan bu yana uyarlamalar yapıyordum ve senfonik eserleri icra ediyordum. Sonuç olarak bu benim için çok iyi bir teklifti. Temmuz'da 4. ve 5. senfonileri kaydettik. O dönemde Belçika EMI klasik bölümü direktörü olan ve çalışmalarımdan uzun süredir haberdar olan Sn. Jose Langlois, bu kayıtların yüksek kalitede olduğunu ve uluslararası düzeyde yayınlanabileceklerini gördü ve bu konuda EMI genel merkezine bir öneride bulundu. Bu öneri, 1986'daki Liszt Yüzüncü Yılında yayınlanmak üzere zamanında dokuz Senfoninin tamamını kaydetmem koşulu ile onaylandı.

Kayıt bantlarının Mayıs 1986'ya kadar EMI'ye teslim edilmesi gerektiğinden geri kalan yedi senfoniyi kaydetmem için sadece yedi ayım vardı. Harika akustiği nedeniyle kayıtları Chaumont-Gistoux'daki kilisede yapmaya devam ettik. Burada gün içindeki dini törenlerin bitmesinden sonra akşamları çalışmamız gerekiyordu. Mart ayındaki dondurucu soğuklarda orada gece kayıt yapmak kolay değildi. Çok soğuk bir geceden sonra Michel, iki sessiz elektrikli ısıtıcı getirdi ve onları, yanıma koydu. Bu ısıtıcılar sıcak bir ortamda çalışmaya devam etmemi sağladı. Yoğun ve stresli kayıt ve daha sonra benim gözetimimde Jacques Krischer ve arkadaşlarının yaptığı düzenleme döneminden sonra çalışma Nisan ayında tamamlandı ve orijinal kopyalar, Mayıs ayında EMI'ye teslim edildi. Burada bütün kayıt oturumları sırasında sürekli olarak kilisede bulunan Jos Sibret tarafından temin edilen ve akort edilen kayıt için kullandığım Steinway piyanosunun istisnai kalitesini belirtmek istiyorum. Bu senfonilerin ilk tam kaydı olan 6 LP'lik ilk takım, EMI tarafından Ekim ayında "Beethoven/Liszt - Complete Symphonies" başlığı ile yayınlandı. Eleştirmenlerden büyük övgü aldı ve bu senfonileri, Avrupa, ABD ve Uzak Doğudaki resitallerime dahil ettim.

1986'da ONB ile Brüksel'deki Güzel Sanatlar Salonunda Saint-Saëns 2. Piyano Konçertosunu çaldınız. Bize bu konserden söz edebilir misiniz?

Uzun yıllardır tanıdığım ONB direktörü Herve Thys, bu konser için benimle anlaşma yaptı. 2. Saint-Saëns konçertosu, piyanistlik açısından çok ödüllendirici bir eserdir. Piyanonun sesini çok güzelleştirir ve izleyiciler bundan hoşlanır. Bu konserde izleyici çok sıcak bir şekilde karşıladı. ONB ile bu dördüncü konserimde yine George Octors tarafından yönetilen orkestra ile işbirliğinden büyük keyif aldım. Bir tarantelle olan son bölümü çalarken özellikle çok eğlendim. Bu benim ONB ile son konserimdi. Daha sonra Antwerp ve Liege senfoni orkestraları ile çaldım ve Belçika'da birçok resital verdim. Bunlar arasında en çok hatırladıklarımdan ikisi, o dönemde daha sonra yakın dost olduğum Patrick de Clerck tarafından düzenlenen Klara Festivallerinde Ghent ve Brüksel'de verdiğim resitallerdi. Kısa bir süre önce Youri Bashmet ile birlikte bir Rahmaninof konçertosunu çalmak üzere Rusya'daki Soçi Festivalinde benim için bir konser ayarladı. Ayrıca Ekim sonundaki resitalin düzenlenmesine yardımcı oluyor.

1990'larda ve 2000'lerde Brahms, Chopin ve Rahmaninof'un bütün solo piyano eserleri, Pierre Boulez'in üç piyano sonatı, Ligeti'nin Etüdleri ve Hindemith'in bütün piyano konçertoları dahil olmak üzere plak markası Naxos plak firması için yaklaşık 50 CD kaydettiniz. Bu kayıtları Brüksel'deki 51 Ave. General de Gaulle ve 526 Ave. Louise'deki evlerinizde hazırladınız. Bu, Naxos markasının kurucusu ile Brüksel'deki bir görüşmenin ardından gerçekleşti. Bize bu görüşme ve Naxos ile olan uzun ilişkinizin kariyeriniz üzerindeki etkisinden söz edebilir misiniz?

1989'un başında Şefik ofisinde Almanya'daki Fonoforum dergisinin editörü olan Stefan Mikorey'den bir telefon aldı. Sn. Mikorey, Uzak Doğu'da yeni plak markası Naxos'un kurucusu olan ve Beethoven/Liszt senfoni kayıtlarından haberdar olan Klaus Heymann'ın, İdil'i arayacağını ve bir dizi kayıt önereceğini söyledi. Bu çok önemliydi ve bu teklifi ciddi bir şekilde değerlendirmem gerekiyordu. Daha sonra Sn. Heymann ile kaldığı Grand Palace yakınındaki Amigo otelde görüştüm. İlk olarak Naxos'un Beethoven/Liszt senfoni LP kayıtlarını CD üzerinde yeniden yayınlayıp yayınlayamayacağını sordu. Şefik'in bunların haklarının on yıl süre ile EMI'ye ait olduğunu söylemesinden sonra Sn. Heymann bana döndü ve "Naxos için Chopin'in bütün piyano eserlerini kaydedebilir misiniz?" Ben de "Evet, bunu yapmaktan memnuniyet duyarım" dedim. Daha sonra ayrıca Brahms ve Rahmaninof'un eserlerinin bazı kayıtlarını da yapmamı önerdi. Böylece kısa bir görüşmeden sonra benimle Naxos arasında bugüne kadar devam eden işbirliği başlamış oldu (gerçekte bu yıl, söz konusu toplantının otuzuncu yıldönümü). Solo kayıtlar, Heidelberg'de gerçekleşti ve ben, Brüksel ve Heidelberg arasında sonraki on yıl içinde her yıl birçok kez mekik dokudum. Orkestra kayıtları için Polonya ve Slovakya'ya gittim. Başlangıçta hemen her ay bir CD kaydediyordum. Daha sonra 2008'de istediğim her repertuarı kaydedebildiğim IBA'yı (İdil Biret Arşivi) oluşturduk ve bu, Naxos tarafından CD üzerinde ve dijital olarak bütün dünya çapında dağıtıldı. Geçen yıl 1959'dan bu yana yaptığım bütün stüdyo kayıtlarım 130 CD'lik büyük bir kutuda set halinde yayınlandı. Repertuarımdaki eserlerin çoğunluğunu kaydetme fırsatını bana vermesi ve bunları dünyanın dört bir köşesine dağıtması nedeniyle Sn. Heymann'a müteşekkirim. Bu, her iki yılda bir CD kaydedilmesi ve bunun tanıtılması için tura çıkılmasını içeren standart bir kariyerden çok daha önemli. Bu nedenle Naxos sayesinde tercih ettiğim ve hemen bütün diğer sanatçılardan farklı bir kariyere sahip olabildim.

1999'da Ankara Müzik Festivali'nde Liege Senfoni Orkestrası ile Cesar Franck'ın Senfonik Varyasyonlarını ve Les Djinns'i icra ettiniz. Bu konser nasıl gerçekleşti?

Ankara Müzik Festivali'nin organizatörü ve ana sponsoru olan Sn. Mehmet Başman, Liege'de de bir eğitim görmüş.  Bu nedenle her zaman Liege Orkestrasını festivale davet etmek istemişti. 1999'da bu fırsat ortaya çıktığında benden solocu olarak Cesar Franck'ın Senfonik Varyasyonlarını çalmamı istedi. Ayrıca Victor Hugo'nun aynı adlı şiirine dayalı olan Les Djinns'i çalmayı önerdim. Liege'deki provadan birkaç gün önce uzun süredir orkestranın müzik direktörlüğünü yapan Pierre Bartholemee görevinden istifa etti. Bu yüzden başka bir orkestra şefi ile birlikte çalmam gerekti. Ankara'daki konser çok iyi geçti ve bunun kaydedilmemiş olmasına üzgünüm. Daha sonra 2006'da bu iki Franck eseri ile birlikte Massenet'in piyano konçertosunu Alain Paris'in yönettiği Bilkent Üniversitesi Orkestrası ile kaydettim.

2001 ve 2008 arasında Beethoven'in 32 Piyano Sonatının tamamını Belçika'da kaydettiniz. Bu kayıtlar da Michel Devos tarafından Chaumont-Gistoux'daki kilisede gerçekleştirildi. Tamamlanması yedi yıl süren ve sizi tarihte Beethoven'in bütün piyano sonatlarını, konçertolarını ve senfoni uyarlamalarını icra eden ve kaydeden ilk ve tek piyanist yapan bu projeden bize söz eder misiniz?

1994'de Beethoven sonatlarının Chaumont-Gistoux'daki kilisenin güzel akustiğinde nasıl duyulacağını test etmek için Waldstein, Op. 54 dahil olmak üzere üç sonatı kaydettik. Sonuç mükemmeldi. Ancak o dönemde Naxos için kayıt yapıyor olmam nedeniyle Beethoven serisine ancak 2001'den sonra devam edebildim. Daha sonra 32 Piyano Sonatının tamamını kaydettim ve bu çalışmayı 2008'de tamamladım. Michel'e bazen arkadaşı ve RTBF prodüktörü olan Stephane Lizin yardım ediyordu. Aynı yıl kaydettiğim bütün piyano konçertoları ve daha önce kaydettiğim senfoni uyarlamaları, 2011'de 19 CD'lik bir kutu takımı olarak yayınlandı. Konserde bütün sonatları, konçertoları ve senfoni uyarlamalarını da icra etmiş olmam nedeniyle fark etmeden bütün bu eserleri konserlerde çalmış ve kaydetmiş ilk piyanist oldum. Bu tamamen planlanmamış bir şeydi. Hayat böyledir. Bir şey başka bir şeye zemin hazırlar ve aniden beklenmedik ancak olumlu bir sonuç elde edersiniz.

2010'da Türkiye'de Sagalassos Vakfının kurulmasına yardımcı oldunuz ve kurulun bir üyesi olarak seçildiniz. O tarihe kadar otuz yıldan uzun bir süre Sagalassos antik kentindeki kazılar, Louvain Üniversitesi tarafından gerçekleştirilmiş ve tamamen Belçikalılar tarafından desteklenmişti. Bu konuyu ve bu projeye nasıl katıldığınızı bize anlatabilir misiniz?

Sagalassos antik şehri hakkındaki bilgileri Louvain Üniversitesinde öğretim üyesi ve kazıların direktör yardımcısı olan uzaktan kuzenim Sn. Ebru Torun'dan öğrendim. Daha sonra o tarihte arkeoloji öğrencisi olan yeğenim, o yaz kazı ekibine katıldığında bu antik kenti ziyaret etme fırsatım oldu. Arkeolojik alanın güzelliğinden çok etkilendim ve Sagalassos adının Türkiye'deki bir çok önemli antik kent kadar neden bilinmediğini merak ettim. Bunu İstanbul'daki arkeoloji toplumunun tanınmış bir üyesi olan dostumuz Prof. Münir Ekonomi ile konuştum ve onun desteği ile bir vakıf kurmak için girişimde bulunduk. Bu amaçla 2011'de Sultanların 19. yüzyılın ikinci yarısında çoğunlukla Verdi operaları olmak üzere yeni operaları izledikleri İstanbul'daki Yıldız Sarayının tiyatro salonunda yardım amaçlı bir resital verdim. Vakıf, daha sonra yeterli mali kaynakla kuruldu ve o tarihten bu yana yönetim kurulunun bir üyesiyim. Vakıf, şu anda Belçikalı sponsorlarla birlikte kazıları destekliyor.

2013'den itibaren Belçika'da Schumann, Scriabin, Bach ve Mussorgsky gibi başka bestecilerin eserlerini kaydettiniz. Bu kayıtlar, Namur'daki Chateau Flawinne'de yapıldı. Bu yeni dönem ve ayrıca 1985-2017 arasında Belçika'daki bütün kayıtlarınızın prodüksiyonunu yapmış olan Michel Devos'dan söz edebilir misiniz?

Beethoven sonatları projesinin tamamlanmasından sonra başka bestecileri kaydetmeye karar verdik ve Schumann'ın Carnaval'i ve başka eserlerle işe başladık. Daha sonra Michel, de Spoelberch ailesine ait olan yeni ve mükemmel bir yer olan Chateau Flawinne'i buldu. Orada gece de kalabildiğimiz için, rüya gibi bir yerdi. 2014'de konser salonunda (duvarda fantastik bir büyük halı vardı) Scriabin Etudlerini ( Op. 2, 8 ve 42)  kaydettim. Daha sonra merdivenli giriş holünün yüksek bir tavanı olduğunu ve oradaki akustik kalitenin çok daha iyi olduğunu, biraz kuru olduğunu ve çok yankılanmadığını fark ettik. Bunun özellikle Bach'ın eserleri için tam da istediğim şey olması nedeniyle kayıtlara orada devam ettik. 2015'de Bach'ın Well Tempered Clavier'sinin 48 Prelüd ve Fügünü ve başka bazı eserlerini kaydettim. Aynı yıl içinde arkadaşım ve çellocu Baron Roderic von Bennigsen ile Brahms'ın çello ve piyano için iki sonatının da kaydını yaptık. Daha sonra 2016'da iki Schubert sonatını ve Wanderer Fantasie'sini ve Mart 2017'de de Glazunov'un 2. Sonatını ve Franck'ın Prelude Chorale et Fugue ve Prelude Aria et Final'ini kaydettik.

Franck, Michel ile birlikte kaydettiğimiz son besteciydi. Aynı yıl Eylül ayında ölümcül hastalığına rağmen kayıtların kurgusuna  nezaret ettikten sonra hayata veda etti. Michel ile çalıştığım yıllar içinde kendisini adamış eşi Nicole ve iki çocuğu Audrey ve Alexander ile bir aile gibi olmuştuk ve aramızda büyük bir dostluk oluşmuştu. Michel, bir kimya mühendisiydi ve müzik kaydetmek, onun için sadece bir hobiydi. Ancak küçük bir dijital donanım ve iki küçük yoğunlaştırıcı mikrofonla kilisede ve daha sonra şatoda mükemmel bir ses kalitesi elde etti ve bu, bütün diğer stüdyo kayıtlarımdan daha iyiydi. Stresli Beethoven senfonilerinin kayıtları sırasında sabah erken saatlere kadar devam eden uzun kayıtlar sırasındaki nezaketi ve sabrı ile bana sakinlik ve huzur verdi. Bu, çalışmanın o kadar kısa bir süre içinde (örneğin dört senfoniyi art arda dört gece çalışması ile kaydetmem gerekti) başarılı bir şekilde tamamlanması açısından çok önemliydi. Nisan 2018'de Dominique ve Olivier Spoelberch tarafından Chateau Flawinne'de düzenlenen bir anma resitalinde Michel ile birlikte kaydettiğim Bach, Beethoven ve diğer eserleri çaldım. Ailesinin isteği üzerine Şefik, izleyicilere Michel ile uzun yıllar boyunca yaptığımız çalışmalar ve müzikte bıraktığı miras hakkında bir konuşma yaptı. Şu anda şatoda son yıllarda Michel'e yardım etmiş olan Laure Renaud-Goud ile kayıtlara devam ediyorum. Debussy'nin Etudes, Preludes, Images ve diğer eserlerinin kayıtlarını yeni tamamladık.

28 Ekim 2019'da Brüksel'de bu salonda 1959'daki ilk icranızın 60. yıldönümünde Palais des Beaux Arts salonunda bir resital vereceksiniz. Bu resitalden önce bu yıl Paris'teki Galle Gaveau'da buradaki Konservatuarda öğrenim görmek üzere sekiz yaşında bir çocuk olarak Paris'e gelişinizin 70. yılı vesilesiyle bir resital verdiniz. 2019'daki bu iki yıldönümü konseri hakkındaki duygularınız nelerdir? Gelecek Palais des Beaux Arts  konserinin programını nasıl seçtiniz?

Sadece ânı yaşadığım için her zaman yıldönümü kutlamaları benim için sürpriz olmuştur. Kuşkusuz 1959'da Stravinsky'nin Capriccio'sunu ilk çaldığım sahneye beni geri götürecek olan Palais des Beaux Arts konseri nedeniyle çok mutluyum. Stravinsky’nin Petrouchka - 3 sahne isimli eserini bu nedenle resital programıma dahil ettim. Resital'e, Belçika'da bütün piyano sonatları ve senfoni uyarlamalarını kaydettiğim Beethoven’in bir eseri ile başlayacağım. Programdaki diğer eserler Liszt’in piyanoya uyarladığı Schubert'in iki şarkısı, Chopin’in bir Nocturne’ü ve Türk besteci Adnan Saygun'un Üç Prelüdü.