KAFDAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 11

İbrahim Bey, 1905 yılını başkent Petersburg’da öğrenci olarak geçirir. Olayların hem tanığı, hem de figüranları arasında yer alır.


KAFDAĞININ ARDINDAN BİR BEY OĞLU / 11

11

RUSYA’DA 1905 DEVRİMİ

Şostakoviç’in 11 No.lu senfonisi “1905 Yılı” adını taşır. 12 yıl sonra yalnızca Rusya’nın değil bütün dünyanın düzenini değiştirecek olan devrimin bir prelüdüdür sanki bu yıl. Şostakoviç, dört bölümlü senfonisinde bütün bir yıl içinde yaşananları anlatır.

Senfoninin tümünün Mariinski Tiyatrosu’nun Genel Sanat Yönetmeni şef Valeri Gergiev’in yönetimindeki Mariinski Tiyatrosu Orkestrası’nın konser kaydı:

https://youtu.be/wW5USVKVAx4

Şu anda Senfoninin tümü yerine Senfoni’den çok kısa bir bölüm dinlemek isteyenlere önerim ise: https://youtu.be/4VsDOqD6DLs (Violacı Odile Torenbeek, “bestecinin, Devrimci Cenaze Marşı’ndan yola çıkarak 1905’te yaşamını yitirenlere ağıt olarak bestelediği” bölümü çalarken bestecinin bu bölümün Marziale (marş gibi) değil Adagio olarak çalınmasını istediğini belirtiyor.)

İbrahim Bey, 1905 yılını başkent Petersburg’da öğrenci olarak geçirir. Olayların hem tanığı, hem de figüranları arasında yer alır. O nedenle, bu yılı biraz ayrıntılı anlatmak gerekiyor.

1905 yılının Devrim Yılı’na dönüşmesinin fitili Petersburg’da bir Pazar günü tutuşturulur. (Şostakoviç’in 11 no.lu senfonisinin - Gergiev yönetimindeki Mariinski Tiyatrosu Orkestrası’nın yukarda verilen kaydının 12. dakikasında başlayan- ikinci bölümü, tarihe “Kanlı Pazar” olarak geçecek o güne ayrılmıştır.)

KANLI PAZAR

Ocak ayının karlı, dondurucu günlerinden biri… Sabah saatleri… Petersburg’a tepeden bakarsak, kardan bembeyaz yolların, kanalların, köprülerin tek yönlü akan bir insan seliyle karardığını görürüz! Yüz değil, bin değil, 10 bin değil, 100 bin değil, kimine göre 150 bin, kimine göre 300 bin kişi yollara dökülmüş! Dört bir yandan yürüyüşe geçmiş, şehrin merkezindeki bir noktaya doğru ilerleyen kalabalığın çoğu, hırpanî görünümlü insanlardan oluşuyor: kadın erkek, genç, yaşlı, çoluk çocuk… Yaşlılar bastonlarına abanmış ya da bir gencin kolunda, çocuklar ya anababalarının ellerinden tutmuş ya da kucakta… Kalabalık, ilâhiler söyleyerek ellerinde ikonalarla ilerliyor. Derken, bir grup, Rus ulusal marşını söylemeye başlıyor: “Tanrı Çar’ı korusun” ezgisi dalga dalga yayılıyor: şehrin üzerini ilâhilerin ve ulusal marşın uğultusu kaplıyor. Kalabalığın altı koldan yaklaştığı yerin Çar’ın yaşadığı Kışlık Saray olduğunu görüyoruz.

Saray’ın önündeki devasa meydana gelmekte olan kalabalığın en önünde bir rahip dikkati çekiyor: Elinde Çar’a verilmek üzere kaleme aldığı bir dilekçe, bir yakarış var: “Yüce efendimiz, biz Petersburg’da çalışan ve yaşayanlar, karılarımız, çocuklarımız, anababalarımızla sana halimizi anlatmaya geldik. İşyerlerinde insan değil, köle gibi çalıştırılıyoruz. Öyle ağır ki çalışma koşullarımız, artık böyle yaşamaktansa ölmeyi yeğleyecek noktaya geldik. Bizi gör; bizi duy; bizim durumumuza çare bul! Halkınla arandaki duvarı kaldır!”

Kışlık Saray’ın önündeki meydanda Çar’ın muhafızları dizilmiş, yaklaşan kalabalığı izlemektedir. Derken bir komut duyulur: “Nişan al!” Muhafızlar parmakları tetikte, gözleri kalabalıkta beklerken kalabalık ağır adımlarla onlara doğru gelmektedir. “Ateş!” emriyle ortalık bir anda toz dumana bürünür. Vurulanlar, kaçanlar, düşenler, ezilenler, yaralananlar… Çığlıklar, çocuk ağlamaları, haykırışlar, dualar, beddualar birbirine karışır.

Kanlı Pazar olarak tarihe geçecek o gün resmî rakamlara göre ölü sayısı 99, yaralı sayısı 333!... Resmî olmayan rakamlar ise binlerle ifade edilir. Kulaktan kulağa yayılan bu haber halkta önüne geçilemez bir öfkeye yol açar. Şehirde olaylar çıkar: Polisle halk arasında sokak çatışmaları başlar; öfkeli halk tramvayları devirip yollarda barikatlar kurar. *

Kanlı Pazar günü yürüyen işçiler, ışıltılı ve göz alıcı Petersburg’un arka yüzünü gösterir. Düşük ücretle çok ağır koşullarda günde 13-18 saat çalışan bu işçi kitlesi cahil bir yığın değildir: halkın yalnızca %21’inin okuma yazma bildiği Rusya İmparatorluğu’nda, başkent Petersburg’un işçileri arasında okuma yazma oranı %70’tir. İşçilerin yarıya yakını 1000’den fazla işçi çalıştıran işyerlerinde çalışmaktadır. Bu durum aralarındaki iletişimi, etkileşimi, örgütlenmeyi kolaylaştırır. İşçiler dünyada ve ülkelerinde gelişen hak ve özgürlük kavramlarından haberlidir. Her türlü demokratik örgütlenme yasaklanmış olsa bile, basın aydınlarla işçiler arasında köprü görevi yapar. İşçilerin talepleri birikmiştir. İşverenlerse devletin ücretler yada çalışma saatleri konusunda iyileştirme yapmasının önüne geçmektedir.

Ülke bir yandan da Japonya’yla savaş içindedir. Bir yıl önce, Japonya, Rusya’nın Port Arthur’daki deniz üssüne saldırmıştı. Böylece başlayan savaş Rusya’nın ekonomisini sarsmakla kalmamış, ülkedeki huzursuzluğu körüklemiş, halkın yönetime olan inancını iyice yitirmesine yol açmıştı. Hem peşpeşe gelen yenilgiler, hem de savaşa bağlı kıtlıklar ülkedeki gerginliği artırmıştı. İşçiler -Kafkasya da içinde olmak üzere- bütün Rusya’da grev ve iş yavaşlatma eylemlerini yoğunlaştırmışlardı.

KANLI PAZAR’DAN SONRA

1905’in Ocak ayında, ücret artışı, çalışma saatlerinin azaltılması gibi taleplerle sokağa dökülen işçiler, yıl ortasına gelindiğinde artık siyasal hak peşindedirler. Halkı Çar’ın çevresinde kenetleyeceği umulan savaş, askeri bile devlete karşı cephe almaya itmiştir.

Japonlarla savaş Eylül’de Rusya’nın yenilgisiyle biter bitmesine, ama içerideki kavga bu yenilgiyle daha da kızışır: grevlerin, gösterilerin, ateş açılarak öldürülen göstericilerin olmadığı gün yoktur.

Ekim ayına gelindiğinde, Petersburg’daki demiryolu işçi temsilcilerinin toplantısına ateş açıldığı yolundaki bir yalan haber üzerine, bütün Rusya’da demiryollarını felç edecek bir grev dalgası ortaya çıkar. Ülkede telgraf ve telefon hizmetleri durmuş, basımevi grevleri yüzünden gazeteler çıkamaz olmuştur. Grevleri yönetmek için işçi “Sovyet”leri (konseyleri) kurulmuş, Sovyetler grev kırıcılara karşı şiddet kullanılmasını kararlaştırmış; devrimci gruplar kendi gazetelerini basmaya başlamışlardır.

Valentin Serov'un (1865-1911) göstericileri döven Kazaklar çizimi.

Öğrenci gösterileri yasaklanmıştır... Petersburg Üniversitesi kuşatılır... Gösteri yapmaya kalkan üniversitelilere karşı güç kullanılır... İbrahim Bey, bütün bunlar yaşanırken üniversite son sınıf öğrencisidir. Çoğu üniversiteli gibi, devrimin ortasında ve içindedir. Fıçılar üzerine çıkıp işçi topluluklarına söylev çeken üniversitelilerin arasında yer alır. O gün savunduğu işçi haklarını daha sonraki siyasal yaşamı boyunca savunmayı sürdürdüğünü arşiv belgelerinden öğreniyoruz. İşçi toplantılarına katılan öğrenciler arasında yer aldığını, Kazakların öğrencileri dövmesine tanık olduğunu söylemiş, oğlunun soruları üzerine. Öğrencilere düzenlenen saldırılardan kurtulduğunu, eğer kendi de dayak yemiş olsaydı söylerdi diye düşünebiliriz; ama tersi de olabilir, çünkü, daha sonraki yaşamında karşı karşıya bırakıldığı bazı fiziksel sıkıntıları bugün başkalarının anılarından öğreniyoruz. Aileden aktarılan anılara topluca bakıldığında, İbrahim Bey’in geçmişten söz ederken kendi yaptıklarına odaklanmayıp tanıklıklarını anlatmış olduğunu görüyoruz. Türk dili gibi, milliyetçilik gibi önemsediği konulardaki anılarını aktarırken söylediklerinden, başka ipuçları yakalıyoruz.

O günlerde Petersburg’da elektrik kesilmiştir; hayat durma noktasındadır... Başkentte yalnızca fabrika işçileri değil, doktorlar, avukatlar, devlet memurları, temizlik işçileri, atlı arabacılar bile grevdedir.

Çar ailesinin yakın çevresinden bir hanım, Vera Leonidovna, o günleri şöyle anlatmış: “Herkes grevdeydi. Sanki tatil vardı. Mariinski Tiyatrosu’nda bale grevdeydi: (Çar) Nikolay’ın metresi Matilde’nin erkek kardeşi Yosif Ksçessinski bile grevdeydi… Onu iyi tanırdım. O dönemde greve katılması sonradan işine yaradı: Rusya Cumhuriyeti’nin saygın bir sanatçısı oluverdi.”**

Grevler nedeniyle demiryolu ulaşımı kesildiği için zaten Petersburg’dan ayrılıp Kafkasya’ya dönme olanağı yoktur. Ayrıca, ateşli üniversiteliler heyecanlı devrim ortamını bırakıp gitmek de istemezler. İbrahim Bey, oğlunun 1905 yılında görüp geçirdikleriyle ilgili soruları üzerine, Petersburg’da parolayla girilen hücre evlerinde Lenin’in konuşmalarını dinlediğinden söz etmiş. Lenin için “çok zekî” demiş oğluna.

Başkent Petersburg’da hayat böyle durma noktasına gelmiş, halk ayaklanmış iken Sibirya’dan Baltık kıyısına dek bütün ülkede, yüzlerce kişinin ölümüne neden olan kanlı çatışmalar doruğa çıkar.

ÇAR GERİ ADIM ATIYOR: EKİM MANİFESTOSU

Çar’ın ailesiyle bakanları içinde sertlik yanlısı olanlar gibi reformcular da vardır. Reformcular, Ekim sonunda – eski Rus takvimine göre 17 Ekim’de, günümüz takvimine göre ise 30 Ekim’de- Çar’a bir bildiri imzalatmayı başarırlar. Halka açıklanan ve Ekim Manifestosu olarak tarihe geçen bu bildiri ile halkın temsilcilerinden oluşan bir danışma meclisinin (Duma’nın) kurulacağı, bu meclisin onayı olmadan hiçbir yasanın yürürlüğe girmeyeceği, bir anayasa yapılacağı, özgürlüklerin genişletileceği sözü verilir.

İlya Repin'in fırçasından 17 Ekim 1905 günü Petersburg.

Ekim Manifestosu muhalifleri böler. Yasadışı Rusya Sosyal Demokrat İşçi Partisi önderlerinden Troçki, devrim başladıktan sonra yurtdışından dönmüştür. Petersburg’da işçilere seslenerek bu Manifesto’nun bir aldatmaca olduğunu söyler. Troçki’nin işçi kalabalıklarına verdiği söylevleri dinleyen İbrahim Bey, ondan “iyi nâtık (söylevci)” (iyi konuşmacı) olarak söz edecektir oğluna.

Sosyalistlerden farklı olarak, muhalifler arasındaki liberal gruplar Manifesto’yu desteklerler. Petersburg ve Moskova’da Ekim Manifestosu’nun hem yanında, hem karşısında dev gösteriler düzenlenir.

Manifesto’nun açıklanması ile dizginlenemez bir siyasal etkinlik de başlar: çok kısa zamanda peşpeşe yeni sendikalar; gerek radikal, gerekse aşırı milliyetçi yeni partiler; yeni oluşumlar belirir. Bu arada Ekim Manifestosu’ndan yana olan ılımlı muhafazakârlar, Oktyabrist (Ekimci) Parti’yi kurarlar. İbrahim Bey, ilerde Rusya parlamentosunda milletvekili olunca, bu partinin değişen tavrını kıyasıya eleştirecektir.

Ekim Manifestosu’nun açıklanması üzerine, yorgun grevci işçiler işbaşı yapmaya başlarken bazı gruplar onları engellemeye kalkışır. Tam devrimci güçler dağılmaya yüz tutmuşken Çar yanlısı Rus milliyetçisi militan gruplar karşı saldırıya geçer. Artık, bütün Rusya’da bir yandan devrim yanlıları ile “Kara 100’ler” diye anılan milliyetçi militanlar arasında yerel çapta çarpışmalar, öte yandan Yahudilere yönelik toplu saldırılar görülür.

İşçiler işe dönerler ama bu kez de askerler isyan edip deniz üslerini, vb yakıp yıkmaya başlarlar.  Köylü ayaklanmaları bağımsız yönetim birimleri kurmaya dek varır- ta ki Japonlarla savaştan dönen askerlerin her türlü başkaldırıyı kanlı bir biçimde ezmelerine değin. Bu da 1906’nın ortalarını bulur.

Öte yandan, o yıl Kafkasya - İbrahim Bey’in babası İsa Bey Haydarov’un da karışacağı- kıyasıya bir Türk- Ermeni çatışmasına sahne olmuştur.

DEVAMI YARIN

(Gelecek Bölüm: 1905 yılında Kafkasya’da Türk- Ermeni çatışmaları)

* Yürüyüşü örgütleyen ve kalabalığın başını çeken Peder Gapon önceden Çar II. Nikolay’ı uyardığı için Çar ailesiyle birlikte yazlık sarayına gitmişti. O gece işçilere “Masum kardeşlerim!” diye seslenen ve artık Çar’a güvenilemeyeceğini söyleyen, Çar’dan “katliama uğrayan kardeşler”in intikamının alınması çağrısını yapan Peder Gapon, hemen ardından Rusya dışına kapak attı. O günden sonra ortalık karıştı; Çar, Kanlı Nikolay olarak anılmaya başlandı. Yıl sonuna doğru olaylar yatışır gibi olunca ülkeye dönecek olan Gapon ise gizli polis için çalıştığını söyleyince öldürülecekti.

**Edvard Radzinsky, The Last Tsar, London: Arrow Books, 1993, s.76