"Antonio Pirolli ile Çalışmaktan Hep Büyük Zevk Aldım"

Geleceği çok parlak olan yeni kuşak genç şeflerden de Can Okan’ı saymak isterim... Opera Yasası'nda konzertmeisterin adının bile geçmemesi büyük eksik.


Müzisyenler, eğer devlet sanat kurumlarında kadrolu olarak görevliyseler memurların genel statüsü nedeniyle 65 yaşını tamamladıklarında yaş haddi uygulaması nedeniyle emekliye ayrılıyorlar. Yok, kadroları üniversite konservatuvarlarından biriyse yaş haddi 67'ye yükseliyor. Tayfun Bozok, neredeyse meslek yaşamının tamamını çeşitli orkestraların konzertmeister, yani başkemancı sandalyesinde geçirmiş bir sanatçı. Yurtdışından Türkiye'ye döndüğünde atandığı Ankara Devlet Opera ve Balesi başkemancılığından 22 Temmuz 2020 tarihi itibariyle yaş haddinden emekliye ayrıldı. Yıllardır çalışmalarını takdirle izlediğim, sololarını zevkle dinlediğim Tayfun Bozok'a yazılı olarak sorular yolladım, O da açıkyüreklilikle yanıtlayarak gönderdi.  İlgiyle okuyacağınıza inanıyorum.

Uzun süre Ankara DOB Orkestrası’nın başkemancılığını yaptıktan sonra 22 Temmuz 2020 tarihi itibariyle emekli oldunuz. Neler hissediyorsunuz?

Ankara DOB’ un 22 yıl konzertmeisterliğini yaptım. Marttan itibaren pandemi dolayısı ile temsillerimize ara verildi. Dolayısı ile bu benim son temsilim diyebileceğim bir durum söz konusu olamadı. İkinci ailem olmuş DOB orkestrası ile son temsilimi arkadaşlarımla paylaşabilmeyi ve doya doya o akşamı yaşayabilmeyi arzu ederdim…. Biraz onun burukluğunu hissediyorum.

Kaç genel müdürle çalıştınız? Aralarındaki yönetim anlayışı farklarını değerlendirmeniz mümkün mü?

1998 yılından bugüne kadar altı Genel Müdür ile çalıştım. Hasan Hüseyin Akbulut’un zamanında DOB’ a girdim. Sırası ile Remzi Buharalı, Meriç Sümen, Rengim Gökmen, Selman Ada ve halen DOB Genel Müdürü olan Murat Karahan ile çalışma fırsatım oldu. Hepsinin de vizyonları ve dinamikleri farklıydı. Zaten böyle de olmalı. Farklı fikirler ve yönetimler, doğruları ve yanlışları ile bana büyük bir deneyim kazandırdı. Ben hepsinin döneminde Onlarla uyum içinde çalışma fırsatı bulabildim. Bunun için mutluyum. Tabii ki her zaman aynı fikirlerde olmak mümkün değil. Demokrasi ortamlarında da bunun olması gerek. Aynı bir ailede karşılaştığımız zorluklar gibi Opera'da karşımıza çıkan problemleri de sevgi ve saygı içinde çözmeyi başarabildik.

Bir opera orkestrası ile senfoni orkestrası, temelde aynı olmakla birlikte, uygulamada ne gibi farklılıklar var, deneyimlerinize dayanarak anlatabilir misiniz?

Senfoni Orkestraları ve Opera orkestraları arasında fark yokmuş gibi gözükse de aslında çok fark var. İlk başta repertuvar, hazırlık dönemleri ve yapılan işin daha çok kişiler ile paylaşılması. Senfoni Orkestralarında hazırlık dönemi genelikle bir hafta içine sığdırılır. Opera da ise ilk başta koro ve solistler çalışmaya başlar, daha sonra orkestra yaklaşık on beş günde okuma provalarını tamamlar. Sonraki aşamada sanki bir puzzle parçalarını birleştirir gibi, koro, solistler ve bale ile yapılan provalarda bu parçalar birleştirilir. Bir bütün, ancak bu aşamadan sonra çıkmaya başlar. Bu puzzle'ın ortaya eksiksiz ve uyum içinde çıkabilmesi için, eserin yönetmeni, korosu, solistleri, balesi, orkestrası, eserin şefi sayesinde uyum ve fikir birliği içinde olmak mecburiyetindedir. Sonuçta iki yüz, iki yüz elli kişinin ortak yaptığı bir iş birliği ve demokratik bir uyumun sonucu eser ortaya çıkar.

Çalarken en çok zevk aldığınız opera hangisi? Neden?

Bu sorunun cevabı çok zor ama, benim galiba en çok hayran olduğum partisyon Tosca operasında. Hayran kalmamak mümkün değil. Libretto ile müziğin uyumu bir efsane gibi. Her solistin teması bile ayrı düşünülmüş ve O’nun karakterine göre yazılmış. Yani daha solist sahneye çıkmadan o temayı duyduğumuzda sahneye kimin çıkacağını tahmin edebiliyoruz. Müthiş bir partisyon harikası Tosca Operası. Puccini'nin bende yarattığı duygu, benim iç dünyama daha yakın. Tabii ki bütün operalar ayrı bir hikâye, ayrı bir dünya. Aslında hangi operayı çalıyorsak onu yaşamaya ve hissetmeye çalışıyoruz.

Hangi operadaki solo keman partisini en çok seversiniz? Size neler hissettirir?

Operalardaki sololara gelince hepsinin benim için ayrı değeri ve hikâyesi vardır. Strauss ve Wagner operlarındaki sololar benim en çok sevdiğim sololardır. Maalesef Türkiye’de teknik açıdan bu operaları yapabilmemiz biraz güç. İnşallah yeni nesiller daha büyük opera salonlarında çalışabilme fırsatı bulurlar da, bu eserlere programlarda daha çok yer verilir. La Boheme, Turandot ve Aida operalarındaki sololar ne kadar kısa olsa da sevdiğim sololardır.

Bale eserlerinde daha uzun sololar vardır. Kuğu Gölü, Üç Silahşörler ve Bayader' deki sololar çok sevdiğim sololardır. Bu soloların bana hissettirdiği en önemli şey; çok kısa bir zaman diliminde bu soloları, bestecinin yazarken hissettiği duyguyu kendi hayal dünyamızla harmanlayıp seyirciye en iyi ve doğru bir şekilde hissettirebilmek hissidir. Bir konçerto çalarken bu duyguları seyirciye aktarmak için çok zamanınız var ama, bir orkestra içinde çaldığınız sololar da maalesef çok fazla zamanınız yok. Kısa bir zamanda bu duyguları seyirciye en iyi şekilde aktarabilmeniz lazım.

Çok sayıda değişik orkestra şefinin batonu altında çaldınız. Orkestrayı en iyi toparlayıp, eseri hazırlayıp çaldıran sizce hangi şef veya şefler?

İsviçre’de hem senfonik orkestra hem de Opera orkestralarında konzertmeisterlik yaptım. Dünyaca ünlü şefler ve solistlerle çalışma fırsatım oldu. Hepsinin bana verdiği zevk ve tecrübeler farklı olmuştur. Senfonik repertuvarda Michel Tabachnik, Arturo Tamayo çok beğendiğim şeflerdir. Onlardan öğrendiğim tecrübeler ve kazanımlar müzik anlayışımda ve düşüncemde yeni çığırlar açmıştır.

Opera orkestraları ile, genç yaşta kaybettiğimiz İtalyan şef Marcello Viotti, Maurizio Arena gibi şefler de müziğe bakış açımı olumlu bir şekilde değiştirmiştir. Orkestraların şeflerine güveni çok önemlidir. Ne yazık ki bu güveni sağlayabilen maalesef çok az şef var. Zaten bu güveni sağlayan şefler de büyük kariyerler yapan şeflerdir.

Türkiye’de ise Antonio Pirolli, partisyona olan saygısı ve eserin tamamen orijinalliğine bağlı kalarak en ince detayına kadar çalıştırması sayesinde, her zaman çok iyi sonuçlar elde etmiştir. Onunla çalışmaktan her zaman büyük zevk almışımdır. Geleceği çok parlak olan yeni kuşak genç şeflerden de Can Okan’ı saymak isterim. Tabi ki alışagelmiş kıskançlıklardan dolayı ayağına çelme takılmazsa.

Sizce uygulamada başkemancıya ve işlevine hak ettiği değer veriliyor mu?

Konzertmeister bildiğiniz gibi şeften sonra gelen kişidir ve bu yer çok önemlidir. CSO kanununda bu yerin önemi ve görevleri, opera orkestralarına nispeten kanunlarında belirtilmiştir. Ne yazık ki Opera kanununda buna yer bile verilmemiştir. Hatta operadaki sınavlara bile konzertmeisterlerin girmesi yasal değildir. Genel Müdürlerin inisiyatifi doğrultusunda danışman olarak çağrılabilirler. Fakat karar verme yetkisi yoktur. Bu önemli görevin kanunlarda pasifize edilmiş, hâtta yok sayılmış olması çok büyük bir yanlış ve eksikliktir. Bu durumu her Genel Müdür döneminde dile getirmeme rağmen bu konuya bir açıklık getirilemedi. Bu durum zaten yeterince bir konzertmeistere ne kadar değer veriliyor diye insanın aklına bir soru getiriyor. Kanun değiştirmek zor biliyorum ama en azından bir iç yönetmelikle bunlara açıklık ve bir çare bulunabilirdi diye düşünüyorum. Kısacası Türkiye’de konzertmeisterlerin, özellikle opera orkestralarında kanunlardaki açıklardan dolayı yetkilerinin çok kısıtlı olduğunu düşünüyorum. Çünkü sadece geleneklerle bu iş bir yere kadar yürür.

Değişik senfoni orkestraları eşliğinde, solist olarak konserler de verdiniz. Yeterli sayıda davet alabildiniz mi? Bu konserlerden memnun kaldınız mı?

İsviçre’de iken Avrupa'nın önemli şehirlerinde ve orkestraları ile önemli konserlerim oldu. Yurt dışındaki orkestralar ile çalmak için Türkiye’deki gibi dilekçe vermezsiniz. Onlar sizi bulur ve konser teklif ederler. Bizim Türkiye’de ise çalmayı arzu ettiğiniz orkestralara dilekçe verirsiniz. Genellikle bu dilekçelere cevap bile alamazsınız. Ne kadar üzücü olan bir durum değil mi? Yani kendi memleketimizde solistlerimize verilen değerler bile, yabancı solistlere verilen değerlerden çok farklı. Bu konuda aşağılık komplekslerimiz var diye düşünüyorum. Yani yabancıların bu işi bizden daha iyi yaptıklarına dair bir ön yargı oluşmuş. Günün birinde halkımızın çoğunluğu kültürümüzde olmayan bu müzik için derin bir bilgiye sahip olduğunda ve mukayese yapabilme seçenekleri çoğalınca bu kriterler otomatik olarak değişecek ve gerçek kaliteler o zaman ortaya çıkacaktır.

Verda Erman’la Mendhelssohn iki keman için konçertoyu CSO eşliğinde seslendirdiğinizi anımsıyorum. Erman’la hukukunuz nereye dayanıyor?

Sevgili, rahmetli Verda Erman ile CSO eşliğinde çaldığımız Mendelssohn’un Piyano ve Keman konçertosu, sanat hayatımda en unutulmaz konserlerden biridir. Verda’nın muhteşem piyanistliği bir yana, şahsiyeti, kişiliği, duyarlılığı gerçekten çok az kişide bulunacak nadir özelliklerdi. Zaten bu nitelikler bence Onu Verda Erman yapmıştır. Verda ile tanışıklığımız, yazlıklarımızın bulunduğu Torba, Yalıkavak mevkiinde yazdan yaza görüşmelerimize dayanır. Hatta bir yaz, hayvanları koruma derneği hayrına yaptığımız resital, Onun hayvanlara da en az insanlar kadar değer vermesinin önemli bir göstergesidir.

Sizin Ayla Erduran'la da yakın dostluğunuz var değil mi?

Evet. Ayla ile dostluğumuz 1970 'li yıllara dayanıyor. Viyana’ya gitmek üzereyken beni gördü ve İsviçre’ye Onunla çalışmaya davet etti. Ben de Viyana defterini kapayıp Cenevre’ye yanına gittim. Virtuozite ve Konser Lisansı diplomalarını Onunla yaptım. Ayla bu güne kadar gördüğüm en iyi hocadır. Onunla yaşadığımız günler, anılar koca bir roman olacak kadar fazladır. Şu anda kendi hayatımı yazmaktayım. Onunla yaşamış olduğum anıları detaylı bir şekilde orada anlatıyor olacağım. Aramızdaki bağ hoca öğrenci ilişkisinden daha ötedir.

Suna Kan'la ADK-DER Keman Yarışması jürisinde..

Bazı gençlik orkestralarının turne hazırlık kamplarında yaylı gruplarını çalıştırdınız. Sizce genç yaylıcılar nasıl yetişiyor Türkiye’de. Neleri fazla, neleri eksik?

Cem Mansur’un kurduğu UGSO (Ulusal Gençlik Senfoni Orkestrası) isim değişikliğinden sonra da TUGFO (Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası’nı yalnız olarak üç sene, eşim Derya ile de beş yıl olmak üzere toplam sekiz yıl çalıştırdım. Gençlere olan güvenimiz ve Onlara olan sevgimizden dolayı aramızda güven ve sevgi bağları oluştu. Bu zaten başarmanın en önemli ilk kuralı. Derya ile aynı ekoldan olan çalışmalarımız, Onların aynı teknik, aynı enerji ve aynı stil ile çalmaları yaylıların bir bütün ve aynı ruh ile tınlamasını sağladı. Maddiyattan çok idealist düşüncelerimizden dolayı da bu çalışmalarımız her türlü organizasyon aksaklıklarına rağmen uzun bir zaman sürdü.

Genelde Konservatuvar’lar da özgüvenlerini ve inançlarını yeterince kazanamamış bu çocuklar, Onlara güvendiğiniz zaman sevgi ile neler yapabileceklerini yurt dışında önemli konser merkezlerinde verdikleri muhteşem konserlerle bizlere kanıtladılar. Demek ki doğru yoldaydık. Onların enerjisi, güveni, isteği, bizim Onlara olan güvenimiz ve desteğimiz ile birleşince ortaya çıkan sonuçlar gerçekten muhteşem oldu. Her yerde olağan üstü kritikler alarak yurt dışındaki seyirciyi kendilerine hayran bıraktılar. Halk onları her konserlerinde ayakta alkışladı. Türkiye’nin de prestijini her yerde en iyi şekilde yükselttiler. Maalesef bu başarılar Türkiye’de medyaya yeterli bir şekilde aktarılıp anlatılamadı. Çoğunlukla oralarda alınan muhteşem kritiklerle yetinildi. Ama maalesef bizim bu oluşumda devam edebilmemiz, organizasyondaki kişilerin, eğitmenlere tercih edilmesinden dolayı sonlandı. Türkiye’de gençler inanılmaz şekilde yetenekliler. Sanatlarını en iyi şekilde başarma potansiyelleri de çok yüksek. Yeter ki siz onlara güvenin, sevecen davranın, doğru teknik olasılıklar verin, yapamayacakları başaramayacakları şey yok.

Sizin sıkı bir oda müzikçisi olduğunuzu biliyoruz. Bozok Quartet, kadrosunda bazı değişiklikle uzun süredir müzik yaşamında. Sizce oda müziği mi daha zevkli, opera orkestrasında çalmak mı?

İkisinin de yeri çok ayrı. Benim için oda müziği her zaman çok önemli olmuştur. Ayla Erduran’dan bunu öğrendim. O da oda müziğine çok önem verirdi. Martha Argerich, Mischa Maisky ile oda müziği yapma şansım oldu. Bunlar benim için emsali olmayan deneyimlerdi. Rus Piyanist, meşhur kemancı Joseph Szigetti’nin damadı olan Nikita Magaloff ile iki sene İsviçre Vevey’de neredeyse bütün Rus bestecilerinin Triolarını yapma şansı buldum. 49 yaşında kaybettiğimiz Fransız kemancı Christian Ferras’ ın eşlikçisi piyanist Pierre Barbizet ile de oda müziği deneyimlerim oldu.

Oda müziği yapmadan ne solist ne Konzertmeister hatta ne de müzisyen olabilirsiniz bence. Öyle bir disiplin ki, eşlik, solo gibi herşeyi içinde barındırıyor. 2003 yılında kurduğum önce Akdeniz Quartet daha sonra Bozok Quartet olan dörtlüde, maalesef elemanlarımızın Ankara’dan ayrılma mecburiyetlerinden dolayı iki viyolacı ve üç viyolonselci arkadaşımızla yollarımızı ayırma mecburiyetinde kaldık.

Sanatçının emekliliği olmaz deriz hep. Siz de 65 yaş sınırı nedeniyle görevinizden emekliye ayrıldınız ama solistlik ve oda müziği çalışmalarınıza nasıl devam etmeyi düşünüyorsunuz?

Sanatçıların emekli olma gibi bir durumu söz konusu değil bence de. Bozok Quartete, Solo konserlerime ve öğrencilerime bundan sonra daha fazla zaman ayırabileceğim. İnşallah bir müddet daha birikimlerimi, gruplarla, öğrencilerimle paylaşabilirim. Bozok Quartet'in yeni formasyonuyla pandemiden dolayı ilk konserimizi yapamadık. İnşallah bu sene Opera’da ilk defa seyirci karşısına çıkabilmeyi umut ediyorum .

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

22 Temmuz 2020, Kaş

Tayfun Bozok'un resmî özgeçmiş notları:

Tayfun BOZOK

Tayfun BOZOK İstanbul’da doğdu. Kemana küçük yaşta Nuri ÇEKEN ile başlayarak 1966 yılında Ankara Devlet Konservatuvarın’da Jules HIGNY’nin öğrencisi oldu.Üç yıl sonra genç yetenekler müzik yarışmasında Birincilik ödülü aldı. 1973' de İstanbul Devlet Konservatuvarına geçen BOZOK, çalışmalarını Gülden TURALI ile sürdürürken İstanbul Devlet Senfoni Orkestrasının açtığı sınavı kazanarak Birinci keman üyeliğine kabul edildi. 1976 yılında İ.D.S.O eşliğinde Saint-Saens 3, Wieniawski’nin 2 nolu keman konçertolarını çalarak solistlik kariyerine başlamış oldu.

Konservatuvarı bitirdikten hemen sonra Yehudi MENUHİN’in asistanı olan Alberto LYSY tarafından İsviçre’ye davet edildi. Daha sonra yetenekli genç sanatçıları biraraya getiren bir organizasyonda Avusturya’nın Graz Orkestrası eşliğinde şef Milan HORVAT ile solist olarak çaldı.

1978 yılında Viyana Hochschule de Prof. F. SAMUHEL’in sınıfına kabul edildi ama sanatçı, Devlet sanatçımız Ayla ERDURAN’ın İsviçre Lozan Konservatuvarındaki virtüozite sınıfına girmeye karar verdi. Oradaki öğrenciliği sırasında ünlü kemancı İon VOİCU' nun Master Classe”ına katılan sanatçı yeteneğini çok kısa süre içinde göstererek İtalya’nın Sorrento festivalinde şef Massimo PRADELLA eşliğinde Mozart’ın 5 nolu keman konçertosunu çaldı. Ayla ERDURAN’ın sınıfından Virtüozite”Premier Prix” ve daha sonra Licence de Concert” diplomalarını başarıyla alarak eğitim dönemini noktaladı.

1980 yılında Cenevre Oda Orkestrasına Konzertmeister ve Cenevre Popüler Konservatuvarında öğretim üyesi olan sanatçı, 1984'de Fransa’da kurulan “Orchestre des jeunes de la Mediterranee”ye Konzertmeister olarak davet edildi. BOZOK aynı orkestra eşliğinde İtalya ve Yunanistan’da Michel TABACHNİK ve Arturo TAMAYO gibi ünlü şeflerle Çaykovski'nin keman konçertosunu, bir yıl sonra Aix-en-Provence Festivali’nde Beethoven’in üçlü konçertosunu ve daha sonraki sene de İstanbul Festivali’nde Chausson’un Poem’ini çalarak eleştirmenlerin dikkatini çekti.

Solistliğinin yanısıra oda müziği çalışmalarına da çok önem veren BOZOK, dünyaca ünlü piyanistler Martha ARGERİCH, Nikita MAGALOF, Pierre BARBİZET, viyolonselist Mischa MAISKY gibi sanatçılar ile müzik yapma fırsatı bulmuştur.

Cenevre Oda Orkestrası’nda ondört yıl Konzertmeisterlik yapan sanatçı 1985 yılında Lozan Sinfonietta Orkestrasına Konzertmeister oldu. Aynı yıl Viyana 'da 20. Yüzyıl Orkestrası'nın Konzertmeisterliğini de sürdüren BOZOK, bu Orkestra ile Alban BERG’in keman, piyano ve nefesli sazlar için yazılmış Kammerkonzert’ini Avusturya’da başarıyla çalarak tüm müzik eleştirmenleri tarafından kendisinden övgüyle söz ettirdi. Avrupa ülkelerinde ve Türkiye’de birçok radyo,televizyon kaydı ve CD çalışmaları gerçekleştirmiştir.

1997 yılında Türkiye’ye dönerek Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürlüğü Orkestrasının Konzertmeisterliğine atanan sanatçı aynı zamanda “Bozok Quartet”in 1. Kemancısıdır.