Aile boyu Ulucanlar'dan pırıltılı konser...


Müzisyen aileler konusunda bir proje yapmayı düşündüğünü şef Ender Sakpınar nicedir söyler dururdu. İKSV elini çabuk tutup geçen yılki İstanbul Festivali'ne bu konuyu tema olarak seçti. Sakpınar ise projesinin ilk adımı olarak, 23 Mart 2019 akşamı, Ulucan Kardeşler'i Eskişehir Büyükşehir Belediye Orkestrası'yla sahneye çıkardı.

Ulucan Kardeşler; Birsen Ulucan (d. 1970, piyano), Özcan Ulucan (d. 1973, keman), Ayşen Ulucan (d. 1985, keman) öyle yedi göbek müzisyen bir ailenin çocuğu değiller. Onları özendirip müziğe yönlendiren babaları Dr. Mehmet Ulucan (d.1942) bir tıp doktoru... Öyküleri Bulgaristan'ın Şumnu (Şumen) kentinde başlıyor. Bir sanat ve edebiyat aşığı olan, Nazım Hikmet başta pek çok ozanımızın şiirlerini ezbere bilen baba, sırasıyla çocuklarını müziğe yönlendiriyor ve yetenekli oldukları saptanınca da bu serüven devam ediyor. Öyle ki, Özcan, en küçük Ayşen'in ilk keman hocası oluyor.

Serüven, Todor Jivkov döneminde Bulgaristan Türklerine isim değiştirme başta olmak üzere yoğun baskılar sırasında, 1989'da ailenin göç ettiği İstanbul'da devam ediyor. Özellikle oda müziği alanında isimlerini kısa sürede duyuran Birsen ve Özcan'ın etkinliklerinin bazılarını yıllar içinde yakından izlemiştim. Ailenin aynı konserde yer alacağını öğrenince YHT adı verilen “hızlımsı” trene atlayıp Eskişehir'e geldim.

SAHNEDEKİ SÜRPRİZ: MİNİK ULUCANLAR

Karşılaştığım sürpriz, sanat yaşamını İngiltere'de sürdüren Ayşen'in oğlu Balkan (d. 2013) ve kızı Ayla'nın da (d. 2015) annelerinin yanında, ellerinde küçük keman kutuları Eskişehir'e gelmiş olmalarıydı. Meğer, “İlla ki biz de seninle birlikte geleceğiz, biz de çalacağız”, diye tutturmuşlar!

Ne yapsın şef Sakpınar, konserin başında durumu anlatıp, çocukları sahneye çıkardı. Onlar da kemanda annelerinin ilk verdiği derslerde öğrendiklerini göstererek dinleyicinin büyük sempatisini kazanıp alkışını aldılar. Hele o minik Ayla yok mu, yüzünde tatlı bir tebessüm, cin gibi bakışlarıyla dinleyiciyi yerlere kadar eğilerek selamlaması vardı ki, gerçekten görülecek sahneydi. Doğal olarak en büyük alkışı da, adı Ayla Erduran'a atfen konulmuş olan 3 yaşındaki Ayla aldı. Onlara birer küçük buketi, ön sıradan kalkıp dedeleri verdi.

Eskişehir Belediyesi Sanat ve Kültür Sarayı hıncahınç doluydu, öyle ki geçiş koridorlarının merdivenlerinde oturanlar bile vardı. Dinleyiciler arasında çocuklarının elinden tutup getirmiş, muhafazakar giysili anneleri de gördüm. Bu orkestranın temellerini atıp yaşatan, müzik ve tiyatroyu sevdiren, ilçelerin ayağına götüren, olmadı ilçelerden izleyiciyi merkeze özel servislerle getirten Başkan Yılmaz Büyükerşen'in, sağladığı kazanımların biriydi bu... Çocuk Senfoni Orkestrası ve Korosu'yla da Tepebaşı Belediye Başkanı Ahmet Ataç bir başka kazanımı sağlamıştı.

DOYURUCU BİR PROGRAM

Kardeşer, “küçükten büyüğe” sıralandılar konser programında. Ayşen Ulucan, L. v. Beethoven'in Keman ve Orkestra için Romanslarından 1 ve 2 No'luları (Opus 40 ve 50) seslendirdi.Londra Filarmoni Orkestrası'nın kemancı havuzunda yer alan Ayşen, her iki romansın da kadans ve trillerinde ne yaman bir çalgıcı olduğunu gösterdi.

Uzun yıllardır ünlü Rus kemancı Maxim Vengerov'un iki keman eserlerinde partnerliğini yapmaya devam eden, Avrupa'da neredeyse çalmadığı konser salonu bırakmayan Özcan, bu konser için Rus besteci Sergey Prokofyef'in, hem teknik kapasite, hem de ruh isteyen Re majör (Opus 19) 1. Konçertosu'nu seçmişti.

Daha ilk ölçülerden itibaren, elindeki luthiyesi ve tarihi meçhul eski kemandan elde ettiği tınılar, eseri ne denli tanıyıp içselleştirdiğini belirtisiydi. Bestecinin ilk bölümdeki “sanki bir rüya” yaklaşımını mükemmel yansıtan Özcan, şakacı ikinci bölümdeki cambazlıklarda ve eserin genelinde üstün tekniğini, virtüoz yaklaşımını gösterdi. Bu konçertoyu çeşitli solistlerin yanısıra Rus keman ustaları Viktor Pikayzen ile Sergey Kravçenko'dan vaktiyle dinlemiştim. Pikayzen zaten Özcan Ulucan'ın Ankara Devlet Konservatuvarı'nda master hocasıydı.

Özcan Ulucan, Mimar Sinan Devlet konservatuvarı'nda da Doktor öğretim Üyesi ünvanıyla ders veriyor. Bu eseri çalışmak isteyen genç kemancılar için usta bir eğitmen ve danışman olacağına kuşku yok.

Konserin ikinci yarısında Birsen Ulucan, Peter İliç Çaykovski'nin Si bemol minör 1. Piyano Konçertosu için piyano başına geçti. Son provadan sonra nasıl olduysa yükseklik ayarı bozulmuş olan tabureyle uğraşıp, orkestra esere başlayınca klavyeye dönüp girişini yaptı. Gerek aldığı eğitim, gerek bireysel olarak ve kardeşi Özcan'la birlikte yarışma başarılarıyla kendini kanıtlamış bir solist olan Birsen Ulucan, konçertonun parlaklığı ve etkileyiciliğini dinleyiciye başarıyla yansıttı ve hak ettiği alkışı da aldı.

Birsen Ulucan, dört yıl İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı'nda öğretim görevlisi olarak çalıştıktan sonra, eğitimciliğini konservatuvar dışında sürdürme kararı alarak 6-14 yaş arası ve yetenek sınavı yapmaksızın gelen çocukların katıldığı “Sıcak Çikolata” sınıfını oluşturarak onlarlarla birlikte konserler vermeye başladı. Bu çocuklardan yurtiçi ve dışında yarışmalarda başarı elde edenler de oldu.

Konser sonunda üç kardeş birarada selama çıktılar, bu arada sahneyi pek seven minik Ayla da sahneye sızıverdi ve yerini aldı. Kardeşler bis olarak Adnan Saygun'un Horon'ununu seslendirdiler. Keman partisini doğaçlamadan ikiye bölmüşlerdi, ilginç bir seslendirme oldu.

AİLENİN GÖSTERDİĞİ ÖZEN

Bakın daha Türkiye'ye göçten önce Abdurrahman dedeleri, Birsen ve Özcan için birer çocuk şiiri yazmış. Bu şiirler ailenin çocukların müzisyen olarak yetişmesini ne denli benimsediklerini de gösteriyor:

Piyano ( torunum Birsen'e)

Piyanom var benim

Çalmasını pek severim

Tuşlarına vurdukça

"Ne mutlu bana!" derim

Çırpınır teller

Verir güzel bir ses

Öyle çalmak isterim ki

"Bravo!" desin herkes!

Bugün Birsen Ulucan'ı dinleyen herkes “Bravo” diyor.

                   **

Keman ( torunum Özcan'a)

Aslan gibi Özcan'ım

Kemanımdır benim canım

Akşam sabah çalarım

sıkılmadan hiç canım.

 

Alırım notaları karşıma

Dizmek isterim başıma

Kemanımın yanık sesi

Pek gidiyor hoşuma

 

Çalışıyorum durmadan

Çıkmam bir yere sormadan

Böyle gide gide

Elbet olurum büyük adam!

Eh, Özcan da büyük adam, büyük kemancı olmuş, dedesinin ruhunu şâd ediyor.

Ne mutlu müzisyen ailelere...

Bakalım gelecek sezonun müzisyen ailesi olarak şef Ender Sakpınar kimleri sahneye çıkaracak?

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

24 Mart 2019