Cihat Aşkın, Hasan Saltık'ın Ardından Yazdı:

Benim çaldığım her notada o var. Nasıl çalacağım bundan sonra, çok zor, çok zor….


Cihat Aşkın, Hasan Saltık'ın Ardından Yazdı:

Uluslararası keman virtüozu ve eğitimcimiz Prof. Cihat Aşkın (d. 1968), geçtiğimiz günlerde genç yaşında geçirdiği kalp atağı sonucu yaşamını yitiren, Kalan Müzik'in kurucusu ve yönetmeni, yapımcı Hasan Saltık' la (1964-2021) nasıl tanıştığını ve dostluklarının nasıl geliştiğini anlattı. Türkiye'de klasik müzik alanında en çok yaygınlaşan ve 4 yıl içinde 60'bin adedi aşkın satan Minyatürler albümünün öyküsünü de içeren Cihat Aşkın'ın yazısını sunuyoruz:

 ***

Yıl 1997. Henüz askerim.

Askerliğimi yedek subay olarak yaptığım dönemde, kafamda birçok şey var. Yapmak istediğim şeyler, çalmak istediğim eserler, bir sürü proje. Hafta sonları izinli çıktığımda ilk iş kitapçılara gidip yeni yayınları takip etmekti. Yeni çıkan CD'ler arasında Kalan Müzik ve Ada Müzik yapımları dikkatimi çekiyordu. Fakat o dönemde, ülkemizde klasik müzik CD'leri üretilmiyordu, üretilen birkaç tanesi ise sadece sponsorlar için yapılıyordu. Öyle bir şey olmalı ki dedim bizim ülkemizde de klasik müzik CD'leri yapılmalı ve bunlar da Unkapanı’nda üretilmeli ve orada satılmalı.

Askerlikte mesaim Cuma akşamları saat 17'de bitiyor ve ben yoldan geçen otobüse atladığım gibi bazı hafta sonları ailemi görmeye İstanbul’a geliyordum. Birkaç hafta öncesinden değerli dostum Aziz Şenol Filiz’i aradım ve beni Kalan Müzik ile buluşturmasını rica ettim. Şenol ile yaptığım görüşme sonucu kendisi bana randevu gününü söyledi ve ben yine bir Cuma gecesi atladım İstanbul’a geldim. Ertesi sabah hazırlıklarımı yaptım ve saat 11'e doğru ilk defa hayatımda Unkapanı’na gittim.

Hiç alışmadığım bir ortamdı, sigara dumanı ile dolu bir oda, gürültülü bir mekan, giren ve çıkanın belli olmadığı kaotik bir ortam vardı. Masanın arkasında ben kelli felli bir adam beklerken, kirli sakallı, kot pantolonlu, genç bir adam gördüm. Kendimi tanıttım. Konuşmaya başladım, ama konuşmanın sonu bir türlü gelmiyordu, araya başkaları giriyor, kendisi içeriden birilerine bir şeyler söylüyor, kaotik ortam tüm hızıyla devam ediyordu. Kendisinin beni kaale almadığını ve dinlemediğini düşünmeye başladım ve geri çekildim. Konuşmanın sonunda askerliğimi ne zaman bitireceğimi sordu ve cevapladım. ‘Bitir de gel’ dedi.

Bu olaydan 4-5 hafta sonra tezkeremi almıştım. Yine telefon ederek gittim. Ortam yine aynıydı, değişen bir şey yoktu. Yine aynı şeyleri anlattım, yine beni dinlemiyordu, başka şeylerle ilgileniyordu, odaya giren ve çıkanın haddi yoktu. Hasan benimle değil başka şeylerle ilgileniyordu ve ben gitmeye hazırlanırken, durdu ve çok emin bir ifadeyle ve gözlerimin içine bakarak konuştu. Beni dinlemediğini sandığım bu adamın aslında tüm söylediklerimi özümsemiş olduğunu ve benim yapmak istediklerimi en ince ayrıntısına kadar anlayarak bana geri aktardığını görünce hayretler içerisinde kaldım. ‘Senin projene destek vereceğim, benden başka sana kimse destek vermez çünkü bu bir sanatsal proje, ama benim istediğim iki eseri bu projeye dahil edeceksin. Biri kasetin A 1 parçası olacak, diğeri de sonunda olacak’ dedi. O dönemlerde hala kasetler vardı. Hangi eserler diye sorunca ‘biri Sarı Gelin’ diğeri de ‘Heyamo’ dedi. Bütün Sarı Gelin ve Heyamo kayıtlarını benim için hazırlattı, dinletti ve projeye başla dedi.

O gece eve giderek akşam hemen düzenlemeye başladım, gece sabaha karşı Sarı Gelin’i yazdım bitirdim. Biraz uyuduktan sonra Heyamo’yu da tamamladım ertesi gün. Hemen Mehru Ensari ile bir araya gelerek bu eserleri prova yaptık. Tüm eserleri bir kasete çekerek uzun bir seçme çıkardım ortaya.

Hasan repertuarın gerisini bana bıraktı. Telefon ederek Raks Marşandiz stüdyosunu ayarladı. İstanbul’da tek piyanosu olan stüdyoydu o zaman, yarım kuyruk bir piyano vardı. Mehru ile buluşarak Marşandiz stüdyosuna gittik. Rahmetli Cemil Koral ağabey geldi, piyanoyu gördü, akortladı ama 4-5 saat sonra akort düşer dedi. O gün de kar yağıyordu. Ben hayatımda ilk defa bu ortamda stüdyo kaydı yapıyordum. Piyanoya bir mikrofon, kemana bir mikrofon ayarlandı. Murat Uncuoğlu (sonradan ünlü bir DJ oldu) kaydı yaptı. DAT kasetler üzerine yapılan 18 adet parçadan oluşan eserler dizisine Minyatürler ismini verdim.

Bütün kaydı 4,5 saatte tamamladık, zira akort düşmeye başlamıştı ve başka akort şansımız da yoktu. 18 parçayı 4,5 saatte yaptık ve editing için Muammer Tokmak ile birkaç gün sonrasına bir seans kiraladık. Muammer ile 2-3 saatte bitirdik, Muammer çok memnundu zira normalde editing işlemleri birkaç gün sürüyormuş ama biz her şeyi konser gibi baştan sona çaldığımız için bu iş 2-3 saatte bitti. Kayıtlar hazır olur olmaz ertesi günü Kalan Müzik’e giderek kayıtları dinlemeye başladık. Hasan, Sarı Gelin’i dinledi, daha sonra 6-7 kez dinledi, içine sinmişti, mükemmelliyetçi idi, hızlı ve çabuk yapmak isterdi ama mükemmelliğe çok önem verirdi. Kayıtları 4,5 saatte bitirdiğimizi öğrenince dudağı uçukladı. ‘Ben bir CD için sanatçıları stüdyoya sokuyorum ve 1,5 ayda bitiriyorlar, sen bunu nasıl yaptın’ diye hayret etmişti.

Hasan çok sevdi CD' yi, her şeyiyle kendisi uğraştı, grafik, fotoğraf, açıklamalar, dizayn, dağıtım, tanıtım ve çok şey. Sarı Gelin benim için bir klasik halini aldı. Minyatürler albümü için ben en fazla 1000 adet satar diye düşünmüştüm. Minyatürler CD' si 3-4 sene içerisinde 60.000 sattı ve Türkiye’de bugüne dek en fazla oranda satılan klasik müzik CD' si haline geldi.

Hasan bir vizyonerdi. O başka bir insandı. İlk günden bu yana birbirimizi bir dost ve kardeş olarak çok sevdik. Ben az konuşurdum, zaman zaman pozitif enerji almak için Kalan’a giderdim. En zor zamanlarımda yanımdaydı. Depresif olduğum zamanlarda, mutlu olduğum zamanlarda, her zaman yardımsever ve cömertti. Bir gün benden bir şey istedi, bir proje yapmamı istedi. Nedir diye sordum, söyledi. Ben ‘hazır değilim buna’ dedim. ‘O zaman hazırlan’ dedi. Başladım onun istediği şey hakkında kitaplar okumaya, notlar almaya, eskizler yapmaya. Ama tamamlayamadım, araya başka CD' ler girdi.

Minyatürler benim Türkiye’de Anadolu’ya açılmamın anahtarı oldu. Hemen her şehre gittik Mehru ile. Bizi her yerde ayakta alkışladılar, Sivas, Konya, Kayseri, Ordu, Mersin, Samsun, Adapazarı ve daha bir çok yer… Hasan bu açılımın mimarlarındandır. Bunu biz onunla birlikte yarattık. Benim çaldığım her notada o var. Nasıl çalacağım bundan sonra, çok zor, çok zor….