Çocuklarımızın bir yıl boyunca özlemle ve heyecanla bekledikleri yaz tatilinin ortasını geçtik. Ailesinin yazlığı olanlar yazlıklarında, tatil planlayanlar tatil yörelerinde ya da memleketlerinde, bir yerlere gitmeyenler ise evlerinde tatillerini geçiriyorlar, dinleniyorlar. Bu arada zaman öyle hızlı akıyor ki, bir de bakacaklar tatil bitmiş, okullar tekrar açılmış, yeni eğitim öğretim yılı başlamış.
Çocuklarımızdan kaçının bu uzun tatil boyunca, kendi istekleriyle kitap okuduklarını doğrusu merak ediyorum? Çünkü özellikle son yıllarda akıllı telefonlarda ve bilgisayarlarda oyun oynamak, sosyal medyada gezinmek ve tabii ki televizyon, neredeyse tüm vakitlerini alıyor. Telefon, tablet alışkanlığı (sonrasında da bağımlılığı) aslında bebeklikten itibaren başlıyor. Küçük çocukların sorunsuz yemek yemeleri için ailelerin cep telefonunda ya da tablette onun ilgisini çekecek bir çizgi filmi açıp, cihazı çocuğa verdiğine; o, filme dalmış haldeyken farkında olmadan ağzına verilenleri yuttuğuna çoğumuz tanık olmuşuzdur. İşin ilginç yanı, çocuğuna yemek yedirebilmek için eline telefon, tablet verip daha bebekken buna alıştıran aileler, daha sonra okul çağlarında aynı çocuğun telefon, bilgisayar bağımlılığından, bunun önüne geçemediklerinden sürekli şikayet ediyorlar.
Şimdi geleyim asıl anlatmak istediğim konuya. Esasında okuma alışkanlığı ve kitap okumak, boş zamanları geçirmek için bir araç olmanın yanında, insanların okul ve sınav başarılarını etkileyen çok önemli ve yararlı bir uğraşıdır.
Çocuklarımız ilkokuldan itibaren, önce kaliteli eğitim veren bir liseye girebilmek; ardından iyi bir üniversiteyi kazanabilmek; tüm bunlardan sonra ise, üniversite bittiğinde kamuda işe başvurabilmek; ya da seçtikleri meslekte ilerleyebilmek veya uzmanlık eğitimi hakkı elde edebilmek için çocukluklarının, gençliklerinin tadını yeterince çıkaramadan bir sürü sınava hazırlanmak, sonuçta yüksek puanlar alıp, rakiplerini geçerek hedeflerine varmak zorunda kalıyorlar. Bu uzun süreçte kendilerini zorlu ve yıpratıcı bir yarışın içinde buluyorlar. Daha ilkokuldan itibaren okul, dershane ve özel dersler arasında koşturup duruyorlar. Haliyle sınav günü yaklaştıkça stresleri artıyor; geriliyorlar. Sonunda çok erken yaşlarda yoruluyorlar, çalışmaktan usanıyorlar. Bıkkın bir şekilde hayata atılıyorlar. Aileler ise, çocukları sınavlarda başarılı olsun da iyi okullara girebilsinler diye bin bir türlü fedakarlığa katlanıyorlar, dişlerinden tırnaklarından artırıp dershanelere, özel derslere, özel okullara büyük paralar harcıyorlar.
Peki gençlerin ve ailelerin bunca çabaları, yıllarca katlanmak zorunda kaldıkları sıkıntılar, acaba sınavlarda başarılı olabilmeleri için yeterli mi? Eksik kalan ya da ihmal edilen çok önemli başka şeyler de olabilir mi? Kim bilir, belki de esas üzerinde durulması gereken, o pek de dikkate alınmayan başka şeylerdir.
Konuyu takip edenler bilirler; her yıl LGS ve YKS sınavlarında sıfır çeken, yani hiçbir soruya doğru cevap veremeyen öğrencilerin sayıları yüzbinleri buluyor. Ayrıca, bu sınavlardan sonra yapılan resmî açıklamalardan, her bir dersteki sorulara verilen doğru yanıt sayısı ortalamalarının hayli düşük olduğunu görüyoruz. Ne var ki, bu çok önemli sorundan sadece kısa bir süre bahsediliyor; hemen ardından ülkenin yoğun gündemi arasında konu maalesef kaybolup gidiyor.

Diğer taraftan, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından, “Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı” (PISA) kapsamında, 15 yaş grubundaki öğrencilerin bilgi ve becerilerini değerlendirmek amacıyla üç yılda bir uygulanan testlerde; gençlerimizin "okuduklarını anlama, matematik ve fen bilgisi" alanlarında, OECD üyesi diğer ülkelerin gençlerine göre hayli gerilerde olduğunu görüyoruz.
Öte yandan, Milli Eğitim Bakanı 17.10.2023 tarihinde yaptığı bir konuşmada çok önemli bir tespiti dile getirmiş; gençlerin günlük konuşmalarında yaklaşık 100 kelime kullandıklarını belirtmişti.(¹) Aslında çok çok düşük olan bu 100 kelimenin bir kısmının da; "ya, kanka, kapak, olum (oğlum yerine), aynen, yani, tabi (tabii yerine) ki de, oha, adamsın, sıkıntı yok " gibi yerli yersiz çok sık ve yanlış kullanılan bazı kelimeler, ifadeler ile argo terimler olduğunu; ayrıca bir de son yıllarda günlük konuşmalarda, cümlelerin arasına İngilizce kelime sokuşturma alışkanlığının hızla yayıldığını unutmamak gerekir. Çocuklarımızın günlük konuşmalarını bu kadar az kelime ile gerçekleştirmeleri, gerçekten çok önemli bir sorun ve belki de yukarıda bahsettiğimiz başarısızlıkların altında yatan ana nedenlerin başında bu husus geliyordur.

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki; kitap okumayan çocuklar normal bir cümleyi 45 saniyede anlayabiliyorken, kitap okuma alışkanlığı edinmiş çocuklarda bu süre 13 saniyeye kadar iniyormuş.(²)(³)(⁴)
Tüm bunları dikkate aldığımızda; çocuklar, gençler dillerini iyi kullanamıyorsa ve okuduklarını anlamakta sıkıntıları varsa; matematik, fen bilgisi, sosyal bilgiler ve diğer başka alanlarda ne ölçüde başarılı olabilirler ki? Dilini iyi bilmediğinden doğru ve düzgün kullanamayan; okumayı sevmediği için okuma alışkanlığı bulunmayan; haliyle kelime hazinesi ve okuma hızı yetersiz olan; bu nedenlerle de okuduğunu anlamakta güçlük çeken öğrencilerin; sınavlarda soruları çok kısa sürede okuyup anlamalarını ve doğru cevabı kolayca bulabilmelerini beklemek, öyle görünüyor ki pek de gerçekçi olmayacak. Bu durumda, gençler ve öğretmenler ne kadar çaba gösterirlerse göstersinler; aileler, çocukları sınavlarda başarılı olsunlar da, iyi okullara girebilsinler diye dershanelere, özel derslere, özel okullara istedikleri kadar para harcasınlar; sonuçta beklenen başarı elbette sınırlı olacaktır.

Akıllı cep telefonlarının, sosyal medya ve televizyon kanallarının hızla yaygınlaştığı günümüzde kitap okumak, genellikle boş zamanları doldurmak için yapılan (biraz da gereksiz) bir faaliyet olarak görülüyor ne yazık ki. İnsanlara kitap okuyup okumadıkları sorulduğunda, çoğunlukla alınan yanıt “Kitap okuyamıyorum, çünkü hiç vaktim yok” oluyor. Ama bunu söyleyenlerin önemli bir kısmının, televizyonlarda insanları anlamsız şekilde geren dizileri, sonu gelmeyen tartışmaları ve gündüz kuşağı diye isimlendirilen birtakım garip programları tekrarlarıyla birlikte izlemeye, sosyal medya uygulamalarını saatlerce takip etmeye, cep telefonlarında ve bilgisayarlarda uzun uzun oyun oynamaya bolca zaman bulduklarına günlük yaşamımızda sık sık tanık oluyoruz.
OECD’nin “PISA Türkiye 2018 Ön Raporunda” belirtildiğine göre; öğrencilerin boş vakitlerinde kitap, dergi ve gazete okuma sıklıkları önemli ölçüde azalmış. Maalesef bunun yerine, çeşitli internet sitelerini kullanarak çevrimiçi sohbeti, haberleri veya kısa bilgilendirici metinleri tercih ediyorlarmış.(⁵)
Unutmayalım ki, okuma alışkanlığının ilk olarak edinildiği yerler, aile ve okul ortamlarıdır. Bu nedenle ebeveynlerin, çocuklarının okuma alışkanlığı kazanmaları konusunda onlara örnek olacak davranışlar sergilemeleri büyük önem arz etmektedir. Eline kitap almayan anne babaların, çocuklarından kitap okumalarını istemesinin ne derece etkili olacağını, takdirlerinize bırakıyorum. Burada tabii ki öğretmenlere de çok büyük görev düşmektedir. Öğrencilerine okumanın, okuduğunu anlamanın başarıdaki önemini; bunu da ancak çok kitap okuyup kelime hazinelerini ve okuma hızlarını artırarak sağlayabileceklerini anlatmaları; ders çalışmaya ara verdiklerinde, çok fazla olmamak şartıyla belirli bir süre bilgisayarda oyun oynayıp, sosyal medyada gezindikten sonra, mutlaka Türk ve Dünya edebiyatı klasikleri arasından seçecekleri kitapları okuyarak dinlenmeyi tercih etmelerini; bu alışkanlığın onların kelime hazinelerini arttırmanın ve okuduklarını daha çabuk anlamalarını sağlamanın yanında, kendilerini farklı dünyalara götürmek suretiyle zihinlerini daha iyi dinlendireceğini ve hayal güçlerini geliştireceğini sık sık anlatmaları yararlı olacaktır. Ayrıca, gençlerin okumayı sevmeleri için onları teşvik edecek çeşitli yöntemler uygulamaları da çok önemlidir.
Aslında tatiller, hele de uzun yaz tatili, çocukların, gençlerin kitap okumaları ve okuma alışkanlığı edinebilmeleri için çok önemli birer fırsattır. Eğer bunu iyi değerlendirip, faydaya dönüştürürlerse; derslerinde, sınavlarında ve hayat yolunda çok daha başarılı olduklarını göreceklerdir.
Bu arada, çocuklarımız günde 100 kelime ile konuşuyorlar da, büyüklerde durum nasıl acaba? Çeşitli kaynaklarda ülkemizde ortalama bir bireyin günlük konuşmada kaç kelime kullandığı konusunda farklı sayılar mevcut. Örneğin bir yerde, gün içinde 400-600 kelime, bir başka yerde ise 1500-2500 kelime kullanıldığı belirtiliyor. Kırsal kesimde ise bu sayı 60-100 kelimeye kadar inebiliyormuş. Türk Dil Kurumu sözlüğünde yüz binin üzerinde kayıtlı kelime olduğunu düşünürsek, yukarıda belirtilen günlük kelime sayılarının her ikisi de, Türkçenin zenginliği karşısında ne kadar kısıtlı bir kısmının kullanıldığını göstermektedir.(⁶)(⁷)
Öte yandan TV haberlerinde ve sosyal medyada, insanların en küçük nedenlerden dolayı, hele de trafikte sık sık şiddete başvurup kavga ettikleri, hatta işi kesici alet ve ateşli silah kullanmaya kadar götürdükleri görüntüleri üzülerek izliyoruz.
Kişilerin bu kadar az kelime ile kendilerini ifade etmeleri; duygularını, düşüncelerini, sorunlarını ve karşısındakilerden taleplerini dile getirmeleri gerçekten çok zor; hatta imkansız. Derdini, sıkıntısını sözcüklerle anlatmakta güçlük çeken insanlar, herhangi biriyle sorun yaşadıklarında; çözüm için karşılıklı konuşmayı beceremediklerinden, en kolaylarına gelen kalıplaşmış argo ifadelere ve küfüre başvurabiliyorlar. Tabii ki bunun ardından da kavga geliyor. İnsanların yerine sopalar, bıçaklar, silahlar konuşuyor. Günümüzde maalesef en küçük sorunların bile konuşarak değil de, şiddete başvurularak çözülmeye çalışılmasının altında yatan en önemli nedenlerden biri, belki de bu kendini ifade edebilme yetersizliği olabilir.
Sonuç olarak çocuklarımızın ve gençlerimizin hayatta başarılı olabilmeleri için dilimizi iyi öğrenmeleri; kelime dağarcıklarını geliştirmek amacıyla kitap okumanın çok önemli olduğunu hiç akıllarından çıkarmamaları ve bol bol kitap okumaları; ailelerin de onlara bu konularda örnek olmaları ve teşvik etmeleri gerekmektedir.
H. SUAT ILGAZ
11 Ağustos 2025, Ankara/ Çiğdem
KAYNAKÇA :
(²) https://www.dunya.com/dunya-kitap/okuma-kultuu-haberi-407043
(³) https://turkyaybir.org.tr/kitap-fuarlarina-ilgi-her-yil-artiyor/
(⁴) https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/metin-celal/okuma-kulturu-seferberligine-var-misiniz-949576
(⁵) https://www.meb.gov.tr/meb_iys_dosyalar/2019_12/03105347_pisa_2018_turkiye_on_raporu.pdf
Yorumlar
Kalan Karakter: