Antalya Konservatuvar'da Sular Durulmuyor
Reklam
  • Reklam
HASAN HÜSEYİN DULUN

HASAN HÜSEYİN DULUN

Antalya'da Sanat

Antalya Konservatuvar'da Sular Durulmuyor

08 Ekim 2021 - 14:32 - Güncelleme: 08 Ekim 2021 - 15:27

Bir süredir bağışçı ve yönetim kriziyle gündeme gelen Akdeniz Üniversitesi Antalya Devlet Konservatuvarı’nda bu kez sekreter görevden alındı. Öğrenci ve velilerde huzursuzluğun boyutu her geçen gün artıyor.

Önce, bugünlere nasıl gelindi, ona bakalım:

Eski Rektör Mustafa Ünal binanın analizi için 30-35 bin TL civarında bir ödenek çıkartıyor. Bununla deprem analizi yaptırılıyor, binanın çürük olduğu, kullanılmaması gerektiği yönünde bir rapor çıkıyor. Rapor sonrası da Antalya Cumhuriyet Savcılığı’na suç duyurusunda bulunuluyor.

Bu arada, Mustafa Ünal’ın görev süresi doluyor ve Cumhurbaşkanı tarafından rektör olarak Prof. Özlenen Özkan atanıyor. Yaşanan bu süreçle ilgili tüm detaylar Ö.Özkan’a iletiliyor, bilgilendiriliyor. Yeni rektör, durumu hem YÖK’e bildiriyor hem de ulusal bir gazete(Milliyet)de haber olmasını sağlıyor.

Gelişmeler sonrasında A.Ü.Antalya Devlet Konservatuvarı Müdürü Nihan Yağışan görevden alınıp, yerine Prof. Attila Kadri Şendil atanıyor. İddia o ki, Yağışan, olan biteni biliyordu, üstelik suç duyurusuna da engel olmaya çalışıyordu. Şendil, göreve başladıktan sonra rektör Özkan’a binanın sorunlarını anlatıyor, “biliyorum” yanıtı alıyor. Ardından da sponsor arayışı için izin talebine olumlu yanıt veriyor. Antalya Üniversite Destekleme Vakfı Başkanı ve velilerle birlikte sponsor arayışı başlıyor. Japonlardan, çeşitli iş insanlarına ve vakıflara kadar çalmadık kapı bırakmıyor destek arayışçıları.

Bu arayışta en büyük etken, devlet katında konuya ilişkin herhangi bir bütçenin ayrılmaması idi. Yapının boyama işleri bile Konyaltı Belediyesi’nin malzeme ve işgücü desteğiyle yapılabiliyor.

*Arayış, bir hayırsevere ulaşılmasıyla son buluyor. Daha önce yazmıştım ama, özetleyeyim: Bağışcı, 15 milyon TL verebileceğini, bir proje çizilmesi(görmesi) koşulunu da ekleyerek belirtiyor. Arayış içinde olanlar, kendi aralarında oluşturdukları maddi güçle projeyi çizdiriyor, bağışçıya götürüyorlar. Projeyi çok beğeniyor bağışçı, vakıf üzerinden inşaaatın başlatılabileceğini belirtiyor. Böyle olursa, 6-7 ay gibi bir sürede de bitirilmesi öngörülüyor binanın. İş protokole kalıyor. Hazırlanmış protokolü rektörün de imzalaması gerekiyor, bağışçı, “şartlı bağış” yapmak istiyor, önce yaşadığı olumsuzluklar nedeniyle(detay çok, yazmıyorum).

Bağış ekibi, aradıkları desteği buldukları için mutlulukla (rektör eşi olmanın dışında resmi bir sıfatı var mı, bilmiyorum) Ömer Özkan’a gidiyorlar. “N’aapacaksınız konservatuvarı, üniversitenin bu kadar sıkıntısı varken” özetli bir yanıt alıyorlar. Ekip “şok” vaziyette ayrılıyor Ömer Özkan’ın yanından.

Daha sonra rektör yardımcısı Prof. Murat Turhan arıyor, görüşmelerinde: “Biz bu paradan 3 milyon işçilere vereceğiz, 5 milyon da acilin ihtiyacı var, BESYO’nun da sıkıntıları var ve otopark yapılacak. Biz bu parayı buralara harcayalım, vakfı devre dışı bırakalım” diyor. Bağış ekibi bir şok da burada yaşamış. Bu arada rektörlüğün basın açıklaması düştü haber ajanslarına. Kısaca, “para tek elde toplansın” isteniyor. Bir yandan da, “biz ödenek çıkarttıracağız özel bütçeden. Şimdi bu parayı kullanalım, özel bütçeden gelecekle de konservatuvarı yaptıralım” diyorlar. Karşı çıkanlara da, ısrarla, “bağışçıyı ikna edin” telkininde bulunuyorlar.

Daha sonra, bağışçı ekip devre dışı bırakılıp, bağışçıya ulaşılıyor rektörlükçe. Anlatmışlar üniversitenin sorunlarını ve bağışın şartsız olarak “döner sermaye”ye aktarılmasını istiyorlar, ancak olumsuz yanıt alıyorlar. Bu durum sonrasında Rektör Özlenen Özkan, iddialara göre, “üniversitenin bu kadar sorunu varken, üniversite içinde konservatuvarda düdük çaldırmam” diyor.

Gelişmeler sürüyor; Bağışçıyı tekrar arıyor rektörlük: “Gelin binayı yapalım, parayı da şartlı olarak istediğiniz yere yatırın” deniliyor, bağışçı da, tüm gelişmeleri bildiği için, “lütfen beni bir daha rahatsız etmeyin” yanıtı veriyor, konu böylece kapanıyor.

Bu gelişmeler sonrasında önce konservatuvar müdürü Attila Kadri Şendil görevden alınıyor, daha sonra da A.Ü. Antalya Devlet Konservatuvarı sekreteri Hüsnü Gülez, İlahiyat Fakültesi’ne “memur” olarak sürülüyor.

En son gelişme ise Gülez’in sürgünü konusuna, hemşehrilik refleksiyle Yurt Dernekleri Ege Bölgesi Güç Birliği Platformu Başkanı Aydın Yaşar’dan gelen şu açıklamalar oldu:

Aydın Yetiştirme Yurdu’nda devlet koruması altında yetişip, büyüyen, işe yerleştirilen kardeşimiz Hüsnü GÜLEZ, Akdeniz Üniversitesi’nde Personel Daire Başkanlığı, Kütüphane Daire Başkanlığı, Fakülte/Enstitü/Yüksekokul Sekreterlikleri gibi birçok görevde bulunmuş olup, halen Antalya Devlet Konservatuarı Yüksekokul Sekreteri olarak görev yapmaktadır…Biz yurt çocukları Ege Dernek Başkanlığı olarak bu başarıların sonunda ödül yerine hukuksuzca sürgün edilmesini içimize sindiremiyoruz…

Biz devletin çocuklarıyız. Hüsnü kardeşimiz Mücadelesi Vatan Millet sevgisiyle 1 milyon kardeşimize rol model olmuştur. Babamız devlet, ailemiz devlet, bizi Devlet örf ve adetleriyle koruyan, büyüten meslek sahibi yapan bu devletten başka kimsemiz yok. Devlete borcumuzu ona sonuna kadar sadık kalarak ödemeyi kendimize misyon edindik. Misyonumuza sağladığı katkılar ve insancıl davranışlarıyla hep örnek kabul ettiğimiz Hüsnü GÜLEZ kardeşimizdir…

Akdeniz Üniversitesinde yaptığı hizmetlerin gözardı edildiğini, başka bölümlere sürgün edildiğini, itibarsızlaştırıldığını görmek, toplam bir milyona yakın yetiştirme yurdu çocukları ve ailelerini derinden sarsmakta, üzmektedir. Akdeniz Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Özlenen ÖZKAN, Hüsnü GÜLEZ kardeşimize karşı sergilediği onur kırıcı uygulamalarından vazgeçmelidir.” 1

Özet:

*Prof. Özlenen Özkan’ın, göreve geldiği ilk anlardan itibaren, binanın sorunlarının ve çürük olduğunun kendilerince biliniyor olmasına rağmen, geçen pandemi süreci değerlendirilerek hiçbir önlem alınmamış.

*Bağış ekibini oluşturalar; veliler, vakıf başkanı ve konservatuvar yöneticileri.

*Olaylarla ilgili savcılıklara suç duyuruları var.

*Ülkemizin yaşadığı şu ekonomik krizde, “Türkiye’nin en büyük bağışı” diye tanımlanan kaynağın elden kaçırılmış olması, yaşanan krizin birincil kaynağı.

*Konservatuvar binası boşaltıldı, öğrenciler, Güzel Sanatlar Fakültesi, Merkezi Derslikler ve İlahiyat Fakültesi’nin de aralarında olduğu 4-5 yere dağıtıldı. Şöyle bir yakınma dikkat çekiciydi yeni dersliklerle ilgili: “Islık çalsanız yankı yapıyor o sınıflarda”.

*Rektörlüğün ayak diremesi sonunda kaçırılmış 20 milyon liralık bir yatırım var.

*Söz edilen bağış kaçırıldığı gibi, kamu parasıyla eski bina güçlendirilecek. Olayın bütününü “kamu zararına sebep oldu” diye değerlendirmek mümkün.

*Bağışın bulunması için çaba harcayan yöneticiler, bağışın kaçmasından sorumlu tutularak görevlerinden uzaklaştırılmış.

*Yeni bir bilgiye ulaşıldı, bağış konulu; 1 Milyon lira daha bağış bulunmuş, muhtemelen eski binanın güçlendirilmesinde kullanılacak.

*Konservatuvar öğrencilerinin dağıtıldığı fakültelerden birisinin (özellikle)İlahiyat Fakültesi olması, peşinden de, görevden alınan sekreter Gülez’in burada görevlendirilmesi bana çok ilginç geldiği için bu durumun altını bir kez daha çizmek gereği duydum.

*Şu kuşku da hem öğrencileri hem de velileri umutsuzluğa düşürüyor: “Galiba burada konservatuvarı kapatıp, öğrencileri başka yerlere dağıtacaklar”.

H. HÜSEYİN DULUN

8 Ekim 2021, Antalya

Not: Bir önceki “konservatuvar” konulu yazı için2, eski Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Abdullah Uz şu açıklamayı yaptı (Konuyla bütünlük oluşturduğu için bu yazıya ekledim):

Bir düzeltme, daha doğrusu ekleme yapayım:

Yazıda, “Antalya’da konservatuvar binası sorununa ilk dikkat çekenler, Güher-Süher Pekinel kardeşler olmuştu yıllar önce. 2010 yılında…” deniyor.

Oysa bina konusunu ilk kez Rektör Prof. Dr. Yaşar Uçar’a (sanırım 2002’de) verdiğim resmi dilekçe ile ben ele almıştım. Dilekçede bu binanın konservatuvara uygun olmadığını, başlanın başlangıç için geçici olarak kullanılabileceğini, hemen konservatuvara uygun binanın inşaatına başlanması gerektiğini belirtmiştim. Binanın, üniversite için artık yetersiz olan Atatürk Kültür Merkezi (AKS) yerine daha büyük, gelişmiş bir kültür merkezi ile birlikte tasarlanmasının uygun olacağını vurgulamıştım.

Benzer dilekçeyi rektörlük seçim propagandaları sırasında İsrafil Kurtcephe’ye de verdim; çok beğendi, ancak siyasi tutumundan kaynaklanan nedenle daha sonra bıraktı.”

Reklam
Bu yazı 916 defa okunmuştur .

Son Yazılar