2026 yılı Usta Öykücü Sait Faik Abasıyanık’ın doğumunun 120. yılı. O denli genç öldü ki doğumuyla anmak bir teselli. Ve neredeyse bir mahkûm gibi, öleceğini beş yıl önceden bilmek!.. Katlanılır gibi değil.
Kimi yazarlar kentleriyle özdeşleşmişlerdir; Adana Yaşar Kemal’siz, Orhan Kemal’siz, Muzaffer İzgü’süz, Bodrum Cevat Şakir’siz, Zonguldak Ahmet Naim’siz düşünülemez. İstanbul’sa Sait Faik’siz... Yalnızca İstanbul değil, Adapazarı.
Sait Faik Abasıyanık Adapazarı’ndan İstanbul’a göçmüş varsıl bir ailedendir. Şişli’de , Burgazada’da evleri vardır. Gazetelere yansıyan, bir öğretmenin sandalyesine iğne midir, çuvaldız mıdır koyma yüzünden, Bakanlığın yumuşatmasıyla Bursa Lisesine sürülür. Liseyi burada bitirir. İlk öyküsü ipekli Mendil’i ki onun öykü niteliklerini barındırır, burada yazar. Yazın öğretmeni gelecekte yazacağını, yayımlayacağını, savruk yazmaması gerektiğini vurdular. Bir başka dillendirişine göreyse öğretmeni yazarlık geleceğini duyumsar, över, çok beğendiği bu öyküsünü sınıfa okutturur. Savrukluk gibi görünen yapı Sait Faik’in özelliği olacaktır.
Hani Dostoyevski hepimiz Gogol’un Palto’sundan çıktık diye yazar ya, Türk çağdaş öyküsü de Sait Faik’ in öyküsünden çıktı dense yeridir.
Sait Faik balıkçıların, boyacıların, işçilerin, işsizlerin, horlananların, alın teriyle yaşayanların dostudur, arkadaşıdır. Yazarlığını bilirler mi? Sanmam. Köpekleri vardır, çok sever. Konuşur onlarla. Köpeği onu bekler, anacığıyla birlikte. Mercan Usta, Barba Antimos, Kör Mustafa...nasıl sevilmez?
Kuşların, yaşamın, insanın düşmanı Konstantin Efendiler her yerdeler ne yazık... Günümüzde azaldılar mı? Ne gezer.
Semaver, Sarnıç, Havuz Başı, Son Kuşlar, Tüneldeki Çocuk, Alemdağ’da Var Bir Yılan, Mahkeme Kapısı, Balıkçının Ölümü, Medarı Maişet Motoru, Yaşasın Edebiyat... Sait Faik tepeden tırnağa içtenliktir. Yaşamı yürekten yazmaktır. Sevgidir. Gerçekçi yazar. Yazısıyla arasında görünür, görünmez engel, mesafe yoktur. Bu denli yaşamı yazı olan görülmemiştir. Nâzım Hikmet önce çok yadırgar Sait Faik’i. Olumsuzlar. Sonra sonra değerini anlar.
Evet. Sait Faik siyasal, didaktik tek metin yazmaz ama yazdığı sevgi, dostluk, onur, emek, haktan yanalık, eşitlik, özgürlük, barış, kardeşlik istemi, özlemi kendiliğinden soldur, siyasaldır.

Özellikle 1970’li yıllarda Sait Faik’i az da olsa, anlamayan kalemşorların bulunduğunu yayımlanan sormacalardan anlıyoruz. Örneğin Bekir Yıldız, Sait Faik’in varsıl sınıftan olduğunu, yazı dünyasının bunu değiştirmediğini savlar. Buna göre gerçekçi, sınıfsal değildir demeye getirir. Oysa bu eleştirinin hiçbir dayanağı yoktur. Bekir Yıldız Güneydoğu Anadolu insanının yaşam gerçeğini büyük özenle yazmakla birlikte yaklaşımı genellikle şematiktir, mekaniktir. Ben toplumsal savaşımı incelikle, duyarlıkla, merhametle, işçilikle ileten, anlatan yapıt ve yazardan yanayım. Katur kutur yumruk havada anlatım bana seslenmiyor.
Sinagrit Baba balık, insan karışımıdır. Dibe salınmış oltalara kanan balıkları kurtarmaya girişmez. Oysa bir diş vuruşuyla bunu başarabilecektir. Ne zaman ki balıkların ezici çoğunluğu birlikte oltaları koparmaları gerektiğini anlar, o zaman başarılır. Ben de gidersem, kim oltayı koparmayı akıl edecek demeye getirir.
Sait Faik’in yaptığını müzikte Ruhi Su’nun yaptığına benzetirim. İzini benimseyenler sürdürmekteler ama Sait Faik taklit edilemez. Taklide girişen gülünç düşer.
Tıpkı Ruhi Su’nun taklit edilemezliği gibi.

Ödül ödül diye bir yerlerini yırtanlar var ya, Mark Twain Derneği Sait Faik Abasıyanık’a verdi. Bir önce verilen kişi Bilge Önder Mustafa Kemal Atatürk’tür.
Geçen onyıllar Sait Faik’in yapıtlarını aşındıramadı. Özgündü, özeldi. O ancak kendi yapıtlarıyla tartılabilir.
Zamanın birinde istakozla verdiği ders çok anlamlıdır. Her insandan öykü çıkmaz. Her istakozdan et çıkmadığı gibi. Bazıları koftur... Öyküsü olan insanı bulup çıkaracaksın.
Ben de şunu diyorum: Her yazandan yazar çıkmaz. Koflar çoktur. Kendi, sesi, soluğu, sıcaklığı olacak yazarın. Sait Faik Abasıyanık’tır işte o yazar.
Kalemini öpen gönül insanı.
Yazmasa deli olacaktır.
Bir akrabası Sait’in büyük adam olduğunu Şişli Camisinde anladık, der. Şaşırmadım...
İyi ki doğdun insanımıza, Türkiyemize Sait Faik Abasıyanık.

2026 yılı doğumunun 120. yılı.
Seni çok erken yitirdik. Çok erken.
Çaresiz...
Bu halkı, balıkçıyı, işsizi, işçiyi, ustayı senin kadar seven çıktı mı bilmem. Yalnız ezilen, onuru incitilen insanı mı sevdin? Hayvanı, balığı, denizi, ağacı, çimeni... Seni okurken duyduk yosun kokusunu, deniz suyunun tuzunu, mavisini, dülger balığının ölüm acısını. Seni okurken ıslandık...
Hidayet'i cebine, mis gibi susam, simit kokusu arasına koyup kollayışına tanığız.
Seviyordum Abi!..
İyi ki doğdun Türkçemize, abecemize Usta.
Hişt,
Hişt...
Günay Güner
16 Nisan 2026, Ankara
Yorumlar
Kalan Karakter: