Bu yıl 40’ncısını izlediğimiz Uluslararası Ankara Müzik Festivali Ankara’nın çeşitli mekânında doludizgin sürüyor. 13 Nisan akşamı Çankaya Belediyesi’nin açılışı henüz diyebileceğimiz kadar yeni yapılan (Ekim 2025) Atatürk Sanat Merkezi’nin salonlarından 1000 koltuk kapasiteli büyük salonunda güzel bir viyolonsel-piyano resitali vardı. Rus asıllı viyolonselci Pavel Gomziakov ve Ankara doğumlu piyanistimiz Cem Babacan çok dengeli, sıklıkla canlı dinlemeye alışık da olmadığımız eserlerden seçilmiş, kanımca tutarlı bir programla karşımızdaydılar.
Rusya’nın Çaykovsky şehrinde 1975 yılında doğan Pavel Gomziakov 9 yaşında viyolonsel eğitimi almaya başladıktan sonra, 14 yaşında Moskova’da Dmitri Miller ile, daha sonra Madrid’de Natalia Şakovskaya, son olarak da Paris Ulusal Konservatuarı’nda Philippe Müller ile çalışmış. Kabarık sayıda uluslararası yarışmanın birincisi. Solist ve oda müziği yorumcusu olarak, çok sayıda ünlü müzisyenlerle konserler vermiş bir viyolonselci. Konser program kitapçığından müzisyenin 18. Yüzyıl yapımı, David Tecchler imzalı bir viyolonsel çaldığını öğreniyoruz.

Cem Babacan da konser partneri gibi, çok güzel bir eğitim almış; Ankara Devlet Konservatuarı’ndan mezun olduktan sonra Çaykovski Konservatuarında Alexander Mndoyants ile eğitimini sürdürmüş ve tamamlamış; çeşitli yarışmalarda ödüller kazanmış bir piyanist. Daha sık, orkestralı eserlerde de dinlemeyi arzu edeceğimiz bir müzisyen.
İkili önce Franz Liszt’in (1811-1886) dört kısa parçasını çaldılar. İlk yapıt olan büyük bestecinin geç dönem bestelerinden iki Ağıt’tan (Elégie) icra edilen ikincisi, keman veya viyolonsel ve piyano için 1877 yılında bestelenmiş. Bestecinin birçok geç dönem eseri gibi romantik, içe dönük ve de sade özellikler taşımakta. Ardından sırasıyla Nonnenwerth’deki Hücre (Die Zelle in Nonnenwerth), Kasvet Dolu Gondol (La Lugubre Gondola) ve Unutulmuş Romans (Romance Oubliée) adlı eserleri icra ettiler. Hemen hepsinin taşıdığı hüzünlü, yaslı karakter, derin ifade, ağıtsal hava Gomziakov’un viyolonselinden bütün derinliğiyle, karanlığıyla ama aynı zamanda arşesi aracılığıyla yayılan yumuşak tınısıyla son derece güzel yansıtıldı. Cem Babacan da klavyeyi okşarcasına, hafif dokunuşlarıyla, olması gerektiği gibi sade biçimde eşlik etti viyolonselciye. Daha ilk notada viyolonselden çıkan ses çok güzel bir icranın habercisiydi.
İkinci yapıt Franz Schubert’in (1797-1828) en güzel, en saf enstrümantal eserlerinden biri, Arpeggione olarak bilinen la minör D. 821 eser sayılı Sonatıydı (1824). Gitar gibi akort edilen, perdeli ve 6 telli, bugün artık kullanılmayan bir çalgı olan arpeggione için bestelediğinden bu adı almış olsa da bugün sonatın viyolonsel – piyano uygulaması çalınmaktadır. Viyolonsel ile piyanonun eşit önemde, partner olduğu eseri iki icracı son derece yalın, gösterişe kaçmadan, “sıcak” ifadelerle dolu biçimde çaldılar.
İkinci yarı programında Rus besteci Nikolay Miyaskovski’nin (1881-1950) Re majör No. 1, Op. 12 Viyolonsel ve piyano sonatı (1911) ile Claude Debussy’nin (1862-1918) Viyolonsel-piyano Sonatı L.135 vardı. Miyaskovski’nin St.Petersburg Konservatuarını bitirmesinden hemen sonra bestelediği bu son derece lirik, romantik eserde Pavel Gomziakov çelloya adeta şarkı söyletti. Gerek piyano, gerek çellonun teknik ustalık gerektiren yapıtta ikili çok başarılı bir icra sundular.
Fransız besteci Claude Debussy’nin ilk kez Londra’da icra edilen Re minör Viyolonsel-piyano Sonatı’nda (1915) iki müzisyen tam anlamıyla eşit, karşılıklı etkileşim içinde müzik yapar. Gomziakov ve Babacan da birbirlerini çok güzel dinleyerek, cevap vererek, güzel diyalog kurarak, güzel denge kurarak, sonat için oldukça kısa eseri başarıyla icra ettiler.

Alkışlar üzerine iki müzisyen Fransız besteci Gabriel Fauré’nin 7 eser sayılı üç Melodisinden No. 1, Bir Rüyadan Sonra (Après un rêve) adlı şarkısının Pablo Casals tarafından viyolonsel ve piyanoya uyarlanan, önceki eserler benzeri hüzünlü, melankolik, bestecisinin belki de en ünlü eserlerinden birini dinleyicilerine sundular.
Konser programında ayrıca Rus besteci Andrey Golovin’in (1950) viyolonsel solo için Ağıt’ı (Elégie-1979) da vardı, lakin icra edilmedi. Konser program kitapçığı güzel, özenli hazırlanmıştı, bilgi bakımından doyurucuydu. Konsere gelen özellikle genç öğrencilere ayrıntılı hazırlanmış bilgi verilmesi kanımca değerli. Zira ne yazık ki, günümüzde Devlet Tiyatroları ve Devlet Opera ve Balesi izleyicileri bu bilgilerden mahrum bırakmakta.
Ayşe ÖKTEM
16 Nisan 2026, Ankara
Fotoğraflar: Ali Ulvi Baycan
Yorumlar
Kalan Karakter: