270 yıl önce bugün hâlâ yaşayan bir dehâ dünyamıza gelmişti. 27 Ocak 1756 tarihinde, Salzburg’da, Getreidegasse No. 9 da gözlerini açan ve aslında ölmeyen ve de ölmeyecek olan bu dâhi Wolfgang Amadeus Mozart idi. Mozart hakkında kitaplar yazıldı, cilt cilt. Hâlâ da yazılmaya devam ediliyor. 600’ü aşkın eseri hep icra edildi; sahnelendi; şarkıları, aryaları söylendi. En önemlisi de Mozart hep sevildi. Ama çok, ama az, en azından ilgisiz kalınmadı.
Atonal müzik bestelemesine karşın, “klâsik” müziğin tutkulu yorumcusu, muhteşem piyanist Arthur Schnabel bir gün efsane şef Wilhelm Furtwängler’e bir itirafta bulunmuş : “ Mozart gibi besteliyorum. Çok daha az yetenekliyim, o başka! Söylemek istediğim, içimdeki yaratma süreci Mozart’ınkine benzer olmalı; diğer bir ifadeyle, araştırmaya ya da düşünmeye meydan kalmadan, kaynağından akan su gibi kendiliğinden, rahat bir tarzda.” Ama Schnabel eserlerini hiçbir zaman dinleyici karşısında çalmazmış, zira yorumcuyu, yaratıcıdan ayırırmış. Mozart ise kısacık yaşamı boyunca eserlerinin dinleyici önündeki ilk icracısı, en büyük “savunucusu”, bir bakıma şampiyonuymuş.
Onunla dinleyicileri arasında kurulan içten bağ 270 yıl sonra da konçertolarının, senfonilerinin, oda müziğinin, operalarının uyandırdığı istisnai ruh birliğinin özünü oluşturuyor. Mozart mucizesi, dinleyenleri etkisi altına alan ve farklı çevrelerden, her ufuktan gelen insanı buluşturabilen müziğinin evrenselliğinde yatmakta. Farklılıkları silip atar, zaman kavramını yok eder. Mozart’ın modası geçmez, zira insanın duygularına hitap eder; Mozart kaybolmaz zira varlığımızın derinliklerine inmemize yardımcı olur. Mozart dünya var oldukça yaşayacaktır.
270nci yaşında minnetle anıyorum.
Ayşe Öktem
27 Ocak 2026, Ankara
Yorumlar
Kalan Karakter: