2018’e umutla giren gençlerden üç örnek
Reklam
  • Reklam

2018'e umutla giren gençlerden üç örnek

İşlerine, derslerine dört elle sarılır, istikrarlı biçimde çalışmalarını sürdürürlerse onları daha iyi yerlerde görmemiz mümkün olabilir.

13 Ocak 2018 - 16:26 - Güncelleme: 13 Ocak 2018 - 16:49

Koşullar ne denli ağırlaşırsa ağırlaşsın, her yeni yıl, umutlanmak için potansiyel bir nedendir. Özellikle de gençler için... Umutlanmanın kardeşi de çalışmaktır. 2018'e umutla giren gençlere üç örnek sunuyorum. İşlerine, derslerine dört elle sarılır, istikrarlı biçimde çalışmalarını sürdürürlerse onları daha iyi yerlerde görmemiz mümkün olabilir.

***

Fındıkkıran Yarışması'nda mansiyon 13 yaşındaki Çetin Özen'e...

Fındıkkıran denilince akla hemen Çaykovski'nin her yeni yıl öncesi sergilenmesi gelenekselleşmiş balesi geliyor değil mi? Ama Rusya'da müzik camiasında Fındıkkıran bir de yarışmayı çağrıştırıyor.

Russia-Kultura TV kanalı “The Nutcracker” başlıklı projesi Genç Müzisyenler Yarışması'nı 18 yıldır başarıyla sürdürüyor. Piyano, Yaylı Çalgı ve Üflemeli-Vurmalı Çalgılar olmak üzere üç grupta yapılan yarışmaya katılacak olanlar, gönderilen DVD'lerin incelenmesiyle yapılıyor. Yaş sınırı genelde 14, sadece üflemeliler için 15.

Moskova'da 4-11 Aralık 2017 tarihleri arasındaki 18. yarışmaya 16 ülkeden yarışmacılar katıldı. Aralarında tek Türk 13 yaşındaki vurma çalgı öğrencisi Çetin Özen'di. Altı finalist arasında yer alan Özen, ilk üçe giremedi ama mansiyon ödülüyle (diploma) ödüllendirildi. İşin ilginç yanı, öteki 5 finalistin hepsinin üflemeli çalgıcı olmasıydı.

Bilkent'te Aydın Mecid'in, kendi oğullarından Elman dahil, yetiştirdiği onlarca vurma çalgıcı Avrupa ve Türkiye'deki çeşitli orkestralarda çalışıyor. Bilkent Müzik İlköğretim Okulu'nda 7. Sınıf öğrencisi olan Çetin Özen (d. 2005) de öğrenme tutkusu ve yeteneğiyle dikkati çeken bir öğrencisi. Nitekim bu yarışmaya da öğretmeni bizzat götürdü. Zaten Çetin'in katıldığı ilk yarışmaydı bu. Üflemeli-Vurmalı Jüri Başkanı Evelyn Glennie'nin özel ilgisini gören gören Çetin Özen'in başarılarının devamını diliyorum.

***

Polonya'da bir şef adayı Arın Aykut

Konservatuvar öğrencileri arasında, kendi çalgılarının ötesinde, şefliğe yönelmek isteyenlerin sayısı giderek artıyor. Bunlardan biri de, Arın Aykut (d. 1992). Babası tenor Tamer Aykut'un Antalya Devlet Opera ve Balesi'nin ilk müdürü olduğu yıllarda Arın'ı papyon kravatlı, takım elbise giydirilmiş bir minik olarak anne-babasıyla opera temsillerinin promiyerlerinde ön sıraya oturtulduğunu anımsıyorum.

Babasının özendirmesiyle 8 yaşında müziğe başlayan ve Hacettepe Üniversitesi ADK'nda piyano bölümünü bitirdikten sonra orkestra şefliği alanında master sınıfına kaydolan Arın, sanırım daha önce Çekya'da geçirdiği bir öğretim yılı dolayisiyle tadını aldığı Orta Avrupa'ya yöneldi. Hacettepe'nin anlaşmalı olduğu müzik akademilerine video kayıtlarıyla şeflik için başvurmuş , gelen olumlu cevaplar arasında da Polonya'nın başkenti Varşova'daki Chopin Müzik Üniversitesi'ni tercih etmiş. Oradaki Senfoni ve Opera Şefliği bölümündeki üç öğretim üyesinden biri de, Türk orkestralarını sıklıkla yöneten Marek Pijarowski.

Arın'a “Nasıl gidiyor?” diye sorduğumda bir solukta yanıtladı:

“Eğitim, daha önce de tahmin ettiğim şekilde son derece kaliteli bir şekilde başladı ve öyle de devam etmekte. Alanında iyi bilinen, bölüm başkanımız ve usta bir şef olan Prof. Szymon Kawalla ile çalışmaktayım. Destekleyici diğer tüm dersler ile birlikte insanın kendini hızla gelişirken bulmasını sağlayan bir eğitim metodu uygulanıyor. Bu dalda yeni ama istekli biri olarak, çalışma tempolarına alışmak için ciddi mesai harcadığımı belirtmek isterim. Bu çalışma temposunun en büyük sebebi, Avrupada bir çok okulda olduğu gibi Chopin Müzik Üniversitesi’de Orkestra Şefliği alanında ilk önce 4 yıllık bir lisans eğitimi veriyor olması. Daha sonra öğrencileri arasından kazananları yüksek lisans programına alıp 2 yıllık ileri düzey eğitim vermekte. Benim piyano bölümü lisans mezunu bir insan olarak; H.Ü.A.D.K. Orkestra Şefliği yüksek lisans programını, yoğun bir tempoda çalışarak kazanmam ve hemen 4 ay sonra Avrupanın iddialı bir okulunda, orkestra şefliği alanında dolu dolu eğitimli 6. yılında olan insanlarla sınıf arkadaşı olmam tahmin edersiniz ki benim için damdan düşer bir etki yarattı. Ne göreceğimi, neler yaşayacağımı az-çok tahmin ettiğim için bu duruma hızlı adapte oldum, açıklarımı kapattım ve hala kapatmaktayım.”

Ama esas sürpriz, Arın'ın verdiği şu bilgide:

“Buradaki eğitimimin daha yarısına gelmeden ciddi bir ilerleme kaydetmiş olacağım ki, hocamın desteği ile Polonya Radyo Senfoni Orkestrası’nı yönetmeye hak kazandım. 23 ve 24 Ocak tarihlerinde, W.A. Mozart; Figaro’nun Düğünü, Saraydan Kız Kaçırma uvertürleri ve J. Haydn; Londra Senfonisi yöneteceğim. 2019 akademik yılı başlangıcına kadar burada eğitim alacağım ve daha sonra tez teslimim ile birlikte orkestra şefliği yüksek lisans programımı bitirmiş olacağım.”

İlk konserde Mozart, ikincisinde Haydn yönetecek olan Arın'ın yanısıra, bu iki konserde sanıyorum şeflik master programından başka şef adayları da yer alacak. Umuyorum, Arın'ın öngörüleri, arzuladığı gibi gerçekleşir.

***

Eskişehir-Berlin arasında ödüllü klarnetçi, Yağızcan Keskin...

Hayli geç öğrendiğim bir haber. Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası klarnet üyesi Yağızcan Keskin (d.1993) Sırbistan'ın Novi Sad şehrinde 22-27 Kasım 2017 tarihlerinde 9. kez düzenlenen “Anton Eberst Klarinet Yarışması”nda İkincilik Ödülünün yanı sıra En İyi Oda Müziği Etkinliği Özel Ödülünü kazandı.

Yağızcan Keskin final turunda, aralarında Nikola Srdic ve Yves Svere gibi ünlü isimlerinde bulunduğu yedi kişilik jüriden, Novi Sad Filarmoni Orkestrası üyeleri ile çaldığı W. A. Mozart'ın Yaylı Çalgılar ve Klarinet için Beşli etkinliği ile tam not alarak En İyi Oda Müziği Performansı Özel Ödülüne değer bulundu. Keskin solo etkinlikte de yarışmanın ikinciliğini elde etti.

Son bir ay içinde iki kez dinlediğim Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Senfoni Orkestrası konserlerinde Yağızcan Keskin'e özellikle dikkat ettim. Gerçekten her orkestrada çalacak kapasitede .

Dokuz Eylül Üniversitesi Devlet Konservatuvarı mezunu Yiğitcan'ın 2009'da piyanist Güher & Süher Pekinel kardeşlerin düzenlediği “ Dünya Sahnelerinde Genç Müzisyenler” seçmelerini kazanarak burs almaya hak kazandığı, pek çok gençlik orkestrasının konserlerine katıldığı, İzmir,Çukurova, İstanbul Devlet Senfoniler ve EBBSO ile solist olarak da çaldığını biliyoruz.yarışmalarda dereceleri bulunduğunu biliyoruz. Hızlı gelişiminde ikinci lisans öğrenimi için Almanya’nın Lübeck Müzik Yüksekokulu'nda Prof. Reiner Wehle ve Prof. Sabine Meyer'in ortak sınıfında yer almasının büyük etkisi olduğu muhakkak. Yağızcan halen, master eğitimine Eczacıbaşı Vakfı Müzik Bursu ile Berlin Hans Eissler Müzik Yüksekokulu’nda Prof. Martin Spangenberg ve Prof. Ralf Forster' ın ortak sınıfında devam ediyor. Yani bir aşağı Berlin, bir ayağı Eskişehir'de...

ŞEFİK KAHRAMANKAPTAN

Bu yazı Andante Dergisi'nin Ocak 2018/ 135. Sayı'sında yayımlanmıştır.

 

Bu haber 732 defa okunmuştur.
Reklam
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR x
İstanbul Boğazı'nda Mersin'den Barok esintiler...
İstanbul Boğazı'nda Mersin'den Barok esintiler...
Çoksesli Müzik ile Endüstrileşme Arasındaki İlişkiler
Çoksesli Müzik ile Endüstrileşme Arasındaki İlişkiler