1970’li 80’li Yıllar Ankarasına Plâklarla Bir Yolculuk
Yolculuğa Başlarken
Hani “Değişmeyen tek şey değişimin kendisidir" demiş ya filozof; her şey durmaksızın değişirken, içinde yaşadığımız kentler de değişiyor. Caddeler, sokaklar, evler, okullar, sinemalar, kitapçılar, müzik mağazaları ve diğerleri… Bazıları yok oluyor, sıfırlanıyor, zaman şeridinden silinip gidiyor. Bazılarının fotoğrafları, hakkında belgeler, yazılanlar kalıyor; bazıları geride sosyal medyadaki bölük pörçük değinmelerden başka bir şey bırakmıyor, bazıları ise hiç iz bırakmadan yok oluyor. Bazılarınınsa yerine yenileri geliyor, kimi zaman biçim değiştirmiş olarak. Elbette en önemlisi insanlar, bu kenti yaşayan insanlar. Onlar da zamanla yaşadıkları mekânlara ve nihayetinde de yaşama veda ediyorlar. Değişen dozlarda izler bırakarak ya da hiçbir iz dahi bırakmadan. Sonradan arandığında bir kısmının hakkında en küçük bilgi bulunamıyor. Bir dönemi yaşayanların gelecek dönemlere bilgi, anı bırakmaları ve bir dönemde yaşayanların geçmiş dönemlere ilişkin bilgi edinme çabaları ve araştırma açısından toplumsal hâfızamız çok zayıf. Sonuç olarak, şairin deyişiyle, “derya içre olup deryadan habersiz balıklar” gibiyiz… Kent kültürü açısından geçmişe yönelik araştırmalara baktığımızda, onların da yetersiz olma yanında, çok dengesiz olduklarını görüyoruz. Örneğin sinemalar konusunda sınırlı da olsa çalışmalar varken, kitabevleri konusundaki araştırmalar daha da sınırlı. Buna karşılık, büyük kentlerin geçmişine damga vuran belki milyonlarca insanın plâk, CD, kaset almış olduğu müzik mağazaları neredeyse hiç araştırılmamış. Böylece, kent hâfızasının ve kimliğinin oluşumu da son derece eksik kalıyor.
Bu yazımızda esas olarak 1970’li ve 1980’li yıllar Ankarasına plâklar eşliğinde bir yolculuk yapacağız. Kentin plâk mağazalarını-dükkânlarını dolaşacak, raflardaki plâkları gözden geçirecek, aralarından beğendiklerimizi alacağız. Hemen söyleyelim, bu yazı konuyu tüketen bir inceleme değil, o dönemde kentteki tüm plâk mağazaları ele alınmıyor. Kendi kişisel deneyimlerimden hareketle, sadece bildiğim mağazaları-dükkânları ele almayı, böylece yarım yüzyıl önceki başkenti değerlendirerek, kültürel değişimin izini takip edip tarihe not düşmeyi, Ankara’nın müzikal hâfızasına katkıda bulunmayı amaçlıyorum. Bir de mağazaları daha çok kendi merakım olan klâsik müzik plâkları açısından değerlendiriyorum. Yani bu anlamda, bütün çalışmalar gibi, bu çalışmanın da eksik kalması mukadder. Bu yazıyı hazırlarken, 70’lerin 80’lerin ünlü plâk mağazalarının sahiplerine ulaşmak, onların bilgi ve deneyimlerini öğrenmek için çaba gösterdim. Heyhat… Plâkçı Hayri ölmüştü, Kocabeyoğlu Pasajı’ndaki Orhan Plâk’ın sahibi Orhan Savan’ın öldüğünü kızının internetteki bir mesajından öğrendim, Soysal Çarşısı’ndaki ünlü Cemil Plâk’ın sahibi Cemil Türker’e ve diğerlerine ulaşmaya çalıştım, mesajlarıma cevap alamadım. Eğer yaşama veda etmişlerse, huzur içinde uyusunlar, bu yazıyla hepsini anmış da olalım. Mağazalara, dükkânlara ve sahiplerine ilişkin hiçbir fotoğraf ve yazılı anı da yok. (1) Bugüne kadar yaşanan kayıpları, unutuşları ve unutuluşları düşündüğümde, kendi deneyimlerimi, artık sislenmiş anı ve izlenimlerimi yazmayı manevi bir sorumluluk olarak görüyorum. Malûm, söz uçar yazı kalır imiş. Kendi deneyimim üzerinden anlatacağım için, yazı kişisel bilgi ve düşüncelerim üzerinden kurgulanmıştır, hoş görüle… Yazımız başka insanları da bilgilerini ve deneyimlerini aktarmaya teşvik ederse ve birileri bizim yazımızdaki eksiklik ya da olası hataları düzeltme yoluna giderse, bundan büyük mutluluk duyacağız. Yazımızda söz edilen dükkân ve sahipleriyle ilgili olarak ellerinde görsel malzeme olanlar varsa ve bize iletirlerse, çok sevinirim. Yazıda verdiğim bilgiler, 50 yılın ötesinden hatırlanan, bugüne ulaşan bilgiler. Hani algıda seçicilikten söz edilir ya, hâfızada seçicilik diye bir şey de var. Başka birçok şeyi unutabilirim ve unutmuşumdur da, ama plâklarla ilgili şeyleri unutmuyorum. Bir de “hoca hâfızası” denilen bir şey vardır ve biz de bunca yılın hocasıyız işte… Gene de küçük yanlışlarım ya da eksikliklerim olmuşsa, bağışlanmamı dilerim.
Plâkların Büyülü Dünyasına Dâir
İnsanoğlu 19. yüzyıl sonlarından itibaren sesleri taşıyıcılara kaydedip daha sonra tekrar dinleme olanağına sahip oldu. Bu, müziğin de kaydedilerek dinlenebilmesi ve geleceğe aktarılabilmesi anlamına geliyordu. 1877’de Edison’un icat ettiği fonograftan, 1880’lerde Emile Berliner’in ticarî olarak satılan ilk disklerine, 1912’den itibaren kullanıma giren 78 devirli disklere, 1948’den itibaren gün yüzüne çıkan 33 devirli uzunçalar plâklara, 1963’ten itibaren yaşamın parçası hâline gelen kompakt kasetlere, 1982’den itibaren bir devrim yaratan kompakt disklere (CD) kadar, bu ses taşıyıcılar da sürekli gelişen teknolojiyle birlikte değişti. Daha sonraki dönemlerde bunlara Spotify, Youtube gibi dijital platformlar eklendi. Bu ses taşıyıcılar, müzik dinlemenin de temel araçları oldular.
Müzik açısından bakıldığında, plâğın uzun süren egemenliğinden sonra, kompakt kaset 1970’lerin sonundan 1990’ların başına kadar en popüler olan, en çok satan taşıyıcıydı ve fiyatıyla, küçük hacmiyla müziğin geniş kitlelere daha kolaylıkla ulaşmasında etkin oldu. Yeni bir taşıyıcı olan CD ise 1988 yılından itibaren plâk satışlarını geride bıraktı. Zaman içerisinde plâk tedricî olarak güç yitirerek, neredeyse yok olma noktasına geldi. Ancak son dönemlerde durumun değiştiği gözleniyor ve plâk tekrar canlılık kazanıyor. Günümüzde en revaçta olan müzik dinleme kanalları ise Spotify gibi dijital platformlar. 2024 yılı itibariyle bu platformlar dünyada tüm müzik endüstrisi gelirlerinin % 69’unu oluşturuyor. (2) Evet, plâk canlanıyor dedik ama besbelli eski gücünün hâlâ çok gerisinde ve günümüzde ABD’de tüm müzik endüstrisi gelirlerinin sadece % 8’ini oluşturuyor. (3)
Tüm bu gelişmelere, iniş çıkışlara ve sahip olduğu bazı dezavantajlara rağmen, birçok müzikseverin gözünde plâk her zaman en çok tercih edilen müzik taşıyıcısı oldu. Bunda belirleyici olan sesle ilgili faktörler var, özellikle analog plâklarda sesin doğallığı ve sıcaklığı en önemli faktör. İkincisi plâk başka hiçbir taşıyıcının sunmadığı geniş kapak yazıları, çekici fotoğraflar, çoklu setlerde büyük boy kitapçıklar vb. görsel olanaklarla; plâğın zarftan çıkarılması, temizlenmesi, anti-statik temizleyicilerin kullanılması, plâğın platoya konması, bitince tekrar zarfa yerleştirilmesi vb. törensellik içeren unsurlarla, deyim yerindeyse, diğer taşıyıcıların sahip olmadığı bir ritüele de sahip. Benim de kullandığım özel anti-statik malzemeler ve aygıtlar, özel temizleyiciler, bu ritüeli benzersiz kılıyor. Yani başlığa “plâkların büyülü dünyası” dedik ama bu sakın abartma gibi gelmesin size; müzikseverler açısından, plâkların gerçekten de büyülü bir dünyası var.
Türkiye’de uzun bir geçmişi olan ve hayli gelişkin olan bir plâk endüstrisi vardı. 20. yüzyıl başlarından itibaren 78 devirli taş plâk üreten firmalar, 1960’lı yılların ortalarında 45’lik ve 33’lük plâklar üretmeye başladı. Öyle ki, 1973 yılında üretimini durduran Gramofon Türk şirketinin 1971 yılındaki üretimi, bir milyon plâğın üzerindeydi. (4) 1970’ler Türkiyesi’nde plâk dünyası canlıydı. Bu canlılık özellikle Türk müziği sanatçılarının plâklarını kapsıyordu, sonra buna arabesk ve pop müzik şarkıcıları eklendi; bu süreçte artık LP’ler yaygınlaşmış ve 45’liklerin yerini almıştı. Batıda popüler olan bütün pop müziği şarkıları 45’lik olarak kısa sürede basılırdı, daha sonraki yıllarda bunu yabancı kaynaklı pop müzik uzunçalar plâkları da izledi. Sayıları çok daha az olmakla EMI, Decca gibi ünlü yabancı firmaların klâsik müzik plâklarından bazıları da Türkiye’de basıldı ve satışa sunuldu. Zamanla kasetin, CD’nin ve dijital platformların egemen olmasıyla Türkiye’de de plâk dünyası geriledi, üretici fabrikalar kapandı. Son yıllarda plâk üretiminin sınırlı biçimde de olsa tekrar başladığı görülüyor ama dijital platformların egemen olduğu yeni koşullarda, eski canlılığını yakalaması mümkün görünmüyor.
Plâkların Büyülü Dünyasına Girişim
Türkiye’de plâklı yaşama 1967 yılında girdiğimde, ağırlıklı olarak bir pop müzik dinleyicisiydim. İlk plâğım Timur Selçuk’un Barclay etiketiyle yayınlanan Ayrılanlar İçin 45’liğiydi. Evimizde emektar Philips radyomuza bağlayarak dinlediğim Perpetium Ebner marka bir pikap vardı. Bunu izleyen üç-beş yılda genellikle, bir bölümünü hâlâ korumakta olduğum pop müzik 45’likleri aldım. Dönem bir anlamda Tom Jones-Engelbert Humperdinck dönemiydi ve ben Tom Jones plâkları da almış olmakla birlikte, esas olarak Engelbert’ciydim, en sevdiğim plâğı da There Goes My Everything idi. Spencer Davis Group, The Box Tops, The Monkees plâklarını aldığım gruplar arasındaydı. Bu plâkları ağırlıklı olarak, Merkez Bankası’nın Ulus’taki binasının hemen karşısında ve ünlü Karpiç Lokantası’nın yanındaki plâkçıdan alıyordum. Fiyatı 11 lira idi, sanıyorum ki bu, esas fiyatı 12.5 lira olan plâkların indirimli satış fiyatıydı. O dönemde Remzi Kitabevi’nin yayınladığı örneğin Orhan Kemal, Pearl Buck ve diğer yazarların kitaplarının fiyatlarının 5 lira olduğu düşünülecek olursa, göreli fiyat yapısının günümüzden epeyce farklı olduğu ve plâkların pahalı olduğu görülür.

Pop müzik plâkları yanında, Ruhi Su dinlemek de o dönemin olmazlarındandı. 45 devirli Ruhi Su plâklarını, Zafer Çarşısı’nda aile dostumuz Erdostlar’ın sahibi olduğu, İlhan Erdost (İlhan abi) tarafından işletilen Onur Kitabevi’nden alırdım. Koleksiyonumda muhtemelen sanatçının 45’lik plâklarının tamamı bulunuyor ve hepsini hâlâ koruyorum. Ruhi Su’nun uzunçalar plâklarının bir bölümünü Onur’dan, bir bölümünü ise Cemil Plâk ile Meşrutiyet Caddesi’ndeki Budaklar mağazasından almış olmalıyım. Budaklar’dan daha çok 1990 yılından başlayarak, yeni gelmeye başlayan EMI etiketli CD’leri aldım.
1960’lı yılların sonu, 1970’li yılların başı, müzik zevkimde önemli gelişme ve değişmelere tanık oldu. Pop, rock, klâsik Türk müziğine ilgim devam etmekle birlikte, en öne çıkan klâsik batı müziği oldu. Onun ardından caz geliyordu. Dolayısıyla plâklarda da ağırlıklı olarak klâsik müziğe yöneldim. Bu da pop müzik dinlemeye göre daha büyük zorluklar getiriyordu. 1960’lı 70’li yıllar müzikseverler için, özellikle de klâsik müzik ve caz dinleyicileri için çok zor yıllardı. Dönem, henüz müzik dinlenebilecek dijital platformların olmadığı bir dönemdi. Spotify’ı, Youtube’u falan bırakın, henüz internet bile icat edilmemişti. CD’nin icadı için ise 1980 sonrasını beklemek gerekecekti. Kaset yeni çıkmıştı ama teknik özellikleri belirli bir düzeyin altında kaldığı için, benim gibi ciddi müzik dinleyicilerini tatmin etmekten uzaktı. Geriye dönem koşullarında alternatif olarak radyo ve plâk kalıyordu. Radyo yayınlarının sınırlılıkları düşünüldüğünde, plâk neredeyse alternatifsiz olarak tek müzik dinleme aracıydı. Ancak, plâk ithalâtı sınırlı olduğu için, Türkiye’de çok sınırlı biçimde bulunabiliyordu. Her marka plâğa, her aradığınız eser ve icraya ulaşmanız kesinlikle mümkün değildi, mağazalarda istisnaî durumlar dışında daha çok ucuz yabancı plâk markaları vardı. Bu plâkların fiyatları da oldukça yüksekti. Bu koşullarda çözüm, yurt dışına çıktığınızda getirmek ya da dışarı giden arkadaşlarınızdan rica etmekti. Ancak kişisel olarak getirebileceğiniz plâk sayısı 10 ile sınırlandığından ve hacim ve ağırlık itibariyle plâkları taşımak zor olduğundan, bu alternatif de kolaylıkla kullanılabilir değildi.
1974 yılında plâklardan oluşan bir müzik kayıt koleksiyonu başlattığımda, plâklara yönelimim daha da ciddi bir durum aldı. (5) Yerli piyasanın sınırlılığı karşısında yurt dışı alternatifini giderek daha çok kullanmaya başladım. Bir de çok kaliteli Akai marka bir makaralı teyp almıştım, arkadaşlarımızdan nadiren plâk bulduğumuzda onları kaydetme yoluna giderdik, tabii bant bulma sorununu halledebilmişsek. Yani sonuç olarak dönem itibariyle plâklar güzel, ama onlara ulaşmak çok zordu, siz bir de koleksiyonculuğun zorluklarını düşünün... Daha sonra gelen CD dönemi, müzik dinlemenin ve biriktirmenin çok kolaylaştığı bir dönem oldu. Ama plâkların büyüsü hiç bitmedi ve o büyülü dünyadan hiç çıkmadık.
1970’li 80’li Yıllarda Ankara’nın Plâk Dünyası: Çarşılar, Mağazalar, Dükkânlar
Modern Çarşı
Bu dönemlerde Ankara’da plâk dünyası canlıydı. Bu dünyanın merkezi muhtemelen Ulus’ta Posta Caddesi’nde, Hâl’in hemen yanındaki Modern Çarşı’ydı. 1957 yılında yapılan ve 220 dükkân içeren bu çarşı, daha çok ucuz ev dekorasyon malzemelerinin satıldığı ve Ankara’da yürüyen merdivenlere sahip ilk çarşıydı. Modern Çarşı’nın benim hayatımda özel bir yeri var. Küçük bir ortaokul öğrencisiyken arkadaşlarla birlikte okul çıkışı, Ankara’da bir ilk olan yürüyen merdivene binmeye gider, görevli bizi görünce de kaçardık. Büyüdüğümüz zaman ise aynı çarşıya bu defa plâk-CD almaya gittik.
Modern Çarşı, belki de İstanbul Manifaturacılar Çarşısı’na (İMÇ) benzetilebilir ancak plâklar ve diğer müzik malzemeleri söz konusu olduğunda, onunla karşılaştırılamayacak kadar küçük boyuttaydı. Çarşıda büyük toptancı-perakendeci plâk mağazaları ya da kendi tabirleriyle müzik depoları vardı. Plâk yanında, boş kaset ve diğer müzik malzemeleri bulunurdu. Ancak bu mağazalar perakende satış da yapıyorlardı. Giriş katında esas olarak Türkçe plâklar satan zengin bir mağaza vardı.
1978 Şubatında Mülkiye’ye asistan olup 6.003 liralık ilk maaşımı aldığımda buraya koşmuş ve sayıları 20’ye ulaşan, esas olarak Şevki Bey’den Dede Efendi’ye klâsik Türk müziği ağırlıklı plâklar almıştım. Hiç unutmuyorum, tanesi indirimli olarak 110 liraydı. O dönemde asistan maaşının pek düşük olmadığı düşünüldüğünde, plâk fiyatlarının görece olarak yüksek olduğu ortaya çıkar. Ayrıca aynı yıllarda Çek malı Supraphon plâkların 95 lira olduğu hatırlandığında, yerli plâkların epeyce pahalı olduğu görülür. 47 yıl önce aldığım bu plâkları koleksiyonumda hâlâ koruduğum için mutluyum.
Modern Çarşı’nın ikinci katında iki büyük mağaza ya da müzik deposu vardı. Merdivenlerle çıkıldıktan sonra soldaki büyük müzik deposu Cihan Plâk’tı. Buradan plâk almadım ama 2001 yılında çok sayıda CD aldım. Üçüncü ya da dördüncü katta dönemin ünlü Türk müziği plâk markalarından biri olan Coşkun Plâk’ın bürosu vardı. Üst katlardan birinde de Uzelli’nin kendi ürünlerini satan bir toptancı mağazası vardı. 1990’lı yıllarda Türkiye temsilcisi oldukları Sony etiketli çok sayıda CD satın aldığım bu mağazanın, daha önceki dönemlerde olup olmadığını hatırlamıyorum. Modern Çarşı’nın 2003 yılında bir yangında tümüyle yok olması, Ankara’nın müzik piyasasında olduğu kadar anılarımızda da büyük bir eksiklik, boşluk yarattı. O bölgeden geçip de hüzünlenmemek ne mümkün…
Kocabeyoğlu Pasajı
Ankara’da müzik dünyasının ikinci merkezi, muhtemelen Kızılay’daki ünlü Kocabeyoğlu Pasajı’ydı. Pasaj’la birçok nedenle 1960’lardan başlayarak yakın bir ilişkim oldu. Gençlik arkadaşlarım merhum Atik ve Koray Sarı kardeşlerin alt katta bir diş ecza depoları vardı ve kendilerini sık sık ziyaret ederdim. Kocabeyoğlu’nun alt katı hem plâk dükkânları, hem de kitabevi ve sahaflar açısından zengindi. Bu sahaflardan kitap aldığım gibi, öğrenciliğimde kendilerine elden çıkarmak istediğim kitapları sattığım da oldu. Günümüzde Yüksel Caddesi ile Konur Sokak’ın kesişiminde yer alan Turhan Kitabevi de burada yer alan kitapçılardan biriydi. Bu sahafların bir kısmı dükkân önüne kitaplar da seriyorlardı ve arada ucuz plâklar da bulunuyordu. İdil Biret’in kullanılmamış Vega markalı Brahms plâğını o şekilde almıştım. Yere serilenler arasında yabancı pop müzik dergileri de olurdu. 1960’lı yıllarda onlardan özellikle içinde pop müzik parçalarının sözleri olanları alır, şarkı sözlerini keserek bir defterin sayfaları arasında biriktirirdim.
Çarşının alt katında, plâk-kaset satan dükkânlar da vardı. Bunların en büyüğü ve önemlisi Orhan Plâk’tı. Onun dışında iki ya da üç plâk dükkânı daha vardı ama bunlar Orhan Plâk’la karşılaştırılabilecek boyut ve zenginlikte değildi. Bunlar genellikle Türk müziği ve Türk baskısı pop müzik plâkları satan dükkânlardı. Dönem, “kaset doldurtma” furyasının yaşandığı bir dönemdi. Müzikseverler kasette yer almasını istedikleri parçaları liste hâlinde dükkâna veriyor, bu parçalar bir kasete kaydediliyordu. Kocabeyoğlu Pasajı Ankara’da bu işin merkeziydi denilebilir. Bu plâkçılarda Türkçe 45’lik ve 33’lük plâklar ile bazı yabancı 33’lüklerin yerli baskıları bulunuyordu. Caz, klâsik müzik gibi türlere ait plâklar yoktu. Yalnız bir defa, 1982 ilkbaharıydı sanıyorum, Orhan Plâk çok zengin bir Deutsche Grammophon plâk serisi getirdi. Orhan beyle bendeki açılmamış bazı plâklarla kısmî bir değiş-tokuş yapma işini konuşmuştuk, ama sonra bilmiyorum neden olmadı. Aradan yarım yüzyıl geçtikten sonra, ne zaman Kocabeyoğlu Pasajı’ndan geçsem hüzünleniyorum. Eskinin kitap-plâk merkezi olan bu çarşıda, artık hiçbirinin izi bile kalmadı…
Tansel Mağazası
Gene Kızılay’da bulvar üzerinde, Kocabeyoğlu Pasajı’na 20-30 metre mesafede Tansel Mağazası vardı ki, Tansel dönemin bu alandaki simge mağazalarından biri, belki de birincisiydi. Tansel plâklar yanında, elektronik aletler ve pikap iğnesi gibi aksesuarlar da satıyordu. Türkiye’de 31 Ocak 1968 günü yapılan ilk siyah-beyaz televizyon yayınını da Tansel’in vitrinine koyduğu televizyondan izlemiştik. Tansel’deki klâsik müzik dışı plâkları ilgilenmediğim için hatırlamıyorum. Klâsik müzik plâkları ise girişte solda tezgâhların üzerindeki kutularda duruyordu. Sayıca çok değillerdi, belki birkaç yüz plâk. Bunlar arasında ünlü markalar yoktu, onlar zaten dönem itibariyle pek ithal edilmiyorlardı. Daha çok Everest, Vox, Turnabout gibi düşük fiyatlı Amerikan plâkları, ucuz fiyatlı Fransız malı Musidisc markalı plâklar ile İngiliz malı gene düşük fiyatlı Saga’lar vardı. Saga’lar dönemin en çok bulunan ve en düşük fiyatlı plâkları arasındaydı. Zaman zaman Tansel’e mi aitti bilmiyorum, mağazanın dışında ve Kocabeyoğlu Pasajı’ndaki sahaflarda yere serilmiş olarak da satılırdı. Yanlarına pek uğramadan geçerdim. Macar piyanist Lívia Rév ile İtalyan piyanist Sergio Fiorentino’nun çok sayıda albümü olduğunu hatırlıyorum. Şimdiki aklım olsa hepsini alırdım. Fiorentino’nun büyük bir piyanist olarak kıymeti müzik dünyası tarafından daha sonraki yıllarda bilindi ve eski kayıtları CD olarak yayınlanıp, eleştirmenlerden çok iyi değerlendirmeler aldı. Mağazanın hemen karşısında, Tansel kadar popüler olmayan Lider Plâk mağazası vardı, oraya hiç girmişliğim olmadı.
1983 Aralık ayının son günleri olabilir, bir akşam Tansel’in önünden geçerken vitrinde yeni ithal edilmiş olağanüstü güzel CBS markalı uzunçalar plâklar gördüm. Hemen içeri girip, cebimdeki tüm parayla yedi tane CBS plâk aldım. Evet yılbaşını beş parasız geçirdim belki; ama olsun, yaşanan mutluluk büyüktü. Anılar her zaman güzel olmaz ya, üzüntüyle hatırladıklarımız da vardır. 1972 yılıydı sanıyorum, üniversitede öğrenciyim. Kız arkadaşım bana armağan olarak Tansel’den bir plâk almıştı. Everest etiketli bir plâkta, Leopold Ludwig yönetimindeki Londra Senfoni Orkestrası’ndan Dvorak’ın Yeni Dünyadan senfonisi. Plâğın jelatinini açtığımda üzerinde çizikler gördüm. Birlikte Tansel’e gittik, durumu anlatıp plâğı değiştirmelerini rica ettik. Ricamız, plâğı kapalı sattıkları gerekçesiyle kabul edilmedi. Ben de bunu 53 sene sonra hatırlayıp yazıyorum işte; üzüntüsü gitmiş, anısı kalmış…
Sağyaşar Plâk
Caddenin karşısında, Atatürk Bulvarı’ndan Sakarya Caddesine girerken soldaki ilk bina olan Ali Nazmi Pasajı’nın alt katında yer alan, ünlü Türk müziği ses sanatçısı Mustafa Sağyaşar’a ait olan Sağyaşar Plâk da bilinen yerlerden biriydi. Bu mağaza yıllar sonra Sakarya Caddesi’nin Selanik Caddesi’yle kesiştiği köşede yer alan Kalabalık Çarşı’nın alt katına taşındı. Sağyaşar Plâk’ta Çek malı Supraphon etiketli plâklar ile Türkiye baskılı klâsik müzik plâkları olduğunu hatırlıyorum. Hiç unutmuyorum, bunlardan biri, vitrinde gördüğüm Decca etiketli, Brahms’ın 2 numaralı piyano konçertosunun Vladimir Ashkenazy kaydıydı. Koleksiyonumda bu yerli baskı klâsik müzik plâklarından sadece bir tane var; EMI etiketli bir plâkta, Chopin’in 1 numaralı piyano konçertosunun Maurizio Pollini kaydı. Ancak, plâğı Sağyaşar Plâk’tan mı, Cemil Plâk’tan mı aldığımı hatırlayamıyorum.
Cemil Plâk
Ankara’da dönem itibariyle en büyük plâk mağazası ise şüphesiz Soysal Çarşısı’nın alt katında köşede geniş bir alana yerleşik olan Cemil Plâk’tı. Arnavut Cemil olarak da bilinen Cemil Türker’e ait mağaza, 1990’lı yılların ortalarına kadar faaliyet gösterdi. Çeşit açısından plâk mağazalarının en zengini olan Cemil’de, Türk müziği ve diğer türlere ait plâklar dışında Çek malı Supraphon etiketli klâsik müzik plâklarından geniş bir seçki de bulunurdu. Mağazada, Türkiye baskılı klâsik müzik plâkları olduğunu da hatırlıyorum. Bir ara Cemil Plâk’ın 20-30 metre yakınında Deutsche Gramophon marka klâsik müzik plâkları satan bir dükkân açıldıysa da uzun ömürlü olmadı. Aynı dönemde Cemil’de Supraphon plâklar 95 lira iken, bunlar 180 ya da 185 liraya satılıyordu.
Sergi Kitabevi

Bunların dışında, Büyük Sinema’nın içinde ikinci katta bulunan yazar Erdal Öz’e ait Sergi Kitabevi’nde de, kitaplar yanında Rus Melodiya ve Çek Supraphon markalı klâsik müzik plâkları bulunurdu. Bu markalar açısından Ankara’daki en zengin dükkân Sergi Kitabevi’ydi. Bunların dışında daha az sayıda olmak üzere, batılı firmalar kaynaklı plâkların da olduğunu hatırlıyorum. Ben almadım ama bir arkadaşım, Sergi’den Beethoven’in tüm senfonilerini içeren 8 plâklık ve Deutsche Grammophon etiketli Karajan setini aldığını söylemişti ta o zamanlar. Günümüzden bakıldığında, çeşitlerin çok zengin olduğunu düşünmüyorum. Belki birkaç yüz adet plâk bulunuyordu denebilir.
…ve Diğerleri
1980’li yıllarda, Kızılay’daki SSK İşhanı’nda Ada Plâk vardı, daha sonraki dönemlerde Selânik Caddesi’ne taşındı. Ada Plâk bir ara ithal CBS markalı klâsik plâklar, özellikle kutular getirdi ve inanılmaz düşük fiyatlarla sattı. O indirimde aldığım Stravinsky’nin bale müziklerini Pierre Boulez yönetiminde içeren 3 plâklık ve gene Ravel’in solo piyano için tüm eserlerini Robert Casadesus’nün icralarıyla içeren 3 plâklık setleri koleksiyonumda hâlâ koruyorum. Gene 1980’li yıllarda, Tuna Caddesi’nin Selanik Caddesi ile kesiştiği köşede yer alan ABC Kitabevi’nin üst katında da sadece Çek malı Supraphon’lardan oluşan ve zengin olmayan bir plâk köşesi vardı. Kızılay bölgesinde, ikinci el plâk satan iki dükkân da vardı. Bunlardan Sakarya Caddesi’nde Goralı Sandviç’in altında yer alan pasajdaki dükkânda az sayıda da olsa klâsik plâk da bulunurdu. Genel bir ilke olarak ikinci el plâk almıyordum ama buradan plâklarını biriktirdiğim büyük Rus piyanist Sviatoslav Richter’in imzasını taşıdığını düşündüğüm ikili bir kutu ile kemancı İgor Oistrakh’ın ve Rudolf Kerer’in Melodiya etiketli plâklarını almıştım. Menekşe Sokak’ta bir pasajın içindeki dükkân ise esas olarak pop-rock müzik ağırlıklı ikinci el plâklar satardı.
Yolculuğun Sonu: Sevinç ve Hüzün
Sevgili okurlarım, bu yazıyı hazırlarken dile kolay, tam yarım yüzyıl geriye gittim. Sadece dolaştığım pasajları, çarşıları, mağazaları değil, zamanı paylaştığım insanları da hatırladım. İyi ki tüm bunları yaşamışım diye düşünürken; hem sevindim, hem hüzünlendim. O dönemleri sadece anılarımda değil, koleksiyonumda hâlâ koruduğum plâklarda da yaşatmaya devam ettiğim için kendimi mutlu hissettim. Bir eksiğimiz şu ki, artık ne o mağazalar yerinde, ne de o insanlar. Gönül arzu ederdi ki, Ulus’a çıkıp Modern Çarşı’ya, Kızılay’a inip Tansel’e, Soysal Çarşısı’na girip Cemil Plâk’a uğrayabilelim; plâkları karıştırıp, aralarından sevdiklerimizi alabilelim. Bu yazımız o geçmişe, o insanların anısına armağan olsun. Sevgiyle…
AHMET MAKAL
23 Ağustos 2025, Ankara
İletişim: [email protected]
- Bir istisna, muhtemelen Murat Beşer’in yazısıdır; Hayri Plak, Sol Haber, 28 Mayıs 2016; https://haber.sol.org.tr/yazarlar/murat-beser/hayri-plak-157396 (Erişim tarihi: 13 Mayıs 2025)
- https://www.wipo.int/web/wipo-magazine/articles/ifbi-looks-at-a-decade-of-digital-transformation-in-the-music-industry-73661. ABD’de bu oran % 80’e kadar çıkıyor. (Erişim tarihi: 12 Ağustos 2025)
- https://www.statista.com/chart/7699/lp-sales-in-the-united-states/ (Erişim tarihi: 12 Ağustos 2025)
- Gökhan Akçura, Türkiye’nin İlk Plak Fabrikaları, manifold.press, 18/04/2019; https://manifold.press/turkiye-nin-ilk-plak-fabrikalari (Erişim tarihi: 13 Mayıs 2025).
- Günümüzde 50 yılı geçen klâsik müzik kayıt koleksiyonculuğumuz konusunda müzikolog Ece Demirel’le yaptığımız Ahmet Makal’la Müzik, Radyo Programcılığı ve Koleksiyonculuğa Dâir Bir Söyleşi başlıklı geniş söyleşi için bakınız, https://www.sanattanyansimalar.com/muzik-radyo-programciligi-ve-koleksiyonculuk-üzerine/8331/





























