1977 yılıydı. Devlet Tiyatrosu’nun Genel Müdürü Cüneyt Gökçer görevden alınmış yeni Genel Müdür Ergin Orbey, Kuruma dramaturglar almaya karar vermişti. Sınavda karşımızdaki Seçici Kurul üyeleri Sevda Şener, Vedat Günyol, Cevat Çapan ve Genel Müdür Ergin Orbey, Genel Müdür Yardımcısı Turgut Özakman’dı. Benden birkaç yıl sonra mezun olan genç adaylarla birlikte kazananlar arasındaydım.
Dramaturgi Bürosu Genel Müdür’e yakın bir yerde oluşturuldu, küçük sevimli masalarımızla Füruzan, Sıtkı, Esen, Nilüfer ve Murathan keyifle çalışıyorduk…Evet o güzel mekânda o güzel insanlardan biriydi Murathan Mungan. Gencecikti. Genel kültürünün zenginliğine eşlik eden bilgi birikimiyle adeta parlıyordu. Sağımdaki masada çalışıyordu, zaman zaman yüzünü duvara dönüp kendini odanın seslerinden yalıtıp yazıyordu. “Osmanlı’ya Dair Hikayat” o günlerdendi ve bazen gece bir saatte telefonda okurdu bazı satırlarını. Sanırım amacı aynı zamanda kendi sesiyle gözden geçirmekti yazdıklarını.
Yakın arkadaşlarından biri değildim ama yaş günü partisinde, Müjde Ar kardeşi ve annesini evinde konuk ettiğinde, Müşfik Kenter’le oyun çalıştığında birlikte oluyorduk. Gençti, edebiyat çevrelerinin dikkatini çekiyordu ama ülkenin sorunlarını doğup büyüdüğü toprakların birikiminin de oluşturduğu sorumluluk bilinciyle izliyordu.

Birlikte çalıştığımız o kısa sürede tanıdığım Murathan, bunca yıl sonra dost olarak tanımlamama yetecek anılar bıraktı. Bir gece sabaha karşı telefonla arayıp sokağındaki tanklardan sözettiğinde paylaştığımız endişeyi anımsıyorum. 11 Eylül 1980 gecesiydi. Devlet Tiyatrosu yönetiminin şikayetiyle gözaltına alındığımda evde yalnız kalan kızkardeşime eşlik edip ailemin diğer kişileri başka kentlerden gelince onlara “devreden” , gözaltı süreci sonunda sık sık ziyarete gelip ailemin gerilimli ortamını gidermeye çaba harcayan inceliklerini unutmam.
Yıllar içinde ne zaman onunla ilgili bir haberle karşılaşsam o Murathan’ı anımsadım. Adı geçtiğinde onunla tanıştığımı söylemekten alakoyamadım kendimi, adeta bu tanışıklıkla övündüm.
Şiir, tiyatro oyunu, romanlarıyla bütün ülkenin özellikle gençlerin hayranlığını topladı. Saygın bir yazar, aydın olarak yaşamını sürdürüyor. Yazarlığıyla ilgili uzmanlarının değerlendirmelerine ekleyeceğim bir şey yok ama tiyatro oyunlarının daha iyi değerlendirilebileceğini düşünüyorum. Başta hocalarım olmak üzere başarıları çoktan kabul görmüş oyunlarının seyirciye ulaştırılması konunda bir geri duruş, bir çekince mi var diye düşünmekten alakoyamıyorum kendimi… Onlarca yıl öncesinde ilgiyle ardarda sahnelenen oyunlarının epeydir seyirciyle buluşamadığını düşünüyorum. Oyunların taşıdığı edebi ağırlığın sorumluluğu mu ürkütüyor tiyatroları bilemedim. O dilin, o oyunların seyirciye söyleyeceği nice güzellik, düşündüreceği taze kalmış öykü var. Keşke birisi örneğin “Mutfak” oynasa ve ben de izleyip değerlendirip yazsam.

Murathan Mungan saygın bir edebiyatçı olarak şiirleri, öyküleri, romanlarıyla tanındığı kadar, bestelenen şiirlerinin sözleriyle de milyonlarca insanın hayranlığını kazandı. Ünlü olmanın karşılığında maruz kaldığı sorunlarda, medyayla ilişkisinin mesafesini incelikle ayarladı. Magazin dilinin saygısızlığını ağırbaşlılıkla savuşturdu.
Geçenlerde bir televizyon kanalında genç bir hanımla yaptığı söyleşiyi dinledim. Çalışma, yaşama ortamını, evini içtenlikle anlatıyor genç hanımın heyecanını olgunlukla yönetiyordu. Telefona sarılıp henüz almadığım kitaplarını sipariş ettim ve onunla ilgili konuşmak, yazmak istedim.
Yaşamakta olduğumuz karanlığı daha da kötüsü mü geliyor ürküntüsüyle gözlemlemekteyken, İspanya Başbakanı’ Pedro Sánchez’i , Mark Ruffalo: Stephen King ve hatta dellenen Robert de Niro’yu iç çekerek izlemekteyken anılar umut verdi.
GÜLŞEN KARAKADIOĞLU
13 Mart 2026, Ankara
Yorumlar
Kalan Karakter: