Yine bir eylül ayını yaşıyoruz. Şarkılara, şiirlere konu olan, romanlara adını veren eylül ayı, sanata benzetilen sonbahar mevsiminin habercisi, öncüsüdür. Her ne kadar küresel ısınmanın etkisi ile mevsimlerin ötelendiği iddia edilse ve havalar gündüzleri yazın devamı gibi sıcak olsa da, akşamları Ankara’da artık serini hissediyoruz. Yakında “ressam doğa ana” fırçasını, boyalarını alıp; paletindeki turuncu, taba, kahverengi, kızıl, bordo, yeşil ve tabii ki sarının en güzel tonlarını cömertçe kullanarak doğayı rengarenk boyamaya ve birbirinden eşsiz tablolar sunmaya başlar. Sonbahar boyunca “doğa ananın doğal sanat galerisinde” sergilenecek bu muhteşem hazan tablolarını bizler de hayranlıkla seyrederiz.
Öte yandan eylül ayı bir de, pek çok edebiyatsevere Mehmet Rauf’un “Eylül” romanını çağrıştırır. Bu nedenle, okumayı düşünenler için söz konusu eseri ve yazarını kısaca tanıtmak istedim.
1875 İstanbul doğumlu olan Mehmet Rauf, Türk edebiyatındaki Servet-i Fünun topluluğunun önemli isimlerindendir. Esasen “Eylül”den başka ondan fazla roman, çeşitli hikayeler ve tiyatro oyunları da yazmış olmasına rağmen, Eylül romanındaki başarısından dolayı döneminde "Eylül muharriri (Eylül yazarı)" olarak anılmıştır. Mehmet Rauf, Halit Ziya Uşaklıgil’in gerçekçi roman anlayışını benimsemiş fakat onun romanlarındaki geniş toplumsal panoramadan ziyade, bireyin içsel çatışmalarına ve ruhsal çözümlemelerine yönelmiştir.
“Eylül”, önce 1900 yılında Servet-i Fünun dergisinde bölümler halinde tefrika edilmiş; daha sonra 1901’de kitap olarak basılmıştır. Günümüzde de, bugünkü Türkçeye uyarlanmış olarak yeniden yayınlanmaktadır.
Süreyya ile evli olan Suat ve yakın dostları Necip arasındaki sessiz, bastırılmış bir aşkı konu alan Eylül romanı, ilk psikolojik roman olarak kabul edilmesi nedeniyle Türk edebiyatında önemli bir yere sahiptir. Romanı asıl farklı kılan husus, bu aşkın dış dünyadaki yankıları değil, kahramanların iç dünyalarında yaşanan fırtınalardır.
Karı koca olan Suat ve Süreyya aslında ayrı dünyaların insanlarıdır. Birbirlerine aşıklarmış gibi görünseler de esasında sevgiden ziyade Suat’ın aşırı anlayışı ve fedakarlığı ile yürüyen bir evliliktir onların ki. Süreyya keyfince yaşamayı seven, her şeyden çabuk sıkılıp bıkan, eğlenmek için sürekli yeni şeyler arayan, kendini düşünen bir karakterdir. Süreyya’nın arkadaşı ve akrabası olan Necip sık sık evlerine misafir olur. Suat ile hayli ortak yönleri olan Necip’in geliş gidişlerinden Suat da, Süreyya da çok memnundurlar. Ancak zaman geçtikçe Suat ve Necip arasında kaçamak bakışlar ve davranışlarla başlayan bir yasak aşk gelişir. Okurken belki biraz da eski Yeşilçam filmlerinin etkisiyle, o filmlerdeki gibi biteceğini düşünürken; roman farklı şekilde trajik bir sonla noktalanır. İsterseniz detayları ve gerisini yazarın anlatımına bırakalım.
Halit Ziya Uşaklıgil bu eser için “Mehmet Rauf’un Eylül’ü, edebiyatımızda ilk defa insan ruhunun ince kıvrımlarını sözle dile getiren bir eser oldu. Bu roman, Servet-i Fünun’un estetik anlayışını en ileri noktaya taşımıştır.” şeklinde bir yorum yapmıştır.(¹) Tanınmış edebiyat eleştirmeni Prof. Dr. Berna Moran ise “Eylül”ün, bastırılmış duyguların, söylenemeyenlerin, sessizliklerin romanı olduğunu belirtmiştir.(²) Edebiyatçı Prof. Dr. Mehmet Kaplan da “Eylül”ü, bireyin iç dünyasını konu alan edebiyat geleneğinin başlangıcı olarak nitelendirmiştir.(³) Yakup Kadri Karaosmanoğlu ise bu roman için şöyle demiştir: “İlk gençlik çağımda, beni en derin bir tesir altında bırakan kitaplardan başlıcası, Edebiyat-ı Cedide romancılarından Mehmet Rauf’un Eylül romanı olmuştur. Bunun sebebi de, -şimdi yaptığım ruh tahliline göre- hayalimde yaşadığım büyük aşklardan birinin en tipik örneğini bu romanda buluşumdur. Kaldı ki, Halit Ziya ve Hüseyin Cahit gibi üstatlar Eylül’ü bir şaheser ve yazarını bir dâhi olarak ilan etmekte birbirleriyle âdeta yarışa girmiş idiler.”(⁴)
Bu değerlendirmelerden de anlaşılacağı üzere “Eylül”ün, sadece bir yasak aşkın hikayesi değil; aynı zamanda söylenemeyenlerin, bastırılanların, sessizce yaşanan trajedilerin romanı olarak edebiyatımızda özel bir yeri vardır.
Genelde psikolojik romanların; yoğun karakter tahlilleri, romandaki şahsiyetlerin ruhsal durumlarının ve bunalımlarının detaylı anlatımları nedeniyle sıkıcı olduğu şeklinde bir düşünce hakimdir. Fakat Mehmet Rauf bu çözümlemeleri ve anlatımları öylesine ustalıkla yapmış ki, kesinlikle sıkmıyor. Ayrıca 1800’lerin sonundaki İstanbul Boğazı’nı o denli güzel betimliyor ki, okuyucuda adeta romanın kahramanlarıyla birlikte oralarda yaşıyor ve geziniyormuş hissi uyandırıyor. Anlatımıyla olayların nasıl gelişeceğini sürekli merak ettiriyor. Dolayısıyla elden bırakılmadan oldukça kısa sürede okunabilecek türde bir eser.
H. Suat Ilgaz
5 Eylül 2025, Ankara
KAYNAKÇA :
(¹) Halit Ziya Uşaklıgil, “Kırk Yıl”, İstanbul: İnkılâp Kitabevi
(²) Berna Moran, “Türk Romanına Eleştirel Bir Bakış I”, İstanbul: İletişim Yayınları
(³) Mehmet Kaplan, “Türk Edebiyatı Üzerine Araştırmalar I: Tanzimat ve Servet-i Fünun Devri Türk Romanı”, İstanbul: Dergâh Yayınları
(⁴) Yakup Kadri Karaosmanoğlu, “Gençlik ve Edebiyat Hatıraları”, İletişim Yayınları, 2021, İstanbul.
Yorumlar
Kalan Karakter: