Bir festivalden daha döndüm. Daha dönerken aklımdaki soru: seneye yine gelir miyim? Festivalin ilk haftası Grosser Festspielhaus’un önü basın mensuplarıyla, protokolden katılan üyelerle dolu olur.

Ben ilk kez festivalin son haftasında ordaydım, basın ilgisini kaybetmiş, meydan seyircilere kalmış; ‘Jedermann’ sahnesi Domplatz’dan sökülmeye başlamış ve yeni prodüksiyonların eleştirileri çoktan yayınlanmış.. Hava yağmurlu fakat herkes halinden memnun.
Önce Biraz Rock
Her sene Salzburg’da Yaz Festivali zamanı, Viyana’da da Rathausplatz’da düzenlenen açıkhava film festivali oluyor. Burada yalnızca film değil, meşhur konser kayıtları ve Viyana Devlet Operası’ndan gösterimler de var. Ben de tabi ki planımı buna göre yapmıştım. Viyana’ya gittiğim ilk gün, şehirde şöyle bir turlayıp ünlü ‘bira bahçelerinde’ keyif yaptıktan sonra, festival alanına geldim. Burası kışın en büyük Christmas pazarının kurulduğu alan. Girişte her çeşitten içki ve yiyecek bulabiliyorsunuz. Gösterimler hava kararırken başlıyor. Ayarladığım programda ilk gün, önümdeki klasik müzik maratonuna beni hazırlayacak bir konser kaydı vardı: Rolling Stones’un Sweet Summer Sun: Hyde Park Live performansı. Grubun 2013’te 50. Yıl turnesi kapsamında verdiği bu konser, 70 yaşlarına gelmiş üyelerin enerjisini kanıtlayan harika bir deneyim olmuş.
Salzburg’a Gidiş
Ertesi gün erkenden kalkıp Salzburg’a trenle geçiyorum. Viyana’dan yaklaşık 2,5 saat süren tren yolculuğunda önümdeki eserleri şöyle bir hatırlamak amacım. Otele yerleşip, opera kıyafetlerimi giydikten sonra, bir saat öncesinden Grosser Festspielhaus’dayım. En son 2019 yılında gelmişim, o yüzden artık her sokağını bildiğim bu şehrin tanıdıklığı ve özlemi sayesinde sürekli gülümsediğimi farkettim. Hava serin olmasına rağmen, herkes erkenden gelmiş, dışarıdaki içecek alanlarında şaraplarını içiyor. Herkes yine çok şık. Her klasik müzik odaklı etkinlikte olduğu gibi burda da yaş ortalaması yüksek. Bastonlarıyla gelen amca ve teyzeler yine de en şık halleriyle gelmişse, bize de buraya biraz özen gösterip gelmek düşüyor bence. Zorunlu değil ama olsa iyi olur. Hem siz de normalden farklı bir etkinlikte olduğunuz hissini daha iyi alırsınız. Ben dışarıda biraz video çekip, şarabımı içip, spor ayakkabılarımdan topuklu ayakkabılarıma geçiş yaptıktan sonra fuayeye giriyorum.
Lady Macbeth Rolünde Asmik

İlk günün eseri Verdi’nin Macbeth’i. Özellikle Lady Macbeth rolü için heyecanlıyım çünkü çok sevdiğim soprano Asmik Grigorian seslendirecek. Ben kendisini ilk kez canlı olarak İsveç’te Madama Butterfly rolünde izlemiştim, o zamanlar bu kadar ünlü değildi. Sonra yine Salzburg Festivali’nde Salome rolü..

Ayakta geçirdiğim 2 saat boyunca sahneden hiç inmeyen Asmik, ayaklarımın acısını kesinlikle unutturmuştu. Üçüncü izleyişimde de fikrim değişmedi, Verdi operalarında uzman olmasa da Lady Macbeth rolü ses rengine güzel oturmuş. Macbeth rolündeki bariton Vlasislav Sulimsky de rolünü hakkıyla vermiş. Suçlulukla kendini ele vermeye başladığında, yemek masasında ağzından çorbalar akarken (kamerayla yakın çekim olarak sahnede ekranda olduğu için görebiliyoruz); bir yandan zorlu pasajlar seslendiriyor, arada eşi ağzını silip duruyor.. Ağzından sular fışkırırken nasıl söyledin be adam! İşte böyle festivallerde opera sanatçılarından beklenen oyunculuk bu seviyede.
Yorucu Prodüksiyon, Şahane Performans
Krzysztof Warlikowski’nin sahnelemesi hakkında birkaç sözüm var. Ben modern sahnelemeleri severim, operayı bugün canlı tutan şey eski eserlerin yeni yorumlamaları. Fakat Warlikowski sahneye aynı anda o kadar çok şey koymuş ki, referansların yarısını kaçırdığıma eminim. Başa dönersek, esere en büyük dokunuşu uvertürde, Macbeth çiftinin çocuk sahibi olamamasını odağa alarak yapmış. Lady Macbeth’i bir jinekolog randevusunda görüyoruz, arkadaki ekrana siyah beyaz yansıyan yüz ifadesinden anladığımız kadarıyla çocuk sahibi olamayacağını öğreniyor. Bu Macbeth’lerin sorumlu olacağı aksiyonlar için güzel bir zemin oluşturmuş.

Sahnede ise nereye bakacağımı ben şaşırdım. Ortada büyük bir bank; yanda jinekolog muayenesi, Duncan’ın öldürülmesi gibi olayların gerçekleştiği açılır kapanır bir koridor; sahnenin üst kısmında sadece bacak boyu kadar açık bir geçitten yürüyenler; yan tarafta koronun oturduğu bir kutu, içinde bir ekran; yanda başka bir ekran.. Koroya bakarken bi’ bakıyorum yan tarafta bankın yeri değişmiş.. Sürekli kendimi şunu derken buldum: ‘bu ne zaman oldu?’. Yanda bir sahne olurken ekranda bambaşka bir film dönüyor. Yönetmen gözümüzü nereye çekeceğine karar verememiş, bu da çoğu göstermek istediği şeyi görmememize sebep oldu. Bir pazarlamacı olarak şunu söylemek isterim: çok mesaj, hiç mesajdır. Macbeth’in cadılarının verdiği o tedirginliği verebilmek için masaya yemek niyetine konan bebekler, Macbeth’in hadım edilişi, Lady Macbeth’in sahne arkasında ölmek yerine sonuna kadar canlı kalması gibi detaylar Verdi’nin müziğiyle ne kadar uyum sağladı, tartışılır. Yorucu bir prodüksiyon fakat şahane bir performanstı.
Viyana Filarmoni’yi Dinlemek
İlk günün ardından güzel bir restoranda schnitzel yiyerek opera değerlendirmelerimi not aldıktan sonra, ertesi gün için hazırım. Sabah yine konser kıyafetlerimi giyerek başlıyorum güne çünkü saat 11’de Franz Welser-Möst yönetiminde Viyana Filarmoni Orkestrası konseri var. Hava iyice yağmurlu, o yüzden herkes fuayede vakit geçiriyor. Ben kahvemi alarak program notlarına gömülmüşken bir bakıyorum ki herkes şaraplarını almış, e ben de uyum sağlıyorum. Programın ilk eseri çok hakim olduğum bir eser değil: Weinberg’in 2. Senfonisi. 3 bölümden oluşan bu senfoni, Shostokovic etkisinde yazılmış ve savaş tınıları içeren bir eser. Weinberg eseri 11 yaylı çalgı için bestelemiş fakat Viyana Filarmoni, bugün yaygın olan şekilde, tüm yaylılar için uyarlamasını seslendirdi.
İkinci eserimiz Bruckner’in 9. Senfonisi. Yine 3 bölüm, çünkü Bruckner son bölümü tamamlayamadan vefat ediyor. Yarım eserler kadar insana hayatın faniliğini hatırlatan çok az şey var... Konser bittiğinde, orkestranın etkileyiciliği karşısında o kadar donakalmışım ki.. Tabi ki Viyana Devlet Operası’nda hep Viyana Filarmoni Orkestrası’nı izlemiş oldum. Fakat bu orkestradan senfonik eser dinlemek bambaşka bir deneyim. İnsan dışarı çıktığında beyninin içinde kalan tınıları kaybetmemek için tek bir şey düşünüyor: uzun süre kulaklık takıp bir şey dinleyemeyeceğim.
Akşama tekrar operamız var.. Ona da bir sonraki yazımızda devam edelim.
Ece Demirel
3 Eylül 2025, Salzburg / İstanbul
Yorumlar
Kalan Karakter: