Köşeyi resim kaptı.
Cumhuriyet’imizin 100. yılında İstiklal Caddesi’nde Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nin açılması, Beyoğlu’nun yeniden İstanbul’un kültür sanat merkezi olması yönünde önemli bir adımdı. Uzun yıllar bankanın Beyoğlu Şubesi olarak kullanılan binayı 1907 yılında Fransız tüccar Joseph Baudoui (Jozef Bodui) yaptırmış. Baudoui Apartmanı olarak bilinen neo-klasik biçemdeki altı katlı yapının giriş katında -caddedeki öteki yapılarda olduğu gibi- mağazalar, üst katlarında apartman daireleri yer alıyordu. Bir dönem 4. Sigorta Han diye adı geçen bina 1950’de İş Bankası’nca satın alındıktan sonra ilk iki kat banka şubesi olarak düzenleniyor, üst katlar ise değiştirilmeden çalışma odaları olarak kullanılıyor.
Bina, 2015 yılında, mimarlar Mehmet Kütükçüoğlu ile Ertuğ Uçar’ın kurdukları Teğet Mimarlık’ın hazırladığı proje ile Banka’nın zengin koleksiyonunu sergileyebileceği bir müze olarak tasarlanıyor. Hayranlık uyandıran, benzer yenileme projelerine esin kaynağı olabilecek bu tasarım, yapının geçmişine saygı gösteriyor, o geçmişi kullanıyor, değerlendiriyor, yeni gereksinmeleri eskiyle kaynaştırarak yapıyı bütünleştiriyor. Ortaya bambaşka bir müze çıkıyor: Gepegeniş salonları olan bir müze değil bu, ama sergilenen her yapıtı vurgulayacak bir düzenlemeye olanak veren, “samimi” bir müze: Baudoui Apartmanı’nın cephelerindeki birbirine bağlı odaları ortadan kaldırmadan, bir yandan kolay dolaşılan sergi alanları oluşturulmuş oluyor; öte yandan apartmanın dış kabuğunun dokusuna zarar vermeden iç mekana yeni işlevlerle bağlayıcı bir “betonarme çekirdek” yerleştiriliyor.
Binanın tesisatını da içeren bu bölüm zemine sabitleniyor. Ayrıca bu bölümdeki yüksek ve geniş galeriler, çağdaş heykellerle yerleştirmelerin sergilenmesine olanak veriyor. Betonarme çekirdekte yer alan asansörlere binerken solda gördüğünüz merdivenlerle asansör boşluğu, girdiğiniz binanın geçmişini gözünüzün önüne getiriyor. Binanın müzeye dönüşüm öyküsü, katlarda asansörlerin yanındaki çizimlerde görülebildiği gibi, İş Bankası Kültür Yayınları arasında çıkan Ertuğ Uçar ile Feride Çiçekoğlu’nun yazdığı Bina Bina İçinde kitabında bulunabilir.
Türkiye İş Bankası’nın Sanat Eserleri Koleksiyonu 1939 yılında açılan ilk Devlet Resim ve Heykel Sergisi’nden satın alınan yapıtlarla başlamış. Bugün 950’den fazla sanatçının 2800’e varan yapıtından oluşan koleksiyonun 600 kadar parçası sergileniyor müzenin dördüncü ve beşinci katlarında. Ayrıca her ay koleksiyondan seçilen bir tablo, “Ayın Misafiri” olarak öne çıkıyor. (1)
Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nin kurucu küratörünün –sanat tarihçiliğindeki uzmanlığı, mimarlık eğitimi temeline dayanan- Prof. Gül İrepoğlu’nun olmasını ayrıca bir şans olarak görüyorum. Bankanın seçkin koleksiyonunun bu mekanda nasıl sunulacağına ilişkin en doğru kararı böyle bir geçmişten gelen uzman verebilirdi.
Müzenin kalıcı sergisi Türk resim sanatının geçmişiyle tarihsel gelişimini gözler önüne koyuyor. Bekleneceği gibi, bu sanatın bütün ilk ustalarının yapıtlarına yer veriliyor. Birbirinden değerli tabloların sergilendiği bu bölümde üç yapıt benim en çok ilgimi çekti: Birincisi, çocuklarla gençlere toplumsal gelişimimizi kadınlar üzerinden anlatmayı amaçladığım Büyüyünce Ne Olacaksın romanımın kahramanlarından Mihri Müşfik’in kendi boy resmini yaptığı tablosu... (Bugün baktığımızda, portre ressamı olarak çağdaşları arasında sivrilen Mihri Hanım, Mustafa Kemal’in de ilk boy resmini yapan ressamdı.)

İkinci resim, yine büyük boy bir tablo: Son halife Abdülmecid Efendi’nin yaptığı, oğlu Ömer Faruk’un resmi… Abdülmecid Efendi’nin ne denli usta ressam olduğunu yeniden düşünürken -son padişahların en dindarlarından bilinen- babası Sultan Abdülaziz’in bir İngiliz sanatçıya kendi heykelini yaptırdığını, ancak yobazların korkusundan heykeli Beylerbeyi Sarayı’nın içinde tuttuğunu anımsıyorum.

İlk bölümde en dikkatimi çeken bir başka resim ise pek çok izlenimci ölüdoğa tablosu arasında farklı çizgileriyle göze çarpan Meyveli ve Çiçekli Natürmort… Müzeye giriş için bilet yerine verilen rozette de yer alan bu tablo, asker kökenli ressamlardan Mehmet Muazzez’in (1871-1956) imzasını taşıyor. Daha önce aklımda kalan bir resmini anımsayamadığım, Kadıköylü Muazzez olarak da bilinen ressamımız Bahriye’nin mızıka takımındayken Sanayi-i Nefise Mektebi’ne devam etmiş, bitirince Bahriye’den ayrılmış; bir süre bu okulda ders vermiş, 1930’larda okulun müdürlüğünü de yapmış. Çok yönlü bir sanatçıymış: Ortaoyunlarında oynamış, kendi çizdiği Karagöz Hacivat tipleriyle Karagöz oynatmış.

Müzenin Türk Resmini İzlemek başlığı taşıyan kalıcı sergisi tarihsel dönemlere ayrılıyor; her dönemle ilgili özlü açıklamalara yer veriliyor. Resim sanatımızdaki D Grubu, On’lar Grubu gibi başlıca akımların temsilcileri bir arada sunuluyor. Ayrıca tabloların Kadın Ressamlar, Deniz Coşkusu, Anadolu Esinlenmeleri, Kadın Portreleri gibi başlıklar altında toplanması sergilenen yapıtları hem anlama, hem sindirme açısından çok yerinde!...


Kadın portreleri hep ilgimi çeker. Bu başlık altında sergilenenler arasında Fahrünnisa Zeid’in çarpıcı otoportresini ilk kez gördüm. Nazlı Ecevit’in leylak dalları arasından görünen ev duvarının rengi uzaktan başka, yakından başka mı görünüyordu göze? Ayfer Karamani’nin seramik kadın heykelciğine, Semiha Berksoy’un portrelerine rastlamak; Abidin Dino ile ressamlarımızın “hoca”sı Leopold Levy’nin ölüdoğalarını yan yana görmek ne hoştu! Bu satırları yazarken şunun ayırdına vardım: Benzer müzelerimizde kadın ressamlarımızın aralara serpiştirilmiş birkaç yapıtını görür geçeriz, bu müzede ise kadın ressamlar fark ediliyor.

Müzenin sonradan eklenen çekirdek yapısında kalıcı olarak sergilenen iki büyük yapıt var. Biri, Fevzi Karakoç’un sanat yapıtına dönüştürdüğü, binanın özgün yapısından çıkan dört kapı: Geçmişe saygılı bir selam…
Bir başkası, Rahmi Aksungur’un Özlem adlı kılıçbalığı heykeli… Heykel, kılıç balığının İstanbul’a, maviye özlemini anlatırken çevre sorunlarına dikkat çekmek istiyor. Bu iki yapıt dışında dikkati çeken bir başka iş yine yeryüzünün en güncel sorunu çevreyle ilgili: Geçtiğimiz günlerde, Müze’nin kuruluşunun bu ikinci yılında koleksiyona eklenen ilk yapay zeka veri heykeli Türkiye’deki “endemik türlerin kırılgan güzelliğine odaklanıyor”.

Refik Anadol’un Türkiye-Flora başlıklı bu yapıtı, sanatçının milli parklarımızdan ses ve görüntü kayıtlarıyla elde edilen verileri açık kaynaklı akademik bilgilerle birleştirmesinden oluşan, ülkemizin doğal zenginliklerine odaklanan 10 dakikalık bir yapay zeka veri heykeli…
Müzede karşılaşılacak güzellikler anlatmakla bitmez, gidip görmek gerekir. Hepsini görmeye bir gün de yetmez. Görülenleri kısaca anlatmaya da bir yazı yetmez. Müzenin şu sıradaki Yan Yana başlıklı iki süreli sergisini anlatmayı bir sonraki yazıya ertelemek gerek. İki ressam çifti -Melahat ve Eşref Üren ile Eren ve Bedri Rahmi Eyüboğlu çiftlerini- konu alan iki sergiden gelecek yazımda söz edeceğim. Şimdilik, yeryüzünde biricik olan İstanbul’umuza bu müzeyi kazandıranlara, Beyoğlu’nun kültür sanat merkezi kimliğini yeniden kazanmasına katkı yaptıkları için teşekkürle sözlerimi bitireyim. İstanbul’a ihanet edenlerin iki cihanda yakası bir araya gelmesin, diye ilenirken Anka gibi her seferinde kendi küllerinden doğmayı başarmış bu eşsiz şehrin canlanmasına katkıda bulunan herkese saygılar sunuyorum.
MİNA TANSEL
3 Kasım 2025, Ankara


























