23 Kasım 2025 akşamı evimden çıktım, sadece 300 adım attım ve henüz tanışmadığım ama “dost” olduklarını bildiğim insanlarla bir minibüse bindim. “Dost” olduklarını biliyordum, çünkü dost Çiğdemim Derneği ile tiyatroya gidiyorduk.
Çiğdemim Derneği sadece kayıtlı üyelerine değil, derneğin dostlarına da toplu tiyatro bileti sağlayıp, arzu edenleri derneğin önünden minibüslerle götürüp geri getirme hizmetini sunuyor. Bu yolculuk bulutlara sarınmış olarak hafif bir esintiyle göklerde uçmak gibi masalımsı bir serüven. Üstüne yolculuk sırasında yeni dostlarla tanışma ve yol sohbeti yapabilme olanağı da var.

İşte böyle bir bulut uçuşuyla, şimdiye kadar sadece havalimanına giderken önünden geçtiğim Pursaklar’a tiyatro seyretmeye gittim. Pursaklar, “Tebessümler Diyarı” olarak tanımlanan bir mahalle. Neden böyle tanımlandığını bilmediğim gibi orada bu çapta bir tiyatro binasının olduğundan da habersizdim ve önyargım nedeniyle çok şaşırdım.

Pursaklar Belediyesi’ne ait olan bina üç yıl önce açılmış ve Devlet Tiyatrosu’na (DT) tahsis edilmiş. 670 koltuklu bu salonda yüzde doksanın üzerinde bir doluluk oranı ile çok sayıda oyun sergileniyor.
İzlediğimiz oyun Nazlı Eray’ın aynı adlı romanından Cenk Türkkanı tarafından uyarlanmış ve Sabri Özmener’in sahnelediği “Marilyn- Venüs’ün Son Gecesi” adlı 2 perdelik oyundu (1,2). DT’nın “Romandan sahneye projesi” çerçevesinde yaratılmış olan eserin izlediğimiz temsili, prömiyeri geçen sezonda yapılan oyunun seyircilerle 30’uncu buluşmasıydı.
Konusu Marilyn Monroe’nun hayatı, John Kennedy ve kardeşi Robert Kennedy ile gizli ve özel ilişkisi, sonunda da nedeni çözülemeyen ölümü üzerine. Bir yandan Marilyn ve Amerika dünyası sunulurken diğer yandan da Ankara’da Ulus’ta bir pavyonda şarkı söyleyen Meryem’in Marilyn’inkine benzer yaşamı anlatılıyor. Olayların anlatımı kâh reytingi yüksek televizyon programlarından, kâh doğrudan, Amerika-Türkiye-televizyon olmak üzere üç ayrı dünyadan manzaralar sunuluyor. Zaman ve mekân kırılması ya da karması şeklinde adlandırılan bu farklı boyutlar ile zaman dilimindeki dünyalar arasındaki köprüleri aslı Nazlı Eray olan Neslihan karakteri kuruyor. Gerçekten de sahnede “hakikatin peşine düşmüş” ve bu konuda bir roman yazmakta olan bir kadın yazar karakteri var. Üstelik fizik olarak ve kostümü, aksesuarları ve tavırlarıyla Eray’ı da andırıyor. Sanki Amerika’da olanların da, Türkiye’de olanların da, televizyon programlarının da “birinci gözden şahidi” olan bu yazar zaman zaman Türkiye’deki karakterlerin bazılarını evinde ağırlıyor, bazılarının evine misafirliğe gidiyor.
SAHNE ARKASI: Yazan: Nazlı Eray, Uyarlayarak oyunlaştıran: Cenk Türkkanı, Yönetmen: Sabri Özmener, Dekor tasarım: Mustafa Mahdum, Kostüm tasarım: Berna Yavuz, Işık tasarım: Osman Uzgören, Müzik: Deprem Gürdal, Koreografi: Meltem Yorulmaz, Saç Makyaj: Yeşim Arsoy Baltacıoğlu, Dramaturg: Füsun Ataman, Yönetmen Yardımcıları: Berrin Demir, Yağmur Uzun Demirci
OYUNCULAR: Neslihan: Elvan Eker; Bayan Kahkaha programı sunucusu: Pelin Dikmenoğlu; Stüdyo şefi: Semra Bayraktargil; Ot-bilimci profesör: Savaş Tamer; Marilyn Monroe / Meryem: Pelin Şahin; Bayan Murray / Huriye: Pınar Sesveren; Bay Slatzer / Dr. Ralph Greenson: Abdullah İndir; Rüyalarını Satan Adam: Sedat Keçeci; Gecenin Kuşu programı sunucusu: Burçak Kaya, İsmail: Hasan Çağrı İlikoğlu; Çavuş Clemmons / Tanaş garsonu: Atakan Ertan; Davulla eşlikçi: Faruk Emre Özünlü; Yardımcı Oyuncular: Seca Naz Karabulut, Elif Özge Demir, Mehmet Yasir Demir
İZLENİMLERİM
Oyuncular: Büyük küçük rol ayrımı yapmadan söyleyebilirim ki, oyuncuların hepsi birbirinden başarılı, inandırıcı ve etkileyiciydi. Bu cümle pohpohlama gibi düşünülebilir ama inanın başroldekiler de kısa rolü olanlar da rolü benimsemiş, dikkatle çalışmış, özenle yorumlayan, isabetle seçilmiş sanatçılardı. Romandan sahneye uyarlanan eser âdeta sanatçıların üzerine göre dikilmiş, sanatçılar da daha uyarlama ve sahneleme yapılmadan mizansenleri hissetmişler ve rollerine bürünmüşlerdi sanki.

Marilyn Monroe ve yerli versiyonu gazino şarkıcısı Meryem rollerinde Pelin Şahin mimikleri, jestleri ve danslarıyla ile hem bir Amerikan starı hem de bir yerli gazino şarkıcısıydı. “Seksi-ama-masum” Marilyn’in yerli ayna hayali “masum-ama-seksi” Meryem gerçekten inandırıcıydı. Hele mükemmel Amerikan aksanıyla İngilizce söylediği “Happy Birthday Dear President” ve diğer şarkıları onun canlı olarak söylediğine inanabilmem için tiyatrodan teyit almam gerekti. Keza Pınar Sesveren Bayan Murray ve yerli versiyonu Huriye rollerinde an içinde rolden role geçebilme başarısını gösterdi. Bunu yaparken de sadece repliklere, aksana ve kostüme sığınmadı, beden devinimi de kültürel farklılıkları göz önüne seriyordu. Hele roman yazarı karakteri Neslihan Hanım (Nazlı Eray) rolünde Elvan Eker inanılmaz bir oyun sergiledi. Ben ki eseri kimin yazdığını bilmeden giden yaramaz bir tiyatro seyircisiyim, inanın buna rağmen izlerken “a bu karakter Nazlı Eray’a ne kadar benziyor” diye düşündürttü.

Bayan Kahkaha programı sunucusu rolünde Pelin Dikmenoğlu yırtmacı eteği ve yırtmacı örtüşündeki erotizm, değil kalçadan yürüyüşü, topuklu ayakkabıları bile bana televizyon kanallarının yüksek reytingli “içi boş yapay kahkahalarla” dolu programlarında geziniyormuşum hissi verdi. Keza Gecenin Kuşu programı sunucusu rolünde Burçak Kaya o denli gerçekti ki bir an “ben bu programları izlemeyi bırakmamış mıydım” diye düşündüğümü fark ettim. Ot-bilimci profesör rolünde Savaş Tamer âdeta doktor meslektaşlarımdan biriydi. Hasan Çağrı İlikoğlu’nun İsmail'i gerçekten öfkelenilecek bir adamdı. Abdullah İndir’in Bay Slatzer/Dr. Ralph'ı Greenson yorumu ile Atakan Ertan‘ın Çavuş Clemmons/ Tanaş Garsonu, Sedat Keçeci’nin Rüyalarını Satan Adam yorumu oyunun yolunda gitmesini sağladı. Stüdyo şefi rolünde Semra Bayraktargil ufacık bir rolle bile deneyimli bir tiyatro oyuncusu olduğunu kanıtladı. Yardımcı oyuncular Seca Naz Karabulut, Elif Özge Demir, Mehmet Yasir Demir oyuna renk kattılar. Oyuna davulla eşlik eden Faruk Emre Özünlü hem seyircinin dikkatini yönlendiriciydi hem de solo-orkestra işlevi gördü.

Sahneleme: Konu karmaşık gibi gözükmekle beraber sahneleme öyle ustaca yapılmış ki, bazı sahnelerde olacaklar tahmin edilebilirken, bazılarında şöyle olsa diye düşündürüyor, bazıları ise tamamıyla sürpriz olup ilgiyi canlı tutuyor. Öylesine ki, bir roman beyaz perdeye çekildiğinde insan yine de romanı okumak ihtiyacı hisseder, bu temsilden sonra ben romanı okumak ihtiyacı hissetmedim. Çok satan kitaplarıyla tanınan Nazlı Eray’ın yazımına diyecek hiçbir söz yok elbette ama romanı uyarlayarak oyunlaştıran Cenk Türkkanı’nın ve yönetmen Sabri Özmener’in yaratımları da bir o kadar takdiri hak ediyor.

Mustafa Mahdum’un aynı sahnede öyküdeki beş farklı mekânı tanımlayan yalın ve işlevsel dekoru, Osman Uzgören’in zaman ve mekânın algılanmasını sağlayan ışık tasarımı ile birleşince kâh Marilyn’le Amerika’da bir partide veya yatak odasındaydık, kâh Türkiye’de Meryem’in, Huriye’nin veya yazar Neslihan hanımın evinde ya da bir kafede veya sokaktaydık ve bazen de bir televizyon stüdyosundaydık. Füsun Ataman’ın dramaturjisi ile Berna Yavuz’un karakterlerin sosyolojisi ve psikolojisini isabetle tanımlayan kostüm tasarımı ve Yeşim Arsoy Baltacıoğlu’nun makyaj tasarımı, Meltem Yorulmaz’ın sahne çalmayan aksine renk veren koreografisi ile Deprem Gürdal‘ın orijinal müzikleri sahnelemeye müzikal tadı vermişti.
Romanda olmayan bir yaratım televizyon stüdyosunda çekim yapılırken oradaki seyircilere üzerinde ALKIŞ yazan bir pankartla alkışlama komutu veren stüdyo şefi tiplemesiydi. Bu dahiyane fikir sayesinde hem o anda televizyon stüdyosunda çekimde olduğumuza inandık, hem oyuna dahil olup çocuklar gibi sevindik hem de sahnedekileri alkışlamış olduk. Şimdiye kadar buna benzer gördüğüm tek örnek, bir operada, sahnede olanları altını çizerek daha iyi betimlemek amacıyla kullanılan, örneğin silah patlama sesi için “bam” yazılı” pankart açılmasıydı. Ama Marilyn’deki ikaz, seyirciyi alkış aracılığıyla sahne cam duvarının ötesine geçiriyor, bizi oyunun karakteri, oyunu da hayatımızın geçeği kılan müthiş bir sihirli tünel sunuyordu. (Klasik müzik konserlerinde eser bölümleri arasında “ALKIŞAMAYIN”, bitince “ALKIŞ” pankartı gösterilse ne iyi olur!)
İtiraf etmeliyim ki, önyargılarım nedeniyle, yatak odası sahnesiyle başlayan, kadın aleyhine cinsiyet eşitsizliği ile sonlanan, Marilyn Monroe’nin alameti farikası erotizmi örtülü şekilde sergileyen eserin, “bu diyarda” ne tür bir “tebessüm” yaratacağını merak ediyordum. Saygılı Pursaklar izleyicisiyle ağzına kadar dolu salonda kimse ne bir an telefonuna sarıldı, ne de ilgisi ve dikkati bir an azaldı, bana da gözümü sahneden alıp not tutmama izin vermedi. “Kızım sana söylüyorum, tek sen değilsin, bak şan şöhret içinde yaşayanların yaşamı da seninkine benziyor. Oğlum sana da söylüyorum, kim ve ne olursan ol kadına saygılı ol”, mesajını hepimiz aldık. Çünkü “zaman ve isimlerin değişebileceğini ama hikâyelerin değişmeyebileceğinin” farkına vardık.

Marilyn ölümü ensesinde veya içinde hissettiği zaman “Cursum perficio, yolumu tamamladım, diyor. Oyunun yönetmeni Özmener‘e bu ifadenin onun için anlamını sorduğumda “Ben bir yolumu tamamladığımda yeni bir yola yelken açarım”, dedi. Marilyn de tahsis edilmiş yollarda yaşam tamamlanmadan yeni yaşam yollarına sapılabileceğini mi, anlatıyordu acaba?
Yazının başına geri dönecek olursam: “Bitsin önyargılar”; “Teşekkürler Çiğdemim Derneği”; “Tebrikler rengarenk simlerle bezeli Marilyn oyunu” ve Yaşasın Sanat!
Eseri tiyatro formatına uyarlayan Cenk Türkkanı Atatürk Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü ve Ankara Üniversitesi DTCF Tiyatro Bölümü mezunu. Tanrıların Ezgisi, Ölü Doğum, Nakş-ı Zigetvar, Öteki Ankara Müzikali, Beyaz Yakalı, Brecht’in Gözlüğü, Ölü Kadınlar Müzikali, Enfiyenin Zararları, Tanrım Merhamet Et!, Tümülüs, Torpil, Üç Arkadaş, Mevsimlerin Oluşumu, Resim Sergisi, adlı oyunları yazmış. “Öteki Ankara Müzikali” Necati Cumalı Oyun Yazma Yarışmasında birincilik ödülüne layık görülmüş. Seçme oyunları Mitos Boyut Yayınevi tarafından “Toplu Oyunlar 1 ve Toplu Oyunlar 2” adıyla kitaplaştırılmış.
Eseri sahneye koyan Sabri Özmener, Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuvarı Tiyatro Bölümünden mezuniyetinin ardından Bursa, Ankara, İstanbul, Antalya DT’ları bünyesinde oyuncu, rejisör ve yönetici olarak görev almış. Özmener şimdiye dek sayısız eserde sahneye çıkmış ve hatırı sayılır sayıda eser sahnelemiş, hatta koreografisini hazırladığı eserler de olmuş. Bunlara ek olarak Avrupa Yakası dahil çok sayıda dizide, TV programında ve özel tiyatrolarda rol almış, uzun metrajlı ve belgesel filmlerinde oynamış. Dans alanında ödülü olduğu gibi dördü yönetmenliği, diğerleri oyunculuğu için verilen, tam dokuz ödüle layık bulunmuş olan sanatçı halen Antalya DT’nda oyuncu ve rejisör olarak çalışmaktadır
Notlar: Temsil fotoğrafları: DT fotoğraf sanatçısı, Selam fotoğrafları: Pınar Aydın O’Dwyer. Daha önce Diyarbakır’da da sunulmuş olan oyun 25, 26, 27 Kasım’da Van Kültür Merkezi’nde sahnelendi. Umarım, Van’daki sanatseverler de kaçırmamışlardır.
Pınar Aydın O’Dwyer
30 Kasım 2025, Ankara
Kaynaklar
- https://tiyatrolar.com.tr/tiyatro/marilyn-venusun-son-gecesi
- Eray N: Marilyn- Venüs’ün Son Gecesi. Doğan Kitap, 2010


























